düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mart 15, 2020

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür; ve bir orman gibi kardeşçesine!


Zorlayıcı zamanlardan geçiyoruz.
Korku, endişe, panik, bilgi kirliliği...
Bununla beraber farkındalıklar kazanıyoruz, sınırlarımızı keşfediyoruz, gelişiyoruz esasen her birimiz.
Benim tüm bu olanlardan aldığım en temel mesaj:
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”!
Avustralya’daki yangınlar, Suriye, depremler, şehitler, mülteciler... Kendimize değmeyince uzaktan izleyip üzüldüğümüz ama aslında anlayamadığımız durumlarken şimdi küresel bir ölüm tehditi ile karşı karşıyayız her birimiz.
Coğrafya, ekonomik durum vs ayırmadan “insan” paydasında eşitliyor hepimizi bu durum. Yani, zaten gerçekte olanda...
Ne farkımız var ki birbirimizden, hepimiz biriz ve bağlıyız birbirimize...
Bu gerçeği idrak ediyorum daha derin biçimde.
Aldığım bir diğer mesaj ise, yarattığımız yapay gerçekliklerin kırılganlığı. İş, kariyer, sosyal hayat... Modern/ kentli insanın kendini değerli hissetmek için uydurduğu ve hiç durdurulamaz sandığımız oyuncaklarımız... Bir gün işe gitmesek dünya yıkılır sanırdık, işler bizsiz yürümez, her hafta sonumuz hınca hınç insan ve etkinlik ile doluydu. Kendi yaptığımız planları, programları değiştirilemez zannediyorduk. Bunları normal kabul etmiştik. Ta ki ihtiyacımız olanın doğada olmak, yuvamızda olmak, kendimizle kalmak olduğunu minicik virüsler bize anlatana dek...
Evimde kitaplarımla, filmlerle, yazarak ve düşünerek geçireceğim, bolca yoga ve meditasyon yapacağım, doğada yürüyüşlere çıkacağım bir zaman dilimi olarak değerlendirmeye niyetliyim bu dönemi.
Dilerim hepimiz imkanımız ölçüsünde en sağlıklı, verimli ve iyi biçimde atlatırız🙏🏻
Yaşanan her şeyin bir nedeni olduğuna, tekamülümüze katkı için gerçekleştiğine inananlardanım ben💫
Bu sürecin bana, ülkeme, dünyaya katkılarını kabul ediyorum, ben nasıl katkı olabilirsem öyle davranmaya niyet ediyorum🙏🏻

Perşembe, Ocak 30, 2020

Medeniyet İyi mi Kötü mü?

Yazmayı oldum bittim çok sevdim de, bazı dönemler oluyor ki zihnimden sürekli bir şeyler geçiyor ve ben hepsini yazıya dökmek için yanıp tutuşuyorum. Bu ara da öyle bir dönemimdeyim.
Instagram'ı daha nadir olarak, gördüğüm güzellikleri çekip paylaşmak için kullanırken, daha çok aklımdan geçenleri paylaşmak için kullanıyorum; önce sözler geliyor, sonra ona uyacak bir fotoğraf arıyorum çoğu zaman galerimden. Biraz da günlerimi, yıllarımı ilerde hatırlamak için her gün bir paylaşım yapmayı seviyorum.
Bu aralar öyle çok ki anlatmak istediklerim, insatgramda hikayelerim pıtır pıtır doluyor, günde bir gönderi yetmez oluyor. 
Derken, dedim ki "Benim bir bloğum vardı! Bir zamanlar içimden gelenleri, anılarımı sık sık paylaştığım... Neden artık sadece aylık ve yıllık değerlendirmeler için kullanayım, neden böyle yoğun zihin akışı dönemlerimde orada yazmayayım?"
Ve zihnime takılan bir meseleyi paylaşmak için eski günlerdeki gibi bilgisayar başına oturdum:)
Bu konuyu paylaşmadan önce, anlatacaklarımın tamamen kişisel fikrim olduğunu, bilimsel verilere dayanmadığını, katkı sağlayacak her türlü görüşe teşekkür edeceğimi belirtmek isterim.
Şöyle ki, yeni akımlar, düşünceler başta benim de ilgimi çekse de, zamanla suyu çıkıyor, trende dönüşüyor ve pazarı oluşup ticarete dökülüyor gibi bir gözlemim var. Bu nedenle de saflığını kaybediyor gibi geliyor ve mesafeli durmaya başlıyorum. Zaten genel olarak, hiçbir fikrin körü körüne savunucusu olmanın doğru olmadığına yürekten inanıyorum.
Modern çağa ait her şeye "tu kaka" deme ve eskinin daha iyi olduğunu savunma modası var malum.
Sapiens'i okurken bu konuda zihnimde bir lamba yanmıştı; bizim hep öyle sandığımız gibi, dünya kötüye falan gitmiyor! 
Kanserler, hastalıklar artmıyor. Hep vardı, tanı bilinmiyordu ya da insanlar yaşlanacak kadar yaşamıyordu bile...
Madem o kadar kötü besleniyoruz ve eskiden çok güzel besleniliyordu, nasıl oluyor da günümüzde daha sağlıklı ve uzun yaşıyoruz artık?
Ya da doktorsuz doğum, evde doğum madem çok iyiydi, neden anne ve bebek ölüm oranları düştü yıllar içerisinde?
Bitkisel yağlar çok iyiydi ve kaliteli kozmetik ürünleri kötü de, nasıl oluyor da eskiden insanlar 40 yaşında yaşlı görünürken genç kız gibi görünüyorlar şimdilerde?
Ablamla bu meseleyi konuştuğumuzda, kimyasal cilt bakım ürünlerinin en azından bilimsel laboratuvarlarda defalarca test edilmiş ürünler olduğunu (hayvanlar üzerinde deney yapan markaları kullanmıyoruz) söylüyor ve ben ikna oluyorum açıkçası:)


Bu "doğal" meselesi ile ilgili çok güzel bir yazı okumuştum, maalesef yazanı hatırlamıyorum şimdi. "Doğal olan her şey iyi gelir"in bir yanılgı olduğunu, bitkilerin kullanımının çok hassas bir konu olduğunu; oranının, hangi bölgesinin hangi döneminde kullanılacağının, kullanım şeklinin vs çok iyi bilinmesi gerektiğini anlatıyordu.

İşte böyleyken böyle. Fikri, bilgisi olanlar paylaşırsa, kaçırdığım noktaları gösterirse çok memnun olurum:)
*Daha geniş bir felsefeden bakıyor ve "medeniyet" adı altındaki her şeyin doğaya, doğal akışa çomak sokmak olduğunu ve insan ırkının yaşam süresini ve kalitesini uzatmak için ilerlerken ekolojik sisteme zarar verdiğini savunanları ayrı tuttuğumu da belirteyim.* 



Cumartesi, Aralık 29, 2018

2019’a girerken- Yeniyıl Kararları

Yılın son günleri malum. ‘Nasıl bir 365 gün yaşadım’ı değerlendirme zamanı.
🌱🌱🌱🌱🌱
Bu yılın en büyük armağanı, hiç şüphesiz, çalışmaya ara verip seyahate çıkmak oldu.
Benim için müthiş, ama ‘herkes yapsın dünyanın en güzel şeyi’ falan da değil. Bunu ballandıra ballandıra pazarlayıp satmak istemiyorum...
Takdir edenlere çok teşekkür ederim, benzer hayali paylaşanların daha güzelini yaşamasını dilerim, eleştirenlere de kendi hayatına bakmasını salık veririm 😄
🌱🌱🌱🌱🌱
Ben ve eşim hayal ettik -hiç unutmuyorum o günü- (burası şans kısmı), 3 yıl bunun için para biriktirdik, sabrettik (burası da emek). Sadece ‘çok şanslı’ olduğumuz için gerçekleşmedi yani hayalimiz... İkimiz de mezun olduğumuzdan beri (22 yaşımızdan bu yana) bilfiil çalışıyoruz ve hep hesaplı yaşadık.
Düğünümüzün (yemeksiz, alkolsüz mü😱), gelinliğimin (tasarım değil, olacak şey mi 😱), evimizin, mobilyamızın (salon takımı yok😱), beyaz eşyamızın (bekarlıktan kalanlar mı😱), genel olarak yaşam tarzımızın mütevaziliğini ‘ucuzcu’, ‘cimri’, ‘özenilmemiş’ bulanları hep sezdik (bazen cüret edip açık açık söylediler zaten) ve hep görmezden geldik. Çünkü bizi satın almak mutlu etmiyordu, biliyorduk. Eşyalarla mutlu olanlardan üstün olduğumuz için değil, sadece böyleydi bu...
🌱🌱🌱🌱🌱
Velhasıl, bu yılın en temel öğretisi de şu oldu;
“İçinde Bulunmadığınız Bir Durumu Yargılamayın” (sözü sevgili arkadaşım @semragulustan da görmüştüm 💛)
Kendim müdaheleden, kararlarımın anlamaya çalışılmadan değersizleştirmesinden çok rahatsızlık duyuyorum. Bunu kimseye yapmamak için özel bir çaba göstereceğim ben de yaşamımın geri kalanında...
Herkesin farklı hikayesi, farklı hayalleri olduğunun bilincinde olmaya çalışacağım her sözümde, her davranışımda.
🌱🌱🌱🌱🌱
Şimdiden herkese gönüllerindekine kavuşacakları bir yeni yıl dilerim💛


Pazartesi, Aralık 10, 2018

Büyüme Sancısı...

“Her çocuk er geç aynı şeyi yaşar: bir zaman gelir, onun için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç. Tam olarak ne zaman yaşarız bunu: evin dışarıya karşı bir sığınak olduğu kadar bir engel de olduğunu farkettiğimiz an mı? Evin geçici, ana babamızın güçsüz, ölümlü olduğunu sezdiğimiz an mı? Yoksa evin bize bir iç dünya bağışlarken aynı zamanda büyük bir iç sıkıntısı da verdiğini, bir iç dünyası olmanın bedelinin bu iç sıkıntısı olduğunu fark ettiğimiz an mı? "
Nurdan Gürbilek


Akışta kalmak; neşe-keyif-coşku dolmak

“Akışın dışında kaldığınızı bitkinliğiniz, üzüntünüz veya öfkenizle anlarsınız. 
Ve yeniden akışta olduğunuzu ferahlama, memnuniyet ve neşe-keyif-coşkunuzla anlarsınız. 
Kanallarından lütfun akışını hissettiğinizde bedeniniz bile rahatlar. 
Kalbiniz neşe-keyif-coşkuyla doludur!
....
Yılın sonlarına doğru bu armağanlar verme döneminde, hiç şüphesiz sevginizi paylaşın. Ancak, almayı, kabul etmeyi de unutmayın. 
Oturun. 
Nefes alın. 
Yaratanın sevgisini kabul edin. 
Armağanlarınızı zarafetle kabul edin. 
Şükranlarınızı, takdirinizi ve minnetlerinizi verin.” 


Mor Alev’den

Pazartesi, Aralık 03, 2018

Toltek Bilgelik Duası

Toltek Bilgelik Duası

"Evrenin yaraticisi, bana yasam denen armagani verdigin icin tesekkur ediyorum. Gercekten ihtiyacim olan her seyi bana verdigin icin tesekkur ederim. Bu guzel bedeni ve zihni deneyimleme imkani verdigin icin tesekkur ederim. Tum sevginle, saf ve sinirsiz ruhunla, sicak ve parlak isiginla icimde yasadigin icin icin tesekkur ederim. Gittigim her yerde sevgini paylasmak icin, sozlerimi, gozlerimi, yuregimi kullandigin icin tesekkur ederim. Seni oldugum gibi seviyorum cunku ben senin yarattiginim. Kendimi oldugum gibi seviyorum. Yuregimdeki sevgiyi ve huzuru hep korumama yardim et. Bu sevgiyle yeni bir yasam yaratmaya ve hayatimin geri kalan doneminde sevgiyle yasamama yardim et.

Amin. 
Don Miguel Ruiz

Cuma, Kasım 30, 2018

Vatan...


Türkçe ders kitabımızdaki bu hüzünlü pasajı okuduğumda 11-12 yaşlarındaydım sanırım. Küçücüktüm; ama, dokunmuştu bir yerlerime.
Bali’deki ilk günümüzde, uzun zamandır ülkesinden ayrı bir Türk ile karşılaşıp 3 saat aralıksız sohbet edince, içindeki anadilinde anlatma ihtiyacını sevecenlikle karşıladım. Ve hafızam Refik Halit Karay’ın müthiş hikayesini çağırıp getirdi 20 sene öncesinden o ana...
İki aydır yurtdışındayım. Harika geçiyor seyahatim; ve bir yandan da Türkiye’yi özlemediğim gün yok!
Türkiye’den en uzun ayrı kalışım 5 aydı. İlk yurtdışına çıkışımdı, 19 yaşındaydım, Erasmus öğrencisi olarak Bremen’deydim. Hayatımın en özgür, en eğlenceli, en öğretici dönemiydi; ve bir yandan da Türkiye’yi özlemediğim gün yoktu!
Bugün o sohbet esnasında tekrar anladım; görülmeyen sapasağlam bağlarla bağlıyım ben doğduğum topraklara.
“Türklüğe övgü”, “En güzel kültür bizim kültür” vs değil bu. Ama “vatan” diye bir gerçeklik var. Ve vatan topraklarından uzakta olmak, bir yanıyla eksik hissettiriyor bana hep... Tüm keşfetme ve özgürlük sevdamın yanısıra, aidiyet ihtiyacım çok büyük. Alışkanlıklarıma bağlıyım, aşinalığın konforunu seviyorum.

Allah kimseyi yuvasız, vatansız, aidiyetsiz bırakmasın🙏🏻


Pazartesi, Eylül 10, 2018

Meksika ve El Salvador’da Yaşayan Nahua Yerlilerine Ait Bir Dua


“Annemi ve babamı; bilmeyerek yaptıkları hataların sorumluluğundan ve suçluluğundan azat ediyorum…

Çocuklarımı, beni gururlandırmaları gereği inancından azat ediyorum ki; sadece kendi kalplerinin onlara seslendiği yöne doğru rahatlıkla gidebilsinler.
Eşimi; beni tamamlaması mecburiyetinden azat ediyorum. Ben eksik değilim; çevremdeki her canlıdan, her an yeni bir şey öğreniyorum.
Ailemin atalarına ve büyük ebeveynlerime; benim şu anda hayatta olmamı sağlayacak şekilde var oldukları için teşekkür ediyorum. Onları geçmiş hatalarından, tamamlanmamış arzularından azat ediyorum. Her birinin, zamanın ve koşulların gerektirdiği en doğru şekilde davranmaya gayret ettiğinin farkındayım. Onları seviyor ve onurlandırıyorum.
Kimseden saklayacak bir şeyim olmadığı gibi kimseye bir borcum da yok. Kendim, olduğum gibiyim.
Kalbimin bilgeliğini izleyerek ve kendime dürüst olarak yaşam yolumu yürürken huzurumu ve mutluluğumu gölgeleyebilecek olan görünen ya da görünmeyen tüm bağların sorumluluklarından kendimi azat ediyorum.
Kendi huzurum ve mutluluğum yegâne sorumluluğumdur.
Ötekilerin beklentilerini karşılamak üzere yüklendiğim tüm rollerimi bırakıyorum.
Kendimi onaylıyorum ve kendime saygı duyuyorum.
Benim ve senin içimizdeki yüceliği selamlıyorum ve hatırlatıyorum: Biz özgürüz.”


Cuma, Ağustos 17, 2018

Mahatma Gandhi'nin Her Gün Okuduğu Dua


“Allahım!

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için ve yalan söylememek için bana yardım et. 
Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma ve eğer bana güç verirsen muhakeme yeteneğimi alma. 
Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğümü alma. 
Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı alma. 
Görünenin diğer yüzünü de görmeme yardım et. 
Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme. 
Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana. 
Başarılı olduğum zaman zafer sarhoşu olmama izin verme. 
Başarısız olduğum zaman, umutsuzluğa düşmeme izin verme. 
Daha ziyade, başarısızlığın başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla. 
Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu hatırlamamı sağla bana. 
Eğer paradan yoksun bırakırsan, benden umudu alma. 
Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için benden irade gücünü alma. 
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu benden esirgeme. 
Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme erdemini ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana. 
Allahım! 
Eğer ben seni unutursam sen beni unutma.”

Pazartesi, Temmuz 30, 2018

Nofilter/ Yesfilter



Bu görseli ilk gördüğümde çok güldüm. 
Sonra, ister istemez üzerine düşünürken buldum kendimi... 

Hakikaten de sosyal medyada her gün bu düzeyde filtre ve düzenlemeye maruz kalmış selfieler görüyoruz. Özellikle de, belli yaşın altındakiler çok yapıyor bunu.
Tamam, hepimiz fotoğraf düzenlemeyi seviyoruz, çağın eğlencelerinden biri bu artık.
Ama, açıkçası, kişinin kendi bedeninin fotoğrafına bu derece düzenleme yapmasını endişe verici buluyorum...
Olmadığı biri gibi görünme arzusunun benlik algısını bozabilme ve benlik saygısını düşürebilme ihtimali epey riskli...
Bunun kişiyi kendine yabancılaştırabileceğini, kendini olduğu gibi kabul edip kusurlarıyla benimsemesini zorlaştırabileceğini düşünüyorum.
Fikirlerinizi merak ediyorum, katkılarınızı önemsiyorum 🤗

Pazar, Temmuz 29, 2018

Cep Hikayeleri

Bizim evde televizyon açılmıyor. 

Ben oldum bittim izlemezdim, hayatımdakisevgiliinsan da çok düşkün biri değildi zaten, zamanla hiç aramaz oldu o da .
Bunu bizi takdir edin diye söylemiyorum. 
Hatta bazen gündemi takip etmede eksiklerimi fark ediyorum televizyon izlemediğim için, “arada açmak mı gerek acaba?” diye düşündüğüm oluyor.. Ama alışkanlık olmayınca olmuyor.
Neyse, tabi ki, diğer ekranlarla epey vakit geçiriyoruz bir diğer yandan...
Akşam yemeği sırasında genelde tabletten takip ettiğimiz YouTube kanallarının videolarını izliyoruz mesela (bebekler gibi, tabletsiz yemek yiyemiyoruz🤪).
Uzun zamandır takip ettiğimiz kanallardan biri Cep Hikayeleri.


5-6 dakikada ilham veren ve ilginç hayat hikayelerini çok güzel biçimde belgesel tadında anlatıyor.
100. bölümü olmuş, bu bölümde bu hikayelerin ilk çıkış fikri anlatılmış.
Muhakkak haberi olanlar vardır, bilmeyenlere izlemelerini tavsiye ederim bu minik hikayeleri📽


Çarşamba, Aralık 27, 2017

Nargudan- Noel- Yılbaşı

Bu topraklarda herhangi bir konu yok ki kutuplaşılmasın. Şiddetle kutuplaşılan bir konu da yılın son ayında gündem olan “noel-yılbaşı” meselesi.
Sokaklarda ve sosyal medyada gördüğümüz üzere,  bir kesim aralık ayını çok seviyor. Bir yıl bitiyor diye onu uğurlarken ve yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken çok umutlu ve heyecanlı. Bu ayın yeşil- kırmızı dekoratif havasını da seviyor, çam ağacı süslüyor vs.
Bu, tamamen kişinin kendi hayat tarzı, yaşam biçimi ve hiç kimseye bir zararı yok. Ama her nedense, bir diğer kesim bundan çok rahatsız. Ama, öyle böyle değil. İnstagramda baya kavgalar kopuyor fotoğrafların altındaki yorumlarda. Ayetler paylaşılıyor, dersler veriliyor vs. Ben bu tavrı, çok saldırgan ve kibirli buluyorum. Bir başkasına kendi yaşam biçimini dayatma hakkı varmış gibi davrandıklarını düşünüyorum çünkü.
Öncelikle, yeni yılın 31 Aralıkta, Noel’in 25 Aralıkta kutlanan iki farklı gece olduğunu vurgulamakla başlamak istiyorum. Miladi takvime göre 31 Aralık yılın son günüdür ve dünyanın çoğu yerinde kutlanır. 25 Aralıksa Hz İsa’nın doğumunun kutlandığı Hristiyanlar için önemli ve özel bir gündür. Yani yılbaşı Hristiyanlara özel değildir ve herkes kutlayabilir; dileklerde, dualarda bulunabilir.



İkinci olarak, kabul edelim ki, Türkiye’de yaşayan herkes Müslüman değil ve herkes kendi istediği biçimde yaşamakta özgür. Gidip birinin fotoğrafının altına ayet yazıyor mesela biri, ama belki o kişi Müslüman değil zaten… Ya da Müslüman ama Kuran-ı Kerim’in kabul ettiği Hz. İsa peygamberin doğum gününü kutlamakta bir sakınca görmüyor… Kaldı ki az çok tarih bilgisi olan herkes bilir ki, kültürler birbirinden etkilenir, ritüeller kültürden kültüre aktarılır… Çam ağacı süslemek, bir anda Hristiyanların bulduğu bir gelenek değil mesela. Onlara da kendilerinden önceki toplumlardan 16. yy’da geçmiş. Oysa asırlar asırlar önce Orta Asya’daki Türklerin “Nardugan” bayramında (21-22 Aralık) çam ağacı süslediği biliniyor. Belki şu an ülkemizde çam ağacı süsleyenler de atalarının geleneklerini sürdürüyorlardır, kim bilir…
Her ne olursa olsun, insanların birbirlerinin inançlarını yargılamaya, sorgulamaya ve eleştirmeye hakkı var mı? Kendini üstün görmek olmuyor mu bu? Kendini Allah’a herkesten yakın sanmak, herkese kendi doğrusu empoze etmeye çalışmak, din-iman öğretmeye kalkışmak olmuyor mu?



Ben ki, mesela evime gelip evimle ilgili –ben sormadan, danışmadan- görüş ve öneri sunanlara bile acayip sinir olurum.  Şunu derim içimden “Yaşamadığı evin düzenini değiştirmeye çalışıyor. Cürete bak.” Bu duruma bu gözle bakarsak “Yaşamadığı hayatın biçimini değiştirmeye çalışıyor.” Hem cüret hem de beyhude bir çaba…. Kim kimi değiştirebilir ki bu hayatta, kendinden başka…
Sözün özü, bence her birimiz daha çok okuyalım, öğrenelim; daha çok sevelim ve kabul edelim, kimsenin yaşam biçimini değiştirmeye çalışmayalım bu yıl. Sevgi ve bilgi en büyük güç ve güzellik çünkü yaşamda…
Şimdiden mutlu yılar diliyorum herkese J


Pazartesi, Ağustos 21, 2017

anne olmak istediğimi anladığım an...

bir anda oldu... datça'daydık.
küçücükken annemlerle gezdiğim zamanların hatıraları canlandı zihnimde. genceciklerdi, her şeyi çocuklarıyla beraberce deneyimliyorlardı. ne güzeldi...
sonra düşündüm; biz hızlı yaşıyorduk ve pek fark etmesek de yaşlanıyorduk... hayatı dopdolu yaşamaya çalışırken, eğer birgün çocuğumuz olacaksa, o dünyaya geldiğinde çok şeyi tüketmiş, çok arzumuza kavuşmuş olacaktık dünyada...
her şeyi ondan önce deneyimlemiş olacak olmamız iyi gelmedi...
ama zaten çocuk istemiyorduk ki! ve kendi adıma, asla isteyeceğimi de düşünmüyordum ömrümce...
ve fakat, 30 yaşımda ilk defa, dünyaya bir çocuk getirmenin güzel olabileceğini hissettim ben...
hiç beklemezken, aniden oldu.
aslında hala, mantıken sıcak değilim bu fikre... dünya (ve elbette türkiye) bunca kötüye giderken çocuk büyütmek çok sancılı bir iş besbelli...
ve fakat, bilmiyorum işte...
içim istiyor. 
kendimden ve çok sevdiğim adamdan oluşan bir canlıyı doğurmak, büyüdüğünü izlemek...
onunla dünyayı yeniden öğrenme ve kendimi de büyütme şansı gibi geliyor...


Perşembe, Ağustos 10, 2017

sosyal medyada "iyilik illüzyonu"

sosyal medyada gördüklerimizin bir illüzyon olduğunu konuşuyoruz sürekli. ama yine de unutuyoruz zaman zaman bu gerçeği. oysa, eminim ben artık:
kimse ne gerçekten o kadar mutlu ne gerçekten o kadar güzel ne o kadar varlıklı ne o kadar nazik ne o kadar duyarlı ne o kadar kitap kurdu ne o kadar aşık...
seçtiğimiz anları seçtiğimiz düzenleme ve filtreler ile süslediğimiz, hayatımızın istediğimiz kadarını/ yanlarını gösterdiğimiz yapay bir zemin... sadece "estetik an"lardan ibaret. 
kendi instagram hesabımdan biliyorum en çok da...


mesela, bu fotoğrafa bakıp "ne şanslılar" diyebilirsiniz pekala... "ne güzel, ne kadar bağlılar" diye düşünebilirsiniz. ama pek azınız ardını görebilir...
evet, gerçekten de şanslıyız elbette. binlerce şükür annem ve ablam hayatımda olduğu için! (bu gerçekten de her gün defalarca tekrarladığım bir dua)
ve fakat, 
3ümüz çok bağlıyız da neden hep 3ümüzüz... 
eksikliği nasıl tamamladık yıllarca, nasıl birbirimize dayanarak ayakta dimdik durduk bugüne dek... nasıl mücadele ettik hayatta, hızla toparlanıp devam ettik... nasıl sardık kaybın yarasını...
kaybetme korkusuyla ne sert biçimde tanıştık da nasıl bir sevdiklerini kaybetme korkusu sardı hepimizi... nasıl sarıldık bu korku ile birbirimize...

ardındaki acıyı, yaşanmışlığı, emeği;
pek çok yaşıtımın aileyi reddettiği yaşta -ergenlikte- ailenin en kıymetli şey olduğunu deneyimleyerek idrak etmiş olduğumu kaç kişi anlayabilir sahi...

Pazar, Mayıs 07, 2017

sizin düzeninizle bağdaşan hiç yönüm yok...

“Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi hava alanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

Tezer Özlü

her okuyuşumda bir defa daha etkileniyorum...

Çarşamba, Nisan 19, 2017

Mutluluk Neydi?

Toplaşın gençler, size mutluluğun sırrını açıklayacağım!!!
:) Ah keşke öyle bir sır olsa, herkes birbiri ile paylaşsa, herkes mutlu olsaydı değil mi?
Sır falan yok elbette... 
Ama, 30 yılda yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var bu hususta. 
Hem kendime -zor zamanlarımda- yardımcı olsun diye hem de belki birilerine de faydam dokunur diye iki kelam etmek istiyorum izninizle;)


1)Başkalarının hayatlarına değil, kendi hayatınıza odaklanın!
O bunu yapmış, bu şunu yapmış diye diğerlerini izlemek, onların sahip olduklarına imrenmek (daha kötüsü, derinlerde bir yerde haset etmek) yerine kendi sahip olduklarınızı fark edip, onlar için şükran duyun.
Nasıl ki çocukken anne babamızın bizi diğer çocuklarla kıyaslaması inciticiydiyse, büyüdüğümüzde de kendi kendimizi sürekli akranlarımızla yarıştırmamız, kimden öndeyiz kime göre geri kaldık derdine düşmemiz ruhumuza iyi gelmeyecektir...
Gözlemlerim gösteriyor ki; başkalarının hayatları ile çok ilgilenen kişiler, sürekli bir haksızlığa uğramışlık hissi taşıyorlar içten içe... Ve bu his, mutlu olmaya gölge düşürüyor fena halde... 
Onun yerine, kendinizin, hayat pastasından büyük ve lezzetli bir dilim hak ettiğinize ve hak ettiğinizi de aldığınıza yürekten inanın:)

2)Kendinize güvenin, inanın ve kendinizi sevin!
Sevgi, her şeyin özü! Önce kendimizi seveceğiz ki, başkalarını da sevebilelim. Kendimizde olmayan bir şeyi başkasına nasıl verelim ki, değil mi ama;)
Kendinizi sevmeye en çok yardımcı olan şey, kendinizi beslemek bana kalırsa. 
Kendinizi geliştirin! Okuyun, iyi filmler izleyin, müzeleri ziyaret edin, konferanslara katılın, tiyatroları takip edin, öğrenin. öğrenmek, başlı başına bir mutluluk kaynağı zaten. Dünyaya karşı meraklı olmak, yeni deneyimlere açık olmak sizi zenginleştirecektir.
Bir diğer şey ise, ilkeli ve dürüst olmak... Anlık/ geçici çıkarlar için değerlerinizden ödün vermemek içinizin rahat olmasını sağlayacaktır...
Kendinizi sevmenin en önemli yanlarından biri de kendinize iyi bakmanız, sağlığınıza dikkat etmeniz elbette! Sağlık olmadan mutluluğun olamayacağını bilmiyor olamazsınız...

3)İnsanları da sevin! 
Sadece kendinizi sevmeniz yetmez:) 
"Şefkatli ol! 
Karşılaştığın herkes zor bir mücadele veriyor"
Demiş Platon taaa 2500 yıl önce...
Şefkatli, nazik ve anlayışlı olun. Hem kendinize hem başkalarına. 
Her davranışın bir sebebi var, unutmayın. Kimse boşuna yapmıyor hiçbir şeyi...
Ve Virginia Satir'in dediği gibi 
"Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor."
Eleştirmek kolay, arkasından konuşmak, hor görmek, küçümsemek... Ama, bunların kimseye faydası yok, inanın...


4)Doğayı sevin!
Doğa başlı başına bir mutluluk kaynağı!
Hayvanlar, ağaçlar, çiçekler, dereler, denizler, dağlar... Fırsat buldukça doğada bulunun. Temas edin bu güzelliklerle:) 

5)Ruhunuza bedeninize zihninize iyi gelen şeyler yapın!
Okul/iş/meslek hayatınız dışında ilgilerinizin olması sizi canlı tutacaktır.
Yürüyüş yapmak da olabilir bu, atkı örmek de, çiçek bakmak da, takı yapmak da, seramik yapmak ya da gitar çalmak da...
Yaparken ve sonrasında kendinizi iyi hissettiren eylemlerden bahsediyorum, anladınız siz;)
Benimki seyahat etmek, iyi müzikler dinlemek ve yoga yapmak mesela.


6)Sosyal ilişkilerinize özen gösterin!
Farklı insanlarla bir arada olmak insanı besleyen ve güçlendiren bir şey bence.
Yanında tüm şeffaflığınızla durabildiğiniz samimiyetteki yakın dostlarınızın yeri apayrı elbette. Onlar, olmazsa olmazlarımız, hayattaki sağlam kayalarımız.
Ama onlara ek olarak, örneğin sadece film zevkinizin çok uyduğu bir arkadaşınızla her ay bir sinemaya giderek, sonrasında film üzerine konuşabilir, damak tadı gelişmiş bir diğeriyle farklı lezzetli yemek deneme günleri yapabilirsiniz;)

7)İşe yaradığınızı hissedin!
Bir insanı en çok mutlu eden şeylerden biri de faydalı işler yapmak.
Her şeyden önce, okulunuzda/iş yerinizde elinizden geleni yapın, sorumluluklarınızı yerine getirin. Çalışkan olmak, kurumunuza katma değer katabilmek size gerçekten iyi gelecek;)
Okul/iş dışında gönüllü bir faaliyette görev almak gerçekten çok iyi hissettiriyor. Yetmezmiş gibi, yeni bir şeyler öğrenmenizi ve yeni insanlar tanımanızı sağlıyor:) 
Atalarımız ne demiş hem, "Veren el, alan elden üstündür" ;)
Okul/iş, aile gibi dar çevrenizden başlayarak halka halka genişleyerek dünyaya olumlu katkıda bulunmak hem size hem evrene iyi gelecek;) 
*Fikir vermesi açısından, benim gönüllü faaliyet gösterdiğim STK'lar; TEGV, AÇEV, Otistikler Derneği.
Örneğin TEGV'de gönüllü olmak için hemen tık tık yapabilirsiniz;)



8)Olumlu bir dil kullanın!
"Önce söz vardı"....
Düşünce, dilden gelir. Kelimelerle düşünürüz.
Sözlerimiz olumlu ise düşüncelerimiz de olumlu olur. Düşüncelerimiz olumlu olursa dilimizden olumlu kelimeler dökülür. 
Ve, bir şey ol'madan önce, düşlemi olur. (bebek bile annenin zihninde var olur önce...)
Düşüncelerimiz, düşlemlerimiz yaşamımız olur nihayetinde... 
Sözümüz, düşümüz tertemiz olmalı ki, özümüz, ömrümüz de tertemiz olsun.

9)Değişim için sorumluluk alın!
Memnun olmadığımız durumlarda sızlanmak yerine inisiyatif alın, ve bir şeyleri değiştirmek için adım atın.
Bir şeylerden şikayet etmek ve birilerinin durumu düzeltmesini beklemek yerine, harekete geçin! Hayatta değiştirebileceğiniz tek kişinin kendiniz olduğunu hatırlayın ve bir şeyleri farklı yapın!
"Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir" diye ne kadar doğru demiş Einstein.
Bir şeylerin farklı olmasını istiyorsanız, şu ana kadar yaptığınız ve işe yaramayan şeyler dışında başka bir şeyler yapmalısınız demektir;)

10)Hayal edin ve çalışın!
Hayal kurmak, istediğinize kavuşmanın ön koşulu...
Ama, kuru kuru hayal etmek yetmez elbette. Emek, çok kıymetli. Hedefleriniz için çalışmak, çaba göstermek ve sabretmek gerekir...
Tüm gayretiniz ve sebatınıza rağmen, hayaliniz gerçek olmaz ise de, bunun, sizin için iyi olan olduğunu kabul etmek...
Her şeyin bir nedeni vardır çünkü... 
"Siz bilmezsiniz, o bilir."


Pazartesi, Mart 13, 2017

tek hikayenin tehlikesi- ted konuşmaları


izlemeyen kalmasın istiyorum!


"bir kişi veya yer hakkındaki tüm hikayeleri incelemeden o kişi veya yeri algılamak mümkün değildir.
tek hikayenin sonucu şudur:
kişilerin saygınlığını ve itibarını yok eder.
tüm insanların eşit olduğuna inanmamızı zorlaştırır.
birbirimize ne kadar benzer olduğumuzdan ziyade ne kadar farklı olduğumuzu vurgular..."

Perşembe, Ağustos 18, 2016

ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol

ben bu deyişteki tüm ruhaniliği bir kenara koyup, sadece dıştan bahsetmek istiyorum.
zira, son zamanlarda, görüntülerimizi, diğerlerince nasıl göründüğümüzü çok fazla önemsediğimizi fark ettim.. 

"genç görünmek istiyorum" 
"bu fotoğrafta burnum büyük görünmüş"
"aaa bu elbise seni zayıf göstermiş" 
"bu model saçını gür göstermiş"
"bu model belini ince göstermiş"
"push up sutyen göğüslerini büyük göstermiş" :)

gibi cümleleri sıklıkla hem kendimiz kuruyor hem de çevremizden duyuyor olmalıyız.

kameraların bunca hayatımıza girmesi ile her gün nasıl göründüğümüzü kaydedebiliyor ve bunu cümle alemle paylaşabiliyor oluşumuzun da bunda etkisi olmalı diye düşünüyorum.

"yaptığımız minik makyaj/ giyim/ fotoğraf hilelerinin kime ne zararı var ki kendimizi iyi hissetmekten başka" diye düşünülebilir elbette.
ama beni rahatsız eden bir şeyler var. 
güzel görünmek istiyoruz, çünkü beğenilmek ve arzulanmak en doğal ihtiyaçlarımızdan biri. bu, tabi ki, anlaşılır bir durum. 
ama sosyal medya ile tanıdık tanımadık herkesin hayatına tanıklık ettikçe "rakip"lerimiz artıyor ve bununla beraber kendimizden ve hayattan beklentilerimiz, isteklerimiz çoğalıyor galiba... dolayısı ile de kendimizden memnun olma düzeyimiz düşüyor sanki...
sosyal medyada gördüğümüz çoğu fotoğrafın benzer 20 tanesinin içindeki en başarılısı olduğunu ve filtrelerle daha da güzel görünür hale getirildiğini unutuyor gibiyiz...
gerçeğin, seçilmiş ve düzenlenmiş fotoğraflardan ibaret olduğu sanrısıyla gerek kendimizdeki gerek diğerlerindeki çirkinliğe tahammülümüz azaldı.
güzel görünmek bir zorunluluk gibi...

bir de matahmış gibi laf üretmişler bir zamanlar. 
neymiş "çirkin kadın yokmuş, bakımsız kadın varmış". belki de "güzel insan yok, çirkin herkes doğal haliyle, ama bakımlı insanlar var"...
velhasıl,
bu sahte, zorlama güzellik peşinde koşma hastalığı zorluyor, yoruyor hepimizi. çirkin görünme hakkımı istiyorum!

Perşembe, Mayıs 12, 2016

blog v instagram

teknoloji cep telefonuna indiğinden bu yana bloglara olan ilgi, hem yazan hem okuyan açısından azaldı. 
başta bu duruma bozuluyordum baya. ve inatla düzenli yazmaya devam etmeye çalıştım bir süre. 
gel gelelim, giderek ben de instagram, twitter'daki kolay ve anlık paylaşımlarla paylaşma ihtiyacımı gidermeye alışmaya başladım sanırım...
hayatımda bilgisayarın yeri, iş yerimden ibaret uzun zamandır. evde bilgisayar açma devrini kapattım sayılır. internetle olan tüm işlerimi telefon veya tabletle yapıyorum. ve fakat blog yazmayı beceremiyorum bilgisayar olmadan... bilgisayarı açmaya ve yazmaya da çoğu zaman üşendiğimden aklıma gelen yazıları yazamıyorum.
mobile indirgenemeyen her şeyin tedavülden kalkmaya mahkum olduğu bir devirdeyiz zannedersem...
avucumuzun içinde olmayan ve anında halledilemeyen her şey zor geliyor artık çoğumuza.


en çok kitap, film, tiyatro, gezi paylaşmayı severdim mesela blogta. 
bir kitap bitti mi, ya da bir film, bir oyun izledim mi, bir seyahatten döndüm mü, uzun uzun üzerine düşünür, fotoğraflarına bakar, sonra özenle anlatırdım burada. 
şimdi öyle mi ya?! kitap okurken, film/oyun arasında, gezi sırasında, bitmesini, sindirmeyi, üzerine araştırmayı beklemeden, an be an paylaşıyorum instagramda. altına da anlık duygular, düşünceler yazıyorum çalakalem. bir yandan daha spontane ve pratik olması elbette çok hoşuma gidiyor; ama bir yandan da emek verilen, özen gösterilen uzun yazıların yazıldığı ve okunduğu (artık kimse uzun yazıya tahammül edemiyor sanki?) blog dönemlerini özlemiyor değilim.

velhasıl-ı kelam, ben içimden geldiğince, burada da yazmaya devam edeceğim;)

Pazartesi, Nisan 18, 2016

hatırla ki kainatı yargılamak imkansızdır...

ESKİ BİR TAPINAK YAZITI

"Gürültü-patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayaller başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kırma sakın; o çöl ortasında yeni yeşil bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile hatırla ki, kainatı yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır."
(Xsentus İ.Ö. 9. yy)