Çarşamba, Haziran 20, 2012

çalışmak çok zor (muş)

öyle garip ki iş hayatı!
hep derlerdi de bu kadarını beklemezdim ben..
"ne oluyor ki? öğrenciyken gayet mutlu, eğlenceli tipleriz de mezun olunca niye canavarlaşalım" diye düşünürdüm.
lakin, işin rengi öyle değil imiş maalesef..
kaldı ki, bildiğiniz üzere, devlet memuruyum ben. yani öyle "yükselme/ kariyer/ patronun gözüne girme/ yerini sağlama alma"  gibi özel sektör kaygılarından tamamen uzak bir iş yerinde görev yapıyorum..
öyle çok kalabalık da değil, 10 kişilik kurum. 
aman aman ağır ya da çok yoğun bir iş de değil..


ama görseniz, bir huzur bulamıyoruz...
çok canım sıkılıyor bu duruma...
"nedir yani? niye?" diye soruyorum, "ne derdimiz olabilir birbirimizle?"
cevap bulamıyorum, çözüm göremiyorum...
çalışan tüm insanlara kolaylıklar diliyorum.

Pazartesi, Haziran 18, 2012

kalan 20. yıl konserleri- karadeniz gecesi

bildiğiniz üzere, geçtiğimiz hafta harbiye açık hava'da, bu toprakların kültür mirasına derin katkıları olan kalan müzik'in 20. yıl konserleri vardı.
ben de dün akşamki karadeniz gecesi'ne katılma fırsatı buldum ve oldukça keyifli bir gece yaşadım.

konser başlamadan önce, 20 yıllık yolculuklarını gösteren videoyu izlerken, farklılıkların nasıl da zenginlik olduğunu, her yörenin, her halkın müziklerinin, kültürlerinin, dillerinin, yaşam biçimlerinin ne kadar da değerli olduğunu, bir kez daha fark ettim.
barış'ın neden bu kadar zor olduğunu bir kez daha anlamakta zorlandım...

sonra, sahneyi fuat saka ile paylaşan "the shin" isimli gürcü asıllı grubu ilk defa dinledim ve hayran kaldım!

sonra, karmate'yi canlı canlı dinleme fırsatı buldum ve hep adını duyup da henüz dinlememiş olduğum marsis'le tanıştım. onları da çok sevdim.

ve elbette bolca horon vardı (öğrenmeli muhakkak!!!!).

sonra, niyazi koyuncu'yu canlı canlı dinledim kazım koyuncu'nun anısına...

apolas lermi ile tanıştım. 
"seçim zamanı" şarkısının klibini paylaşmayı isterdim fakat internette bulamadım. bir benzeri için:


konser karadeniz'e dair olunca, bolca isyan da vardı elbet! o muhteşem doğalarına dokunulmasına verdikleri haklı tepkiyi hep beraber destekledik: 
"dereler özgürdür/ özgür akacak".


Pazar, Haziran 17, 2012

otizm, var oluş vs.

sanırım, bir otistikte beni en çok etkileyen şey, "hayat gaile"lerinin olmayışıdır.

yani şöyle,
biz yaşamımız boyunca didiniriz, bir şeyler yapmaya çalışırız, başarılı olmaya, iyi yerlere gelmeye, iyi şeyler yaşamaya çalışırız, pek çok şeye değer veririz, yaşadıklarımızın anlamlı olmasını isteriz..
belli kurallarımız, normlarımız vardır...
okuruz, meslek ediniriz, çalışır para kazanırız, ev, araba alırız, evleniriz, çocuk yaparız... ve tüm bunları yapmamız gerektiğini sanırız... hayatın "bunlar" olduğunu yani...



fakat, bir otistikle yakın temasa geçince ve hiç de böyle dertlerinin olmadığını gözlemleyince tepetaklak oluyor bazen iç dünyam... kendi "var oluş kaygım"la yüzleşiyorum, var oluşumuzu sorguluyorum, anlamlılık duygum azalıyor.. el yordamıyla oluşturduğumuz, aslında doğada olmayan ve fakat ölümüne bağlı olduğumuz normların gerçekliğini düşünüyorum..

hayatın, aslında, sandığımızdan daha farklı bir şey olabileceği geçiyor aklımdan.

Cumartesi, Haziran 16, 2012

simidin çıtır mı olsun abla yumuşak mı?


sattığı tek çeşit ürünü bile çeşitlendirmeye çalışan simitçi,
yaşama sevinci veriyorsun sen insana!

Pazartesi, Haziran 11, 2012

psikolojik danışmanlık- yeniyetme meslek- zamanla iyileşecek


bir ruh sağlığı çalışanı olarak, zaman zaman dibe vurduğumu hissetsem de, kendim bile ruh sağlığı uzmanına gidemezken, mesleğime inancımı nasıl koruyabilirim?


sadece zengin’in satın alabildiği bir hizmet olan mesleğime..

Cuma, Haziran 08, 2012

mim 5

sevgili deep mimlemiş beni.
kendisine teşekkür ediyor ve hemen mim'e geçiyorum;)

mim'in konusu:
"İçinizdeki sesi dinler misiniz?"

hımmm, şimdi yazar burada "iç ses" derken tam olarak neyi kast etmiştir?
neyse, "kelimelerin anlamları ve çağrıştırdıkları kimse için aynı olamaz zaten" diyerek, kendi anladığım kadarıyla durumumu açıklayayım:

benim zihnim çok karışıktır. hem de mütemadiyen.
"ezgi'yi nasıl bilirdiniz?" diye sorulunca "kararsııızzz" denilecek kadar. en baskın özelliğim, sürekli aklımdan bir şeyler geçmesi ve fikirlerimin değişebilmesi, sanırım..


yani anlayacağınız, yoğun bir iç sesim vardır ve bittabi onu dinlerim (başka neyi dinleyebilirim ki- kendimizden beslenmiyor muyuz en çok?).

bu güzel konulu mim'i cevaplamak isteyen herkese armağan ediyorum ben de;)

Perşembe, Haziran 07, 2012

güzel bir evim olsun


yazımda da bahsettiğim üzere, güzel bir ev özlemindeyim bu ara..
dekorasyon ile ilgili siteleri, blogları ve dükkanları gezdikçe iyice depreşiyor bu isteğim.
bildiğin mutsuz oluyorum "benim evin niye böyle değil" diye, "ne zaman güzel bir evim olacak" diye..
çok yersiz ve biraz da saçma düşünceler farkındayım ama ara ara geliyor işte böyle:


söylesenize ama, çok güzel olmaz mıydı, bu tarz bir evim olsaydı? pembe, beyaz, renkli ve iç açıcı..


Cumartesi, Haziran 02, 2012

moonrise kingdom

bildiğiniz üzere, ikinci üniversite kapsamında ik yönetimi okuyorum aöf'de. 
ilk yılım, bu hafta sonu da ilk finallerim.. 
insan hiç değişmiyor. 26 yaşındayım ve iki haftadır, yıllardır olduğu gibi, ders çalışmamak için ya erkenden uyku bastırıyor ya hiç olmadığı kadar kitap, uykusuz vs okuyasım geliyor ya internette zaman geçiriyorum saatlerce... 
bir yandan da suçluluk duymayayım diye, ağırlıklı olarak evdeyim, biraz fedakarlık yapıyorum gezmelerden..

neyse, sınavlar çok da önemli değil esasen. 
yıl boyunca sergilere, filmlere, oyunlara, konserlere indirimli girdim ya, daha ne isterim. (her yerde öğretmen indirimi olmuyor zira)



tabi bu arada, ca'nım cannes açılış filmi gelmiş vizyona, hem de ca'nım edward norton'lı, 2. haftasını oynuyor hem de. hala izleyemedim, yanarım yanarım ona yanarım.
neyse, sınavlardan sonra artık, çok sıkı çalışıyorum çünkü, bildiğiniz gibi değil!!!

fragmandaki güzel, fransızca şarkıyı da paylaşayım da, sıkı çalışmama döneyim derhal :)

Cuma, Haziran 01, 2012

kadın olmak vs vs

kadın olmaktan sıkıldım.. kadınlığın getirdiği düşünce sisteminden, karmakarışık kafamdan..
her şeyi düşünmekten, irdelemekten, her şeye anlam bulmaya çalışmaktan...

bu ara yeni takıntım, ev ve eşya..
bir böyle hevesleniyorum, güzel kanepe, halı alayım, güzel evim olsun diyorum. diyorum yaşadığım yer önemli..
bir şeyler alıyorum, ya da dekoru değiştiriyorum mesela. bakıyorum sonra, kendi kendime didiniyorum saçma sapan aslında... nedir yani "ev"?
ardından hemen, anlamsızlaşıyor gözümde, ne fark eder diyorum, sahi ne fark eder, akşamdan akşama uğradığım bir yer ev... sıradan çekyat olsa ne olur, en moderninden koltuk olsa ne olur?


erkek olsam, işten gelip atsam kendimi televizyon/ bilgisayar/ ps karşısına, dışardan yemek söylesem... ev, düzen, temizlik gibi şeyler zerre umrumda olmasa..
hiç böyle gelgitler yaşamasam..
daha net olsa hep kafam ve daha umarsız..

Perşembe, Mayıs 31, 2012

evleneceklere duyurulur ;)

sezon da açılmışken şöyle, henüz hazır değilse davetiyeleriniz, bir bakın derim!
davetiyeler, nikah şekerleri ve tasarım hediyeler!