Salı, Ağustos 16, 2016

deniz tekin

"güzel müzikler olmasa ne yapardık?" diye düşünürken yakalıyorum kendimi sık sık...
nasıl iyi geliyor ezgiler insana, nasıl hislerimize değiyor...

ve daha keşfedilecek ne çok güzel müzik var... duymadığımız, bilmediğimiz... 
izmir'de ablamdan öğrendiğim bir güzel müzik insanı oldu:
deniz tekin.

dinlemelere doyamıyorum bugünlerde.
en sevdiklerimse elbette, ahmet kaya'nın çok sevdiğim ölümsüz şarkıları.
keyifle dinleyiniz efem;)






Salı, Ağustos 09, 2016

2016 temmuz ayı filmler (7)

malumunuz öğretmenlerin 2 ay yaz tatili var. iyi değerlendirmek gerek, öyle değil mi? tüm günün kendine ait olduğu, istediğin gibi planlayabileceğin 60gün! ama, bu sene hedefler koymadım, şu kadar kitap bu kadar bilmem ne diye... kendimi artık daha rahat bırakıyorum açıkçası...
temmuz ayının ilk haftası bayramla geçti, sonra 3 hafta istanbul'da, evimdeydim ve epey film izleme fırsatım oldu. başka da pek bir şey yapmadım zaten. arada havuza inip biraz yüzdüm, arada arkadaşlarımla görüştüm, biraz evle ilgilendim, bazen de koştum (evet, koşmaya başlıyorum:)).

youth/ gençlik
bayramdan sonra, ayağımın tozuyla geldiğim istanbul'da hemen kendimi istiklal'e attım. yazın daha rahat dolaşılabiliyor, zira, boğucu kalabalığı olmuyor.
ama, istiklal'e gitmemin asıl sebebi bu değildi. beyoğlu ve pera sinemalarının da kapanacağı söylentileri üzerine onlara destek olmaktı. hem de bu vesileyle "başka sinema" kapsamında iyi film izleyebilmekti.
velhasıl, böylelikle izledim youth'u. salonda tektim önce, tam film başlayacakken bir kadın daha geldi, tekti, iki bilet vardı, görevli "biri daha geliyor mu?" diye sordu, "yok, destek için" dedi kadın...
böyle güzel başladı film. görsel ve işitsel bakımdan ruhu doyuran bir seyirdi.


me before you/ senden önce ben
romantik komediler pek tercihim olmasa da, bu film hakkında epey övgü okuyunca merak edip evde izledim. konu çok orijinal olmasa da işlenişi bakımından başarılı buldum. oyuncular da son derece doğal olunca keyifle izledim filmi.
evde film izlemenin en iyi yanlarından biri, kendini sıkmadan rahatça hüngür hüngür ağlayabilmek değil mi sizce de;)


meryem
daha önce dikkatimi çekmeyen bir türk filmiydi. televizyonda denk gelince izledim. izleyince, daha önce neden dikkatimi çekmediğini anladım...


me earl and the dying girl/ ben earl ve ölen kız
"coming of age" filmlerini pek seven eşimin bilgisayarındaki filmler arasında bulup izledim. sayesinde yıllar içinde ben de sevdim artık bu tarz filmleri. dozunda komedi ve dozunda dram içeren bu film bende hoş tatlar bıraktı.


beasts of the southern wild/ düşler diyarı
bazen öyle olur. bir filmi, bir kitabı ilk duyduğunuz andan itibaren görmek, okumak istersiniz. ama bir türlü olmaz. 
4 yıldır izlemek istediğim bir filmdi. nihayet izleyebildim. beklediğime değdi... ama yetmedi, tekrar tekrar izleyeceğim!
sinemanın sanat olduğunu hissettiren filmlerden alınan haz bambaşka...
anlatılmamış bir coğrafya, anlatılmamış bir hikaye. 
pek çok metafor, küçük bir çocuğun büyüyüşü...
çok çok iyiydi!


the big short/ büyük açık
pek çok yerde övüldüğüne rastlayınca merak ettim filmi. sağlam oyuncu kadrosu da etkili oldu tabi.
ancak -belki de hiç anlamadığım finans/emlak alanı ile ilgili olduğundan- çok anlamayarak izledim.



mustang
çok büyük beklentim vardı bu filmden. başka sinema kapsamında izleyemedim bir türlü. baktım olmayacak, evde izledim sonunda. büyük hayal kırıklığı oldu.
baya baya kötüydü. 
"ne varsa koyalım" mantığıyla yapılmış filmlerden hiç hazzetmiyorum zaten...
ayrıca "kadın meselesi" bu değil yahu! 
bir filmi beğenmek için öncelikle doğal olmalı bence, yani geçebilmeli seyirciye. ancak bu film, gerçekçilikten çok uzak. 

sahne sahne ayrıntılı yazamayacağım, ama, bu toprakları az biraz tanıyan biri filmdeki yapaylığı hissedecektir...


2016 temmuz ayı kitaplar (1)

bayan peregrine'in tuhaf çocukları

verimsiz bir aydan daha selamlar...

oldum bittim sevmedim, sevemedim yaz aylarını...

hep boşa giden günler olduğunu düşünmüşümdür...

temmuz ayında tek bir kitap bitirebildim.

yaza yaraşır basit bir kitap.

herkesler okuyup bitirdi de serinin 3. kitabını merakla 

beklerken, ben, serinin ilk kitabını okudum nihayet. ne 

zamandır aklımdaydı. tim burton filmini yapmadan önce 

kitabını okuyayım dedim;)

sürükleyici, akıcı bir kitaptı. hala okumayan varsa, yaz 

bitmeden okuyabilir ;)




Pazar, Temmuz 24, 2016

çocukluğum, türküler, tolga çandar...

2 ya da 3. sınıftayım. 4. sınıftan önce olduğu muhakkak. zira, 4. sınıftayken oturma odamız çocuk odası oldu (ondan önce odamız yoktu). 
ve bu anı oturma odasında geçiyor...

annem diyor ki bana "Ezgi, ablanın Halil diye bir arkadaşı var mı, sınıfında mesela?"
"bildiğim kadarıyla yok" diyorum "ama benim var, bizim sınıfta var bir Halil"
"hımm, nasıl biri bu Halil?" diyor annem "samimi misiniz, yakışıklı mı?" vs tarzı sorularla devam ediyor.
"yok" diyorum "tembelin teki". (ilkokulda sevilir/popüler olmak ve çalışkan olmak arasındaki bağlantıyı bilirsiniz:))

sonra anlaşılıyor ki, annem, odada bir çekmecede, benim "HALİLİM" diye başlık atıp bıraktığım bir defteri bulmuş ve o sıralar ablam ergen olduğu için onun hoşlandığı çocuğa yazmaya başladığı bir mektup sanmış:D

tabi, kadın nereden bilsin, benim "çökertme" türküsünün adını "halilim" sandığımı ve sözlerini yazıp ezberlemek istediğimi:)

yaaa, tabi, gençler, bizim zamanımızda google, youtube neyin yok idi. hatta bizim küçük ilçemizde -bırakın güzel müzik kanallarını- kral tv bile yoktu. bir şarkıyı, türküyü çok seviyorsanız onu istediğiniz zaman dinlemek, defalarca üst üste dinlemek kolay değildi. sözlerine ulaşmak da öyle...

peki ben -muhtemelen- 9 yaşındayken bu türküyü niye/ nereden bilip de çok seviyordum? diye soracak olursanız da, babamın iki dubleden sonra keyfine iyice keyif gelince pek severek ve pek de güzel seslendirdiği şarkı, türkülerden biriydi...
anısına dinleyelim o halde...


Cuma, Temmuz 22, 2016

beni siz delirttiniz

ayıptır söylemesi, ilk defa henüz az önce dinledim!
ama bu hemencik çok sevivermeme engel değil elbette;)
eyvallah ayça şen başkan! eyvallah radyo karavan!




"Beni siz delirttiniz evet, evet,evet, siz, siz 
Kırmızı ışıkta geçen şoförler ve boşverli türküler 
Sahil yolundaki kazalar, denize düşen şu uçak 
Beyaz camda hayvanlar ve reklamlar, 
Yeşilçam'da baldır bacak 

Beni siz delirttiniz evet, evet, evet siz delirttiniz beni 
Uçaklar, rüşvetler ve mobilyalar ve ahlak üstüne nutuklar 
Günden güne ufalan ekmekler pasta yesin efendiler ama 
Gaz tenekesi ile su kuyrukları ve bir başbuğun buyrukları 

Beni siz delirttiniz evet, evet, evet 
Siz delirttiniz beni hiç kuşkum yok bundan eminim 
Darılmaca yok ben bir deliyim ama beni siz delirttiniz 
Gelin katılın sizde bize, bizde herkese yer var 
Dostlarım hep Napolyon hepsi Sezar 
Bol miktarda Hitler de çıkar"

Cuma, Temmuz 15, 2016

bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir...


"yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler

ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!"


Perşembe, Temmuz 14, 2016

2016 haziran ayı filmler (2)

nisan ve mayıs ayını hiç film izlemeden geçirsem de, haziran biraz daha verimli bir ay oldu diyebilirim.
okulların son haftası olunca sınıflarla film izleme etkinlikleri yapma fırsatım oldu.
çocuklarla izlediğim iki film:

maleficent


the little prince


her ikisi de şahane olmasa da keyifle izlenen filmler. 
bir de ben galiba baya baya seviyorum çocuklarla film izlemeyi.
meslek icabı başladım; ama, alışkanlık oldu galiba:)

Salı, Temmuz 12, 2016

2016 haziran ayı kitaplar (4)

nisan ayında "rehberlik servisimizi kitaplandıryoruz" diye bir proje başlattık okulda. kitap bağışları aldık ve bir sürü kitabımız oldu. öğrenciler ve veliler ödünç kitap alabiliyor ya da sınıflarda okuma saatleri yapabiliyoruz böylelikle. 
bu sayede, ben de, nisan- mayıs- haziran boyunca pek çok kitap araştırdım liste oluşturmak için, elime geçtikçe de karıştırdım her birini. kitaplarla pek hemhal olarak geçti bu üç ay, e değmeyin mutluluğuma:) 
haziran boyunca okuyup bitirdiklerimse:

sevdalı bulut masalı
nazım hikmet'in çocuklar için yazdığı iyilik-kötülük temalı masal kitabı. belki de aslında tüm insanlığadır...
bu arada masal oyunlaştırılmış. benim haberim yoktu. belki izleme fırsatımız da olur, ne dersiniz?


aritmetik iyi kuşlar pekiyi
cemal süreya'nın çocuklar için yazdığı 12 yazının derlendiği tadından yenmez bir kitap.





canım aliye ruhum filiz
her kitap nasıl da zamanını bekliyor... iki yıl önce edinilmiş kitabı aniden alıp sular seller gibi bir günde okudum. dönemin aşkı ve zorluklarına tanıklık ettim... içim sızım sızım.



yavaş ebeveynlik
klinik psikolog pınar mermer'in en çok da kendi annelik deneyiminden yola çıkarak kaleme aldığı kısa yazılardan oluşan kitap, pek çok önemli noktaya temas eden ve günümüz anne babalarını rahatlatabilecek cinsten.




Perşembe, Haziran 30, 2016

kadınlar! tacize alışmayın!

sabah işe giderken bir sokağa girdim, baktım ki sokağın sonunda iki genç adam var. geri çıkıp paralelindeki bir başka sokağa girerek devam ettirdim yolumu.
sonra düşündüm ki, bunu ne kadar sık ve artık o kadar alışmış bir biçimde yapıyoruz biz kadınlar! ne kadar temkinli ve tedbirliyiz...
tam bunu düşünürken yanımdan geçen bir araç durdu, içindeki genç adam bana baktı. ben de durdum tedirgin olup. bir süre rahatsız edici bir biçimde baktı. ben de baktım kıpırdamadan. bastı gitti sonra. şirket aracıydı, şirketin adını ve plakayı aldım hemen.
aklımdan ilk geçen otomatik düşünce; ne giydiğimdi,.. son derece sadeydim oysa ben bugün. hatta kendimi çok özensiz ve çirkin hissederek çıkmak durumunda kalmıştım evden alelacele.
bakın, bu çok anlamlı...
çünkü, oysa ben, her taciz olayında "o da mini giymeseymiş, o saatte orada ne işi varmış"çılardan tiksinmiyor muydum?
ama bakın, nasıl da zihnimi bozmuşlar, allah kahretsin bu zihniyeti!

twitter'dan şirketi ifşa etmek geldi önce aklıma. sonra bu, şirkete haksızlık olabilir, diye düşündüm, önce şirketi arayıp bildirmeye ve tavırlarına göre hareket etmeye karar verdim. 
fakat, durumu öncelikle eşimle paylaşmak ve fikrini almak istedim. ama, söylerken öyle korktum ki "bir şey yapmamış ya, abartma" diyecek diye... 
zira üniversite yıllarımda bir gece karşıyaka çarşı'da laf attılar diye biber gazı sıkmışlığım vardı iki hanzoya. kim duysa "abartmışsın" tepkisini almıştım...

neyse ki, tabi ki, yine yanımdaydı eşim. şirketle görüştük ve şirket de son derece olumlu bir tavır sergiledi. bizzat patron aradı, kendisini tespit edip işine son vereceklerini söyledi.

şimdi ben bunu niye anlattım???
başta kendimde olmak üzere, fark ediyorum ki, tacizi kanıksamış durumdayız. bir erkek grubunun önünden geçerken mahçup oluyor, kafamızı eğiyoruz, onlar bizi süzüyor, gülüşüyor, laf atıyorlar. biz susuyoruz.
toplu taşımada değiyorlar, abanıyorlar; yerimizi değiştirmekle yetiniyoruz.
utanması gereken onlarken biz utanıyoruz...


kadınlar!
lütfen tacize alışmayın!
susmayın!
tecavüze uğramayı beklemeyin!
cüretlerini kırın!
hadlerini bildirin!

bir insanı, sadece kadın olduğu için, durup dururken rahatsız etmeye cesaret edemesinler, buna hakları olmadığını öğrensinler!

*ingiltere'de benzer bir olayın mahkemede nasıl da güzel ceza alabildiği konusundaki gerçek hikayeyi bilen çoktur belki; ama, ben yine de yazımın altına iliştirivermek istedim:

"İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama, 7 yıl, 7 gün hapis cezası verince şaşıran gazeteciler sormuş: "Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladı. Bu ceza çok değil mi?" Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydeydi: "Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır."