Perşembe, Ağustos 15, 2013

aşk sevdiğim şehirler gibidir...

9 gün izmir'deydim bayramda. 
ca'nım karşıyaka'mda, çeşme'de, çandarlı'da... 
ailemle, sessiz sakin, deniz'li.
çok güzeldi. 

her gidişimde izmir'i ne çok sevdiğimi anlıyorum...
ve fakat, buraya geliyorum sonra, "ahh" diyorum "nasıl da özlemişim"...
ya ben polyanna'yım, yaşadıklarımı sevmeyi biliyorum, elimde ne varsa onunla mutlu oluyorum; ya da hakikaten çok güzel izmir de istanbul da...

izmir tatilim ve bayram ziyaretlerimden biraz fotoğraf paylaşarak anlatmak istiyorum sizlere:

yalan yok; "bayram ziyaretleri" sevdiğim, önemsediğim ve keyif aldığım bir gelenek değil açıkçası. istanbul'a geldim geleli de izmir'de ve tatilde olma vesilesi sadece.
yine de kuzenlerin her bayram büyüyen çocuklarını görmek içimi neşelendiriyor!
hepsi de nasıl seviyor kameraları, hemen poz veriyor ve çeker çekmez de "bakayim" diyerek dokunmatik ekrana fıtı fıtı yapıyor :D





doğayla içiçe olmak ve sakinlik en sevdiğim şeylerden.
bunun için çandarlı birebir!


salıncakta kitap okumak oldukça keyifli;)


çeşme iş bankası tesislerinin ne denli güzel olduğundan daha önce de bahsetmiştim.


begonviller!
siz ne güzel çiçeklersiniz!
biraz datça biraz bodrumsunuz...


yavru kedileri çok sevdiğimi bilmeyen var mı?


velhasıl, dolu dolu, oldukça keyifli geçti günlerim.
şimdi yine istanbul, yine iş veee anında adaptasyon:)
hemen hafta sonu planları mesela, galata'ya mı gitsek, istanbul modern'e mi, istiklal'i de nasıl özledim, ya beşiktaş, ortaköy?...

bir de, güzel şarkılara hayran biri olarak "her güne bir şarkı" teması yapmaya karar verdim blogumda.
bugünün şarkısı çok sevdiğim yaşar'dan:


"...
kışlar bahara döner gibidir
var mı dünyada aşkından başka
aşk sevdiğim şehirler gibidir
..."

Cuma, Ağustos 09, 2013

nazım'dan...

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
yorulmuşsundur,
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını...
ne gül suyum ne gümüş leğenim var...

susamışsındır 
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim 

acıkmışsındır 
sana beyaz keten keten örtülü sofralar kuramam 
memleket gibi esir ve yoksuldur odam

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
ayağını bastın odama, 
kırk yıllık beton çayır çimen şimdi 

güldün, 
güller açtı penceremin demirlerinde 

ağladın
avuçlarıma döküldü inciler 

gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin




Perşembe, Ağustos 01, 2013

kitaplar... iyi ki varlar...

bazen iyi gitmiyor hayat....
ne olsa mutlu olmazmışım gibi geliyor.
sonra küçük şeyler oluyor hayata bağlayan...
hızla gelen kitaplarım mesela...


altı kitap aldım evekitap'tan.
dördü alper canıgüz'ün. tatlı rüyalar'ı daha önce okumuştum, çok sevdiğim için elimde olmasını istedim.
biri velilerle çalışırken kullanmaya dönük olarak leyla navaro- gerçekten beni duyuyor musun.
diğeri de bloglarda sıklıkla karşıma çıkan ve çok merak ettiğim intihar dükkanı.

kitaplarım gelince, elimdeki kitabı hızla bitirdim ben de. taa 2011'de sahaf festivalinde almıştım labirent oyunları'nı. gayet ilgimi çeken kısa kısa makalelerden oluşan bir kitap. beyin ve insan psikolojisiyle ilgili olanların sevebileceği bir kitap. aklınızda bulunsun.

keyifli okumalar cümlemize;)

Cumartesi, Temmuz 20, 2013

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

solda güneş yükseliyordu güneye giderken...

Önceden planlanmış tarihlerdeki minnacık yıllık iznimi kullanmak üzere akyaka yoluna düştüm bir hafta önce. 

istanbul'dan uzaklaştım. ama böyle bir uzaklaşmak yok! ilk 3 gün tivitır bile açmadımı geç, televizyona, gazetelere bile bakmadım. tam bir dinlenme, dinginleşme ve yenilenme yeri olan muğla'nın bu güzel beldesinin keyfine vardım.
deniz, ege'dir bana kalırsa... datça'dır, gökova'dır, bodrum'dur, çeşme'dir, foça'dır... tuzluluğu, soğukluğu optimumdur ege'nin... koyları vardır sıra sıra, dağlara ormanlara baka baka yüzmenin doyulmaz tadı vardır... coğrafya derslerinde öğretilen girintili çıkıntılı kıyıların her dağının ardı bir mucize gibidir.

akyaka'ya ilk gidişimdi esasen. ablamların gitmişliği vardı, anlata anlata bitirememişlerdi. biz de bu yaz bol öğrenmeli ve yürümeli kültür gezisi, tarihi gezi kafasında değil de dinlenme, yüzme, okuma ve sakinleşme kafasında olduğumuzdan akyaka'yı tercih ettik. tam da aradığımızı verdi bize.
turistik yer havasında değil, yabancı turist ve bar sayılabilecek kadar az. sanırım buna bağlı olarak da yeme, içme, konaklama bırakın turistik yeri istanbul'dan bile uygun.


3 genç çift olarak, tam bir aile pansiyonu olan ersöz butik otel'de konakladık. istediğimiz gibi mütevazi ve doğal bir yerdi. "civcivler eşliğinde kahvaltı yapmak, horoz sesiyle uyanmak, cırcır böceği sesiyle uyumak" diyim, siz anlayın;) 
halk plajına yürüyerek 10 dk kadar mesafesi vardı; halk plajı dediğime bakmayın, mavi bayraklıydı kendisi! bizim açımızdan tek sıkıntısı sığ olması ve uzun mesafede derinleşmesiydi.
belde havasıyla, suyuyla tertemiz! cittaslow hareketine dahil zaten. geri dönüşüm meselesi acayip önemseniyor.

akyaka denince ilk akla gelen şey, sanırım azmak oluyor. azmak'ın belli bir kaynağı yok, çeşitli yerlerden fışkıran ve denize dökülen buz gibi yer altı suyu. sazlıklarla çevrili ve üzerinde ördekler geziyor. bir köprü var  ve kimi çılgınlar onun üzerinden atlıyor. tabi hayatımdakisevgiliinsan ve ben ağırbaşlı insanlar olduğumuzdan böyle bir şey yapmadık! şaka şaka, o an çok tırstım ama çok içimde kaldı!!! ilk gidişimde yapıcam, aha buradan sizlere de söz veriyorum:)

azmak üzerinde pek çok hoş restoran var. biz halil'in yeri'ni tercih ettik rakı balık için ve çok memnun kaldık, gerek fiyat gerek lezzet gerek konum, hepsi on numaraydı.


azmak üzerinde 5 liraya yarım saatlik tekne turları yapılabiliyor, sonra o tekne bir yerde biraz duruyor ve o buz gibi suda yüzmek müthiş oluyor.

çınar plajı var araba ile 10-15 dk mesafede. orası da dağların arasında çok doğal bir plaj. yine denize dökülen buz gibi bir su var. bir de tek bir işletme var orada ve inanılmaz lezzetli köfte yapıyor!!! köy kahvaltısı da ünlüymüş ama biz yapamadık.


ve tabi yine olmazsa olmazlardan civar koylara yat turu! biz yat turuna katılmak yerine 6 kişi kendimize tekne kiraladık ve daha kafamıza göre gezebildik. 


yunus koyu, sedir adası (kleopatra), aşıklar koyu, lacivert koy, su altı mağaraları, ziraat koyunu gezdik biz. 


hepsi çok güzel ama sedir adası muhteşem! bu arada sedir adası'na müzekartla girilebiliyor, ama tabi benim ihtiyacım olduğu zaman hiç yanımda olmadığından 10 lira  vererek girdim, aklınızda bulunsun;)


bir gün de orman kampının (bu sene henüz açılmamış, tadilattaydı) bulunduğu yöne yürümek, oradaki ıssız kayalıkları keşfedip adeta vahşi yerlerde denize girmek de mutlaka yapılması gerekenlerden!


akşamları sahilde (azmak köprüsünün orada mesela) yıldızları seyrederek bira içip şarkı söylemek, bıkmadan usanmadan midye, mısır, waffle yemek de ayrı güzel;)

velhasıl, akyaka, insana "biz niye bu kadar doğamızdan uzak ve hızlı yaşıyoruz"u tekrardan sorgulatan, insana huzur veren, tadına doyulmayan bir yer olarak kaldı aklımda...bakalım bir daha ne zaman görüşeceğiz...

Salı, Temmuz 02, 2013

unutMADIMAKlımda...

bugün bu toprakların en acı, en utanç verici günlerinden birinin 20. yıl dönümü....
yüreğimiz cayır cayır hala...
en acı olansa, bu 20 yılda değişen pek de bir şey olmadığını görmek.... hala  kendine benzemeyene bunca tahammülsüz olması insanların...


ne zaman görmezden gelmekten, susturmaya çalışmaktan, bastırmaya uğraşmaktan vazgeçeceğiz; işte o gün barış gelecek!
karşımızdaki gördüğümüz, dinlediğimiz, anlamaya istekli olduğumuz, sevmeye çalıştığımız gün...
yok sayamayız, baskılayamayız!
dikkate almak, önemsemek ve tanımak zorundayız!
aleviyi, kürt'ü, kadını, eşcinseli, çevreciyi, dindarı, ateisti.... 
ayrımcılığa uğrayan ve  talepleri olan herkesi...
başka yolu yok! başka çözüm yok! 


bugün de ismail türüt tarafından "allahsız, şerefsiz" ve hasan karakaya tarafından "kaltak, pezevenk" olarak itham edilmişiz... 
eyvallah...

Pazar, Haziran 30, 2013

#direnayol

bugün de lgbt bireylerin hakları için meydanlardaydık!


anne ile direnmenin keyfi bambaşkaydı ;)




tüm bireylerin özgürce ve kendilerinin dilediği biçimde yaşayabildiği, kimsenin aşağılanmadığı, ayrımcılığa uğramadığı bir ülke istedik!


Cuma, Mayıs 31, 2013

haevnen'dan..

dün izlediğim haevnen iz bırakan bir film...

bende en çok iz bırakan kısmı ise şu replik oldu:

"bazen ölümle aranda perde varmış gibi hissedersin. 
ama sevdiğin ya da yakının olan birini kaybettiğinde o perde kaybolur ve bir an için ölümü net bir şekilde görebilirsin.
sonra perde geri gelir ve yaşamaya devam edersin. 
sonra da her şey tekrar yoluna girer."


Perşembe, Mayıs 30, 2013

oruç aruoba'dan...

"yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en önemli engel

kendi yerleşikliğidir

kendi yeri 

kendisidir"

Çarşamba, Mayıs 22, 2013

yalom ve kitaplar

hep söylerim: "her kitabın zamanı var"... 
yıllardır yalom'un okumadığım kitabı kalmadı diyebilirim. üst üste okudum çoğunu da, her birini de severek.. (favorim; divan ve bugünü yaşama arzusu). meslektaşım olan olmayan pek çok kişiye tavsiye ettim romanlarını. çünkü mesleki anlamda kattıkları kadar anlatımı da sürükleyici ve keyifliydi hep, her okuyan kendinden bir şeyler bulabilirdi. (dile kolay 45 yıllık terapist adam! hayatına tanık olduğu kaç insan vardır..)


velhasıl bugün evekitap'tan sipariş ettiğim mesleki kitaplarım geldi!
biri yalom'un bağışlanan terapi .hemen başladım ve neden okumak için bu kadar geç kaldığımı düşünüp kızdım kendime..
diğerleri de:
psikanalizin içinden- bella habip
resimleriyle çocuk- haluk yavuzer

hepimize kitaplı, okumalı güzel günler diliyorum..