Salı, Ekim 30, 2018

Auroville- Matri Mandir


Bir yıl önce @gezginyogini nin blogunda görüp dikkatimi çekmişti. 
Şöyle yazıyordu:
“Auroville; Sri Aurobindo’nun en gözde öğrencilerinden biri olan  
The Mother’ın hayalini kurduğu bir şehir. The Mother Mısırlı bir anne ve Türk bir babanın 1878 yılında Paris’te doğan kızı. 1910 yılında Pondicherry’de Sri Aurobindo ile tanışıyor ve yıllar içerisinde onun öğrencisi oluyor. 1930 yıllarında the Mother’ın aklına tüm insanlığın birlikte kardeşçe yaşayacağı evrensel şehir hayali düşüyor ve  1960’lı yıllarda Sri Aurobindo topluluğu Auroville projesini ortaya atıyor, UNESCO da bu projeyi destekliyor. 28 Şubat 1968’te 124 farklı milletten 5000 kişi Auroville’in ortasındaki banyan ağacının etrafında bu şehrin temellerini atıyor. 124 milletin temsilcilerin kendi ülkelerinden getirdikleri topraklar beyaz mermerle kalpı lotus şeklindeki bir kabın içerisinde karışıtırılarak saklanıyor. Şu anda da Anfi Tiyatro’nun ortasında bulunuyor bu kupa.”
Çok merak ettik bu yeri! Nasıl etkileyiciydi “Dünyada tüm milliyetlerin ötesinde herkese ait bir yer olmalı” fikri!
Ve Cumartesi günü gelip gördük bu yeri🙏🏻 Şu an 3000e yakın sakini ve dünyanın her yerinden belli periyotlarla eşlik eden gönüllüleri ile devam ediyor bu çevreci, hümanist ve evrensel oluşum. 50 yıl içinde bitimsiz gönüllü çalışmalarla geliştirilmiş. Çorak arazi ağaçlandırılmış, organik tarım yapılıyor, sürdürülebilir enerji kaynakları kullanılıyor, her şeyde geridönüşüm sağlanıyor, hatta tuvaletler öyle tasarlanmış ki, insan dışkısı bile gübreye dönüştürülüyor. Ayrıca her gün pek çok etkinlik, pek çok atölye yapılıyor; yoga, dans, tarım, müzik vb. Kişilerin tüm kimliklerinden sıyrılıp sadece insan olarak var olduğu bu komüniteyi çok sevdik ve daha sonra, bu sefer gönüllü olarak gelmeyi yazdık #bucketlist imize😉


#Auroville nin sembolü olan #matrimandir küresi sessizlik meditasyonu alanı. Biz Cumartesi günü ziyaret ettiğimizde o alana girebilmek için adımızı yazdırdık, pazar doluydu, Pazartesi 08.45 için bir bilet verdiler. (Her gün 10-11 ve 14-15 saatleri arası isim yazdırma saatleri). Ücretsiz olan bilet, ömürlük; yani, bundan sonra istediğimizde gelip meditasyon yapabiliriz burada😌

29 Ekim 2018 Pazartesi 8.45’te geldik Auroville’ye. Önce 15’dk lık bir video izletildi ve ardından shuttle servislerle kürenin yakınına geldik. Burada üzerimizdeki her şeyi emanete bıraktık ve bir görevli tarafından içerisi hakkında bilgilendirildik. Ardından kürenin içine girdik ayakkabılarımızı çıkarıp. Beyaz, sade ve sessizdi. Farklı bölümlerini dolaştık; su sesi vardı bir bölümde, bir bölümde ışık. Farklı din, dil ve ülkeden 50-60 kişi çember olup oturduk meditasyona. Yaklaşık bir saat sonra küreden çıktık ve yeniden bilgilendirildik buraya özgü ağacın altında. Hayatım boyunca unutamayacağım anlardı🙏🏻

Pazartesi, Ekim 29, 2018

Hindistan Mutfağı

Hindistan’da yemekle ilgili göze çarpan ilk şey #Vegetaryan beslenmenin yaygınlığı.Sadece veg menüye sahip mekanların yanısıra tüm restoranların mutlaka #veg ve #vegan menüsü var. #Nonveg menülerde tavuk,balık ve deniz ürünü (deniz ürününün en iyisi  Goa’daymış) oluyor genelde.Keçiye bir yerde rastladık şimdiye kadar. #Danaeti meselesine gelince, “inekleretapıyorlar” demek doğru olmaz ama geleneksel olarak kutsal sayıyorlar ve Hindular asla yemiyorlar.Nasıl bizde kedi,köpek sokak hayvanı ise,inekler de orada sokak hayvanı gibi özgürce dolaşıyor,kimse karışmıyor onlara.Trafik duruyor kimi zaman,inekler geçiyor rahatça. Söylediklerine göre yemek yasak değilmiş artık esasen.Ama biz ne restoranlarda ne de marketlerin kasap reyonlarında #beef e hiç rastlamadık.Bizdeki #domuzeti gibi sanırım;yasak değil ama yemek isteyen olursa aleni biçimde bulması pek de kolay olmuyor.Süt de #ineksütü yaygın değil ama bulunuyor; hayvansal olarak #keçisütü bulunabiliyor.Bitkisel olarak ise pekçok şeyin sütünü bulabilirsiniz; #soyasütü #bademsütü #hindistancevizisütü..Yoğurt olarak kendi yoğurtları var,bizimkine daha benzer #greekyogurt da her markette satılıyor.



Biz dışarıda yediğimizde çoğunlukla pirinç ve noodle yedik.Yediğimiz her şey oldukla acı,yağlı,sarımsaklı,baharatlı ve karışıktı.Biz acı sevdiğimiz için genelde bayıla bayıla yedik.Tavuk ve balığı kebap,tandır,pilavı büryan şeklinde pişirmeleri Türk mutfağı ile benzer yanı.Kişniş çok fazla kullanılıyor baharat olarak,ve elbette bir baharat karışımı olan ve farklı türleri bulunan #masala yı pek çok besinin içinde bulabiliyorsunuz.Restoranlarda Tali diye bir seçenek var, #vegtali ve #fishtali denedik biz. Çıtır bir çeşit ekmek olan aşırı lezzetli #paparam (#pappad da deniyor) ve bir kase pilav ile 3-4 tabak farklı sebze/balığın sunulduğu geniş bir tabak #tali Pekçok çeşit sunması bakımından zengin bir öğün seçeneği.Genel olarak porsiyonlar çok büyük zaten.Ekmeklerden #naan #çapata #pratha denedik,çok lezzetli.Hele bir de bir restoranda #butternan geldi ki,o an #karadenizpidesi zevki yaşattı bize🤤
Pazarları, marketleri gezdik epey; sebze, meyve envai çeşit. Yollarda da manavlara rastlanıyor sıklıkla; fiyatlar bizdeki gibi denebilir. Egzotik meyvelerin çoğunu denedik; #papaya #mango #guava #cumcordapple #passionfruit #coconutsuyu ...
#Kahvaltı meselesine gelince; gerçekten #türkmutfağı nın en güçlü kalesi peynir, zeytin çeşitleri içeren kahvaltısı ve insan yurtdışında çok özlüyor. Burada kahvaltıda #dosa dedikleri bir çeşit krepin içine soğan ya da patates koyarak yanına da #sambar dedikleri bir sosla yiyorlar. Ayrıca #idly ya da #Samosa gibi hamur işi çeşitleri olabiliyor. Kahvaltıda  #whitetea denilen sütlü, baharatlı çay içiliyor.
Suyu hep kapalı tükettik. Bizdeki gibi küçük su görmedik, hep 1-1,5 ya da 2 litre. Hava o kadar nemli ve o kadar çok terleniyor ki, ancak öyle içmek kesiyor insanı. Restoranlarda bile su isteyince 1litre geliyor. Bizdeki gibi dalga geçercesine 330ml gelmiyor ;)
Ve evet çatal-kaşık pek kullanmıyorlar; sulu yemekleri ekmekle, pilavı elle yiyorlar.



Cumartesi, Ekim 20, 2018

İran’da Couchsurfing

10.10.2018
Tebriz, Siahkel, Rasht, Lahijan ve Tahran’daki günlerimizden sonra şimdi Isfahan’a doğru giden bir otobüsteyiz.
Daha önceki seyahatlerimizde kalabalık grup olduğumuz için ev kiralıyorduk. İlk defa deneyimlediğimiz Couchsurfing -1 ya da 2 kişiyseniz- harika bir seçenek! Bu sayede 4 tane şahane aile tanıdık🙏🏻



Ücretsiz konaklama sağlaması ile daha uzun gezmenize yardımcı olması ilk hedef gibi görünebilir.



Ama aslında çok daha fazlası couchsurfing.



Turist gibi gezmek değil bir şehri, o şehrin insanlarını günlük yaşamda tanımak. Evlerini, yaşayış biçimlerini, fikirlerini öğrenmek, sofralarına konuk olmak. Dünyanın her yerinde insan’ın nüanslarıyla güzel, ve fakat, aynı zamanda nasıl benzer olduğunu tekrar tekrar fark etmek...


Ve en önemlisi, dünyanın farklı şehirlerinde dostlar kazanmak 💛

Çarşamba, Ekim 17, 2018

İran Yemekleri


Yemeklerin ve çorbaların geneli sebze, et ve hububatın bir arada kullanılmasıyla pişiriliyor.. Bizimkinden farkı kırmızı değil biraz daha kahverengi olması. Bir de elbette İran mutfağının vazgeçilmezi #safran! Başlarda garipsediğimiz bu tada kısa sürede alıştık. Çorbadan ana yemeğe, çaydan tatlıya her şeyin içine eklediklerini söyleyebiliriz. Yemeğin yanında sofrada ortada her zaman kocaman bir pilav oluyor. Onun da safranlı olduğunu söylememize gerek yok herhalde 😄 Pirinçler uzun ince. 
Sebzelerden patlıcan (#bademjan) çok kullanılıyor. Bizim favorimiz #kashkobademjoon oldu (erimiş peynirli, karamelize soğanlı kızarmış patlıcan)🤤
Ekmek olarak, lavaş türevleri ve Ramazan pidesi gibi çeşitler mevcut.
Ceviz yemeklerde sıklıkla kullanılıyor. Yoğurt, turşu bizimki gibi. Ayran sodalı, naneli ve daha az kıvamlı. 
Kuzu, dana ve tavuk eti dışında #deveeti de var mutfaklarında (denemediğimiz için nasıl tadı var bilmiyoruz).
Balık çeşitleri fazla ve bizimkilerden farklı kırmızı bir balık çok meşhur kuzey bölgesinde, ayrıca kurutulmuş balık da tüketiliyor. 
Meyveler bizimkilerle çok benzer, Türkiye’de ne varsa aynı lezzette burada da var. Küçücük çok lezzetli karpuzları var.
Suları buzlu ya da dolaptan çok soğuk olarak içiyorlar. Çeşme suları içiliyor.

Öğle ve akşam yemeklerinin zenginliğinden farklı olarak kahvaltıları bize göre oldukça sade. Lavaş, peynir, bal, reçelden oluşuyor, bazen de yumurta ekleniyor. Kahvaltıda servis tabağı kullanılmaması ve çatal yerine kaşık kullanılması dikkatimizi çeken farklılıklardandı.

Salı, Ekim 16, 2018

Bir Gezgin İçin İran Hakkında Önemli Bilgiler

Gezimizin İran kısmı bitti. İşimize çok yaramış olan bilgileri İran’a gitmek isteyenler için paylaşmak istedim:
1-Kadınların Giyimi
Eğer başını örten biri değilseniz, kafanıza şu boynumuza doladığımız şallardan birini öylesine atıvermeniz yeterli, saçlarınızın tamamının kapanması şart değil. Ayrıca dize kadar olmasa da, en azından poponuzu örtecek kadar uzun bir üst giymeniz uygun olacaktır.
Makyaj konusunda sözde sınırlama varmış ama kimse buna uymuyor, rahat olabilirsiniz.


2-Telefon Hattı 
Yabancılar #irancell alamıyor. Biz çok şanslıydık, Tebriz’de misafiri olduğumuz aile ilk günümüzde bizim için hat aldı. 20000 Tümen yükledik ve 5 GB internet, 20 dk konuşma hakkımız oldu. Rahat rahat iletişim kurabiliyoruz bu şekilde.
3-SNAPP 
Bizdeki #bitaksi ya da #über gibi bir uygulama. Taksi kullanmak Türkiye’ye göre çok daha uygun. Zira yakıt fiyatları bizim 14’te 1’imiz kadar!!! Biz Tahran’da #snapp ile geziyoruz. Öncelikle telefonunuza bu uygulamayı indirip, yerel bir hat üzerinden hesap açmanız gerekiyor. Ardından konumunuza yakın olan taksiyi çağırıyorsunuz. Plakasını sistemde gördüğünüz için buluşmanız kolay oluyor. Kadınsanız kadın sürücü çağırabiliyorsunuz. %25 daha az ödeyerek motor da çağırabilirsiniz. 
4-Toplu Taşıma
Henüz bir defa, Tahran’a ilk indiğimizde terminaldeki metro hattını kullandık. Sabah iş saati olduğu için aşırı kalabalıktı. Tahran’da birbirine bağlanan, geçiş istasyonları olan 7 metro hattı var. Metrolarda karma vagonlar ve kadın vagonları var. Biz çift olarak kadın vagonuna bindik yanlışlıkla😄 Neyse ki bakış ve konuşmalardan hemen anladık hatamızı ve sonraki istasyonda düzelttik. Şehir içi otobüslerde de arka taraf kadınlara ayrılmış. Şehirler arası otobüste (biz Lahijan’dan Tahran’a kullandık) böyle bir durum yoktu. Otobüs çok geniş ve rahattı, koltuklar neredeyse yatağa dönüşüyordu, ikram olarak çikolata, bisküvi, kek paketi vardı. Bizimki az bir farkla VIP otobüstü, normalleri de bu kadar rahat mıdır bilmiyoruz.
5-Para
Para meselesi başlarda biraz karışık geliyor. Banknotlar riyal şeklinde ama günlük yaşamda onun bir sıfır atılmış hali olan Tümen ile alışveriş yapılıyor. Şöyle düşünebilirsiniz  riyal sadece kağıt üzerinde ve resmî işlerde. Dolar kuru çok değişken, yaklaşık 14.000 tümen gibi düşünebilirsiniz. Bu durumda TL nin değeri tümenin yaklaşık iki katı gibi oluyor. Biz ilk etapta 50 dolar bozdurduk ve bir hafta yetti. Kredi kartı için vatandaşların yerel kartları var; bizdeki master ya da visa kartlar geçerli değil. O nedenle yanınızda nakitiniz olmak zorunda.
6-RAKAMLAR
Harfler gibi rakamlar da bizim için farklı. Para ve plakaları okumada zorlanmamak adına rakamları öğrenmelisiniz. 
7-VPN 

#Couchsurfing, #Twitter, #Facebook, #YouTube vs. yasaklı olduğundan bunları kullanmak için telefonunuza #TurboVPN ya da #VPNHotspot yükleyebilirsiniz. Bunları indirmek için markette bulamazsanız, daha önce indirmiş birinden #shareit ile linkini paylaşmasını rica edebilirsiniz.

Pazartesi, Ekim 15, 2018

İran Genel İzlenimler

Çok uzun zamandır hayal ettiğimiz seyahate başladık. 22 Eylül’den bu yana yollardayız. 10 gün İzmir, Ankara, Kars (evet Doğu Ekspresi’ne bindik:)), Ağrı ve Van’ı gezdikten sonra, trenle İran’a geçtik. Çok güzel 12 günün sonunda bu sabah Hindistan’a indik ve seyahatimize burada devam ediyoruz. İran’da internet çok sorunluydu, çok fazla site yasaklıydı. Notlar aldım elbette ve bir kısmını da instagramda paylaştım. Burada da kalıcı olsun istiyorum. Yıllarca gezilerimi yazdığım mecra burasıydı ne de olsa, daha instagram yokken...
İran genel izlenimlerimi yazdığım bir yazı:




07.10.2018
İran’da 5.günümüz. Anlatacak çok şey, paylaşacak çok fotoğraf var. Güncel olarak story lerde paylaşmaya çalışıyoruz ama uzun uzun yazmalı aslında...
Kadınların hicapsız, erkeklerin şortla gezemediği, devlet dairelerinde çalışanların namaz saatinde namazda olmalarının beklendiği (öğretmenler hariç), dans etmenin, kadınların şarkı söylemesinin yasak olduğu, okulların öğretmen ve öğrenciler için kadın erkek diye ayrıldığı (binaların arasında belli mesafenin de olması gerektiği) bir ülke İran...
Tüm bunlarla beraber, kadınlar üniversite okuyor, araba kullanma oranları yüksek, sosyal hayatın içindeler, çalışıp para kazanıyorlar.
Alkol satışı yasak ama yine de gizli yollardan temin ediliyor ve evlerde arkadaş toplantılarında tüketiliyor. Amerikan markaları yok. Ezan pek duyulmuyor.
Öte yandan, sanat ciddi sansür altında, toplu taşımada kadınlar ve erkekler farklı yerlerde, pek çok internet sitesi ve uygulama (Facebook, Twitter, Couchsurfing, Fizy, Spotify, İnstagram daki bazı sayfalar) yasaklı -ve elbette herkes VPN ile yine de bunları kullanıyor-...
Oysa ne büyük potansiyel! Koskocaman ülke.
Farklı coğrafi bölgeler, iklimler, doğal güzellikler... Tebriz’de tarih, Marzapan’da şelaleler, Gilan’da orman, güneyde çöl, kuzeyde Hazar denizi, Şiraz’da Persepolis...
Kadim bir medeniyet, yıllardır ilim üretilen topraklar, dünyaca ünlü tıp doktorları, şairler...
Büyük bir turizm potansiyeli yatıyor bu ülkede. Ama, buna rağmen, yolculugumuzun İran’dan başlayacağını duyan çoğu kişi “Neden İran?” dedi. 
Gelmeden önce bizim de kafamızda oldukça eksik bir İran imajı vardı elbette. Hepimizin var...
Ama gelip görünce -henüz sadece iki bölgesini görmemize rağmen- tazelendi, değişti bu imaj.
Seyahat etmek işte bundan güzel en çok da!
Tüm önyargıları yıkan büyülü bir şey gezmek 🙏🏻“

Pazartesi, Eylül 10, 2018

Meksika ve El Salvador’da Yaşayan Nahua Yerlilerine Ait Bir Dua


“Annemi ve babamı; bilmeyerek yaptıkları hataların sorumluluğundan ve suçluluğundan azat ediyorum…

Çocuklarımı, beni gururlandırmaları gereği inancından azat ediyorum ki; sadece kendi kalplerinin onlara seslendiği yöne doğru rahatlıkla gidebilsinler.
Eşimi; beni tamamlaması mecburiyetinden azat ediyorum. Ben eksik değilim; çevremdeki her canlıdan, her an yeni bir şey öğreniyorum.
Ailemin atalarına ve büyük ebeveynlerime; benim şu anda hayatta olmamı sağlayacak şekilde var oldukları için teşekkür ediyorum. Onları geçmiş hatalarından, tamamlanmamış arzularından azat ediyorum. Her birinin, zamanın ve koşulların gerektirdiği en doğru şekilde davranmaya gayret ettiğinin farkındayım. Onları seviyor ve onurlandırıyorum.
Kimseden saklayacak bir şeyim olmadığı gibi kimseye bir borcum da yok. Kendim, olduğum gibiyim.
Kalbimin bilgeliğini izleyerek ve kendime dürüst olarak yaşam yolumu yürürken huzurumu ve mutluluğumu gölgeleyebilecek olan görünen ya da görünmeyen tüm bağların sorumluluklarından kendimi azat ediyorum.
Kendi huzurum ve mutluluğum yegâne sorumluluğumdur.
Ötekilerin beklentilerini karşılamak üzere yüklendiğim tüm rollerimi bırakıyorum.
Kendimi onaylıyorum ve kendime saygı duyuyorum.
Benim ve senin içimizdeki yüceliği selamlıyorum ve hatırlatıyorum: Biz özgürüz.”


Perşembe, Eylül 06, 2018

Eğitimin Ölüm Vadisinden Nasıl Kurtulunur?- TED Talk

TED konuşmalarını çok ilham verici buluyorum. Bu konuşma EBA’daki seçkiden. Yeni bir eğitim öğretim yılına hazırlanırken bu konuşmaları dinlemek öğretmenler için motivasyon kaynağı olabilir diye düşünüyorum.


Videonun Türkçe altyazılı hali için tık tık;)

Söz konusu eğitim olunca, Finlandiya eğitim sistemine değinmeden olmuyor. Ziyaretim sırasında benzer gözlemlerim olmuştu benim de. 

Hani diyor ya 
“-Okul terki ile nasıl baş ediyorsunuz? 
sorusu karşısında şaşırdılar -Okul terki mi!? Çocuklar neden okula gelmek istemesinler ki?”
Bizim de davranış problemleri konusunda benzer diyaloğumuz olmuştu. “Niye olumsuz davranış göstersinler ki?” gibi bir yanıt almıştık. Çocuklar okulda mutluysa; merak, öğrenme, kendini ifade etme, değer görme, başarı ihtiyaçları karşılanıyorsa, enerjilerini yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda sanat, spor, bilim gibi alanlarda harcayabiliyorlarsa yine davranış problemleri ortaya çıkar mıydı?

Pazartesi, Eylül 03, 2018

Yoga Ne Değildir- Gezgin Yogini

Mesleğimin ilk yıllarından, hatta öğrenciliğimden bu yana, psikolojik danışmanlık ile ilgili yanlış bilinenleri doğruya dönüştürebilmek için epey mesai harcadığımı söyleyebilirim. Bir şeyin ne olmadığını tarif etmek ne olduğunu tarif etmekten biraz daha kolay sanırım. O nedenle psikolojik danışmanlığın/psikologluğun ne olmadığını dile getirmeye, “Siz şimdi insanın içinden geçenleri okuyabiliyorsunuz di mi?”den tutun da her insanın nasıl yaşaması, nerede ne yapması gerektiğini bildiğimiz varsayımını değiştirmek için anlatmaya uzun yıllar da devam edecek gibiyiz.


(Belki de çoğu meslekte vardır bu, ben kendiminkini bilebiliyorum.)

İki yıldır da yoga var hayatımda. Şimdilerde de yoganın ne olduğunu ne olmadığını anlatmaya çalışıyorum merak edenlere, dilim döndüğünce.
Gezginyogini (Burcu Tunca) çok güzel bir yazı yazmış bu konuda. “Yoga ne değildir”i öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliğinde. Ben çok keyif alarak okudum, sizlerin de beğeninize sunuyorum efenim;)


https://gezginyogini.com/yoga-ne-degildir/




Cumartesi, Eylül 01, 2018

2018 Ağustos Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (3) ve 5 Bölüm de Dizi

Çoğumuzun en sevdiği ay olan eylülden selamlar!
Önce içimizle ve sonra çevremizle barışacağımız yeni bir dönem başlasın, 1 Eylül Dünya Barış Günü'müz kutlu olsun!
Bir yaz daha geçti ömrümüzden... Kaç yazımız kaldı bilmeden...
Yazın son ayı ağustos nası geçmiş, beraber bakalım.
Ağustos, son haftası haricinde İstanbul dışında geçirdiğim bir ay oldu.
İlk haftasında, kıştan bu yana beklediğim yoga tatili için Ayvacık- Çanakkale'de doğanın içindeydim. 


Oradan, memleketim İzmir'e geçtim, Çeşme ve Karşıyaka'da güzel günler geçirdim. Sonra hayatımdakisevgiliinsan da geldi ve Dikili, Çeşme, Karaburun'da güzel vakit geçirdikten sonra İstanbul'a döndük.


Tüm bu süreçte neler okumuş, neler izlemişim bakalım. Önce kitaplar:

İkigai
Bildiğiniz üzere, yeni yıldan bu yana yeni kitap almama kararım var. Ama bazen oyunbozanlık yapıyorum, mesela nisanda İzmir Kitap Fuarı'na giden anneme çok istediğim bir kitabı aldırmak gibi:) Sonuçta onun kitabı ve bende orada kalırken okuyabilirim:) İzmir'deyken, 3 günlük anne-kız Çeşme tatilimizde okudum İkigai'yi. Japonların uzun ve mutlu yaşam sırlarını anlatan kolay okunan sürükleyici bir kitaptı.
Beslenme ve hareketin (spor) yanısıra, sosyal ilişkiler ve çalışkanlığın, yaşam boyu üretmenin verimli bir yaşam üzerine etkilerinden söz ediyor. Bu konulara ilginiz varsa severek okuyacağınız bir kitap olacaktır.



Cingo
Çocuklarla çalışan biri olarak, her ay bir çocuk kitabı okumaya özen gösteriyorum. Bu ay da sevgili Mine'nin gönderdiği sürpriz kitaplardan biri olan Cingo'yu okudum. Şermin Yaşar sosyal medya üzerinden tanıyıp anlatımını, yazılarını çok sevdiğim bir yazar. Ancak bu kitabı severek okuyamadım ne yazık ki... Yine de başka kitaplarına şans vermek isterim.


Patanjali'nin Yoga Sutraları
Aslında bu kitabı edindiğimden beri inceliyor, ara ara okuyordum- ağustosta başlamadım yani. Eylül gelmeden tamamlamak istiyordum- zira eylülde sınavımız var- ve İstanbul'a döner dönmez okuyup bitirdim. Yoga eğitmenlik programı boyunca öncelikli okumamız beklenen 3 kadim eserden biriydi (Hatha Yoga Pradipika ve Bhagavad Gita ile beraber- Bir de hazırlık olarak Bir Yoginin Otobiyografisi'ni okuduk).
MÖ 400'lerde yazıldığı tahmin edilen eserin 1800'lerin sonunda Swami Vivekananda'nın yorumlarıyla basılmış hali. Yoga felsefesi üzerine çok temel bir kaynak.


Filmlere bakacak olursak:

Baraka (The Shack)
Telefonumun galerisinde ekran görüntüsü olan, zamanında dikkatimi çekmiş bir filmdi. İzmir'deyken bir akşam annemle izledik. Yer yer iyi mesajlar verse de, tam oturmamış ve insana geçmeyen bir duygusu var bence filmin.


Marathon
Mesleğim gereği, farklı gelişenlerle ilgili filmlere ilgim büyük. Bu filmi de uzun zamandır merak ediyordum. Yine bir akşam İzmir'de izledik.
Otistik bir gencin ve annesinin mücadelesini anlatan güzel bir film.




Stranger Than Fiction
Merak ettiğim filmlerden biriydi, İstanbul'a döndüğüm hafta tek başıma izledim. Çok sevdim filmi. Çok değişik bir kurgu. Yönetmenin filmlerinden Finding Neverland de yıllardır favori filmlerimdendir, izlemediyseniz izleyiniz derim;)


Ve 5 bölümlük bir dizi izledim İstanbul'a döndüğüm hafta. 3 günde bitirdim.

Patrick Melrose 
İngiliz yazar ve gazeteci Edward St. Aubyn'in roman serisinden esinlenilen Patrick Melroseçocukluk travmalarının yetişkin hayatımıza etkisini çarpıcı biçimde anlatan bir mini dizi. Her bir bölüm yaklaşık bir saatlik bağımsız film niteliğinde (kronolojik olarak birbirini takip etmiyor, her bölüm Patrick'in hayatının faklı dönemlerini anlatıyor.) 


Yazarın bu kitaplarında gerçek hayatını yazdığını okudum bir yerlerde... Son derece sinir bozucu bazı çocukların çocukluklarının "çocukluk" gibi geçememesi... Patrick'in iki bölümde de ağlayarak ifade ettiği gibi "Kimse kimseye böyle bir şey yapmamalı."... Hele ki, onları korumakla, onları sevmekle, onları hayata hazırlamakla mükellef olan kişiler olan anne babaları hiç yapmamalı...
Benedict Cumberbatch'in efsane oyunculuğu ile tüm duyguları içimde hissederek izledim bu 5 saatlik dramı...