
elimdekiler bitene kadar kitap satın almayı kendime yasaklamış olabilirim ama, hayatımdakisevgiliinsan'a kitap almak (erken kaybedenler- emrah serbes) ve onun bana kitap alması (istanbul'da ölmeden önce yapmanız gereken 101 şey- aydoğan özkan) yasak değil ki bence.
bir de, her yere taşıyabilmek için cep kitabı almak da kuralı bozmaz (son ada- livaneli- remzi kitabevi), üstelik bu kitap 6,90 lira ise.
:)
livaneli'nin 2008'de basılan romanını yeni gördüm ben. yukarıda da dediğim gibi minicik ve oldukça uygun fiyatlı olunca da "kaçırmayayım" dedim. 2009 orhan kemal roman armağanı kazanan kitap oldukça sürükleyici, 2-3 oturuşta rahatlıkla bitirilebilir.
livaneli, bu kitabında, bilinçli olarak, oldukça sade ve hatta basit bir dil ve anlatımı tercih etmiş. zaten, kitabın kurgusu gereği, hikayeyi bir yazar değil de sıradan bir insan anlatıyor.
hikaye de kısaca şöyle:
"düşsel bir ada"da , doğadan kopmadan, "medeniyet" diye adlandırdığımız pek çok şeyden uzak (zira ihtiyaç duymayarak) huzur ve mutlulukla yaşayan 40 hanenin halkı... küçük ve paylaşımcı/ dayanışmacı bir topluluk... bir gün adalarına gelip yerleşen eski bir diktatörle alt üst olan düzenleri, hayatları... üstelik bu diktatör, düzensizlikten dem vurarak düzen ve medeniyet getirmek için ve "demokrasi" kisvesi altında yapıyor tüm istediklerini. ikna, aldatma ve tehdit ile kabul ettirerek... "mülkiyet" kavramını sokuyor akıllarına, doğayı değiştirmek için mücadele başlatıyor... nihayetinde doğaya yenik düşüyor elbet. lakin, adanın tüm güzelliği de yok olup gidiyor bu süreçte...
kitap, çok yalın bir şekilde, insanların göz boyama ve azıcık da korkuyla nasıl uyuşturulabildiklerini gözümüze sokuyor. ve bu uyutulmuş, kandırılmış insanların sahip olduğu sözde "demokrasi"nin nasıl tehlikeli bir şeye dönüşebildiğini de...
bu arada,
hikaye tanıdık geldi mi?