konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 01, 2018

Selda Bağcan Konseri

Dün akşam, “ölmeden önce yapmak istediklerim” listemden bir şey daha gerçek oldu🙏🏻
Yetişkin halimle konserine katılma mutluluğunu tattım Selda Bağcan’ın.
Büyükçekmece Festivali kapsamında Kültürpark'ta müthiş bir konser dinledik, kalabalık ve coşku inanılmazdı. Yeterince erken gitmediğimiz için sahnenin olduğu alana giremedik, ekranlardan izleyebildik, ona rağmen enerjisi geçti Selda’nın💫
İlerleyen yaşına rağmen hala kusursuz sesi, hala güçlü söylemleri♥️


Selda Bağcan benim çocukluğum...
Aliağa, emek şenlikleri konserleri, zilleri taktı çiki çiki yaptı...
Ama en çok da babam 💜
Onun sayesinde tanıyıp sevdiklerimdendir Selda. Gözlerim dola dola, ana ana yaşadım konseri dün...
Çocukken çok da anlamadan evde, arabada duya duya kellmesi kelimesine ezberlediğim şarkıları (çocuklukta öğrenilenler gerçekten de unutulmuyor-geriye itilmiş anılar, bilgiler saklandıkları yerden çıkıveriyor yeniden çağrılınca, yıllar sonra da olsa) sonra ergenlikte, hak, adalet, özgürlük vb. kavramlarını idrak etmeye başlayınca anlamlı bir hal aldı.
İşte o zamandan beri, şarkılarındaki naif isyan içimi titretir.
Velhasıl, iyi ki varsın Selda Bağcan, iyi ki geçtin ve hala da geçiyorsun bu topraklardan çizgini hiç bozmadan🍀

Çarşamba, Ocak 25, 2017

ahmet aslan

pazar günkü konserine gidemeyeceğim...
umarım yakın zamanda yeniden gelir buralara.
öyle çok istiyorum ki kanlı canlı dinlemeyi bu aşmış adamı...



"...
bir acayip derde düştüm herkes gider karına 
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına 

zerrece tamahım yoktur şu dünya varına 
rızkımı veren hüdadır kula minnet eylemem

..." 

Pazar, Ekim 30, 2016

melancholy man/manuş baba/gitme

dün akşam torium sahne'de (çünkü beylikdüzü'nde yaşamak bunu gerektirir:)) çok güzel bir konser dinledik. bu tip konserler genelde barlarda olur ya, böylesi çok daha yakın ve etkileyici geldi bana.
orkestrası çok iyiydi, ama sanki o alıştığımız çıplak akustik sesi daha mı bi değiyor insanın içine?

ayrıca, sesi, yorumu kadar tavrının da nasıl naif olduğuna tanık olduk mustafa özkan'ın. 


bildiğim, sevdiğim şarkıları dışında, yeni şarkılarını da öğrendim. 
bu şarkı da onlardan biri.
çok sevdiğim melancholy man'in müziğine kendi yazdığı sözlerle yaptığı hoş bir şarkı.
keyifli dinlemeler;)

Salı, Ekim 20, 2015

farid farjad konseri

ailemle yaşarken çok dışa dönük biri değildim. aslında çocukken dışa dönükmüşüm. öyle diyorlar...
sonra orta sonda babam vefat edince, bir şeyler bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değişince, ben de değiştim biraz...
her kriz ya da travma bireylerde, ailelerde ve toplumlarda değişim yaratır. normaldir bu.
ben de dıştan içe döndüm sanırım biraz. içime ve aileme. 
lise öyle geçti. okul ve ev arasında. çok yeni insan katmadım yakınıma.
sonra üniversite. üniversite için ayrılmadım ailemin yanından. izmir'de okudum. yine okul, ev; ama bu sefer bir de kurslar eklendi. sonra öğrenci değişim programı (erasmus) ile almanya'ya gittim 5 aylığına. orada dışa döndüm epey. ancak, türkiye'ye dönünce yine aileme döndüm. arkadaşlara tercih ettim genellikle ailemle vakit geçirmeyi.
sonra istanbul'a geldim 2009'da. o zaman bir şeyler yeniden farklılaşmaya başladı bende. her ay mutlaka izmir'e gidiyordum yine; çoğunlukla ağlayarak ayrılıyordum hatta... ama burada, yeni arkadaşlar edinmek çok kolay oluverdi birden benim için. hayatımdakisevgiliinsan da buradaydı ve değişimimde onun payı çok büyük elbette. 
bakmayın şimdilerde genelde uzanarak/bilgisayar oyunu oynayarak/maç izleyerek geçiriyor akşamlarını; ama pek bir sosyaldi o zamanlar. sergiler, konserler, tiyatro oyunları, geziler, hemen hemen her akşam film geceleri... velhasıl, etkinlikten etkinliğe koştuğumuz bir dönemdi. öyle dolu dolu yaşadık.
o dolu dolu günlerde, istanbul'a gelen çok önemli konserlerden birinde bulunma fırsatım da oldu. hem de oldukça ilginç bir hikaye ile:)
11 aralık 2009 cuma akşamı, spor kıyafetlerimi giymiş, saçımı toplamış haftada 3 defa yaptığım pilatese gitmeye hazırlanıyordum. hayatımdakisevgiliinsan aradı, "yüce'yle kültür üniversitesi'nin kapısındayım, gel, farid farjad konserine bilet bulalım" dedi. konsere yarım saat vardı. "olur mu olmaz mı nasıl olur" diye düşünsem de taksiye atladım hemen. umudum yoktu aslında. tabi o zaman yeniydi ilişkimiz, tanımıyordum onu, işlerinin her zaman nasıl rast gittiğini bilmiyordum.



buluştuk üniversite kapısında, ve buluşur buluşmaz, bilet satmak isteyen bir kız yaklaştı yanımıza, hemen aldık ve bir anda konserde bulduk böylece kendimizi.
onunla sayısız unutulmaz anılarımdan biri de böylece oluşmuş oldu...


Salı, Ekim 09, 2012

evrensel 18. yıl konseri

pazar akşamı "evrensel" gazetesinin 18. yılını kutlama konseri vardı kuru çeşme arena'da.
çok güzel, çok eğlenceli ve anlamlı bir konserdi.
kimleri dinledim kimleri! sahne sırasıyla:
adile yadırgı
mavi ışıklar
ismail hakkı demircioğlu (erkan oğur katılamadı)
hüsnü arkan
birsen tezer
bülent ortaçgil
fuat saka
entu
hakan vreskala
kardeş türküler

bildiklerimizi zaten biliyoruz, ancak, bu konser sayesinde entu ve hakan vreskala  ile tanıştım ben. ve her ikisine de bayıldım!
özellikle de hakan vreskala'ya. çok eğlenceli, çok renkli bir müzisyen. bu da en ünlü şarkısı:


fakat bir şey dikkatimi çekti. şarkıda geçen "halkların aşkı" temasının çok çok özgün olduğu vurgulanmış pek çok yerde. gel gör ki, yılmaz erdoğan bu benzer görüşünü yıllar önce güzel şiirinde dile getirmişti zaten:

"...
sevmek bir halkı sevmekse/ aşk o zaman sevmekmiş
biz bir şeyi delicesine severiz/ ama tanrım neyi
kahve önü çatlak mozaik/ bel kemiğine tehdit kürsüler üstünde
çok sigara içen öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını bir izmirli güzele dayatmak varken
hep kardeş olacak değiliz ya/ yaşasın halkların sevgililiği
....."

derya köroğlu da ne güzel yorumladı yeni albümünde hatta:


Pazar, Nisan 08, 2012

güneşli pazarlar:)

içim kıpır kıpır 2 haftadır...
günler uzun, hava açık, güneş ısıtıyor içimizi. nihayet! :)
sürekli dışarıda olma, güzel bir şeyler yapma arzusundayım.

bu haftasonu aöf vizelerim vardı. bugün sınavım biter bitmez planlar belirdi kafamda. malum istanbul, yapılacak etkinlik gani gani!

en son 5 seçeneğe indirdim isteklerimi:
* bakırköy pasajlar, sokaklar, beyaz adam vs.ve sonrasında banliyöye atlayıp yeşilköy sahil
* tophane, antrepo 3 (van gogh alive) ve sonrasında istiklal, pasajlar, kitapçılar
* emirgan- sakıp sabancı müzesi (rembrant ve çağdaşları) ve sonrasında emirgan korusu (lale festivali), istinye, yeniköy
* halkevleri 80. yıl şenliği- sinan erdem spor salonu
* büyükçekmece sahil

sonuç olarak, hayatımdakisevgiliinsanla sessiz sakin ve denizli bir şey yapmak istediğimize karar vererek büyükçekmece'ye gidip sahilde güzelce yürüdük, köfte ekmek yedik, güneşin batışını izledik. çok keyifliydi...
ne diyim; "bahar geldi, hoş geldi" :)

Pazar, Aralık 18, 2011

aya irini'de ensemble galatia

pazartesi günü haber vermiştim, "yok ben duymadım bilmiyorum" demek yok:)
(http://pinkket.blogspot.com/2011/12/ensemble-galatia-aya-irinide.html)

ilk etapta, saraya girişte birtakım sıkıntılar yaşasak da (eee belediye organizasyonu ne de olsa, olacak o kadar) cuma akşamı aya irini'deydik.
o saatte sarayın bahçesinde olmak müthişti! ağaçlar, ay, gece.. gerçekten büyüleyiciydi. ve tabi, ilk kez içine girdiğim aya irini de öyle..
müziklerine hayran olduğum ensemble galatia'yı, nihayet, canlı dinlemek beni çok mutlu etti. etti etmesine de, kayıtlardaki performanslarının çok daha etkileyici oluşuna şaşırdım biraz. sanırım, tarihi mekan olduğundan sesin yüksekliğiyle ilgili sınırlama vardı. bir de soğuk havanın enstrümanlarını olumsuz etkilediğinden bahsettiler, onun da etkisi olabilir.
çeşitli dillerdeki şarkılarını çalmadan önce, şarkıların hikayelerini anlatmaları da ayrı bir güzellikti.
şarkılarının hikayelerine buradan da ulşamak mümkün:
http://www.ensemblegalatia.com/medya/ensgal_rep_tr.pdf
size en çok sevdiğim şarkıları olan "lamma bada yatathanna"yı dinletmeyi çok istedim, ama internette selçuk dalar'ın söylediği versiyonunu bulamadım. bilgisayardaki verilerin paylaşımı da blogspotta mümkün olmadığından, üzgünüm..
fakat, şarkının çok hoş bir capella'sını buldum:
http://www.youtube.com/watch?v=OGE58KjAa0g

Pazartesi, Aralık 12, 2011

ensemble galatia aya irini'de!

ensemble galatia'yı ne çok sevdiğimi bilenler bilir. lakin, bir türlü ankara'ya gidip canlı canlı dinlemek nasip olmamıştı.
neyse ki, nihayet, fırsat ayağıma geldi!


Pazar, Eylül 18, 2011

harbiye cemil topuzlu'da zülfü livaneli konseri

istanbul'da yaşamazken, harbiye, kuruçeşme, rumelihisarı etkinliklerini basından duyar iç geçirirdim. imkansız gibi gelirdi bana (bu düşünce de size saçma gelebilir:)). benim gibi normal yurdum insanının gitmesi çok zor sanırdım.
ve fakat, öyle değil imiş.
takip ettiğiniz üzre, geçen ay kuruçeşme'de leman sam ve kızları'nı dinlemiştim. ve, perşembe günü de harbiye'de zülfü livaneli dinleme şansına nail oldum ben!
konserin başında "şu yaşıma kadar çok büyük işler başardığımı düşünmüyorum. ama başardığım bir şey var, o da aydınlık temiz dinleyicilerim" tadında bir şey söyledi. ben de kendisi için tam da öyle düşünüyorum: temiz ve aydınlık...
yanı sıra, çok da başarılı bir besteci. benim için ayrı bir özel'liği daha var: zülfü livaneli'yi tanıyıp sevmem babam sayesindedir... "yiğidim aslanım"ın sözlerini tane tane söyleyip beynimize kazıdığını hatırlıyorum... çocukkken hafızamıza yazılanlar silinmiyor gerçekten de... çoğu şarkısını ezbere bilmem, bundan...
velhasıl, çok çok güzel bir akşamdı. müjdat gezen, kubat, yavuz bingöl renk kattı sahneye. leyla'nın evi oyunu'ndan küçük bir kuple sergilendi..
yine konserin başında kendisinin de söylediği gibi, oraya şarkı dinlemekten çok şarkı söylemeye giden topluluk olarak 5500 kişi, bir ağızdan seslendirdi ca'nım şarkıları...

http://tr.wikipedia.org/wiki/Z%C3%BClf%C3%BC_Livaneli

Pazar, Ağustos 21, 2011

güzelsin istanbul - 2

bir hafta içinde caddebostan, osmanbey- nişantaşı, istiklal- tünel, kuruçeşme-ortaköy ve üstüne tarihi yarımadada gezince insan, istanbul'a aşık olmasın da ne yapsın? söyleyin, a dostlar...
dokuz eylül yükseklisans başvuruları geçip gitti... düşünmedim bile "başvurayım mı" diye, "seneye" dedim. yine...
"bir yıl daha geçirince ya hiç dönemezsem" kaygısı var beynimde bi yerlerde... derinlere bastırsam da...
istanbul'da mutlu olmaktan başka nedenler de var izmir'e dönüşü askıya almamda... burda anlatamayacağım nedenler...
"bir süre düşünmeyim" diyorum bu konuyu... "su akar yatağını bulur" ya hani...
ne kadar planlasak da hep hesaba katmadığımız bişiler çıkar da sapar ya planlar zaten... "akışına bırakayım biraz" diyorum...




o değil de,
cuma akşamı kuruçeçme arena'da leman sam ve kızları'nı izleyen/ dinleyen şanslı kişilerdenim ben!
mekana ilk gidişim ve büyülendiğimi söyleyebilirim rahatlıkla...
leman sam ve kızlarına gelince, doğallıkları, bitmeyen enerjileri, sonu gelmeyen yetenekleri ile dolu dolu bir konser sundular bize...
şevval sam'a hayranlığım bir kat daha arttı. (sen nasıl bir insansın ya? nasıl bir güzelliktir o?)
şehnaz sam'ı ise tanımıyordum. çok güçlü bir sese ve kendine özgü çok hoş bir yoruma sahip imiş kendisi, onu öğrendim. benim gibi henüz tanımayanlar için "bu kıza dikkat" diyorum!
leman sam'ı hepimiz tanıyoruz. her zamanki gibi özgün, marjinal, benzersizdi... (hümeyra'ya benziyor aslında;))
kısacası, üçü de birer "yetenek abidesi" olarak karşımızdaydılar ve şahsen beni "bunlar da insan ben de, allah allah" temalı düşüncelere gark ettiler:)
(daha doğduklarında fransızca bilecekleri belli olan çocuklardı mesela onlar...
bense saint joseph ya da saint benoit vs. mezunu olamayacak biri olduğumdan o treni çoktan kaçırmıştım... şimdi öğrenmem için de aylık ücreti kiram kadar olan kurslara gitmem gerekiyor mesela...)
ve bir de, ilginç bir şekilde; anne olma hevesi ve dürtüsü olmayan bir insan olarak, "kız annesi" olmanın ne kadar da hoş bir şey olabileceğini hissettim, belki de ilk defa... o üçünü izlerken...

Cumartesi, Haziran 25, 2011

Pazartesi, Nisan 18, 2011

haftasonu günlüğü- izlenimlerim




istanbul, bir haftasonunda en az bir film, bir tiyatro izlemenize, müze gezmenize, konser dinlemenize vs. fırsat verir. ve hatta bunu bekler sizden...
haftasonu beklentilerini yerine getirmeye çalıştım ben de:
tiyatroların kapanmasına üç hafta kala, bakırköy belediye tiyatrosu'nda ne zamandır görmeye gidemediğim "gül'e ağıt"ı izledim. göğsüme sıkıntı oturdu... (oyun 2004'teki güldünya cinayetini anlatıyor). konunun ağırlığıyla ve çaresizliğimizle bir kez daha yüzleştim...

cumartesi günü "kalem tutan eller projesi" öğrencilerimizle rahmi koç sanayi müzesi'ni ziyaret ettik. (kalem tutan eller projesi: halihazırda okula devam edip okul dışı saatlerinde çalış-tırıl-an ve eğitim hayatları risk altında olan öğrencileri okula ısındırmak, ders başarılarını yükseltmek amacıyla, okulda haftada 4 saat ücretsiz kurs verilmesi) çocukların keyfi, merakı -yine- görülmeye değerdi. müzede mayıs sonuna kadar kalacak olan "görünmez müzisyenler" sergisini kaçırmamanızı, naçizane, tavsiye ederim. sergi, 1700'lü yıllardan bu yana çeşitli avrupa ülkelerinde korunan müzik kutularundan oluşmakta ve büyük keyif alarak gezilmekte.

akşamına da, yenitürkü konserine gittim… derya köroğlu’nun enerjisine hayran kaldım… tüm şarkılarını böylesine çok sevdiğimi de bilmiyordum doğrusu.. konserde dikkatimi çeken bir ayrıntı da - daha önce de yazdığım -izleyicilerin kamera çekimi. halihazırda dinlemekte olduğun bir konserin tamamın kayıt almak nedir ki yani? zaten ordasın, o keyifli anı yaşayan sensin, tadını çıkarsana!


pazar günü, 2 yıl önce kitabını okuyup bayıldığım "uçurtma avcısı"nı izledim. film güzel, ama kitabın bıraktığı etki ve tat bambaşka..