pardayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pardayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Aralık 03, 2017

2017 kasım ayı filmler (3) ve kitaplar (3) , 3 bölüm de dizi (fi-çi)

Kasım ayında üç film izledim. Her üçü de Türk filmi. 
İlki;
İşe Yarar Bir Şey
Başka Sinema kapsamında şehrin pek az salonunda gösterime giren film, keyifli akan hoş tat bırakan bir hikayeydi. Kadın filmiydi biraz, biraz yol filmiydi. Yaşama dair pek çok şey söyledi. Keyifle izlendi. Tren yolculuğu arzumu perçinledi;)


Yol Ayrımı
Çoğumuz gibi, çekildiğini duyduğumdan beri izlemek için sabırsızlandığım bir filmdi. Yavuz Turgul ile Şener Şen bir araya gelince ortaya neler çıktığını hepimiz biliyoruz zira!
İlk haftasında izledim filmi. Çok özgün bir senaryo olmasa da, etki bırakan güçlü bir film. 
İlk sahnelerde iş odaklı, insaniyetten yoksun bir karakter olarak resmedilen Mazhar Kozanlı'nın trafik kazası geçirdiği sahne ile birlikte -filmin isminin de verdiği ipucu ile- bir dönüşüm geçireceğini tahmin edebiliyorsunuz.
Bu dönüşümü sevdim. Gerçek olamayacak kadar keskin olsa da sevdim. 
Son yıllarda "para, sahip olma, gelecek kaygısı, biriktirme" nedeniyle hayatın geçip gittiği üzerine çok fazla düşünüyoruz hayatımdakisevgiliinsan ile birlikte. Hatta, tüm bu dayatmaların hayatımızda yer kaplamayacağı bir yaşam biçimi hayali kuruyoruz son 1 yıldır ve biraz da bu şekilde katlanıyoruz İstanbul'daki koşturmacalı, stresli yaşamımıza... 
Bu anlamda, çok fazla kendimizi bulduk karakterin dönüşümünden sonraki halinde...
Filmde en sevdiğim ayrıntılardan biri de "Pardayanlar"ın geçmesi oldu. Kitap çantamdaydı filmi izlerken ve film arasında bitirmiştim elimdeki cildi. Pek bilinmeyen bu kitap ile karşılaşmak hoşuma gitti elbette.


Ağır Roman
Şu yazımda bahsettiğim üzere, bir gün sinemada izlediğim ilk film geldi aklıma. Oturup izledim bir defa daha. Ağır Roman, zamanının ötesinde, son derece cesur ve hüzünlü bir hikaye. Türk sinemasının önemli yapıtlarından. İzlememiş olan varsa mutlaka seyretmeli bence.




Çi (Dizi)
9 kasım'da Fi'nin devamı olarak Çi başladı ve bu ay yayınlanan 3 bölümünü de izledim. Özlemişim... Her bir bölümü keyifle izledim.



Bu ay okuduğum kitap sayısı üç.

Pardayanlar 2-3
İkisi, varlığından geçen ay haberdar olduğum Pardayanlar serisinin 2. ve 3. ciltleri. Arkadaşımdan ödünç aldığım kadarını bitirmiş oldum böylece. 
İkinci cilt, tıpkı ilki gibi son derece sürükleyici olsa da, üçüncü ciltte ilk 100 sayfada biraz adaptasyon sorunu yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü, bir anda çok yıl geçerek devam etmiş üçüncü cilt, ve ilk iki ciltteki karakterlerin yerine yeni yeni pek çok karakter gelmiş. Onlara alışmak biraz zamanımı aldı, ama bir miktar okuyunca, yine sürükleyici biçimde devam etti.
Şimdi kaldı geriye 7 cilt:)
"İnsanlar ikiye ayrılır. Paradayanlar'ı okuyanlar ve okumayanlar" dediği gibi pek çok kimsenin; ilk gençliğimde rastlaşamamış olsam da, yetişkin yaşımda da olsa tanımış olmaktan çok memnunum bu şovalyeyi;)


Momo 
Bu ay okuduğum çocuk kitabı Momo. Aslında Momo bir çocuk kitabı mı emin değilim.
Uzun zamandır okumak istiyordum. Nihayet edindim ve 2 günde elimden bırakamayarak okudum.
3 bölümden oluşuyor kitap. İlki giriş bölümü, pek anlayamıyorsunuz başta. Ama ikinci bölümden itibaren olaylar öyle bir gelişiyor ki, sürekli bir merak duygusu ile okumak istiyorsunuz.
Yüzüme yüzüme çarptı taaa 1970'lerde yazılmış kitap modern hayat ve medenileşmenin insana kayebttirdiklerini...
Okumayan kalmasın istiyorum Momo'yu! Hem kendiniz okuyun hem çevrenizdeki çocuklara okutun olur mu:)


Çarşamba, Kasım 01, 2017

2017 ekim ayı filmler (4) ve kitaplar (3) , 3 bölüm de dizi (7yüz)

4 film, 3 bölüm de dizi izlemişim bu ay:

the gifted (deha)
özel yetenekli bir çocuk ile yanında yaşadığı dayısının yaşantısının konu edildiği bir film. çocuğun okula başlaması ile hayatlarında ortaya çıkan zorluklar, kendisine daha uygun bir okula gitmesi ve daha uygun şartlarda yaşaması için anneanne ile dayının çatışması anlatılıyor genel olarak.
konu hassas ve mesleğim açısından önemli. filmde çok etkileyici biçimde anlatılabildiğini düşünmüyorum maalesef. 


ama biliyorum ki, okul ve eğitim ciddi bir mesele. son zamanlarda bu konuyu sıklıkla düşünüyorum. hem yaşıtlarından önde hem yaşıtlarının düzeyinde hem de gerisinde olan tüm çocuklar için "okul" ciddi katkılar sağlıyor bir yandan. ve fakat bir yandan da neler alıp götürüyor acaba?" diye sormadan edemiyorum. onları nasıl bir strese, yarışa ve zoraki bir düzene sokuyoruz kurumsal eğitim ile...
şu karikatür duygularıma tercüman olmuş:


boyhood (çocukluk)
uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. filmin en dikkat çekici özelliği 12 yılda, belli zamanlarda bir araya gelerek çekilmiş olması,ve filmdeki çocukların büyümesine tanıklık etmek. büyüme ile ilgili (coming of age) filmleri hep sevmişimdir. bu filmde de mason ve ablasının, ailenin çalkantıları, zorlukları içinde büyümelerine tanık oluyoruz. epey uzun olmasına rağmen severek izledim ben...


falling down (sonun başlangıcı)
1993 yapımı film... bazı şeylerden ne kadar geç haberimiz oluyor... bazı şeylerdense hiç olmuyor hatta... ne fena.
24 yıl öncesinden bugünkü bana ulaşan filmin düşündürdüğü en temel şey "insana dair hiçbir şey uzak değil hiçbirimize" oldu... filmde ruh sağlığı zaten yeterince iyi olmayan D-fens'in trafiğin tıkanması ile başlayan öfkesi üst üste gelen olaylarla iyice yükselir ve planlamadığı şiddet olaylarına başvurur... tüm bunları tam dozunda bir psikolojik gerilim hissi ile izlerken, sistemdeki zorlama ve samimiyetsiz kurallar ve nezaketten tiksinmekten ve adeta karaktere hak vermekten kendinizi alamıyorsunuz...


* bana fena halde relatos salvajes'i anımsattı bu arada;)

ayla
uzun zamandır tek başıma sinemaya gitmiyordum. oysa son yıllarda edindiğim ve pek bir sevdiğim bir alışkanlığımdı. ayda en az bir defa yapma kararım vardı hatta. neyse, yaz oldu, vizyonda pek iyi iş yoktu derken, sonbaharla beraber birer birer iyi işler düşmeye başladı vizyona. ben de sık sık yerine getiririm kararımı. 
sezonun açılış filmi önemli bir türk filmi olan ayla oldu. sağlam oyuncu kadrosu ve gerçek hayattan alınmış senaryosu ile, fahir atakoğlu'nun imzasını taşıyan müzikleri ile, aldığı desteklerle güçlü bir film, ayla.
ben büyük beğeni ile izledim, sık sık gözyaşlarıma engel olamadım. gerçekten kaliteli bir iş olmuş. diliyorum uluslararası mecralarda da ülkemizde gördüğü ilgiyi görür ve takdir edilir. 


7yüz (2-3-4. bölüm)
7 yüz'ün ilk bölümü öyle vurucu öyle güzeldi ki, sonraki bölümler için de son derece heyecanlı ve umutluyduk. ve fakat, 2-3-4 üncü bölümler vasattı maalesef.


2. bölüm- prosedür: 
engin hepileri (çok severim) ve melisa sözen'in (pek hazzetmem) başrolde olduğu bölüm, saçma ve kötü bir senaryoyaya sahipti bana göre.
3. bölüm- hayatın müziği
damla sönmez'in (pek severim) başrolde olduğu bu bölüm, ilginç ve keyifli başladıysa da, saçmalayarak bitti maalesef bana göre....
4.bölüm- eşitlik
ekin koç ve pınar göktaş'ın başrollerini paylaştığı bu bölüm de 2 ve 3 kadar kötü olmasa da, oldukça merak uyandırıcı biçimde başlayan ancak tempoyu devam ettiremeyen bir bölümdü bana göre...
bakalım, diğer bölümler nasıl olacak.

bu ay okuduğum kitaplara gelirsek:

vanilya kokulu mektuplar
her ay bir çocuk kitabı okuma kararı almıştım geçen ay. fakat bu ayki seçimim geçen ayki (charlie'nin çikolata fabrikası) kadar sürükleyici ve keyifli değildi maalesef...


pardayanlar-1.cilt
bir cumartesi evine ziyarete gittiğim arkadaşımın kütüphanesini incelerken gördüm bu kitap serisini. 1971 basımını hem de! şöyle kalın kara kaplı, saman kağıtlı... şiddetle önerdi ve 10 ciltlik serinin 3 cildini ödünç verdi bana. 
sonrasında araştırdığım kadarıyla, kitabı bilenler hep ilk gençlik yıllarında okuyup çok etkilenmiş bu seriden esasen. fakat bana 30'umdan sonra haberdar olup okumak düştü:)
son derece sade, akıcı ve sürükleyici bir anlatım ile orta çağ Fransa'sının konu alındığı kitabı elimden bırakamayarak okuduğumu ve çok keyif aldığımı söyleyebilirim.


karaduygun
pardayanlar elime geçmeden önce başladığım kitaba bir haftalık bir pardayanlar molası verip kaldığım yerden devam ederek bitirdim. 
sema kaygusuz, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı.
okuduğum bu ilk kitabı ile dili kullanımındaki ustalığına hayran oldum. anlatı türündeki bu kısa kitap, bölüm bölüm fazlaca ağır gelse de kimi bölümler müthiş bir tat bıraktı bende.
hüzünlü ve karanlık bir yanı anlattıklarının. insanın içine içine işliyor...



bol filmli ve kitaplı günler dilerim efenim;)