Cumartesi, Ocak 07, 2017

kar-cem adrian

bu karlı hafta sonu için daha uygun bir şarkı düşünülemez sanırım;)


dilerim ki:
evlerimizde ve güvende, sevdiklerimizle ve aşk+huzur dolu, güzel müzikli ve kestaneli, şarap/çay/sahlepli ve sağlıklı bir hafta sonu olsun :)

Çarşamba, Ocak 04, 2017

dünyadan sesler- youtube



"...

Love forever

Love is free
Let's turn forever
You and me

..."

Salı, Ocak 03, 2017

2016 filmler (33) ve kitaplar (19)

2016'nın muhasebesi yazımı yazdım. fakat film ve kitap muhasebesini ayrıca yapmak istedim.
geçen yıl 25 film, 18 kitap katmışım heybeme. bu yıl, ne mutlu ki, her ikisini de artırmışım;)

bu yıl izlediğim filmlerden en çok etkilendiklerim:


bu yıl okuduğum kitaplardan en çok etkilendiklerim:

şimdi fark ediyorum ki, bu yıl okuduğum kitapların neredeyse hepsi ilk defa okuduğum, bu yıl tanıştığım yazarlara ait...


yeni yazarlarla, yönetmenlerle tanışıp seveceğimiz; eskiden tanıdıklarımızla iyice kaynaşacağımız edebiyat, sinema ve sanat dolu bir yıl diliyorum hepimize:)

(yazar bu görsel ile, artık bu sene seramik ile tanışmayı umut ettiğine gönderme yapıyor:))

*yıl içindeki film ve kitap yazılarıma ulaşmak için linkler:







Pazar, Ocak 01, 2017

2016 aralık ayı filmler (4) ve kitaplar (2)

dağ 
dağ 2 vizyona girdiğinden beri dağ'ı izleyip dağ 2'yi vizyonda görebilme isteğim vardı. bir akşam nihayet oturup dağ'ı izleyebildim evde, fakat dağ 2'nin gösterimlerine yetişemedim maalesef.
filmi izledikten sonraki akşam beşiktaş'taki terör saldırısı oldu, ertesi gün de filmi televizyonda verdiler bunun üzerine...


güzel film... ufuk bayraktar için ne denebilir bilmiyorum zaten. saatlerce oynasın saatlerce izleyelim...
film çok çok sinir bozucu bir yandan da... yıllardır o dağlarda ne için ne ile savaş veriliyor. nasıl bir saçmalık... hem sinir bozucu hem çok üzücü. "bu saçmalıktan nemalanan herkesin bin belasını versin allah" diye diye izledim filmi...

captain fantastic
yine vizyondayken çok merak edip de izleyemediğim bir filmdi. allahım nasıl bir hayat yaşıyorsam, kendime iki saat ayırıp sinemaya gidemiyorum ya, o da ayrı konu. neyse bir akşam evde izledim bu filmi de.


fikir çok güzel, düşüncelerimle, hayat felsefemle örtüşüyor. doğada yaşamak, doğal kalmak vs.
ancak film bir "sistem eleştirisi"nden farklı; neşeli, hatta biraz absürd bir nitelikte devam ediyor.
eğlenceli, yer yer dramatik ve düşündürücü, ayarında kararında bir film.
*filmi izledikten sonra, hakkında yazılanları okuduğumda, aman tanrım, ne tartışmalar kapışmalar. sözlükte herkes birbirine amma da giydirme derdinde yahu. ille karşıdakini ezme, üstün gelme tutkusu. bu ne hırs, anlam veremiyorum ben.
ayrıca, "bazen bir film sadece bir filmdir" demek istiyorum:) o kadar ille doğrusunu ben anladım, ben bildimlik kadar ciddi bir mesele değildir yani. sakin olun:)
**filmi izledikten sonraki günlerde 11 yaşındaki öğrencim ile gelecek hayallerini konuşuyorduk.
"meslek hayalim yok" dedi. "meslek medeniyetin ürünüdür, doğada meslek yoktur" diye ekledi. ben ağzım açık kalakaldım. içimden "vay anasını sayın seyirciler" dedim, "çocuk benim 30 yaşımda anladığımı şuncacık yaşında anlamış" dedim. :)
filmi önerdim sonra ona da;)

i origins


bu filmi bir süre önce, sevdiğim bloglardan birinde görüp not almıştım. enterasan konusu ilgimi çekmişti. nihayet izleme fırsatı bulduğumda ise, bu ilgi çekici konunun anlatılış biçimini yeterince iyi bulmadım. güzel sahneler, etkileyici diyaloglar elbette var ve iyi bir film ama, beklentimi karşılamadı.

 nadide hayat



televizyonda denk geldi de izledim bu filmi. sanırım, çağan ırmak'ın en kötü filmi... kalitesiz türk filmleri tadında karikatürize karakterler, hiç doğal olmayan diyaloglar, komik olmayan "komik" sahneler.... sonunu zor getirdim vallahi. iki dev oyuncuya da yazık olmuş yahu...

sapiens- insan türünün kısa bir tarihi
aslında kitap 4 aydır elimde. ara ara hızlanan ara ara yavaşlayan bir tempo ile okudum. her sayfası bilgi veren, her bir bölümü sürükleyici olan inceleme türünde bir kitap sapiens.


altı çizile çizile okunacak dönüp dönüp bakılacak türden...
4 temel kısımdan oluşuyor:
-bilişsel devrim
-tarım devrimi
-insanoğlunun birleşmesi
-bilimsel devrim

13,5 milyar yıl önce bing bang ile başlayarak, adım adım günümüze geliyor bu kısımlarla.
hatta günümüzden de öteye geçip geleceğe dönük tahminlerde bulunuyor.
antropoloji, sosyoloji, insanlık tarihi, psikoloji, biyoloji gibi pek çok bilim dalına dair çok şey öğrendim ben. 
öğrenmeye meraklı herkese öneririm.

oz büyücüsü
"rehberlik servisimizi kitaplandırıyoruz" projesi kapsamında çocuklar okusun diye aldığım çocuk klasiklerinden. çocukken okumayı atladıklarımı okuyorum ben de çocuklarla beraber. geçmişteki eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum beyhude bir çaba ile... yetişmek imkansız aelbette "mutlaka okunması gereken" kitaplara...


Cuma, Aralık 30, 2016

2016'nın muhasebesi...

bir yıl daha geride kalmak üzere güneş takvimine göre...
adettendir geride kalan yılın şahsi değerlendirmesini yapmak, yeni gelen yıl için de yeni kararlar almak...
2016'da hayatımda iyi-kötü nelerin değiştiğine bakacak olursam:

*en önemli gelişmelerden biri araba almamız ve benim kullanmaya başlamam. nihayet işe araba ile gidip gelebiliyorum ve evin yakınlarındaki işlerimi halledebiliyorum. insanlık için küçük, benim için kocaman bir adım:)
zira, yıllarca arabayı kullanmayı reddettim.
reddedişimin de bilinçaltımda babamla ilgili olduğunu bir tartışma anında ağzımdan çıkanlarla fark ediverdim...
hayatımdakisevgiliinsan tanıdığım en sakin ve en sabırlı insanlardan biri olmasına rağmen, beraber her  pratiğe çıkışımızda öfkeleniyor ve bana kendimi kötü hissettiriyordu. bunlardan birinde sağa çektim,  "sana araba kullanmayı kim öğretti? peki kardeşine? peki ayşe'ye, fatma'ya, ali'ye... peki ben niye 30 yaşımda ilk defa oturuyorum bu koltuğa sence?" diyerek ağlamaya başladım...
bir anda hortluyor böyle bazen... ruhumda acaba başka hangi yaralar var, çocuk yaşta babamı kaybetmekten iz kalan bana... 
yıllar içinde keşfediyorum...

*seyahat bakımından çok durgun bir seneydi... 
sömestr ve yaz tatilimde eşimin yurt dışı iş ziyaretleri denk geldi. ben de her ikisini de annem ve ablam ile izmir'de geçirdim.
nisanda ablamlarla bir van gezisi planlamıştık. ama son anda iptal ettik. malum, ülkede tansiyon hiç düşmedi...
burada güzelce gezdik ablamlarla, istanbul'da çok güvendeymişiz gibi.
ekimde bir haftasonu artvin gezisi yaptık. başka da yeni bir şehir görme fırsatım olmadı...


*6 oyun izledim tiyatrolarda. bunlardan 4'ünü beğendim. 4'ü de beylikdüzü kültür merkezi'ne çok uygun ücretle gelen oyunlardı.
ikinci bölüm- istanbul devlet tiyatrolarının oyunu. komedi ve dramın çok güzel harmanlandığı çok güzel bir oyundu!
ölü ozanlar derneği- tiyatro kedi'nin oyunu. 1999'da kitabını okumuştum ve nasıl etkilendiysem üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen replikleri ezbere biliyordum hala...
yetersiz bakiye- gergedan yapım'ın oyunu. çok sanatsal bir oyun olmamakla beraber, epey gülüp eğlendiğimi hatırlıyorum. 
frankenstein- çolpan ilhan sadri alışık tiyatrosu'nun oyunu. kitabı okuduktan sonra, oyunlaştırıldığını görmüş ve gitmeyi çok istemiştim, zorlu'daki gösterimleri kaçırınca da çok üzülmüştüm ama neyse ki evimin dibine geldi oyun. çok etkileyiciydi. kostüm, sahne tasarımından tutun müziklere, oyunculuklara... insanın ruhunu doyuran bir oyundu.


*kitap ve filmleri ayrı bir yazıda paylaşacağım.

*yılın son ayında hayatımdakisevgiliinsan 'ın kolu kırıldı. her zorluk ilişkiye ayrı bir anlam ve bağ katıyor... mahremiyetine girdikçe, destek oldukça bağlanıyorsun birbirine... onu anladık biz bu süreçte.
bir de 30'dan sonraki halı sahaların yarardan çok zarar verdiğini insana:)

*yoga yapmaya başladım!
aslında spor salonu araştırdım eylül ekim kasım boyunca. içime sinen bir yer bulamadım. ablam yogaya başladı o ara izmir'de. çok yarar gördüğünü anlattı durdu. yıllardır merak ettiğim ama hiç denemediğim bir şeydi. aralık ayında başladım ben de. henüz çok yeni olsa da, çok severek yapıyorum ve vücuduma ve ruhuma iyi geldiğini hissediyorum.


*mesleki anlamda, aile ve çift terapisi eğitimimi tamamladım. daha doğrusu sürekli beşiktaş'a gitmek zorunda olduğum teorik kısmı bitti. bundan sonrası bolca aile ve çift görerek deneyim kazanarak devam edecek.

*dalgalandım da duruldum:)
evet artık kesinlikle duruldum. aslında bir anda olmadı. yıldan yıla oldu. 
daha sakin ve kontrollüyüm artık. seçiciyim. oradan oraya koşturup savrulmuyorum, kendimi yormuyorum.
pek çok şeye doydum...
huzur ve sevgi yetiyor artık sadece.

*yeni yıldan da bireysel anlamda çok fazla bir şey beklemiyorum.
var olanlar kalsın yeter. 
ailem, sevdiklerim, yuvam, huzurum, sağlığım, dostluklarım, işim, seyahatlerim, becerilerim, kitaplarım, arabam:)
herkese dilediği gibi mutlu sağlıklı huzurlu bir yıl diliyorum şimdiden:)

Perşembe, Aralık 29, 2016

evlerinin önü yonca


ekim ayında konserine gittiğimde duydum türküyü ilk kez...
annesinin en sevdiği türküymüş...
nasıl güzel söylüyor...

Perşembe, Aralık 22, 2016

bu gönül bir aşktan anlar...

efsane "göç" albümünden...




"bir ben miyim bu kadar az bu yoksulluktur 
ne haram yedim ne egildim bu yalnizliktir 
ya cok sevdim unutuldum 
ya birinde cok sey buldum 
bir gecede aska durdum 
aglama gönlüm gönlüm aglama 
insan diyorlar aslima aslimiz topraktir 
bu gönül bir asktan anlar ömrüm bir seraptir 
ne dogruyum ne de egri 
yasadigim nerden belli 
bu garipligim az sey mi 
aglama gönlüm gönlüm aglama"


Salı, Kasım 29, 2016

2016 kasım ayı filmler (2) ve kitaplar (3)

ekşi elmalar
bir hikaye anlatıcı olarak çok beğeniyorum yılmaz erdoğan'ı. bu nedenle filmi vizyona girdiği ilk hafta hevesle izledim.
lakin, bir şeylerin eksik kaldığı hissi ile ayrıldım filmden ben.
bir de, önceki filmlerle benzer konuları tekrar ettiği hissine kapıldım...



gözlerimi de al
filmi üniversite yıllarımda şehrimizin tek sinematek'i desem'de izlemiştim. 
çift terapisi eğitimim kapsamında "romantik ilişklerde şiddet" konusu için tekrar izledim.
her iki izleyişimde de epey sarstı film beni. 
gerçekten çok başarılı, çok gerçekçi. şiddet döngüsünü çok iyi biçimde yansıtıyor.
her şeyiyle tam bir film.
izlemeyen varsa mutlaka öneririm.


kendin ol, hayatı keşfet

kişisel gelişim kitaplarına hep mesafeli dursam da, arada okumak iyi geliyor diye düşünüyorum. en azından anne babalara ya da danışanlarıma önermek için bilmekte yarar var.
ebru tuay üzümcü ve polat doğru da alanda güvendiğim isimler.
anlamlı ve coşkulu bir hayat için atılabilecek adımları kısa ve net biçimde özetlemişler kitaplarında.
toplamda 10 bölümden oluşuyor ve her birinin sonunda uygulamaya dönük öneriler bulunuyor.
bölümler:
-öğrenen insan
-anlam verme sistemi
-iletişim becerileri
-kadın-erkek ilişkileri
-ana-babalık
-öfke ve stres
-özgüven
-başarı
-denge
-mutluluk
ben severek okudum. hayata karşı motivasyonunuz düştüğü zamanlarda ilaç gibi gelebilir;)



atatürk'ün kalbi
çalıştığım okulda rehberlik servsimize özel bir kütüphane oluşturuyorum nisandan bu yana.
kütüphanede atatürk ile ilgili hiç kitap yok ve uzun zamandır arayıştayım. tüyap kitap fuarı'nda pek sevdiğim yitik ülke yayınları'nı ziyaret ettiğimde bu kitabı görüp, hemen aldım.
e tabi çocuklar okumadan önce okuma ihtiyacı hissediyorum.
o vesileyle okumuş oldum bu kitabı.
3-4-5. sınıflar için uygun olduğunu düşünüyorum.



ahraz
2012'de basılmış kitap, ben henüz haberdar oldum.  sevdiğim ve mutlaka uğradığım yayın evlerinden olan sel yayınları standından edindim kitabı. üç oturuşta okudum. 
yazarın tarih ve arkeoloji eğitimi almış olmasının etkisiyle kültür ve mitlerle harmanlanmış bir ilk roman. çok başka. insanı içine çekiyor. hiç aşina olmadığımız hikayeler anlatıyor.
kitabın, toplumdaki ötekileştirme, günah keçisi/düşman yaratma olgusunu çok iyi dile getirdiğini düşünüyorum. 
şiddetle tavsiye olunur.