gent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ocak 08, 2017

life pinner- yurt dışı- 16 ülke 35 şehir

yakın zamanda haberdar olduğum bir mecra life pinner...
duyar duymaz heyecanlandım, telefonuma yükledim, hızla işaretledim gördüğüm yerleri. ancak daha fazla/ başka bir fonksiyonu olmadığından (ya da varsa, ben keşfedemediğimden) öylece kaldı. beni motive eden, ilgimi çeken bir uygulama olmaya devam etmedi.
sonra birden aklıma burada kendi life pinner'ımı oluşturmak geldi! ne de olsa yazmayı/paylaşmayı en çok sevdiğim yer burası;)

yurt içi ve yurt dışı olarak ayrı ayrı yazmak istiyorum.
önce, elbette, daha çok heyecan verici olan yurt dışı seyahat deneyimlerim!!!

haydi kronolojik olarak başlayalım;)

*** 2005-2006
daha- önce bir yazımda bahsettiğim gibi, gittiğim ilk ülke almanya. üniversitedeyken, erasmus öğrenci değişimi programı ile gittim almanya'ya. 
oraya gitmişken komşusu olan hollanda ve fransa'yı da biraz gezdim. 
elimde 6 aylık schengen vizem, cebimde ziyadesiyle hibem ve dahi bolca vaktim varken diğer komşularından danimarka, isviçre ve polonya'yı görmediğime çok pişmanım...
ama, pişmanlık fayda etmiyor elbette... hem kendime çok da haksızlık etmeyeyim.
sonuçta 19 yaşındaydım, çok deneyimsiz ve bilgisizdim. o halimle ve o koşullarda (öğrenci değişim programları henüz yaygın değil, sosyal medya diye bir şey yok, hatta internet kullanmıyorum- henüz dünya küreselleşmemiş yani:)) bu kadarına bile  cesaret ettiğimden belki de kendimi kutlamalıyım aslında. o yaşta tek başıma 3 ülke, 7 şehir görmüş oldum böylelikle...

1. almanya
-bremen
-hannover
-hamburg
-berlin
2. hollanda
-amsterdam
-gröningen
3. fransa
-paris


*** 2010 yılında artık iki yıl önce lisans eğitimimi tamamlamış, 1 yıldır istanbul'da yaşamaya ve çalışmaya başlamış bir genç kadındım. 
üstelik, artık hayatımda hayatımdakisevgiliinsan vardı! bundan sonra neredeyse tüm seyahatleri beraber yapacak, gezmelerimizin keyfine keyif katacaktık;)
hem maliyetinin düşük olması hem vizesiz olması ile, görece kolay bir başlangıç olan bir balkan turuydu ilk beraber yurt dışı seyahatimiz. gezinin beni en çok heyecanlandıran yanlarından biri de köklerime yolculuk hevesimdi...
8 kişilik arkadaş grubumuzla bir vito kiralayıp 8 günde 5 ülke, 11 şehir gezdik.

4. bosna hersek
-saraybosna
-travnik
-poçitel
-srebrenica
-mostar
5. hırvatistan
-split
-dubrovnik
6. karadağ
-budva
7. arnavutluk
-tiran
8. makedonya
-ohrid
-üsküp


***bir yıl boş geçtikten sonra, 2012 yılında yine balkanları gezdiğimiz grup ile bu sefer orta avrupa gezisi yaptık.  gruptan ayrılan ve yeni katılanlar ile bu gezide 9 kişiydik. 10 günde 5 ülke 7 şehir gezdik.

9. avusturya
-viyana
10. çek cumhuriyeti
-prag
-brno
-terezin
(2.defa) almanya 
-dresden
11. slovakya
-bratislava
12. macaristan
-budapeşte


***iki yıl yurt dışına çıkmadım. 2013'te gezi parkı vardı gündemde, 2014'te evlilik telaşımız. 2015'te acısını çıkarıp iki defa yurt dışına çıktım:)
mart ayında, çalıştığım kurumda yazdığımız bir proje kapsamında finlandiya'ya gittik. oraya gitmişken estonya ve rusya'yı da görme fırsatımız oldu. böylelikle 3 ülke ve 5 şehir daha katmış oldum heybeme:) hem de çoğu, turistik amaçlı çok öncelikli olmadığından görme ihtimalimin düşük olduğu şehirlerdi. lakin, tek başıma gördükten sonra buraları bir kez de hayatımdakisevgiliinsan ile görmek istiyorum elbette;)

13. finlandiya
-helsinki
-joensuu
-kouvola
14. estonya
-talinn
15. rusya
-saint petersburg


***haziran ayında ise, taaa 11-12 yaşlarımdan beri görüştüğüm arkadaş grubumla önce 2 çift sonra 3 çift derken bir anda 5 çift izinlerimizi ayarlayarak 10 kişi olup, bir rota yapıp yola çıktık
9 günde, 3 ülke ve 7 şehir gezdik. ülkelerden de şehirlerden de 2'sini daha önce görmüştüm. ancak aradan 10 yıl geçmişti ve 10 yıl içinde insanın bakışı, görüşü, algısı, ilgileri inanılmaz değişiyor ve gelişiyordu.
bir de bazı şehirler vardı ki, insan bir daha bir daha bir daha görmek, gezmek istiyordu. 
ki, bu gezide ikinci defa görme fırsatı bulduğum paris'i de amsterdam'ı da farklı mevsimlerde, farklı zamanlarda tekrar tekrar görmek istiyorum şu anda da. hem henüz göremediğim o kadar çok müzeleri, tarihi yerleri, güzel sokakları var ki!!!

(2.defa) hollanda 
-amsterdam (2.defa)
-denhaag
(2.defa) fransa
-paris (2.defa)
-bray dunes
16. belçika
-gent
-bruges
-brüksel


*** böylelikle 29 yaşımda 16 ülke, 35 şehir gezmişim/görmüşüm. asya ve avrupa kıtaları dışına çıkmamışım. 
bundan sonraki hayallerime, isteklerime bakacak olursak;
"artık avrupa yeter" diyordum, son zamanlarda gözümü başka kıtalara çevirmiştim aslında. 
ama; nice, alsace, isviçre, irlanda, ingiltere, italya ve ispanya'yı da görsem fena olmaz sanki;)
tabi ki yeni kıtaları görmeye de son derece istekliyim. 
uzak doğu mesela! tayland, endonezya...
güney amerika sonra! küba en çok da!
afrika elbette!!! cape town, kenya, güney afrika...
etnik rotalar!!! lübnan, mısır, hindistan...

bakalım ilk istikamet neresi olacak;)

***ilgilisi için, her bir gezinin ayrıntılı yazısı sağda "gezelim görelim" listesinde mevcuttur;)

Cuma, Haziran 26, 2015

benelüks'ümsü avrupa seyahati- bölüm 2

denhaag molasından sonra belçika’nın küçük sevimli kenti gent’e geldik. 






ortaçağ yapıları ve yine kanalları ile etkileyici bir havası olan bu sakin kenti dolaşma ve kanal kenarında kısacık bir keyif yapma fırsatımız oldu ama, adamakıllı gezemediğimiz için aklımız burada kalarak  geceyi geçirmek üzere önceden ev kiraladığımız bray dunes’e geldik. bray dunes belçika fransa sınırında bir sahil kasabası. öyle sakin öyle sakin ki terkedilmiş bir yer havasında. ve fakat, uçsuz bucaksız sahili ile bir o kadar da güzel. kaldığımız ev de denize sıfırdı ve manzarası müthişti.


ertesi sabah yeniden yola çıkıp hemen yakındaki bruges şehrine geldik. belçika’nın en turistik yerlerinden biri olan bruges’ün anlamı “körprüler”. taa 2011’de colin farrell’li filmini izlediğimden beri görmeyi çok istediğim yerlerdendi. filmi izleyenlerin çok iyi hatırlayacağı üzere ilk önce belfort (belfry) kulesine çıktık. şehri panoromik olarak görme fırsatı veren kuleye çıkış biraz zorlayıcı olsa da güzel bir deneyim. 


daha sonra blood basilica’yı ziyaret ettik. 
üstüne insanı gerçek dünyadan koparacak kadar keyifli bir kanal turu yaptık. 


içinde michelangelo’nun “madonna and child”  heykeli olan “the church of our lady” kilisesi 5’te kapandığından ne yazık ki yetişemedik. çikolata müzesine de zaman ayıramadık, ama bolca çikolatacı gezdik ve bir miktar hediyelik çikolata aldık. çikolata dışında belçika’nın waffle, bira, patates ve midyesi ünlü. ben aromalı biralarını da yerel, yüksek alkollü biralarını da pek sevemedim. midye de haşlama usülü pişirildiğinden denemek istemedim ama deniz mahsulleri ile araları daha iyi olan arkadaşlar denedi ve sevdiler.
bruges çok güzel bir şehir olmakla birlikte, ne yazık ki, turizm yoğunluğu nedeniyle kapitalizm etkisine girmiş izlenimi verdi bana. şehrin tüm o masalsı görünümünün ardında mutsuz garsonlar, kendinizi sultanahmet’te hissettiren “yiyecek bir şeyler alacak mısınız yoksa sadece içki mi” diye soran esnaf ve kalabalık oluşu biraz hayal kırıklığı yarattı bende. sanırım benim aradığım gent’ti; ama orada da hem zamanımız çok azdı hem de ancak akşamüstü varabildiğimizden çoğu yer kapanmıştı…



gezginler için küçük notlar: yurt dışında en büyük dert, bilmediğin yerde karnını adam gibi doyuramama sorunu. biz gezimiz boyunca kfc, mc donalds ve burger king gibi tanıdık markalara emanet ettik beslenmemizi. hem ekonomik hem de doyurucu oldu. ancak bruges’da panos diye bir pastane var ki bizi abd emperyalizmine muhtaç etmedi. seçtiğimiz ekmek, et, peynir ve sebzelerle gözümüzün önünde hazırladıkları tazecik, kocaman, lezzetli sandviçlerle bir güzel doyduk. bir de belçika ve fransa’da carrefour’lar,  hollanda’da albert heijn’lar çok işimizi gördü. gün içinde tüketmek ve akşam hostele götürmek üzere su, içecek, atıştırmalık ve meyve ihtiyacımızı rahatlıkla oralardan karşıladık.

                                            devam edecek...