Perşembe, Ocak 23, 2014

neeee! deeptone'un kitabı mı çıkmış!

neredeyse blog yazmaya başladığımdan günden beri severek takip ettiğim sade ve derin'in kitabı çıkmış!
öyle mutlu oldum ki onun adına, sizlerle de paylaşmak istedim.


o hem çok güzel, çok akıcı yazıyor; hem de öyle çalışkan ki, her gün yazıyor! hem de blog yazarları arasında iletişime, samimiyete çok önem veriyor; bunun için emek sarf ediyor. hem de çok film izliyor, çok kitap okuyor, her bir şeyi de biliyor :)
ne diyeyim, yolu açık olsun! darısı da tüm isteyenlerin başına;)

Cuma, Ocak 10, 2014

cemal süreya & simone de beauvoir

şu an pek meşhur olan gripten mi tam bilmiyorum, ama; yaklaşık bir haftadır devam eden rahatsızlığım bugün tavan yaptı. öğlene kadar dayanabildim, sonra izin alıp doktora gittim, antibiyotiğe başladım. 
doktora teşhisi sorunca "viral başlamış ama bakteriyel enfeksiyona dönüşmüş, karma yani şu an, karışık." dedi.
 "karışık diye hastalık mı olurmuş" dedim içimden, gülümsedim dışımdan. 


bu arada bence ekinezya, bitki çayı, meyve, bal vs hep hikaye. onlar önlem olarak bağışıklığı güçlendirmede etkili olabilir, ama; hastalığı kaptıktan sonra tek çare ilaçlar bence. 
şu ara mottom "i believe in chemistry" :)




dün büyük şair cemal süreya'nın ölüm günü iken, feminist düşünür simone de beauvoir'ın doğumgünüydü. ben de yatağımda sevdiğim şiirleri okudum biraz. bir de şu güzel fotoğrafı buldum:


yeni tanıştığım bu güzel şarkı ile sizlere veda edip, "madem kimyayı bunca seviyorum birkaç bölüm breaking bad izleyeyim öyle yatayım" diyorum;)
hoşça ve sağlıcakla kalın.


Çarşamba, Ocak 08, 2014

pepee pepee çok üzülüyorrrr:)

oldukça yoğun bir hafta geçiriyorum. bir yandan da -allah muhafaza- bu ara dillere dolanan grip salgınının eşiğinde gibiyim. 

(bu arada 0 bilimsel bir görüş olarak; ben grip salgınına inanmıyorum; yani her nedense kışın daha fazla hasta olunuyor ve çevresindeki pek çok kişiyi hasta görenler de "salgın var" demeye başlıyor ve yayılıyor gibi geliyor:))

hep böyle yoğun olduğum zamanlarda denk geliyor hasta olmalarım. belki de hasta olduğum için normal rutinim yoğun geliyor... bilmiyorum.
velhasıl battaniye, yatak, sıcak içecek, kitap akşamı bu akşam benim için; pek çoğumuz gibi...

arada da eğlenmek için video izliyorum.
gülmeseniz bile gülümseme garantili:)



mesleğim gereği, güncel çizgi film, oyun ve çocuk kitaplarına hakim olmam gerektiğini biliyor ve fakat maalesef bu konuda çok eksik hissediyorum...
belki anne olunca....

Perşembe, Ocak 02, 2014

2014'ünüzü nasıl alırdınız?

modern çağ öyle şişiriyor ki "bireyselleşme"yi, bizler de artık insan olarak kendimizi pek önemseyip, salt doğal ihtiyaçlarımızla yetinmeyip pek bir talepkarız yaşamaya karşı. pek çok şey bekliyor, istiyoruz; hem sahip olunacak hem de yapacak pek çok şey...
yeni bir yıl da, bir önceki yılda geçirdiğimiz 365 günlük zamanın kalitesini değerlendirmek ve önümüzdeki yeni 365 günde hayattan beklediklerimizi belirlemek için cuk oturan bir vesile oluyor...

benim için de pek çoğumuz gibi bir gelenek oldu bu; bakınız 2012, bakınız 2013.
ve gelelim 2014'e!
öncelikle 2013'i kabaca değerlenedirecek olursam biraz sakin bir yıldı. ama verimsiz demek istemiyorum. çünkü tercihti biraz. kendimi serbest bırakmak istediğim bir dönemdi.
kendime katkı niteliğinde neler yaptığıma gelince:
*25 film- geçmiş yıllara göre oldukça az. izlediklerim arasında bende iz bırakanlar; naked, life of pi, amour, intersated 60incendies, antichrist, a dangerous methodthe readersen aydınlatırsın geceyi.
*21 kitap- geçmiş yıllara göre iyi bir rakam ama, "okunan her kitap az kitaptır, biliyorum tanrım" :) ama, nihayet, yaşar kemal okudum ben bu sene! az şey mi? hem tek kanatlı kuş'u hem ince memed'i. bir de leyla erbil ile tanıştığım için mutluyum!
*8 oyun- izlediğim oyunlardansa en çok etkilendiğim yine seyyar sahne oldu. iki sene önce  izlemiştim. yakın zamanda bir kez daha izledim ve tekrar hayran kaldım erdem şenocak'a... 
*mesleki olarak, oyun terapisi eğitimini tamamladım.
*gezmece olarak, çok istediğim sessiz sakin akyaka tatilini yaptım. ek olarak ağva tatili yaptık hayatımdakisevgiliinsan'la. henüz/hala anlatamadım bak onu; yakında inşallah;)
sonraa edirne'ye gittim iki defa, görmeyi istediğim şehirlerdendi.
gezi deyince haziran geldi aklıma... benim için de yılın en önemli zamanıydı sanırım...
*ev hayatıma bakınca; kendime bir can yoldaşı edindim;) hem evde hem işyerimde çiçeklerimi artırdım.
*gelelim aşka; hayatımdakisevgiliinsan ile evlilik kararı aldık!

şimdi sırada yeni yıl için beklentiler;)
*ailemizin ve sevdiklerimizin başımızdan eksik olmayacağı sağlıklı, huzurlu, mutlu, neşeli günler, bereketli sofralar, güzel gezmeler.
aslında bu tek başına yeter mutlu olmaya... 
gerçekten insan sağlıklı ve sevdikleri ile birlikte olduktan sonra, mutlu olmaması için ne sebep olabilir ki?
yine de, bilirsiniz, insan evladı doyumsuzdur...

o halde, isteyenin bir yüzü diyerek başlıyorum:)

*hayatımdakisevgiliinsan ile mutlu bir yuva 
*güzelce dekore ettiğim bir ev (bu yıl satın alamayabiliriz)
*mutlu çalışacağım bir okula tayin
*ek iş (para ve deneyim kazanmak)
*önemli bir sertifika programını tamamlamak (mesleki)
*istanbul ve yurt içi gezileri
*26 kitap okumak (iki haftada bir)
*52 film izlemek (haftada bir)
*12 oyun izlemek (ayda bir)
*spor yapmak (bisiklet mesela! hatta yelken, dalma falan diyesim geliyor ama ütopik olsun istemiyorum:))
*akordeon, seramik, işaret dilinden en az birini öğrenmek ("bu üçü ne alaka" demeyin, son zamanlarda üçüne de ilgim uyandı)
*enerjik, coşkulu, aşık ve yaşama karşı hevesli kalmak.

hepinize sağlıklı&mutlu&huzurlu bir yeni yıl diliyorum!

Pazar, Aralık 29, 2013

rakı ve cemal süreya'ya...

"... hayat bizim en fazla vaktimizi alan şey. koştur koştur nereye kadar? 
enerjinin dönüşümü kanunu muhalefet kabul etmez. koşarsan çabuk ulaşırsın. ama yolu göremezsin. kan ter içinde kalırsın, ulaşınca tadını çıkaramazsın.
hedef zaten belliyse yola odaklansana güzel kardeşim.
dur bir soluklan. aşka, şiire bak biraz. ayaklarını uzat, rakı iç."

diye yazmıştı geçen hafta birgün'deki köşesinde feridun nadir.

bu hafta da rakı içilesi on kadını yazmış... 
ben de, eğer mümkün olsaydı, rakı masasında oturmuş olmayı isteyeceğim adamları düşünürsem, sanırım ilk sırayı cemal süreya alacaktır...
değil midir ki o şu güzel dizeleri yazan adamdır:

"ertesi gün için bir şey diyemem ama
rakı içtiğin gün ölmezsin."

"KISA
hayat kısa,
kuşlar uçuyor."


bu da bugün öğrendiğim güzel şarkı:





"be proud of your name
be what you are
roam where you roam
do what you do"

Cumartesi, Aralık 28, 2013

3 kala yeni bir yıla...

son yazımda bahsettiğim üzere, yıl dökümü ile meşgulüm bu sıra. yeni metis ajandama (her yıl birinin bana hediye etmesi ne güzel!) ve 2014 için seçtiğim kırmızı kuşlu defterime aktarıyorum yavaş yavaş 2014 planlarımı...
geçen sene aynı işlemi yaparken çok yakın arkadaşım demişti ki:
"oraya yazdığın kitapların hepsini hiçbir zaman okuyamayacaksın, biliyorsun değil mi?"
acımasız ama gerçekçi bir yorumdu. her ne kadar ben salt "liste yapmayı" çok sevsem de, haklılık payı vardı söylediğinin. yani ben oraya 100 kitabı bir yıl içinde okuyacağım diye yazmıyordum elbette, sadece dikkatimi çekmiş kitaplar kayıtlı kalsın istiyordum bir yerde... 
yine de bu sene eleme yoluna giderek gerçekten ölmeden önce muhakkak okumak istediklerimi yazdım sadece.


2013'e dair tabloya gelince, pek iç açıcı değil maalesef...
25 film, 21 kitap, 8 oyun...
onun dışında, dediğim gibi, ilk defa bu kadar serbest bir zaman dilimi yaşıyorum; iş dışında düzenli olarak zaman ayırdığım hiçbir şey yok.
bildiğiniz üzere, evlilik sürecindeyim ve o mevzularla meşgulüm biraz... o kadar.

geçen sene, yıl biterken şunları yazmışım. kimi olmuş kimi olmamış. olmayanlar da gayet olabilecek şeylerken benim çabasızlığımdan olmamış...
canımı sıkıyor bu. mesela daha çok kitap niye okuyamıyorum? ya da  hayatımda spor olsun istiyorum ama neden hala bir bisikletim yok ya da akşam yürüyüşe çıkmıyorum en azından... ya da ben mesela sanırdım ki, çalışmaya başlayıp para kazanınca muhakkak almanca'mı çok geliştireceğim...
kendimi hayal kırıklığına uğrattım sanırım ben biraz... ne bileyim, ben küçükken daha farklı bir yetişkin olacağımı hayal etmiştim... öylesine aleladeyim ki oysa şimdi... 
düşünüyorum da... en zoru kendin kalabilmek, ısrarla seni normlara uydurmaya çalışan topluma rağmen... 

Salı, Aralık 24, 2013

ben bu dünyayı anlayamadım/ niyetlendim de altından kalkamadım

bir instagram'ım eksikti; yoğun istek üzerine ona da bulaştım:)

gerçekten güzel fotoğraflar çıkıyor ortaya. fotoğraf düzenlemek de başkalarının paylaştığı fotoğraflara bakmak da keyifli -şimdilik-.
kendimi kaybedip otu boku paylaşma noktasına gelip de, bi anda kendimi sorgulayarak soğuyabilirim her an. ama iyi gidiyor, dediğim gibi, -şimdilik-...

malum yine bir yıl dönümü...
en uzun gecemizi atlattık kuzey yarım kürede; şimdi sırada miladi takvime göre yeni bir yıla girmek var...
yani, benim için, geçtiğimiz yılı değerlendirme; gelen yıl için kararlar alma, planlar yapma ve hayaller kurma zamanı...
pek değerli defterlerimden birine kıyıp yazmaya başladım bugün, notlar almaya yeni yıl için...
yakın zamanda paylaşacağım burada da...

mevsim geçişleri etkiliyor ruh halimi biraz... hüzünlüyüm bu ara...
bu da ruh halime giden güzel şarkı:


güzel haberse:
kuşum (minnoş), evet adını koydum, konuştu konuşacak! babıldama evresinde yani:)

Cuma, Aralık 20, 2013

son zamanlarda okuduklarım ve izlediklerim

önce, filmler:

en son benim dünyam paylaşmışım.
onun üstüne üç türk filmi daha izlemişim. 
ilki, onur ünlü'nün "sen aydınlatırsın geceyi"si. 
başka sinema kapsamında beyoğlu sineması'nda izledim.
onur ünlü'yü, tamam, pek severim, ama bu gerçekten aşmış bir filmdi bana kalırsa! 
bir kere siyah beyaz! 
dolayısıyla görüntüler muhteşem! 
onun dışında yine süper güçler, gariplikler, silahlar, atraksiyonlar... 
çok çok keyifliydi izlemek ve tabi yine hüzünlü de bir yandan... 
bornova bornova'yı izlerken damla sönmez için "bu kıza dikkat" demiştim. 
ali atay, demet evgar, ahmet mümtaz taylan, ercan kesal, derya alabora, tansu biçer, erdal bakkal zaten candır biliyorsunuz.
sonra müzikler de on numaraydı, yine mehmet erdem vardı mesela. 
bilirsiniz mehmet erdem'i polis filminde sevdik biz, olur ya ile (öncesinde sınıf dizisinde tanıdık elbet, sette tanıdıklarımız vardı o dönem;))... 
velhasıl, bulun buluşturun izleyin!


sonra çağan ırmak'ın tamam mıyız'ını izlemişim. 
çok iyi bir film değil, biraz yüzeysel ve dağınık. 
ancak, ben sırf farklılıklara sahip bireyleri görünür kılmasından ötürü bile desteklemekten yanayım bu tarz filmleri...

ve en son da düğün dernek'i izledim. 
açıkçası, çok sevdiğim kadrodan kesinlikle beklentimin altında bir filmle karşılaştım.
çalgı çengi'yi bırak, işler güçler dizisinin her bir bölümü bu filmden çok daha özenli imiş gibi geldi bana... 
siz nasıl buldunuz?

ve sıra kitaplarda:
en son ali ile ramazan anlatmışım, ince memed'i atlayıp.

ince memed...
ne denebilir ki...
50 yılı aşkın zaman geçmiş yaşar kemal bu eserini yazalı... 
tam bir edebiyat keyfi!
büyük bir usta o; ne denebilir...

(gizliajans'tan)

yeni bitirdiğim kitap ise, gizliajans
alper canıgüz'ün okumadığım tek kitabıydı. 
pek övmüştüm burada canıgüz'ü, hatırlarsanız... 
ve fakat, maalesef bu kitaba bayılmadım.
tamam yine güzel ama, dünyanın en küçük dedektifi alper kamu'nun hikayeleri çok daha keyifli.
benden söylemesi;)

Çarşamba, Aralık 18, 2013

ey aşk! gücün tartışılamaz bile...



...
"kuşlar gibi ikimiz bir yuva kuralım/
                                      ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca"
                                                                ...

Cumartesi, Aralık 14, 2013

bu aralar...

yıllardır hayatımda sadece okul/ iş olmamıştı. bu, biraz çağımızın gereği biraz da kendi hevesimdendi. 
ne de olsa modern çağ, çok yönlü insan istiyordu; pek çok şeyden anlayan, güncel olan ne varsa haberdar olan, kendini sürekli geliştiren... 
ben de öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan bir insanım, biraz da maymun iştahlıyım ve pek çok farklı şeye heves edebiliyorum
bir yandan da mesleğim tetikledi biraz. bizim alan öyle bir alan ki çünkü; lisans düzeyinde kalamazsın, mezun olduktan sonra da sürekli eğitimleri takip etmelisin, seminerlere katılmalısın, bağlantılar kurmalısın...
bu sene ise kendimi biraz daha geri çekip dinlenmeye karar vermiştim esasen. ama bu ara "ezgi bir şeyler yap" dürtüsü sık sık ziyaret etmeye başladı beni. sanırım zamanıdır yine yeni bir şeylere başlamanın. 
aklımda üç şey var bile aslında:
1.akordeon (çello ile birlikte sesini en çok sevdiğim enstrüman, ne de olsa kanımda balkanlar var! hem müzik aleti olarak sadece gitar denemişliğim var lisedeyken, cık yetmez:))
2.seramik (sanatta el atmadığımız bir o kaldıydı çünkü, haa bir de resmi on numara beş yıldız hallettiydim geçtiğimiz senelerde,sergiler falan:))
3.işaret dilini öğrenmek (hem mesleki katkı hem insani bir gelişim)
şimdi bunları biraz araştırıp değerlendirmek var sırada...

mesleki gelişime gelince, dün hayran olduğum neslihan zabcı'yı dinledim kültür üniversitesi'nde. yine yeniden karşıya taşınmayı ve maltepe klinik psikolojide yüksek lisansı zorlamayı düşündüm ondan ders alabilmek için! ne harikulade bir kadın o... 
mantar gibi türeyen psikoloğumsuları eleştirdi konuşmasında, çok kısa. mesleğimizde bizleri en çok rahatsız eden şeylerden biri kontrolsüzlük sanırım. herkes çıkıp bir şeyler anlatıyor televizyonlarda, seminerlerde, ofislerinde... bilimsel olmasa da alandan olmayan halk bunu ayırt edemiyor ve çok yanlış bilgilendirilebiliyorlar maalesef...
@@@

bu aralar eskilerden dinlediğim şarkıları paylaşmak istiyorum sizlerle. hani dinledikçe huzur veren...