Salı, Temmuz 26, 2011

2010 yaz seyahatim- köklerime yolculuk:)

bu yıl tatile çıkamayan ben, geçen yılki muhteşem balkan gezimizin fotoğraflarına baka baka iç geçiriyorum...
geçen yıl, bu kadar çok blog yazan bir şahıs olmadığımdan mütevellit, tatilimi paylaşmamıştım sizlerle.

geçen yaz, hayatımın belki de en güzel 10 gününü geçirdiğim, çok eğlenceli, bol bilgilenmeli, çok kültürlü bir tatil yapmıştım.
7 kişi, bosnahersek'ten başlayıp, hırvatistan'a, karadağ'dan arnavutluk'a ve en son da -memleketim- makedonya'ya uzanan özgür bir tur yapmıştık.
yalnızca ilk çıkış ve dönüş uçakla, geri kalan tüm mesafeler kiraladığımız minibüsle;)

son derece keyifliydi.
umarım nice dolu dolu tatillerim, seyahatlerim olur :)


"tatildebilenotalankız" temalı fotoğraf- ohrid gölü

not: balkanlarla ilgili sorularınız olursa, seve seve cevaplarım;)

ben kendim

kendimle ilgili yeni bir farkındalığım oluştu son günlerde.
hayatımdakisevgiliinsan kadar olmasa da, ben de kontrollü bir insanım galiba.
örneğin, hayatımda bir kere bile televizyon karşısında/ klima karşısında/ ışıkta/ ters bir pozisyonda uyuyakalmışlığım yoktur. baktım gözlerim kapanıyor, kalkar kaparım elektrikleri, tıpış tıpış yatağıma giderim, keyifle uyurum.
sonra, mesela -hani çoğu kadın öyle yaptığını iddia eder ya- hiç öyle alışverişte kendimi kaybetmişliğim yoktur. mantıklı, makul bir alışveriş tarzım vardır. evet sık sık yaparım, ama, uygun alırım.
hiç kimseyi, bir tepkimle, bir sözümle zor durumda bırakmışlığım da yoktur.
ne olursa olsun, günü rezil etmeyeyim diye, kendimi sıkıp sıkıp ağlamamaya zorlamışlığım da çoktur mesela...

Cumartesi, Temmuz 23, 2011

bloglardaki "çınar ağacı" furyasına katılmaca

baktım blog yazarları bu ara "çınar ağacı"nı izleyip duruyor, merak ettim ben de.
vizyona girdiği zaman izlemek için hiç istek duymamıştım.
oysa, çok severim türk sinemasını...
velhasıl, bugün bir merakla izledim...
dram da severim aslında (beyaz melek'i bile sevmişimdir mesela).
lakin, pek bi sıkıldım. kurguda, oyunculuklarda (ki kadro oldukça başarılı), çekimlerde başarılı bir yan bulamadım.
aslında, hiçbiri değil de, sanırım, bi filmde temelde beklenen şey, içimizde bi yerlere değmesi, bi yerleri titretmesi, bize hissettirmesi vs.. açıkçası, filmi bu konuda çok güdük buldum...

nazım- nüzhet; beraber olamayacaklarını anlarlar...


....
nazım'ın ilk eşi nüzhet, bir süre sonra, ailesinin de etkisinde kalarak, moskova'daki hayattan yorulur ve alışageldiği hayatı özler.
bir gün nazım'a şöyle der:
"bizim de herkes gibi bir yuvamız, cici bici bir evimiz olsun istemez misin Nazım? bu macera seni yormuyor mu? her akşam ben evimizde seni bekleyeyim, huzur içinde mutlu yaşayalım. sana mı kaldı dünyayı düzeltmek?"
nazım için büyük bir düş kırıklığı olur bu...
....
(kaynak:hıfzı topuz, hava kurşun gibi ağır, 2011)

ben de bir gün sıradan, sıkıcı ve coşkusuz bir kadın olmaktan ölesiye korkuyorum...

yaşa gül sev

işarkadaşımın 1,5 yaşındaki oğlu 5 gün önce kanepeden düştü ve 2 gün önce kusmaya başladı. 2 gündür hastanelerde tetkik tahlil vs. koşuşturuyorlar... araştırılıyor, net bir şey söylenemiyor...
endişesi, telaşı yüzünden okunuyor... nasıl acı çektiği...
böyle durumlar, hepimiz için acı farkındalık anları oluyor...
hiçbir şey önemli değil aslında. zannettiğimiz kadar...
yaşayıp, gülüp, sevip, mutlu olmak var sadece... hala hayattayken...
allah kimseye sevdiklerinin acısını yaşatmasın...

tesadüfler- volume 6

bu ara hakikaten çok sık.
"amigurumi" sözcüğünü 15 dk önce
annem o elişi yöntemiyle küpeler yapar aslında; ama, benim daha önce duymadığım bir kelimeydi.
ve hemen üstüne feysbuk'ta bir arkadaşımın "amigurumi" isimli çeşit çeşit o el işlerinden oluşan bir albüm yaptığını gördüm.
çohilginç bence :)

Cuma, Temmuz 22, 2011

aşkın halleri


3,5 ay sonra kara talihi değiştirip, yeniden sinemaya gitmek güzeldi...
hiç bu kadar uzun "sinemada film izlemediğim bir zaman zarfı" olmamıştı sanırım...
aşkın halleri/ Le Nom des gens'i izledim...
michel leclerc'in yönetmenliğini yaptığı, keyifli, orta tempoda, 2010 yapımı fransız filmi. politika, göçmenlik, çok kültürlülük gibi konulara değinen ve aynı zamanda eğlendiren bir yapım.
oyunculuklar çok doğal, çok hoş.
"bu kıza dikkat" diyorum bir de:
sara forestier.
("demedi" demeyin:))
bir de filmden 2 kuple:
@ melez'den başka biri olmadığı zaman, işte o zaman, barış gelecek!
@ evlilik, sağcılara göre.

okul zilimiz idi:)

Çarşamba, Temmuz 20, 2011

elif şafak- iskender


yeni kitabı çıktığı haberine rastladım sabah.
kitabı araştırırken, sözlükte, yazar hakkında yazılanları okurken buldum kendimi.
üzüldüm...
elif şafak, mahrem'le tanıyıp hayran olduğum; ardından da araf, pinhan, şehrin aynaları, bitpalas, baba ve piç, medcezir, siyah süt, aşk ve firarperest olmak üzere toplamda 10 kitabını okuduğum bir yazar...
her birini de severek okudum. mahrem, araf, pinhan, şehrin aynaları ve aşk'ı çok çok sevdim...
genel olarak, yazdıklarının sıradanlaşma, popülerleşme, yüzeyselleşme yönünde gittiğinin farkındayım ve bu durum hoşuma gitmiyor elbette.

lakin, ne olursa olsun, bu derece "bir kalemde silip atma" tarzı yorumlar acımasızca bence...
engin bilgisine, derin düşünme tarzına haksızlık en başta...

yani bi de şu var; popülerleşmesi veya ticarileşmesi hoşunuza gitmeyebilir (benim de gitmiyor şahsen, sonuçta çok sevdiğiniz bir şeyi kaybediyorsunuz bir anlamda).
ama, bu nedenle,
sadece ünlü biri olduğu için, kendisine bu kadar kızabilme hakkı ve kendisini yönlendirme isteği, hiçbirimize verilmiş değildir bence.
bırakınız...