Pazar, Ocak 27, 2013

http://bahargulce.blogspot.com/ 'dan...

size, bitmeyen rüyalar ve birkaçını gerçekleştirme isteğini diliyorum 
size, ne sevmek gerekiyorsa sevmenizi ve ne unutmak gerekiyorsa unutmanızı diliyorum 
size, tutkular diliyorum 
size, sessizlikler diliyorum 
size, kuşların cıvıltılarıyla uyanmanızı ve çocuk kahkahaları diliyorum 
size, ilgisizliğe ve zorluklara çağımızın olumsuz erdemlerine dayanmanızı diliyorum 
size, özellikle siz olmanızı diliyorum 

Jacques Brel

masumiyet müzesi- orhan pamuk

biraz buhranlı da olsa, nihayet bir gecede son 200 sayfasını okuyup bitirebildim!

orhan pamuk romanlarını yıllardan beri pek severim esasen; ama, her nedense bu kitabını okumakta zorlandım biraz..

anlatım, ayrıntılar, karakterleri ince ince işlemesi, çözümlemeler oldukça başarılı yine; ama zaman zaman sıkıldığımı söylemeden edemeyeceğim.. -özellikle başlarda, füsun'un kayboluşundan onu yeniden buluşuna kadar geçen zamanın rutinliği sırasında-

kitapta, en sevdiğim şeyse, hikayenin zamanının geçmişte kalan 40-50 yıl öncesi dönemler oluşu.. (bilirsiniz; geçmişe özlem duyan romantiklerdenim ben:) bkz: altın çağ sanrısı)

bir de "sonuna kadar gitmek" mevzuunun bunca vurgulanması çok hoşuma gitmedi. eski türk filmi havası katmış biraz.. gerçi, "konjonktür" diye bir şey var sonuçta.. bekaret, muhakkak ki, şu ankinden çok daha önemli bir şeydi o dönemler...


ve bittabi, müze fikri çok güzel! müzeciliğin bunca zayıf olduğu ülkemiz için de güzel bir adım..
en kısa zamanda, arayı fazla açmadan, müzeyi gezmek var elbette planlarımda;) 
var mı gezeniniz bu arada???

http://www.masumiyetmuzesi.org/W3/?sRefresh=True

Perşembe, Ocak 24, 2013

meraklısı için öyle bir hikaye- sait faik abasıyanık

öyle bir hikaye..
öyle hikayeler..
naşit özcan, ne güzel anlattı hikayeleri; canlı, enerjik, içten ve keyifli bir biçimde..
yanında klarnet ve (pek sevdiğim) akordion ile..
ne çok benziyor bir de hocası savaş dinçel'e..



güzel oyun! keyifli bir 1,5 saat.

kesinlikle tavsiye ederim.
sonunda da bir sürpriz bekliyor sizi;)

Salı, Ocak 22, 2013

dar ayakkabıyla yaşamak- duşan kovaçeviç

tiyatrolar perde açalı 4 ay olmuş iken, nihayet sezonu açabildim ben de!
hafta sonu harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde, sırbistan'ın en popüler yazarlarından biri olan duşan kovaçeviç'in 2011'de yazmış olduğu oyunu izledim.


pek araştırmadan, ani bir kararla, kapıdan bilet bulabilme umudu ile gittim oyuna, yani öyle çok merak ettiğim, iple çektiğim bir oyun değildi. 
oyun boyunca sıkılmasam da (kötü oyunlara hiç katlanamıyorum zaar:)), çok çok keyif alarak izlediğimi de söyleyemem.

bir kere oyun, genel olarak çok karanlık; ki bu, benim filmlerde de oyunlarda da hiç tercih etmediğim bir şeydir... net görmek isterim olanları; hele ki mimiğin, ifadenin bunca önemli olduğu tiyatro sanatında.. 
sonra, kostümlerde işçilerin başında fener vardı ve zaman zaman izleyicilerin gözüne vurup görüşü kısıtlıyordu..
onun dışında akış da, biraz ağırdı.
oyunculara sözüm yok. pek sevdiğim "süper baba'nın elif"ini (bennu yıldırımlar) sahnede kanlı canlı görmek de benim için bir zevkti;)

son söz: konu "açlık grevi" gibi sağlam bir konu olmasına rağmen, konunun sertliği ve o duygu yoğunluğu izleyiciye geçemiyor, kanımca...

Pazar, Ocak 20, 2013

Nostaljik Murat 124 Reklamı ;)



"ilk arabamız murat 124'tü" diyenler el kaldırsın ;)

rahmi koç sanayi müzesi


ilk,10 yıl önce, lisedeyken, okul gezisi ile istanbul'a geldiğimde gezme fırsatım olmuştu.. hem de istanbul'a ilk gelişimdi! (bu arada o gezi de ne geziymiş arkadaş, 3 günde görmediğimiz yer kalmamış!)

daha sonra, rehber öğretmen olarak istanbul'a atanınca, çalıştığım ilköğretim okulu öğrencileri ile gezmeye gitmiştim 2 sene üst üste.. her seferinde bir mutluluk bir mutluluk bende! sanırsınız fen, teknoloji, bilim ve sanayii benden sorulur :)
hayatımdakisevgiliinsan'ın da bayılacağını bildiğimden hep onunla da birgün gitme isteği vardı içimde; ama, bir türlü fırsat olmamıştı 4 yıldır. 


nihayet, dün, ona bir sürpriz yaparak, yağışlı bir cumartesiyi orada geçirme kararı aldım! çok da iyi yaptım;) 
tavsiyem, bu kapalı ve soğuk havalarda alışveriş merkezlerinin sıkıcı kalabalığına teslim olacağınıza, eşinizle dostunuzla, çocuğunuzla böyle bir plan yapın! pişman olmayacaksınız;)

Cumartesi, Ocak 19, 2013

naked- mike leigh

geçtiğimiz aylarda another year'ı izleyip pek sevince yönetmenin diğer filmlerini de merak edip listeme almıştım.. 
1993 yapımı "naked"ini izledim geçenlerde..
film son derece karamsar ve etkileyici.. 
diyaloglar sağlam ve hatta zaman zaman anlaşılması zor..
kaçırdığım çok şey olduğuna eminim.. 
açık bir kafayla çok kere izlenebilecek sağlam bir film..


Çarşamba, Ocak 16, 2013

decathlon

ilk ne zaman keşfettiğimi hatırlamıyorum; ama şunu biliyorum ki o ilk günden beri belli aralıklarla gidip gezme isteği duyuyorum ve ne zaman gitsem de her şeyi alasım geliyor...
zira burası, benim gibi "gerçek hobisi -ve maalesef yeteneği- olmayan ve hayattaki pek çok şeye heves eden" biri için biçilmiş kaftan adeta :)
görmelisiniz beni orada!


biniciliğe özeniyor 
"hiç dalış yapmadım" diye hayıflanıyor 
hayatımdakisevgiliinsan'a balığa çıkmak için baskı yapıyor 
"evet evet yüzmeyi çok iyi öğrenmeliyim" diye kararlar alıyor
bisikletimi çalanlara bir kez daha okkalı bi küfür savuruyor
"tenise mi başlasam" diye sorguluyor 
çok özlediğim masa tenisini deniyor
çocukluğumda paten kayışımı hatırlıyor
"arada çıkıp sitenin sahasında basketbol oynanabilir" aslında diye hevesleniyor
"yaaa ben niye hala bir trekking grubuna yazılmadım" diye üzülüyor 
kış bitmeden bi yerlere kayağa gitmeye söz veriyorum
:)
kısacası gerçek bir spor delisine dönüveriyorum orada gezdikçe.
biliyorum ki, bu konuda yalnız da değilim! öyle değil mi? ;) 

devlet hastanelerine muhtaç olanlara selam olsun-2

sürekli hastalık ve doktor macerası anlatıp dertlenen teyze gibi oldum; ama, söz bu son! (en azından bir süreliğine;))

neyse efendim, şurada anlattığım üzere, geçen perşembe şişli etfal endokrin bölümüne gidip doktorun istediği tahlilleri yaptırdım. 
doktora tahlil sonuçlarımı alınca kendisine hemen gelip gelemeyeceğimi sorunca bana "1 hafta- 10 gün içinde öğleden sonra randevusuz gelebilirsiniz" dedi, ben randevusuz kabule şaşırınca "bankodakiler sorun çıkarabilir, öyle olursa direkt bana gelin" dedi.
velhasıl "1 hafta 10 gün" muğlak bir zaman birimi olduğundan ve işimi şansa bırakamayacağımdan, 1 hafta dolmadan gitmekten yanaydım. 
bugün nihayet erken çıkabildim ve koşa koşa gittim hastaneye. 
3,5'ta gişedeydim, durumumu anlattım, şak yeni bir bilgi: 
"yalnız kontrol muayeneleri için 1de gelip barkod alınıyor, barkodsuz alamayız". 
biraz açıklamaya çalıştım ama baktım insani bir pırıltı yok memurda, doktorun kapısına gittim, odaya gelmesini bekledim 15 dk. 
geldikten sonra allahtan sırada hastası yoktu da, hemen giriverdim.
durumu ona da anlattım, barkod sordu o da, dedim: 
"vermediler, 1'de gelmem gerekiyormuş ama siz o gün öğleden sonra gelebileceğimi söylediniz, ben de anca gelebildim işten izin alıp"
"tamam gelin o zaman" dedi!

nasıl ya, nasıl yani? madem olabiliyor, neden o gişedeki memur benim 1 günümü daha almaktan yana tavır sergiliyor?

neyse, sevindim ben, sonuçlarımı gösterdim. ve doktorumuz elbette ki asla göz teması kurmayarak:
"ne kullanıyordun sen?" dedi
"....... 50 mg" dedim
"devam et" dedi.
"eee, reçete?" dedim
"artık reçete verilmiyor zaten, ama şu an sisteme de işleyemiyorum arızalı" dedi
"ee sgk karşılamayacak yani" dedim
"zaten çok ucuz ilaç" dedi
"ben bir de kansızlık ve b12 eksikliği ilaçları kullanıyorum, o gün de söylemiştim, onları da yazdıracaktım ama?" dedim
"onların benimle alakası yok" dedi
"iyi" dedim..

ve lanet ettim bir kez daha..
adı da "eğitim araştırma hastanesi" bir de!
özele güvenilmiyor ota boka tahlil tetkik çıkarıyorlar diye, devlete de güvenilmiyor ilgisizlikten ölecekler diye...
ne diyim, allah herkese sağlık nasip etsin, kimseleri düşürmesin hastanelere..

o kadar kırgın çıktım ki yine hastaneden, çok sevdiğim osmanbey bile kötü göründü gözüme.. daha da genelleyip, yere göğe sığdıramadığım istanbul'dan soğudum bir anda.. öyle küçük öyle değersiziz ki her birimiz burda, çünkü ölümüne kalabalık, herkes yaşam mücadelesinde..

"yaşanmaz burada, gidelim" dedim kendime..

Pazar, Ocak 13, 2013

parça parça olmuş gönlüm...



...
"can cana
şerefe"
...