Çarşamba, Mayıs 22, 2013

moda

moda hakında ne düşünürsünüz bilmem; ama benim ara ara kafamı kurcalayan bir konudur. ne oluyor da bir şey bir anda çoğunluğun sempatisini ve/ya ilgisini kazanabiliyor?



leopar deseni mesela...yıllarca nefret eden, kitsch bulan çoğu kadın, geçtiğimiz 2 yıl gözümüze gözümüze sokulmasıyla kafamızda daha bi normalleştirmedik mi bu deseni? hatta belki bi bluz bi tayt giyemedik ama aksesuarlarımızda küçük küçük kullandık..

ya da bu aralar, sokaktaki her 10 kadından 5'inde dar uzun -çoğu yandan yırtmaçlı- etekler görüyorum. ne yani bi anda herkes uzun etek ihtiyacında mı oldu, ya da dar uzun etek sevgisi mi geldi herkese?
hayır sadece bu lanse ediliyor ve tanıtılıyor şu an..

sadece giyimde de değil, yaşamın her alanında var bu durum elbette. birileri önümüze sunuyor, biz de uyuyoruz onlara..

Cuma, Mayıs 10, 2013

bir meslek olarak; insanları anlamak...

tamam, bir 21. yy hastalığı "koşmak, yerinde duramamak, sürekli gelişmek zorunda hissetmek"... 
ama, mesleğimde iyice ayyuka çıkıyor bu durum..
görece, yeni bir meslek alanı, sürekli gelişiyor, sınırlarını ve yeterliklerini belirlemeye çalışıyor, kendini tanıtmaya çabalıyor..
sahi bizim kadar mesleğinden konuşan bir başka meslek grubu var mıdır? ya da sürekli mesleki donanımını artırmaya çalışan?
işim dışında, her hafta en az bir seminer, konferans, etkinlik, toplantı, eğitim vs. bir şeyle beslenmeye, mümkün olduğunca mesleki okumalar yapmaya çabalıyorum...
ama hiç yetmiyor, yetemiyorum, yetişemiyorum..
hep daha fazla okumam, öğrenmem, çalışmam, deneyimlemem gerekiyor..
zira, koca bir derya "insan" ve ben, insanları anlamaya çalışıyorum...


(her şeye rağmen; insanların hayatlarına birebir tanıklık edebilmek ve onlara değebilmek keyifli! mesleğimi seviyorum!)

Salı, Mayıs 07, 2013

çekiliş duyurusu- 6

kitapseverler!!!
güzel bir çekiliş var, katılmak istemez misiniz?

Cumartesi, Mayıs 04, 2013

a dangerous method- david cronenberg

1900lü yılların başında zürih ve viyana'da sigmund freud, carl gustav jung, sabina spielrein ve biraz da otto gross'un birbirleriyle ilişkileri, birbirlerini nasıl etkiledikleri çerçevesinde giden bir film.. 
film michael fassbender, viggo mortensen ve vincent cassel gibi sağlam oyuncuları bünyesinde barındırırken, başrol kadın oyunculuğunu da dönem filmlerinin tanıdık yüzü keira knightley üstleniyor. oyunculuklar, kostümler, mekanlar başarılı.. daha bu yaz görmüş olduğum belvedere sarayından, freud'un evinden (filmdeki görüntüler gerçek değil ama gerçeğine sadık olarak oluşturulmuş da olabilir) görüntüler görmek de ayrı bir keyif verdi bana!
film, her ne kadar psikanalizin doğuşunu anlatıyor gibi dursa da, bu konuda bilgisi olmayan birinin, filmden sonra da psikanalizi, freud'u, jung'u tanıyacağını pek düşünmüyorum açıkçası.. hatta, bilirsiniz, "az bilgi hiç bilgiden tehlikelidir". izleyenler, tüm bunları belki de yanlış tanıyacaklardır... ve bana kalırsa, biyografik yapımlar, bu konuda çok dikkatli olmalılar. (bu konuda yakın zamanda sylvia'da da yazmıştım.) film bu anlamda biraz zayıf... 
yine de, ben, bu alandan biri olarak, filmi pür dikkat izledim ve keyif aldım.. o dönemin ruhunu, havasını hissedebilmek hoşuma gitti. ve bittabi, viggo mortensen da freud'a az biraz daha benzeseymiş daha iyi olacakmış!

ve son olarak, filmden etkileyici bir kesitle veda ediyorum sizlere:


Perşembe, Mayıs 02, 2013

zaman su gibi akıp geçiyor...


okuyamadığım bir dönem...
gerçekten mutsuz oluyorum okuyamayınca; ama yine de okumuyorum.. çok saçma değil mi?
biraz baskı var üzerimde, ondan aslında..
hani öğrenciyken sınav dönemi, "ders çalışıcam" diye hiçbir yere çıkılmaz, ders dışı her şeyden el etek çekilir; ama ders de çalışılamaz ya, onun gibi..
yeni bir eğitime başladım, oyun terapisi eğitimi, dev bir okuma listesi var..
1 ay önce de, en yakın zamanda muhakkak okumam gereken mesleki kitap, dergi ve makaleleri de yığmıştım başucu masama..
bir de, arkadaşımdan ödünç aldığım kinyas ve kayra var elimin altında (ki ödünç kitap feci baskı yaratır bende)
"önce mesleki okumalar" diyorum, onlar görev haline gelince de, ne onları okuyabiliyorum ne de romanları...


geçen hafta izmir kitap fuarına gittim, okşadım inceledim pek çoğunu, bir sürü kitap kaldı içimde, sadece mesleki bir yayın almakla yetindim neyse ki..
şöyle, bir ay kapatsam kendimi bir yere, hiçbir şey olmasa kitaplardan başka.. okusam okusam.. belki rahatlarım biraz..

o değil de, bir de iyi bir şeyden bahsedeceğim:
blogumun 3. yılı doluyor bugün! bu birinci yıl yazım,bu da ikinci yıl yazım. 
çok şey öğrendiğim, çok güzel zaman geçirdiğim üç yıl oldu blogumla ve sizlerle; cümlemize bol paylaşımlı, keyifli nice yıllar diliyorum;)

Çarşamba, Mayıs 01, 2013

nazarköy (12 mayıs pazar günü 4. boncuk şenliği var!!)

istanbul'dan geleni gezdirmek zordur, bilirsiniz;) 
geçen hafta izmir'de de ailem benzer zorluğu yaşadı benimle:) sağ olsunlar, karşıyaka çarşı'dan başlayıp seyirtepe, forum bornova, desem, kıbrıs şehitleri, kızlarağası çarşısı, kitap fuarı'nı gezdik birlikte 5 gün.
son günüm için de çandarlı, foça- kozbeyli ve nazarköy arasında kararsız kaldık. en sonunda, daha önce görmediğim nazarköy'e gitmeye karar verdik.

(aslında köye girip broşürlerden aldığımda, 2007 yılına kadar köyün adının "kurudere" olduğunu öğrendim. ve üniversitedeyken doğa ve dağcılık kulübü dodak'la  -köyün içine olmasa da- kurudere kanyonu'na geziye geldiğimi hatırladım.)


izmir'e yaklaşık 1 saat mesafede kemalpaşa'ya bağlı bu küçük (nüfus 350'ye yakın), şirin köye girer girmez nazar boncuklarıyla süslü evler karşılıyor sizi. biraz daha yürüyünce, nazar boncuğu ocakları, köy kadınlarının el emeği olan takı ve süs eşyalarının satıldığı stantlar ve el işi yöresel yemeklerin pişirildiği mekanlar çıkıyor karşınıza.


takılar ve süs eşyaları gerçekten çok güzel, biz 3 kadın olarak epey zaman geçirdik o stantlarda:)
ocaklara girip boncuk yapımını izlediğinizde (tabi o sıcağa 3-5 dakikadan fazla dayanabilirseniz), o takıların çok daha yüksek fiyatları hak ettiğini düşünüyorsunuz...
biz kahvaltıdan hemen sonra gittiğimiz için yemek yeme işine girmedik, sadece köy kahvesinde türk kahvesi içmekle yetindik; ama bence siz gittiğinizde yöresel yemeklerin tadına da bir bakın, eminim çok lezzetlilerdir! 

sözün özü, sevgili izmirliler, bence hala gitmediyseniz, en yakın zamanda bir fırsat yaratın ve gidin; gerçi izmir'in kavurucu sıcakları başlamış olsagerek, isterseniz rahat rahat gezmek için ekimi kasımı bekleyin;)

Cumartesi, Nisan 27, 2013

izmir'de izlediğim filmler

izinlerimden mümkün olduğunca kitap okumuş ve film izlemiş olarak dönmek isterim ki; o izni verimli geçirdiğimi hissedebileyim..
(ahh bir de film izlerken ve kitap okurken uyuyakalma sorunum olmasa, sanırım hayatımda şu ankinin 5 katı film izlemiş ve kitap okumuş olabilirdim! :) )

pazartesi izmir'e geldiğimden beri de, pek kitap okuyamasam da, 3 film izledim:


* elles (kadınlar): izmir'e her gelişimde uğramaya gayret ettiğim desem'de izledim. oldukça yoğun seks sahneleriyle zaman zaman zorlasa da merak uyandıran ve ilginç bir film. juliette binoche'u izlemeye doyamasam da film bıraktığı tad ve anlattığının derinliğini verebilme noktasında zayıf kalmış bence..
bu da filmden çok güzel bir şarkı..


* the savages (savage ailesi): bu film bana biraz another year'ı hatırlattı. severek izledim.


*august rush (kalbini dinle): pek bir methedilmesine karşın, beni hiç etkilemeyen bir film oldu. zira, sonu filmin başlarından kabak gibi ortada olan ve en ağır yaşam olaylarını bile yüzeysellik ve umutla anlatan hollywood tarzı filmlerden hiç hazzetmediğimi bilenler bilir.. 

maalesef pek sağlam bir film izleyemiyorum bir süredir...

Pazar, Nisan 21, 2013

taşar içimden ruhum!



damarlarımda yine aşk var
gözlerim yine bir manalı
başladı güneşli yağmurlar
ıslandı umudum.. saçlar..

kırılan dallar gibiyim
ben her bahar dirilirim
gizli bir kaynaktır içim
kendime bir yol bulurum

ben her bahar aşık olurum
rüzgar olur yağmur olurum
filizlenir anılarda gururum
taşar içimden ruhum


damarlarımda yine aşk var
gözlerim yine bir manalı
başladı güneşli yağmurlar
ıslandı umudum.. saçlar..

gönlümde sönen ateşsin
küllerini savurup
kalbimdeki acelenin
peşinden ben kaybolurum


ben her bahar aşık olurum
rüzgar olur yağmur olurum
filizlenir anılarda gururum
taşar içimden ruhum




Cuma, Nisan 19, 2013

"iş yerimden inciler" serimiz devam ediyor!!!

psikolojik danışman: sen duyu organlarını biliyor musun ahmet?
ahmet: -
ahmet'in annnesi: (kızarak) oğlum sen bilmiyorsun biz akşam kaç yorgan indiriyoruz, söylesene!
ahmet: anne, onu demiyor galiba yaa..


Perşembe, Nisan 18, 2013

bağında bahçende pınarlarında/ içimi yıkamaya geliyorum



pazartesi memleketime gidiyorum ben!
şimdiden kıpır kıpır içim! 
ablamla ve izmir'le baharı yaşayacağım tam bir hafta!

"kirazlar olmadan tez vakitte
asmanın sürgün veren dallarında
nergisin zerenin taç yapraklarında
seninle baharı kutlamaya geliyorum
başımı omzuna yaslamaya
hayata yeniden başlamaya
bağında bahçende pınarlarında içimi yıkamaya
geliyorum!"