Perşembe, Temmuz 28, 2011

taze fındık

@ itici entel gibi görünmek istemem. lakin, gerçek bu:
"semt pazarlarını seviyorum!"
@seyyar satıcılara da dayanamıyorum. mevsimine/ modasına göre ne satıyorlarsa alıyorum.
ama, bu aralar sattıkları tazefındık hiç dikkatimi çekmiyor doğrusu...

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

balkan gezisi fotoğrafları- sevgili nil'in isteği üzerine ;)


kişisel hayatıma dair fotoğrafları pek paylaşmasam da, blogdaşların istekleri önemlidir;)
takdir edersiniz ki, 1000'e yakın fotoğraf var geziden geriye... lakin burda, her ülkeden bir iki kare:

bosna hersek- saray bosna- semt merkezi


bosna hersek- saray bosna- savaş izleri...


bosna hersek- srebrenica toplu mezar...



bosna hersek- mostar- mostar köprüsünün camiden görünüşü




bosna hersek- poçitel- osmanlı köyü




hırvatistan- split- katedral



hırvatistan- dubrovnik- muhteşem adriyatik



hırvatistan- dubrovnik- semt merkezi



arnavutluk- girişi...


karadağ- yol üstü



makedonya- ohrid- dinlerin kardeşliği...


pekbiçılgın günlerdi


(bu fotoğrafta yokum.)

öğrenciliğim aile evinde geçmiş olsa da ve 2,5 aydır son derece düzenli bi ev hayatım olsa da, istanbul'daki ilk evim olan ve toplam 1 yıl 8 ay yaşadığım o "şirinev"de pekbiçılgın günlerimiz oldu.
ev sahibi olarak 3 kişi görünmesiyle beraber, nüfus ortalama 6'ydı ve oldukça eğlenceliydi.
hele bu kış, abartıp, evi masa tenisi ve wii'den müteşekkil bir oyun merkezine çevirmiştik.
turnuva yapıyor, yemeksepetinden dominos pizza mexicano ve içkisepetinden balyayla bira- cips- çerez sipariş edip kaybedene ödettiriyorduk.

güzeldi.

yaşamboyu sürdürülebilir bir hayat tarzı olmadığını kabul ediyor; amma velakin, yaşamınızın bi döneminde mutlaka denemenizi -naçizane- tavsiye ediyorum.


(burda soldan dördüncü, sağdan üçüncüyüm.)

Salı, Temmuz 26, 2011

2010 yaz seyahatim- köklerime yolculuk:)

bu yıl tatile çıkamayan ben, geçen yılki muhteşem balkan gezimizin fotoğraflarına baka baka iç geçiriyorum...
geçen yıl, bu kadar çok blog yazan bir şahıs olmadığımdan mütevellit, tatilimi paylaşmamıştım sizlerle.

geçen yaz, hayatımın belki de en güzel 10 gününü geçirdiğim, çok eğlenceli, bol bilgilenmeli, çok kültürlü bir tatil yapmıştım.
7 kişi, bosnahersek'ten başlayıp, hırvatistan'a, karadağ'dan arnavutluk'a ve en son da -memleketim- makedonya'ya uzanan özgür bir tur yapmıştık.
yalnızca ilk çıkış ve dönüş uçakla, geri kalan tüm mesafeler kiraladığımız minibüsle;)

son derece keyifliydi.
umarım nice dolu dolu tatillerim, seyahatlerim olur :)


"tatildebilenotalankız" temalı fotoğraf- ohrid gölü

not: balkanlarla ilgili sorularınız olursa, seve seve cevaplarım;)

ben kendim

kendimle ilgili yeni bir farkındalığım oluştu son günlerde.
hayatımdakisevgiliinsan kadar olmasa da, ben de kontrollü bir insanım galiba.
örneğin, hayatımda bir kere bile televizyon karşısında/ klima karşısında/ ışıkta/ ters bir pozisyonda uyuyakalmışlığım yoktur. baktım gözlerim kapanıyor, kalkar kaparım elektrikleri, tıpış tıpış yatağıma giderim, keyifle uyurum.
sonra, mesela -hani çoğu kadın öyle yaptığını iddia eder ya- hiç öyle alışverişte kendimi kaybetmişliğim yoktur. mantıklı, makul bir alışveriş tarzım vardır. evet sık sık yaparım, ama, uygun alırım.
hiç kimseyi, bir tepkimle, bir sözümle zor durumda bırakmışlığım da yoktur.
ne olursa olsun, günü rezil etmeyeyim diye, kendimi sıkıp sıkıp ağlamamaya zorlamışlığım da çoktur mesela...

Cumartesi, Temmuz 23, 2011

bloglardaki "çınar ağacı" furyasına katılmaca

baktım blog yazarları bu ara "çınar ağacı"nı izleyip duruyor, merak ettim ben de.
vizyona girdiği zaman izlemek için hiç istek duymamıştım.
oysa, çok severim türk sinemasını...
velhasıl, bugün bir merakla izledim...
dram da severim aslında (beyaz melek'i bile sevmişimdir mesela).
lakin, pek bi sıkıldım. kurguda, oyunculuklarda (ki kadro oldukça başarılı), çekimlerde başarılı bir yan bulamadım.
aslında, hiçbiri değil de, sanırım, bi filmde temelde beklenen şey, içimizde bi yerlere değmesi, bi yerleri titretmesi, bize hissettirmesi vs.. açıkçası, filmi bu konuda çok güdük buldum...

nazım- nüzhet; beraber olamayacaklarını anlarlar...


....
nazım'ın ilk eşi nüzhet, bir süre sonra, ailesinin de etkisinde kalarak, moskova'daki hayattan yorulur ve alışageldiği hayatı özler.
bir gün nazım'a şöyle der:
"bizim de herkes gibi bir yuvamız, cici bici bir evimiz olsun istemez misin Nazım? bu macera seni yormuyor mu? her akşam ben evimizde seni bekleyeyim, huzur içinde mutlu yaşayalım. sana mı kaldı dünyayı düzeltmek?"
nazım için büyük bir düş kırıklığı olur bu...
....
(kaynak:hıfzı topuz, hava kurşun gibi ağır, 2011)

ben de bir gün sıradan, sıkıcı ve coşkusuz bir kadın olmaktan ölesiye korkuyorum...

yaşa gül sev

işarkadaşımın 1,5 yaşındaki oğlu 5 gün önce kanepeden düştü ve 2 gün önce kusmaya başladı. 2 gündür hastanelerde tetkik tahlil vs. koşuşturuyorlar... araştırılıyor, net bir şey söylenemiyor...
endişesi, telaşı yüzünden okunuyor... nasıl acı çektiği...
böyle durumlar, hepimiz için acı farkındalık anları oluyor...
hiçbir şey önemli değil aslında. zannettiğimiz kadar...
yaşayıp, gülüp, sevip, mutlu olmak var sadece... hala hayattayken...
allah kimseye sevdiklerinin acısını yaşatmasın...

tesadüfler- volume 6

bu ara hakikaten çok sık.
"amigurumi" sözcüğünü 15 dk önce
annem o elişi yöntemiyle küpeler yapar aslında; ama, benim daha önce duymadığım bir kelimeydi.
ve hemen üstüne feysbuk'ta bir arkadaşımın "amigurumi" isimli çeşit çeşit o el işlerinden oluşan bir albüm yaptığını gördüm.
çohilginç bence :)