Salı, Ağustos 02, 2011

tesadüfler- volume 7

tesadüfler sarmış dört bir yanımı. du bakali, hayırlısı:)
sabah işyerinde biraz canlanalım diye tuttufırlattıkalbimi'yi dinlerken, bir iş arkadaşım bu şarkının "esinlenme" haberlerinden bahsetti ve o şarkıyı dinletti.
ardından o şarkının geçtiği filmi buldu: Gadjo Dilo. film bende merak uyandırdı ve not ettim.
öğleden sonra, dilime hayatımdakisevgiliinsan'ın aylar aylar (neredeyse 1 yıl) önce dinlettiği dumbalalayka şarkısı takıldı. ve bu şarkının bir filmden olduğunu söylediğini hatırladım.
arayıp o filmi sorunca, yo yo hayır, Gadjo Dilo demedi :)

swing dedi. Tony Gatlif'in...
tıpkı Gadjo Dilo gibi.
ve ben yönetmenin adını bugün ilk kez duyuyorum, öyle bildiğim bir yönetmen de değil yani.
(5 yıl önce transylvania'yı izlemişim bu arada. birol ünel merakımdan sanırım...)

çok sevdiğim şarkı için:
(ilk 37 dk.)

bu da tony gatlif için:


Pazartesi, Ağustos 01, 2011

kitaplara zaman ayırmak için kendimi zorlamak çok acı

"kitap okumak"tan daha öncelikli "bir şey" buluyorum ya hep...
bu şey, hiç de öyle elzem ya da nitelikli bir şey de olmuyor ya...
canım sıkılıyor.

Pazar, Temmuz 31, 2011

yeo-haeng-ya- yepyeni bir hayat


kanal 24- tematik film kuşağı'nda denk geldim.
severek izledim.
güney kore asıllı bayan yönetmen "Ounie Lecomte"nin kendi hayatından da izler taşıyan, 2009 yapımı, dramatik filmi...
güney kore sinemasının genel tarzı olan sadelik ve derinlik, bu filmde de görülüyor ve duyguları vermeye yetiyor.
"terk edilmişlik duygusu" ile "kayıp ve yas"la baş etmeye çalışan küçük çocuğun yaşadığı psikolojik süreçler oldukça etkili olarak izleyiciye yansıtılabilmiş.
depresyondaki bir çocuğun göstereceği davranışlar, yaşamdan vazgeçme isteği öyle gerçekçi ki... bir o kadar da naif...
ölen kuşunu toprağa gömdükten sonra, gömülürse kendinin de öleceğine inanacak kadar...
psikolojik çözümlemelere yatkınlığıyla, meslektaşlarıma -özellikle- önerebileceğim bir film.

Perşembe, Temmuz 28, 2011

sporsuzlukla lanetlenmiş toplum

(rus muyduk da, uzamadık?)

spor yapan insana "aa, zayıfsın ki sen zaten" diye tepki veren bi toplumuz.
sporun sağlıklı yaşamın bir parçası olduğu bilinci kazanabilecek miyiz acaba bir gün?
niye en azından akşamüstleri yürüyüşe/ koşuya çıkma alışkanlığımız yok ki...

hadi erkekler, ucundan kıyısından ilgileniyorlar. ne bileyim, halısahaya gidiyorlar haftada bir...

bizlerinse, bir kadın olarak, mahallenin potalarına çıkıp 2 basketbol atma şansımız yok maalesef.. en azından 14-15 yaşından sonra... (zira, memeler olgunlaşmış, kadınsı görünüm kazanılmıştır...)

işte bu nedenle genetik kodlarımıza "selülit" yazılıp duruyor. bu nedenle boyumuz kısa:/
kışın, bildiğiniz üzre, pilates yapıyorum haftada 3 gün. yazın o da yok.
"e ille merkeze gitmen mi gerek, evinde yap" diyebilirsiniz. lakin, işte ondan bahsediyorum. zorlamadan olmuyor; çünkü, öyle bir kültür yok...

ölücem sporsuzluktan:(

taze fındık

@ itici entel gibi görünmek istemem. lakin, gerçek bu:
"semt pazarlarını seviyorum!"
@seyyar satıcılara da dayanamıyorum. mevsimine/ modasına göre ne satıyorlarsa alıyorum.
ama, bu aralar sattıkları tazefındık hiç dikkatimi çekmiyor doğrusu...

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

balkan gezisi fotoğrafları- sevgili nil'in isteği üzerine ;)


kişisel hayatıma dair fotoğrafları pek paylaşmasam da, blogdaşların istekleri önemlidir;)
takdir edersiniz ki, 1000'e yakın fotoğraf var geziden geriye... lakin burda, her ülkeden bir iki kare:

bosna hersek- saray bosna- semt merkezi


bosna hersek- saray bosna- savaş izleri...


bosna hersek- srebrenica toplu mezar...



bosna hersek- mostar- mostar köprüsünün camiden görünüşü




bosna hersek- poçitel- osmanlı köyü




hırvatistan- split- katedral



hırvatistan- dubrovnik- muhteşem adriyatik



hırvatistan- dubrovnik- semt merkezi



arnavutluk- girişi...


karadağ- yol üstü



makedonya- ohrid- dinlerin kardeşliği...


pekbiçılgın günlerdi


(bu fotoğrafta yokum.)

öğrenciliğim aile evinde geçmiş olsa da ve 2,5 aydır son derece düzenli bi ev hayatım olsa da, istanbul'daki ilk evim olan ve toplam 1 yıl 8 ay yaşadığım o "şirinev"de pekbiçılgın günlerimiz oldu.
ev sahibi olarak 3 kişi görünmesiyle beraber, nüfus ortalama 6'ydı ve oldukça eğlenceliydi.
hele bu kış, abartıp, evi masa tenisi ve wii'den müteşekkil bir oyun merkezine çevirmiştik.
turnuva yapıyor, yemeksepetinden dominos pizza mexicano ve içkisepetinden balyayla bira- cips- çerez sipariş edip kaybedene ödettiriyorduk.

güzeldi.

yaşamboyu sürdürülebilir bir hayat tarzı olmadığını kabul ediyor; amma velakin, yaşamınızın bi döneminde mutlaka denemenizi -naçizane- tavsiye ediyorum.


(burda soldan dördüncü, sağdan üçüncüyüm.)

Salı, Temmuz 26, 2011

2010 yaz seyahatim- köklerime yolculuk:)

bu yıl tatile çıkamayan ben, geçen yılki muhteşem balkan gezimizin fotoğraflarına baka baka iç geçiriyorum...
geçen yıl, bu kadar çok blog yazan bir şahıs olmadığımdan mütevellit, tatilimi paylaşmamıştım sizlerle.

geçen yaz, hayatımın belki de en güzel 10 gününü geçirdiğim, çok eğlenceli, bol bilgilenmeli, çok kültürlü bir tatil yapmıştım.
7 kişi, bosnahersek'ten başlayıp, hırvatistan'a, karadağ'dan arnavutluk'a ve en son da -memleketim- makedonya'ya uzanan özgür bir tur yapmıştık.
yalnızca ilk çıkış ve dönüş uçakla, geri kalan tüm mesafeler kiraladığımız minibüsle;)

son derece keyifliydi.
umarım nice dolu dolu tatillerim, seyahatlerim olur :)


"tatildebilenotalankız" temalı fotoğraf- ohrid gölü

not: balkanlarla ilgili sorularınız olursa, seve seve cevaplarım;)

ben kendim

kendimle ilgili yeni bir farkındalığım oluştu son günlerde.
hayatımdakisevgiliinsan kadar olmasa da, ben de kontrollü bir insanım galiba.
örneğin, hayatımda bir kere bile televizyon karşısında/ klima karşısında/ ışıkta/ ters bir pozisyonda uyuyakalmışlığım yoktur. baktım gözlerim kapanıyor, kalkar kaparım elektrikleri, tıpış tıpış yatağıma giderim, keyifle uyurum.
sonra, mesela -hani çoğu kadın öyle yaptığını iddia eder ya- hiç öyle alışverişte kendimi kaybetmişliğim yoktur. mantıklı, makul bir alışveriş tarzım vardır. evet sık sık yaparım, ama, uygun alırım.
hiç kimseyi, bir tepkimle, bir sözümle zor durumda bırakmışlığım da yoktur.
ne olursa olsun, günü rezil etmeyeyim diye, kendimi sıkıp sıkıp ağlamamaya zorlamışlığım da çoktur mesela...