Salı, Ağustos 20, 2013

bugünün şarkısı: mavi kuş/ her daim sarhoş...


"mavi kuş
her daim sarhoş
....
gel hiç üzülme
salına salına uç
..."

Pazartesi, Ağustos 19, 2013

bugünün şarkısı: el gibi


bu versiyonunu pek sevdim ben bu şarkının...

Pazar, Ağustos 18, 2013

bugünün şarkısı: farklı rüyalar


"mutsuzluğun ortasın
ne yapsa da kurtulamazsın"

otisabi'den öğütler ;)


"önemli olan karar vermek değil, o kararla yaşamaktır.
evlenmeye karar vermek sigaraya başlamak gibidir.
hiç kimse tütünün tadını çok sevdiği için başlamaz.
çevresindekilere özenir ya da birileri gibi olmak için başlar.
sonrasında şikayet ede ede içmeyi sürdürür.
en iyisi dudak tiryakisi olarak kalmaktır."

Cumartesi, Ağustos 17, 2013

günün şarkısı: istanbul...


bırakıp gitmek var şimdi seni yarim...
dört yan ezan vapur vapur boğaz...

Perşembe, Ağustos 15, 2013

aşk sevdiğim şehirler gibidir...

9 gün izmir'deydim bayramda. 
ca'nım karşıyaka'mda, çeşme'de, çandarlı'da... 
ailemle, sessiz sakin, deniz'li.
çok güzeldi. 

her gidişimde izmir'i ne çok sevdiğimi anlıyorum...
ve fakat, buraya geliyorum sonra, "ahh" diyorum "nasıl da özlemişim"...
ya ben polyanna'yım, yaşadıklarımı sevmeyi biliyorum, elimde ne varsa onunla mutlu oluyorum; ya da hakikaten çok güzel izmir de istanbul da...

izmir tatilim ve bayram ziyaretlerimden biraz fotoğraf paylaşarak anlatmak istiyorum sizlere:

yalan yok; "bayram ziyaretleri" sevdiğim, önemsediğim ve keyif aldığım bir gelenek değil açıkçası. istanbul'a geldim geleli de izmir'de ve tatilde olma vesilesi sadece.
yine de kuzenlerin her bayram büyüyen çocuklarını görmek içimi neşelendiriyor!
hepsi de nasıl seviyor kameraları, hemen poz veriyor ve çeker çekmez de "bakayim" diyerek dokunmatik ekrana fıtı fıtı yapıyor :D





doğayla içiçe olmak ve sakinlik en sevdiğim şeylerden.
bunun için çandarlı birebir!


salıncakta kitap okumak oldukça keyifli;)


çeşme iş bankası tesislerinin ne denli güzel olduğundan daha önce de bahsetmiştim.


begonviller!
siz ne güzel çiçeklersiniz!
biraz datça biraz bodrumsunuz...


yavru kedileri çok sevdiğimi bilmeyen var mı?


velhasıl, dolu dolu, oldukça keyifli geçti günlerim.
şimdi yine istanbul, yine iş veee anında adaptasyon:)
hemen hafta sonu planları mesela, galata'ya mı gitsek, istanbul modern'e mi, istiklal'i de nasıl özledim, ya beşiktaş, ortaköy?...

bir de, güzel şarkılara hayran biri olarak "her güne bir şarkı" teması yapmaya karar verdim blogumda.
bugünün şarkısı çok sevdiğim yaşar'dan:


"...
kışlar bahara döner gibidir
var mı dünyada aşkından başka
aşk sevdiğim şehirler gibidir
..."

Cuma, Ağustos 09, 2013

nazım'dan...

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
yorulmuşsundur,
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını...
ne gül suyum ne gümüş leğenim var...

susamışsındır 
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim 

acıkmışsındır 
sana beyaz keten keten örtülü sofralar kuramam 
memleket gibi esir ve yoksuldur odam

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
ayağını bastın odama, 
kırk yıllık beton çayır çimen şimdi 

güldün, 
güller açtı penceremin demirlerinde 

ağladın
avuçlarıma döküldü inciler 

gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam

hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin




Perşembe, Ağustos 01, 2013

kitaplar... iyi ki varlar...

bazen iyi gitmiyor hayat....
ne olsa mutlu olmazmışım gibi geliyor.
sonra küçük şeyler oluyor hayata bağlayan...
hızla gelen kitaplarım mesela...


altı kitap aldım evekitap'tan.
dördü alper canıgüz'ün. tatlı rüyalar'ı daha önce okumuştum, çok sevdiğim için elimde olmasını istedim.
biri velilerle çalışırken kullanmaya dönük olarak leyla navaro- gerçekten beni duyuyor musun.
diğeri de bloglarda sıklıkla karşıma çıkan ve çok merak ettiğim intihar dükkanı.

kitaplarım gelince, elimdeki kitabı hızla bitirdim ben de. taa 2011'de sahaf festivalinde almıştım labirent oyunları'nı. gayet ilgimi çeken kısa kısa makalelerden oluşan bir kitap. beyin ve insan psikolojisiyle ilgili olanların sevebileceği bir kitap. aklınızda bulunsun.

keyifli okumalar cümlemize;)

Cumartesi, Temmuz 20, 2013

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

solda güneş yükseliyordu güneye giderken...

Önceden planlanmış tarihlerdeki minnacık yıllık iznimi kullanmak üzere akyaka yoluna düştüm bir hafta önce. 

istanbul'dan uzaklaştım. ama böyle bir uzaklaşmak yok! ilk 3 gün tivitır bile açmadımı geç, televizyona, gazetelere bile bakmadım. tam bir dinlenme, dinginleşme ve yenilenme yeri olan muğla'nın bu güzel beldesinin keyfine vardım.
deniz, ege'dir bana kalırsa... datça'dır, gökova'dır, bodrum'dur, çeşme'dir, foça'dır... tuzluluğu, soğukluğu optimumdur ege'nin... koyları vardır sıra sıra, dağlara ormanlara baka baka yüzmenin doyulmaz tadı vardır... coğrafya derslerinde öğretilen girintili çıkıntılı kıyıların her dağının ardı bir mucize gibidir.

akyaka'ya ilk gidişimdi esasen. ablamların gitmişliği vardı, anlata anlata bitirememişlerdi. biz de bu yaz bol öğrenmeli ve yürümeli kültür gezisi, tarihi gezi kafasında değil de dinlenme, yüzme, okuma ve sakinleşme kafasında olduğumuzdan akyaka'yı tercih ettik. tam da aradığımızı verdi bize.
turistik yer havasında değil, yabancı turist ve bar sayılabilecek kadar az. sanırım buna bağlı olarak da yeme, içme, konaklama bırakın turistik yeri istanbul'dan bile uygun.


3 genç çift olarak, tam bir aile pansiyonu olan ersöz butik otel'de konakladık. istediğimiz gibi mütevazi ve doğal bir yerdi. "civcivler eşliğinde kahvaltı yapmak, horoz sesiyle uyanmak, cırcır böceği sesiyle uyumak" diyim, siz anlayın;) 
halk plajına yürüyerek 10 dk kadar mesafesi vardı; halk plajı dediğime bakmayın, mavi bayraklıydı kendisi! bizim açımızdan tek sıkıntısı sığ olması ve uzun mesafede derinleşmesiydi.
belde havasıyla, suyuyla tertemiz! cittaslow hareketine dahil zaten. geri dönüşüm meselesi acayip önemseniyor.

akyaka denince ilk akla gelen şey, sanırım azmak oluyor. azmak'ın belli bir kaynağı yok, çeşitli yerlerden fışkıran ve denize dökülen buz gibi yer altı suyu. sazlıklarla çevrili ve üzerinde ördekler geziyor. bir köprü var  ve kimi çılgınlar onun üzerinden atlıyor. tabi hayatımdakisevgiliinsan ve ben ağırbaşlı insanlar olduğumuzdan böyle bir şey yapmadık! şaka şaka, o an çok tırstım ama çok içimde kaldı!!! ilk gidişimde yapıcam, aha buradan sizlere de söz veriyorum:)

azmak üzerinde pek çok hoş restoran var. biz halil'in yeri'ni tercih ettik rakı balık için ve çok memnun kaldık, gerek fiyat gerek lezzet gerek konum, hepsi on numaraydı.


azmak üzerinde 5 liraya yarım saatlik tekne turları yapılabiliyor, sonra o tekne bir yerde biraz duruyor ve o buz gibi suda yüzmek müthiş oluyor.

çınar plajı var araba ile 10-15 dk mesafede. orası da dağların arasında çok doğal bir plaj. yine denize dökülen buz gibi bir su var. bir de tek bir işletme var orada ve inanılmaz lezzetli köfte yapıyor!!! köy kahvaltısı da ünlüymüş ama biz yapamadık.


ve tabi yine olmazsa olmazlardan civar koylara yat turu! biz yat turuna katılmak yerine 6 kişi kendimize tekne kiraladık ve daha kafamıza göre gezebildik. 


yunus koyu, sedir adası (kleopatra), aşıklar koyu, lacivert koy, su altı mağaraları, ziraat koyunu gezdik biz. 


hepsi çok güzel ama sedir adası muhteşem! bu arada sedir adası'na müzekartla girilebiliyor, ama tabi benim ihtiyacım olduğu zaman hiç yanımda olmadığından 10 lira  vererek girdim, aklınızda bulunsun;)


bir gün de orman kampının (bu sene henüz açılmamış, tadilattaydı) bulunduğu yöne yürümek, oradaki ıssız kayalıkları keşfedip adeta vahşi yerlerde denize girmek de mutlaka yapılması gerekenlerden!


akşamları sahilde (azmak köprüsünün orada mesela) yıldızları seyrederek bira içip şarkı söylemek, bıkmadan usanmadan midye, mısır, waffle yemek de ayrı güzel;)

velhasıl, akyaka, insana "biz niye bu kadar doğamızdan uzak ve hızlı yaşıyoruz"u tekrardan sorgulatan, insana huzur veren, tadına doyulmayan bir yer olarak kaldı aklımda...bakalım bir daha ne zaman görüşeceğiz...