Pazar, Aralık 19, 2010

beni cesaretlendiren ve destekleyen wasowsky'ye...


toplu taşıma araçlarında kimseye değmemek için gösterdiğim özenin karşılığını görmek istiyorum ben...

adam oturuyor yanıma, tedirgin oluyorum, iyi niyetli mi kötü niyetli mi ayırt edemiyorum, birşey söyleyemiyorum...

annemi arıyorum sonra. adamın kötü bir niyeti varsa da, "yazık lan, onun da bir ailesi var" diye düşünür, vazgeçer diye ümit ediyorum...

psikanalitik yaklaşıma sahip bir psikolojik danışman olsaydım, kesin daha derin anlamlar bulurdum bu davranışımın altında; çocukluğa dönme isteği, regresyon vs...

Çarşamba, Aralık 15, 2010

kaplumbişler


izmir sasalı doğal yaşam parkında yaşayan siyam ikizi kaplumbişler!

Pazar, Aralık 12, 2010

sevdiğim şaraplar

şarap hadisesinden çok anlamam. hangisi kalitelidir, hangi üzümden nasıl şarap yapılır, hangi bölgede hangi şarap üretilir vs.

bir sıcak şarap içmeye bayılırım (evde de yaparım), bir de şirince meyveli şaraplarını çok severim -bilhassa karadut ve ayva-. onun dışında kırmızı/ beyaz şarap seçimini arkadaşlarıma bırakırım.

arkadaşlarımın seçimlerinden öneriler:

*trakia chardonnay-bulgar- beyaz şarap

*kutman- antik anadolu- kırmızı sek

*şirince- beyaz tatlı bi ermeni şarabı vardı bi de, on numara lezzetti.
tavsiye ederim.

seyyar sahne- tehlikeli oyunlar


pek iyi bir tiyatro izleyicisi olduğum söylenemez. yılda 5-6 oyun görüyorumdur ortalama. çoğunda da bir yerden sonra sıkılırım, bitsin isterim.
(bir de kültürlü insan olmakla; tiyatro/ opera/ bale izlemenin ilişkisini tam kavramış değilimdir, de, o ayrı konu.)
5 yıl önce, izmir'de, nisan'da düzenlenen tiyatro şenliklerinde izleme fırsatı bulduğum 2 oyun çok etkilemişti beni. biri kara sohbet diğeri karar kimin.








yılllar sonra, dün akşam 130 dk. boyunca keyifle seyrettim tehlikeli oyunlar'ı. ışık, müzik yok; dekor sade (yalnız 2 salıncak). oyuncu erdem şenocak, elleriyle, ayaklarıyla, mimikleriyle, tonlamalarıyla çok başarılı. mutlaka görülmeli.
oyun, oğuz atay'ın aynı adlı romanından oyunlaştırılmış; 80' ve 50'lık 2 perdeden oluşuyor; tek kişilik; itü maçka kampüsünde ocakta da gösterimleri devam edecek gibi duruyor. ben bir daha izleyebilirim, sizleri de beklerim.
oyunda pekçok vurucu monolog var elbet. lakin benim en çok hoşuma gidenlerden biri:
"tehlikeli oyunlar oynamak isteriz; ama, kılımıza zarar gelsin istemeyiz."

Salı, Aralık 07, 2010

dinlenememe hali

haftasonu bir gün, bi kurs/ hobi/ gönüllü faaliyet neyinle ilgilenmek iyi hoş da, her iki günün de tam gün dolu olması fena bişi.
hergün cumaymış gibi geliyor insana, ama cuma hiç gelmiyor.

her konuda çifte standardımız mevcuttur

toplumumuzda;
zengin çift, resmi olarak evlenmeyip, beraber yaşadığında entel/ aydın/ modern vs. olarak nitelendirilirken;

yoksul çift, resmi olarak evlenmeyip, beraber yaşadığında cahil olarak nitelendiriliyor.

hızla tüketiniz.

hızla tüketmenin hüküm sürdüğü çağımızın son tezahürlerinden biri de, günlük kampanya sunan internet siteleri (bakınız: grupanya, şehir fırsatı, grupfoni vs.)
bilmeyenler için; işbu siteler markaların/ kurumların sadece 24 saate özgü büyük indirimlerinin satışını yapıyor.
hiç ihtiyacı olmasa da, 500 liradan 70 liraya düşmüş birşeyi alan kişi kendini inanılmaz mantıklı birşey yapmış gibi hissediyor.
işin bir de şu boyutu var; insan, "her şeyi satın alabileceği" hissini yaşıyor. bu tabi çok fena birşey değil esasında, ama, sanki değer kaybına yol açıyormuş gibi geliyor bana. çünkü "kullan at" felsefesini destekliyor biraz. "ucuz nasılsa, deneyim gitsin" mantığıyla her şeye bir deyip geçme, hevesini alma ile sonuçlanıyor sanki.
insanlar şimdilerde, koca bir maymun iştahlılıkla, -her biri başlangıç seviyesinde olmak üzre- ata biniyor, oyunculuk eğitimi alıyor, dalış eğitimi alıyor, kayak yapıyor vs.

into the wild

türkiye'de ne zaman gösterime girdi bilmiyorum, ancak, benim filmin farkına varışımının üzerinden çok zaman geçmedi. dün izledim filmi, beğendim.
türkçe'ye "özgürlük yolu" olarak çevrilen film, john krakauer'in biyografik romanından (1996) uyarlanmış; filmin yönetmenliğini ise sean penn (2007) yapıyor.
film christopher mccandless'in doğada, modern dünyanın "ihtiyaç" olarak önümüze sürdüğü her şeyden uzak kalarak yaşama arzusunu ve macerasını anlatıyor. (hayatı hakkında daha fazla bilgi için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Christopher_McCandless)

filmde oldukça anlamlı diyaloglar var; benim en çok hoşuma gideni ise:


"bence kariyer denen şey bir 20. yüzyıl icadıdır ve ben bir kariyer istemiyorum. paraya ihtiyacım yok. insanı ihtiyatlı olmaya zorluyor."


filmin müziklerini eddie vedder yapıyor. harika!


Pazar, Aralık 05, 2010

feysbuktan yeni sosyal kampanya


Profil resminize çocukluğunuzda çok sevdiğiniz çizgi film karakterinin resmini koyun.

Amaç; 6 Aralığa kadar tüm profil resimlerini çizgi film karakterine dönüştürmek.

Çocuk istismarı ile mücadeleye katılın, arkadaşlarınızın da katılmasını sağlayın.

UNICEF