Salı, Eylül 13, 2011

çok isteme/ koparız hayattan


şarkının ana teması bu olmasa da, beni en çok etkileyen dizesi bu...
tam da duygularımı söyleyiverdiği için sanırım... hem de oldukça sade bir biçimde...
yani, şöyle:
bazen bir şeye öyle saplanıyorum(z), bir şeyin gerçekleşmesini öyle çok istiyorum(z) ki;
bir süre sonra neden istediğimi(zi) unutuyorum(z)... olursa ne değişeceğini ya da hala isteyip istemediğimi(zi) de...
olmuyor diye üzülüyorum(z)... olması gerçekten mutlu edecek mi bilmeden...


Pazar, Eylül 11, 2011

karmate (su değirmeni)

karadenizliler zaten biliyordur. onlar dışında karadeniz ezgilerini seven ve henüz tanışmamışlar için şiddetle tavsiye edilir. ben henüz keşfettim. çok kaliteli, çok keyifli.

Cuma, Eylül 09, 2011

9 eylül...

cemal süreya'nın kaleminden izmir:

"....
Ama İzmir...
İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir.
Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez.
Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız.
Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur.
Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. 'Ey hayat, biz Çeşme’ye gidiyoruz, sen de arkadan gel' der İzmirliler muzipçe.
Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider."

Pazar, Eylül 04, 2011

MFÖ - Mecburen


pazartesi pekçoğumuz için zor bir gün olacak sanırım.
yarın işe başlayacak tüm kullarına güç ver yarabbim:)

Perşembe, Eylül 01, 2011

planlar planlar. bitmek bilmeyen listeler- volume 2


(ki tam da zamanıdır; ca'nım "eylül" gelmiş zira;))

@ yıllardır istediğim ama her nedense bir türlü yapmadığım bir şeydir "çiçek/ bitki yetiştirmek". istanbul'a döner dönmez eve fesleğen almakla başlayıp, işyerimdeki bambumu sudan çıkarıp toprağa dikmekle devam edeceğim bu hayalime. umarım arkası gelir.

@ "para biriktirmek" istiyorum bir de!
ki aslına bakarsanız, hayatımın hemen her döneminde para biriktirmiş biriyimdir ben.
ilkokula başlar başlamaz haftalık ve 5. sınıftan sonra aylık harçlık alan çocuklar olan ablam ve ben, bankacı babanın da etkisiyle iş bankası kumbaralarına para atmayı ya da dolar alarak (yanlış duymadınız!) birikim yapmayı çok erken yaşlarda öğrenmiştik. 10 yaşında kaliteli spor ayakkabısını ve 11 yaşında patenlerini, dolarlarını bozdurarak satın almış olmamla övünür dururuz ailecek mesela:)
bu alışkanlığım yıllarca da devam etti. gel gör ki istanbul'a geldim geleli -2 yıldır- para biriktiremez oldum!
ve nihayet şimdi, mali durumumda birtakım düzenlemelere gitmeye karar vermiş durumdayım.
işe, kredi kartı harcamamı kısarak başlamak mantıklı geldi (yoo, öyle kredi kartı mağduru falan değilim). bunun için de en önemli adımlardan biri, ihtiyaç harici giyim alışverişini kısmak ve e-postama gelen fırsatları okumadan silmek.
haa, bir de "gün" fikri var:)
aklıma başka da yol gelmiyor şu an.

sizlerden gelecek önerileri seve seve değerlendiririm. şimdiden teşekkürler.

izmirli orta halli çocuklar bayramlıklarını nerden alır:)


çocukken bayramlıklarını kemeraltı'ndaki "araphanı"ndan alan izmirliler bi gün buluşmalı bence;)

yolumu çizme, yönümü bulma isteği...


5 gündür izmir'deyim ve yine başladı "aidiyet" sorgulamalarım.
istanbul'da çok mutluyum, belki de 2 yıldır hayatımın en mutlu dönemini yaşıyorum (şükürler olsun).
ama bir yandan, her izmir'e gelişimde, esasında buraya ait olduğumu hissediyorum ölesiye...
komşumu, bakkalımı tanıyor olmaktan, yılların alıştırdığı bir ayakkabı tamircimin, terzimin, midyecimin, tesisatçımın olmasına kadar, başım sıkışsa çevremin geniş olduğunu bilmekten, elbet yardım geleceğine olan inancıma kadar...
aidiyet ne kadar gerekli/ yaşamsal onu da bilmiyorum...
ya da alışkanlıklar/ düzen/ rutin...
tüm bunlardan teker teker uzaklaşmak onarılmaz bir "kayıp" duygusu mu yaşatır insana ya da...
yoksa "alışılır" mı yine...
izmir- istanbul ikilemi de değil aslında bu, temelde... "hangisi daha güzel" kıyaslaması hiç değil...
(şehirleri güzel/ özel kılanın salt şehrin kendisi olmadığını öğreneli çok oldu, zira...)
bir yandan, sokağa çıktığımda esnafa selam verdiğim bir hayat düzenini sevmekle, bir yandan da bağlanamamın (y kuşağı olmanın) ikilemi...
sahip olduklarım, bağlarım hoşuma giderken; beni boğması, sıkması bir zaman sonra... duramamam... yer değiştirmek, yenilenmek istemem...

Çarşamba, Ağustos 31, 2011

hayaller hayaller...


küçük, sevimli bir evim olsun...
küçük, süslü ve çiçekli bir balkonu olsun evimin... (mis kokulu nergisler, yaseminler...)
mis gibi koksun...
üzerinde güzel bir örtü ve şık bir saksıda mis fesleğen olan, küçük, bir masa olsun balkonumda ve masanın çevresinde küçük pembe sandalyeler...
rengarenk...
yılın altı ayı akşam yemeklerinden sonra sevdiklerimle tavla oynayıp çay içtiğimiz güzel bir balkonu olsun istiyorum güzel evimin...

hindistan'dan 4 kural:

İlk kural:

Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur; hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

İkinci kural :

Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiçbir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. "Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı" gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır; dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.

Üçüncü kural :

İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırızdır.

Dördüncü kural:

Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğumuz bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.

* Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.

(alıntıdır)