Çarşamba, Ağustos 24, 2011

hakan günday-az'dan

“eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. o dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı.

eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. o dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı.

ve çocukların burunları bu kokuları alır, ergen öfkesi olarak da geri verirdi. ta ki burunları yetişkin uysallığıyla tıkanana kadar.”

çocukken "hipermetrop"u anlamayan kaç kişiyiz?


"uzağı görmekte zorlanmak" iyi tamam da, bi insan uzaktakini görebilirken daha yakındakini niye göremesin ki?
diye düşünen tek çocuk ben değildim di mi;)

Pazar, Ağustos 21, 2011

hakan günday-az

yılın 8. ayı biterken 6. kitabımı bitirdim ben ancak...


oldukça hareketli ve akıcı, zekice kurgulanmış bir roman...
ama sanıyorum ki, fazlasıyla "roman".
hepi topu 10-15 karakterin hayatlarının kesişiyor olması başlarda şaşırtıp hayran bıraksa da, sonlara doğru "yok artık, bu kadar da olmaz" hissi yaşatıyor... gerçeklikten uzaklaşıyor sanki biraz.
biraz da "sert". kan, acı, acımasızlık hiç eksik olmuyor...
karakterler hiç sıradan olmayan, oldukça ilginç kişiler. mezarlara su dökerek para kazanan çocuklar, tarikat üyeleri, korsan kitapçılar, sado-mazolar vs...
yazarın dili kullanışı ise oldukça hoş.
daha önce okuduğum hiçbir kitaba benzemeyen sıradışı iki hikaye... iç içe geçen...
özellikle de hareketli ve sıradışı öyküleri sevenlere -naçizane- tavsiye olunur.

güzelsin istanbul - 2

bir hafta içinde caddebostan, osmanbey- nişantaşı, istiklal- tünel, kuruçeşme-ortaköy ve üstüne tarihi yarımadada gezince insan, istanbul'a aşık olmasın da ne yapsın? söyleyin, a dostlar...
dokuz eylül yükseklisans başvuruları geçip gitti... düşünmedim bile "başvurayım mı" diye, "seneye" dedim. yine...
"bir yıl daha geçirince ya hiç dönemezsem" kaygısı var beynimde bi yerlerde... derinlere bastırsam da...
istanbul'da mutlu olmaktan başka nedenler de var izmir'e dönüşü askıya almamda... burda anlatamayacağım nedenler...
"bir süre düşünmeyim" diyorum bu konuyu... "su akar yatağını bulur" ya hani...
ne kadar planlasak da hep hesaba katmadığımız bişiler çıkar da sapar ya planlar zaten... "akışına bırakayım biraz" diyorum...




o değil de,
cuma akşamı kuruçeçme arena'da leman sam ve kızları'nı izleyen/ dinleyen şanslı kişilerdenim ben!
mekana ilk gidişim ve büyülendiğimi söyleyebilirim rahatlıkla...
leman sam ve kızlarına gelince, doğallıkları, bitmeyen enerjileri, sonu gelmeyen yetenekleri ile dolu dolu bir konser sundular bize...
şevval sam'a hayranlığım bir kat daha arttı. (sen nasıl bir insansın ya? nasıl bir güzelliktir o?)
şehnaz sam'ı ise tanımıyordum. çok güçlü bir sese ve kendine özgü çok hoş bir yoruma sahip imiş kendisi, onu öğrendim. benim gibi henüz tanımayanlar için "bu kıza dikkat" diyorum!
leman sam'ı hepimiz tanıyoruz. her zamanki gibi özgün, marjinal, benzersizdi... (hümeyra'ya benziyor aslında;))
kısacası, üçü de birer "yetenek abidesi" olarak karşımızdaydılar ve şahsen beni "bunlar da insan ben de, allah allah" temalı düşüncelere gark ettiler:)
(daha doğduklarında fransızca bilecekleri belli olan çocuklardı mesela onlar...
bense saint joseph ya da saint benoit vs. mezunu olamayacak biri olduğumdan o treni çoktan kaçırmıştım... şimdi öğrenmem için de aylık ücreti kiram kadar olan kurslara gitmem gerekiyor mesela...)
ve bir de, ilginç bir şekilde; anne olma hevesi ve dürtüsü olmayan bir insan olarak, "kız annesi" olmanın ne kadar da hoş bir şey olabileceğini hissettim, belki de ilk defa... o üçünü izlerken...

Çarşamba, Ağustos 17, 2011

planlar planlar. bitmek bilmeyen listeler


(hiçbir şeyi kaçırmama isteği)
artık tanımışsınızdır:
kendime kurallar koymak, mütemadiyen yeni kararlar almak, hayatıma dair kısa /orta/ uzun vadeli listeler yapmak gibi huylarım mevcut.
bu huylarımdan "yeni kararlar almak", tahmin edebileceğiniz gibi, yeni bir yıl başlarken ortaya çıkar en çok.
bir de eylül'de...
öğrencilikten kalma alışkanlıkla, eylül "başlangıç"tır zira...
yazın ataleti, gevşekliği atılır, yavaş yavaş düzenli hayata dönülür. havaların erken kararmaya ve soğumaya meyletmesiyle, evde daha çok zaman geçirilmeye başlanır...
sonra, daha iyi yapımlar girer vizyona, yağmurda sinemaya gidilir. tiyatrolar yeniden perde açmaya hazırlanır... çeşitli kurslar başlar...
çok severim eylül'ü. üzerimize ince ceketler alacak olmamızı düşünmek bile heyecanlandırır beni...
eylül'ün yaklaşmasıyla beraber, önümüzdeki döneme dair hayaller ve planlara başladım ben de. işte bazıları:
@ sürücü kursuna gitmek (zira, ehliyet alma yeterliği yaşımı geçeli 7 yıl olmuş!)
@ mesleğimle ilgili adamakıllı bir eğitim (bilişsel davranışçı terapi/ projektif testler/ aile danışmanlığı vs. hatta belki de yükseklisans?)
@ İSMEK'te bir kursa yazılmak (resim, fotoğraf veya bir başka beceri olabilir. geçen yıl başladığım resim hevesim, bir başka kurs yüzünden kursağımda kalmıştı)
@ pilatese devam etmek (hocam tatilinden dönüp, spor salonu eski düzenine kavuşur kavuşmaz)
@ artık bir dans öğrenmek! (çaça-rumba- salsa en çok istediğim! zaman olur mu bilemedim!)
@ yaratıcı drama liderliği programı'na devam etmek (sanırım vaktim olmayacak!)
@ çocukluğumun hobisi olan "takı tasarımı" na dönüş yapmak (ablamdan malzemeleri getireceğim bayramda!!!)
@ daha çok oyun izlemek (devlet tiyatrolarının yanısıra krek, dot gibi başarılı sahneleri takip etmek ve küçük tiyatroları keşfetmek)
@ daha çok kitap okumak! (dikkat ederseniz, sayı vermedim. hedef belirlemekten bile korkar olmuşum bu konuda:/ )
@ istanbul'da henüz yapamadıklarımı yapabilmek (garipçe köyü, panoramik müze, kanlıca vs. 2 sezondur epey yol kat ettim aslında. ama, bilirsiniz, istanbul bitmez!) belki hemen değil, ama, eninde sonunda ayrılacağım buradan ne de olsa. mümkün olduğunca tadını çıkarmak istiyorum!
@ bazı haftasonları istanbul dışına çıkıp, görmek istediğim şehirleri görmek (sapanca, kapadokya, eskişehir, edirne...)
@ aslında bir STK'da gönüllü olmak da isterdim (5 yıl TEGV'de gönüllüydüm izmir'de) ama STK'lar konusunda biraz muzdaribim. (bilahare anlatırım) ve sanırım, vaktim de olmayacak.
şimdiden, hepimiz için verimli ve keyifli bir dönem olmasını diliyorum;)

Pazartesi, Ağustos 15, 2011

ve nihayet: bozcaada!

yılların hayaliydi. varlığını öğrendiğimden beri gezip göresim vardı.

ve nihayet bu haftasonu, "yıllardır yapmak isteyip de ertelediklerimi gerçekleştirmeme mütemadiyen destek olan, pek çok ilk'i yaşadığım" hayatımdakisevgiliinsan'la bozcaada'daydık.



ve nihayet denize girebildim bu yaz! hem de ca'nım ayazma plajlarında. serin, tertemiz sularda. doya doya.

üstüne ünlü koreli'de ızgara ve zeytinyağlılardan oluşan çokamaçok lezzetli yemeklerimizi yedik.



rüzgar güllerini, şarap mahzenlerini ve üretim yerlerini, kaleyi gezdik sonra.


çiçek pastanesi'nde dereotlu mısır ekmeği ve sakızlı bademli kurabiye yedik.




daracık sokaklarını gezip mimarisine hayran kaldık.

el işi ürünlerin satıldığı tezgahlara baktık.


bol bol fotoğraf çekildik.


akşam da güzelyalı'ya otelimize geçtik.

çok keyifli bir minitatildi.

en yakın zamanda tekrarlanmak üzere istanbul'a dönüldü;)

Cuma, Ağustos 12, 2011

saygıyla...


dünya gözlerimi kendi ellerimle örttüm
değdi yorgunluğuma
bir ölüm kaldıydı, onu da gördüm
beni pişman etmedi doğduğuma

can yücel



datça'da olmak vardı şimdi...

Çarşamba, Ağustos 10, 2011

cevdet bey ve oğulları


lisedeyken sessiz ev, kara kitap, beyaz kale ve yeni hayat'ı okumuş ve her birini çok sevmiştim. ilk eseri olan cevdet bey ve oğulları da yıllardır okuma listemde olmasına karşın, anca fırsat bulabilmiştim.
ve nihayet, bir ayı aşkın süredir devam eden okuma sürecim, dün itibariyle bitti.
kitabın içine girmem, tarzına, anlattıklarına adapte olmam 400 sayfadan sonra başladı. ve o andan sonrası çok güzeldi. sanırım benim konsantrasyonumla ilgili bu kadar geç sevebilmem kitabı. yoksa "olay 400'den sonra başlıyor" gibi bir yorumum yok kitapla ilgili.

kitapla ilgili yorumuma gelince:

orhan pamuk'un 1974-78 yılları arasında (22-26 yaşlarında iken!) kaleme aldığı eserde, tüccar bir ailenin 3 kuşak boyunca yaşamları anlatılırken, Abdulhamit'in son yıllarından başlayarak 1970'lere geliniyor; ve ailenin değişen yaşamının yanısıra, ülkenin ve toplumun değişimlerine de tanıklık ediyoruz kitapta.
pekçok karakter var. pekçoğu derinlemesine çözümleniyor.(favorim refik- ahh o bitmeyen arayışlar!) olaydan çok, duygu ve düşünceler yer tutuyor eserde... ve tespitler... sevdiğim gibi...
ben sevdim, okurken keyif aldım. darısı sizin başınıza;)

dizisine gelince:

tabi ki hoşuma gitmiyor. önyargılı olmak istemem ama, orhan pamuk'un neden/ nasıl izin verdiğini anlamıyorum... bu kadar yoğun içsel çözümlemelerin olduğu bir eserin, televizyon dizisine nasıl uyarlanabileceğini de merak ediyorum...
ve tabi bir de, diziden sonra, kitabı diziyle duyup da okuyan pekçok kişi olacak. ve, bu durum eminim pek çoğumuzun canını sıkacak. (nedense... neden takılıyoruz aslında böyle şeylere...)

Pazartesi, Ağustos 08, 2011

profesyonel uzun yol yolcusu

biliyorsunuz ki, uçak bilet fiyatları ve cuma ve pazarları tavan yapar. bu nedenle haftasonu için izmir'e gidişlerimde, genelde otobüs kullanıyorum.
bugün de 8-9 saatlik yolcuğun hemen akabinde işe gelmek zorunda kaldığım günlerden biri.
artık öyle alışkınım ki bu duruma.
dün gece görmeliydiniz beni. "düzenimi hiiç bozamaz yollar" havasında ve sanki evimdeydim:
23 aracına binilir (salondan yatağa geçmek gibi)
1 saat kitap okunur ve ardından kitap çantaya kaldırılır. (komodin misali)
yastık ve pike konforuyla tek kişilik koltukta uyunur. (yazın otobüslerin klima çılgınlığına karşı pike kalkanı:))
çift kişilik yatağım kadar rahat olmasa da 7 saat deliksiz uyunur.
8,5'ta işte olunur.
normal bir gün gibi:)

Cuma, Ağustos 05, 2011

güzelsin istanbul...


çarşamba günü şişli etfal'e gittim. "haşimato" hastalığım var benim. 1 yıldır ilacı bırakmıştım. yeniden muayene oldum, tahlil yaptırdım vs.
oraya gitmişken, çok sevdiğim osmanbey'i geze geze taksim'e çıktım ve çok sevdiğim istiklal'i gezdim yalnız başıma yine.
yine mephisto'ya girdim. ve aldığım kitaplar:
az- hakan günday
korkma ben varım- murat menteş
ikisini de çok merak ediyorum ve elimdeki cevdet bey ve oğulları'nı bitirir bitirmez, hemen okumak istiyorum.
bir de patti smith'in çoluk çocuk (just kids) 'u gördüm ve çok dikkatimi çekti. şimdi de biraz araştırdım. en yakın zamanda onu da alacağım;)
bir de monica belluci kapaklı milliyet sanat'ı da kaptım:)