Cuma, Haziran 01, 2012

kadın olmak vs vs

kadın olmaktan sıkıldım.. kadınlığın getirdiği düşünce sisteminden, karmakarışık kafamdan..
her şeyi düşünmekten, irdelemekten, her şeye anlam bulmaya çalışmaktan...

bu ara yeni takıntım, ev ve eşya..
bir böyle hevesleniyorum, güzel kanepe, halı alayım, güzel evim olsun diyorum. diyorum yaşadığım yer önemli..
bir şeyler alıyorum, ya da dekoru değiştiriyorum mesela. bakıyorum sonra, kendi kendime didiniyorum saçma sapan aslında... nedir yani "ev"?
ardından hemen, anlamsızlaşıyor gözümde, ne fark eder diyorum, sahi ne fark eder, akşamdan akşama uğradığım bir yer ev... sıradan çekyat olsa ne olur, en moderninden koltuk olsa ne olur?


erkek olsam, işten gelip atsam kendimi televizyon/ bilgisayar/ ps karşısına, dışardan yemek söylesem... ev, düzen, temizlik gibi şeyler zerre umrumda olmasa..
hiç böyle gelgitler yaşamasam..
daha net olsa hep kafam ve daha umarsız..

Perşembe, Mayıs 31, 2012

evleneceklere duyurulur ;)

sezon da açılmışken şöyle, henüz hazır değilse davetiyeleriniz, bir bakın derim!
davetiyeler, nikah şekerleri ve tasarım hediyeler!



Salı, Mayıs 29, 2012

rembrandt ve çağdaşları- hollanda ile diplomatik ilişkilerin 400. yıldönümü

bildiğiniz üzere, 10 haziran'da sona eriyor sergi. az kaldı yani! 
ben de, yine "aman kaçırmayayım" telaşıyla geçen hafta koşa koşa gittim.
istanbul'un pek bir güzide semtlerinden emirgan'daki sakıp sabancı müzesi'ne ilk gidişimdi.
öncelikle, belirtmek isterim ki, oldukça görkemli ve hoş bir müze!
ayrıca, müzenin internet sitesi de çok güzel. pek çok soruya cevap verebiliyor. merak edenlerin müzenin tarihini okumasını öneririm. 


sergiye gelince ise, "altın çağ"a bizzat tanık olduğumu söyleyebilirim. özellikle de portrelerdeki gerçeklik, hislerin yüzlere bunca yansıtılabilmiş olması çok başarılı!
ara güler'in “rembrandt o zaman değil de bu zamanda yaşasaydı resim sanatçısı değil fotoğraf sanatçısı olurdu.” derken ne demek istediğini anladım.



remrandt'ın pek mavi boya kullanmadığını, çünkü o dönem mavi boyanın pahalı olduğunu (ki hala yüksek kalitedeki boyalarda renge göre fiyat değişiyor imiş) kemal iskender hoca'nın derslerinde öğrenmiştim. hakikaten de, hem rembrandt'ın hem de çağdaşlarının, resimlerinde, sarı, kahverengi ve kırmızı tonlarını yoğunlukla kullanmış olduklarını görmek mümkün. 

sergiyi gezerken, bittabi, o dönemin gündelik hayatına, ekonomik hayatına, sosyolojik durumuna, yaşam koşullarına, giyim tarzlarına, yeme biçimlerine ve daha pek çok şeye de tanık olma fırsatını bulmuş oldum. ki sergi gezmenin en sevdiğim yanı, bu çok yönlü öğrenmelerdir..

dikkatimi çeken/ yeni öğrendiğim bilgileri sizinle de paylaşayım:
* delft şehrinin mavi seramiği ünlü
* lavta: uda benzeyen telli bir çalgı
* ont bijtjes: balık ekmek
* banketjes: zarif sofra
* pieter de ring isminde bir ressam, imzasını yüzük figürü ile atıyor.

önemli not: sergi çarşamba günleri 18:00-22:00 arası ücretsiz gezilebiliyor!
ayrıca müzede kulaklık ve vestiyer hizmeti ücretsiz;)
bir alt katta da müzenin kendi koleksiyonu olan "bir ülke değişirken" konulu sürekli sergi var. biz zamansızlıktan ve biraz da açlıktan (bir an önce sütiş'e gitme aşkıyla:)) gezemedik ama, biz ettik, siz etmeyin, siz gezin;)


sergiyi gezmemiz bitince vestiyerden eşyalarımızı alıp çıkarken köşkü gezebileceğimizi söyledi görevli ve ardından bize ipad verdi. sabancı ailesinin 1998'e kadar yaşamış olduğu köşkü gezdik. 
bana pek bir ihtişamlı, biraz rahatsız ve boğucu geliyor öyle yerler. hani "yaşa" deseler yaşamak istemem. daha minimalist ve modern dekorasyonları seviyorum sanırım. ya siz? ;)

Pazar, Mayıs 27, 2012

yalnızlar kulübü- ikinci kat

cumartesi klasiği: cihangir, istiklal, gezi parkında otistikler derneği ile spor, cremeria milano, kule dibi (ceneviz), mano burger vs. arasına, bir adet afilli oyun sıkıştırmak istedim.
akşamüzeri, ne zamandır görmeyi istediğimiz "limonata" oyunu için bilet almaya gittim.
fakat, gişede, internet sitelerinde görünenin aksine, "yalnızlar kulübü"nün oynayacağını öğrendim. 
oyunun broşürünü biraz inceleyince, bu oyun da dikkatimi çekti ve biletleri aldım.


sonra saat 9 oldu, oyun başladı ve başlamasıyla beraber yaklaşık 90 dk. son derece keyifli zaman geçirmemi sağladı.
festival oyunu olan "yalnızlar kulübü"nde, hasibe eren, duygu tüzün, çağlar gençtürk, bedir bedir, güçlü yalçıner ve tevfik şahin oynuyor. 
her biri de son derece başarılı. 
ben özellikle hasibe  eren, çağlar gençtürk ve bedir bedir'in performansını çok çok iyi buldum.
bakmayın siz, oyunun adının son derece klişe oluşuna; oyun, gerçekten eğlenceli.
ve bence en iyi yanı da, çok "bizden".
direkt "modern şehir insanı"nın derdine odaklandığından, çok yakın hissedebiliyorsunuz izlerken.
bir de, ben geleneksel ya da klasik mi demeli bilmiyorum, ama, şu alışıldık tarz tiyatrolardan haz almıyorum sanırım artık. daha önce de yazmıştım:
farklı, doğal, yeni bir şeyler görmek istiyorum.

ikinci kat da, 50 kişilik, tahta sandalyeli ve küçücük "sahne"siyle (!) beklediğimi verdi bana.
sanırım iki defa daha oynayacaklar, kaçırmayın bence!

Cuma, Mayıs 25, 2012

"orçun"dan irrite olan kaç kişiyiz

bartu küçükçağlayan keşke sadece şarkı söylemeye devam etseydi..
keyifle dinlerdik.



not: gerçi oyunculuk konusunda hakkını yemeyeyim. "güzel şeyler bizim tarafta"da oldukça iyi olduğu söylenegeliyor. belki de "oynayacağı işler konusunda daha seçici olabilir" diyebiliriz o halde.

Perşembe, Mayıs 24, 2012

büyüyorum ben, belki de yaşlanıyorum- vol 3


büyüdükçe masrafları da büyüyor insanın! 
hey allahım, nereden çıktı bu altın takı sevdası? 
1-2 yıl öncesine kadar son derece “kitsch” gelirken :)

(evet yakın zamanda kemal iskender hoca'nın dersine katıldım;) http://www.ykykultur.com.tr/etkinlik/soylesi-kitsch)


o değil de, önümüzdeki pazartesi yine ders var: http://www.ykykultur.com.tr/etkinlik/soylesi-manyerizm
ben otistikler derneği'nde olacağımdan katılamayacağım maalesef. ama, siz katılın bence; gerçekten keyifli oluyor.

bir de sevenlerine duyurulur:
irvin yalom'un yeni kitabı çıkmış!

Pazartesi, Mayıs 21, 2012

farklı gelişen bireyler ve onların dünyası

dün "aşkın formülü yok" filmini izledik "tarık zafer tunaya"da. 
insanı gülümseten, olumlu hissettiren eğlenceli filmler vardır ya; onlardandı. 
film başlar başlamaz içimize yayılan olumlu enerji, filmden sonra ca'nım istiklal'de (tünel'den galatasaray'a) yürürken de sürdü.


temple grandin'den sonra da benzer şekilde hissetmiştim.

sonra düşündüm. 
"ben" dedim "ne varsa izlemeliyim farklı gelişenlerle ve engellilerle ilgili!".

oturup bir liste yapmaya karar verdim. (sizden de yardım bekliyorum bu konuda!)

bir göz atacak olursak;

izlediklerim:
@ forrest gump (sınır mental retardasyon)
@ rain man (otistik savant)
@ my left foot (bedensel engel)
@ i am sam (mental retardasyon)
@ temple grandin (yüksek işlevli otistik /sosyal iletişim bozukluğu)
@ black (görme+işitme engeli)
@intouchables (omurilik felçli)
@ aşkın formülü yok (asperger sendromu)

izlemek istediklerim:
* ocean heaven
* ben x
* taare zameen par
* my name is khan

sizin önerebileceğiniz neler var?

Pazar, Mayıs 20, 2012

hayat sevince ve sevdiklerimizle güzel

insan yaşamın koşturmacası içinde bazen unutur gibi oluyor.
ama bir anda dank ediyor insana zaman zaman..
"sevdiklerimiz çok kıymetli." 
hatta belki de daha önemli bir şey yok hayatta...
öyle önemli ki sevdiğimiz, güvenebileceğimiz birilerinin oluşu...
o kadar ihtiyacımız var ki buna.. hiçbir şeye olmadığı kadar... 

düşünsenize; 
bir yaz akşamı, çok sevdiklerinizle, küçük bir balkonda, mütevazı bir sofrada rakı tokuşturmanın tadını ne verebilir başka? 
demlenmenin ve muhabbetin dibine vurmanın..
tanju okan, müzeyyen senar, zeki müren eşliğinde hani...



Cumartesi, Mayıs 19, 2012

seviş yolcu

1.
gurbet yavrum garba düşmektir gurbet
çiçeklerden gelincik içinde bünyamin sevgisi

2.
yürüdün gittin eski kurganlar üstünden kent kent
kulağında ama bir çömleğin kırılma sesi

3.
barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına
bu yüzden edep kuralı gözetmez anadolu ermişi

4.
bu yüzden kimi zaman zordur ayırmak
üstünü başını yırtmış ağıtların şiiri

5.
bir dostluk hastalığı senin şiirin
sümbül diye genzine bastırırsın akrebi

6.
öyle durur bir kıyının serüveninde ceset
odan öyle sevinçsiz yüzün öyle serin ki

7.
yine de bir elinle kapıyı aralarken
öbür elindeki titreme dünyanın anadili

8.
merkezefendi`nin gizli barınağından
bu açık hava kahvesine getirdiğin ne ki

9.
bir kentin ortasındasın boyuna saatini kuruyorsun
o durursa hayatın da duracak sanki

10.
evler eski bir uygarlığın dingin lağımları
sokaklarsa çatışıyor temizliyor birbirini

11.
anımsar mısın toros ekspresinden inmiştiniz
biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği

12.
bahçelerden geç parklardan köprülerden geç git
aşklar da bakım istiyor öğrenemedim gitti

13.
seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri
 

postmodern aşk