Pazar, Kasım 11, 2018

Tayland Gezisi

İki haftadır Tayland’dayız.
Hostellerde, sokaklarda muhabbet edecek kadar İngilizce konuşabilen yerel biri ile karşılaşamadık, o nedenle merak ettiklerimizi soramadık. Konaklamak için de Couchsurfing ayarlamak istemiştik esasen, böylelikle yerel hayatı yakından tanıma fırsatımız olacaktı; ama host bulamadık. Bu nedenle,  buradaki yaşam ve burada yabancı olmak hakkında vereceğimiz bilgiler, dışarıdan birinin gözlemleri kadar olabildi henüz. İlk ağızdan hikayeler dinleyemedik, hayatların ta içine tanık olamadık çok istesek de...
👅Dil: Buradaki dil çok başka bir dünya, yazılardan hiçbir şey anlamıyoruz. Sokakta bir şey anlatmak ve onların bizi anlamaları çok zor. Keşke her şeyin İngilizcesi de her yerde yazsa diye içimizden geçiriyoruz sıklıkla. İngilizlere kızıyoruz “dil emperyalizmi” diye ama bir yerde de evrensel bir dil gerçekten ihtiyaç aslında... 
💰Para: Para birimi baht. 1USD 32 baht. Yerel ürünler uygun ama ithal ürünler, markalar genel olarak Türkiye’den pahalı gibi geldi bize.
🤤Yemek-Street Food: Meselesi çok önemli olduğundan ayrı bir yazıda anlatacağız;)



☎️Hat: İlk hafta kaldığımız yer ve gittiğimiz mekanlardaki wifi ile idare ettik. Sonra AIS’in bir haftalık sınırsız internet paketini aldık 200bahta.
🛒Seven Eleven: İstanbul’da artık yok sanırım, bilmeyenler için Rossman benzeri market zinciri. Gıda, kozmetik, ilaç vs temel ihtiyaçları karşılamak için birebir. Abartısız adım başı var ve çoğu mağaza 7/24 açık. Bu sayede yemek, kahve konusunda bizim çok işimizi gördü. Bir de Tesco Lotus’lar var. Bizdeki Carrefour’lar gibi bazıları büyük bazıları küçük süpermarket zinciri, buradan da alışveriş yaptık denk geldikçe; ama, bir Seven Eleven değil bizim için. 
Ruh evleri: Bu ülkeye gelir gelmez fark edeceğiniz şeylerden biri, her binanın (dükkan/ev) önünde duran küçük evler olacaktır. Bazen üzerinde taze çiçekler, bazen de sunulmuş meyve ve içecekler görmek de mümkün. Bu evler, animizm inancına göre, daha önce o binada yaşayan kişilerin ruhlarına adanmış. Böylelikle onların rahat edeceğine ve binanın yeni sahiplerini de rahat bırakacaklarına inanıyorlarmış.




🏯Tapınaklar (Wat’lar): Budist manastırı, tapınaklar, halk evleri barındıran komplekslere Wat adı veriliyor. Tayland’da 30binin üzerinde Wat bulunuyormuş. Bu nedenle gezerken sürekli karşımıza çıkıyor ve çoğunun girişi ücretsiz. Biz sadece Bangkok’ta Wat Pho’ya girerken 100baht ödedik, girdiğimiz diğer tüm Wat’lar ücretsizdi. 
🌺Çiçek kokusu: Bangkok’ta zaman zaman lağım kokusu alsak da, ChiangMai’de rahatsız eden bir koku yok. Aksine, böyle ara ara yoğun bir çiçek kokusu yükseliyor sokaklarda, ama nasıl güzel! Bayılıyoruz o anlara.
🌲💦Doğa: Kuzeyde ormanları, şelaleleri, güneyde sahilleri ile gerçekten muazzam bir tropik cennet Tayland!
🚸Okul: Eğitim sistemlerini çok merak ettiysek de, sorabileceğimiz yeterli İngilizce konuşan bir yerel kişiye rastlayamadık. Okullarla ilgili dikkatimizi çeken unsur, kırsalda bile çok büyük oluşları, dev bir bahçeleri ve bahçede çim sahalarının bulunmasıydı. Gördüğümüz kadarıyla, öğrenciler üniforma giyiyorlar.
🏥Diş tedavisi: Karşımıza çok fazla Dental Clinic çıkıyordu, niye bu kadar çok olduğuna anlam verememiştik. Sonra burada tanıştığımız Avusturalya’da yaşayan Türk arkadaşımız, buraya gelmişken  dolgu yaptırdığını çünkü Avusturalya’da çok pahalı olduğunu söyledi. Burada dişçiler meğer hem uyguna yapıyormuş hem de işlerinde çok iyiymiş. Avusturalya’dan buraya geldikçe diş tedavisi yaptıran çokmuş bu nedenle. 
🎷Gece Pazarları: Akşam üzeri açılan ve gece yarısına kadar devam eden pazarları şehirleri son derece hareketli kılıyor. Bu pazarların bazıları sadece belli günler açılırken bazıları her gün açık. Buralarda yiyecekten giyime, giyimden dekorasyona her şeyi bulmak mümkün. Ayrıca çoğunda orta bir yerde sahne ve canlı müzik de oluyor. Son derece keyifli ortamlar. Gece pazarları da ayrı bir gönderiyi hak ediyor;)
👣Ayak masajı: Tayland diyince akla gelen ilk şey masaj oluyor sanırım. Adım başı bir masaj salonuna rastlamak mümkün olduğu gibi, gece pazarlarında da sandalyeler atan seyyar masajcılar da mevcut. Thai masajı adı altında sırt, tüm vücut masaj seçenekleri olsa da en yaygını ayak masajı. Biz Bangkok’tayken yaptırmıştık. Gerçekten çok rahatlatıcı ve mayıştırıcı. Chiang Mai’de daha uygun ücretle yaptırabilirsiniz.
🛵Ulaşım: Asya’nın geneli gibi burada da tuktuk ve motor en yaygın ulaşım aracı. Yerel insanlar egzozdan korunmak için maske kullanıyor trafikte. Bangkok’ta gelişmiş metro ağı işimizi oldukça kolaylaştırdı, bir defa nehirde boat’a bindik, bir defa da Grab (uber gibi) kullandık. ChiangMai’de trenden indiğimizde kırmızı kamyon gibi olan,  dolmuş mantığında araçlardan kullanmıştık hostele ulaşmak için; onun dışında motor kiralayarak ve yürüyerek dolaştık hep.
🌈Seks turizmi ve LGBT: Tayland uluslarası mecrada en çok bu yanıyla biliniyor belki de. Biz Bangkok’ta tanık olduk bu turizme... Çocuk yaşta kızların yanısıra ladyboy lar da fazlaca var. Bu, işin çirkin yüzü. 
Güzel yüzü ise, gay ya da trans bireyler sadece seks işçiliği yapmak zorunda değil, her yerdeler ve toplumda tamamen eşit bir konumları var.

Zaten bizim gördüğümüz kadarıyla, genel olarak kavgasız, hırssız, rahat, mutlu ve iyi niyetli insanlar.

Cumartesi, Kasım 10, 2018

Mae Hong Son Motorsiklet Rotası


I.Gün
Bugün, üç gündür kaldığımız hostelimize büyük sırt çantalarımızı bırakıp, azıcık eşya ile yola çıktık. O meşhur Mae Hong Son motorsiklet rotasını yapabildiğimiz kadarıyla, ille varmak değil, yolda olmak düşüncesi ile, yapmak istiyoruz. Hava çok sıcak ve güneşte motorsikletle seyahat etmek oldukça yorucu. Bugün geç çıkabildik ve 5 saatte dura dura ancak 90 km yol yaparak Hang Dong, Hot’a ulaştık. Yolda ayarladığımız Rong Tiam Hod Hostel’de bir gece dinleniyoruz.
Yolda pek çok tapınaktan geçtik. Tayland’da hakikaten çok çok fazla tapınak var, her biri de mimari açıdan çok dikkat çekici. Yolda gördüklerimizden sadece Wat Phra That Doi Noi’yi ziyaret ettik. 


Bu ilk fotoğrafta gördüğünüz merdivenleri çıkmadık tabi, tembellik edip motorla arkasına ulaştık 3 dakikada. Gördüğümüz diğer tapınaklar gibi, yine büyük bir kompleksti. 
Tüm tapınaklar son derece bakımlı ve yepyeni görünüyor. Burada tadilat vardı bir bölümde, her bir ayrıntıyı yeni baştan boyadığını, işlediğini gördük  işçilerin. Hakikaten tapınaklara çok fazla önem veriyor ve bütçe ayırıyorlar bizim görüp anladığımız kadarıyla.

II.Gün
Sabah güne Hot’ta kaldığımız hostel RongTiamHod’da başladık.Toparlanma,kahvaltı derken öğlen MaeHongSon rotasına devam etmek üzere yola çıktık.Yolumuz tamamen ormanın içindendi ve inanılmaz güzeldi.Yol asfalt, kimi yerler çift,arada yokuş var,virajlı yerler de fazla.Ancak, trafikte herkes saygılı olduğundan rahatlıkla yol alınıyor.Yolda ilk durduğumuz yer OpluangMilliParkı oldu.Giriş kişi başı 200Bahttı.Bizim bütçemiz kısıtlı olduğundan girmedik.Yola devam ettik ve Bo Kaeo Çam Bahçesi’ni görüp durduk.Burası muhteşem bir çam ormanıydı.Çimlerde oturup bir şeyler yiyip içtikten sonra biraz içlerine daldık ormanın,kısa bir yürüyüşten sonra tekrar yola devam ettik.Bir tapınakta durduk.


İsmi #WatKiewLom olan güzel manzaralı tapınağı gezdikten sonra yola devam ettik ve MaeHongSon’un girişinde tuvalet için durduk.Şehir girişlerinde kontrol merkezleri var, oradaki adamlar laf atınca biraz sohbet ettik.Ardından motora binip tekrar çalıştırırken, adamlardan üniformalı olan yanımıza geldi.Ehliyetimiz olmadığı için kontrol sanıp tedirgin olduk,ama,o ne dese beğenirsiniz?Lastiğimiz inmiş meğer,İngilizce bilmediği için beden diliyle anlaştık. Hemen yolun karşısından pompa buldu, şişirdik ama baktık ki çivi girmiş, yok böyle olmaz, napıcaz derken, beklememizi belirtti. 10dk sonra üzerinde Police yazan kamyonet geldi, motoru kasaya yükledik. Meğer tamirci varmış 4km ötede, polis merkezinin dibinde, oradaki polis bizi alıp tamirciye götürmeye gelmiş. Biz nasıl teşekkür etsek bilemedik tabi. 120bahta lastiği tamir ettirip yola devam ettik.
Bu süreçte vakit kaybetmiştik ve akşam olmak üzereydi, karanlıkta bilmediğimiz yollarda sürmek istemedik. Ayrıca hava epey soğumuştu ve profesyonel motor kıyafetlerimiz olmadığından yanımızda getirdiğimiz 2-3 parça giysiyi üst üste giydik,ama yetmedi. Bir yerde konaklamaya karar verdik. Mai Sariang’da Maeloegyi Guest House’u ayarladık. Hostele yerleştikten sonra bir şeyler yemek için dışarı çıktık. Burası köy gibi bir yerdi, yine de burda da gece pazarı, canlı müzik ve yemek standları vardı. Ancak kendinize göre bir şey bulamayınca Tayland’daki kurtarıcımız 7/11 a attık kendimizi. Burada aldığınız her şey ısıtılabiliyor (tost, dondurulmuş gıda vs), hazır kutu noodle alırsanız üzerine sıcak su ile hazırlanıyor. Zor durumlar için kurtarıcı denebilir. Orada bir şeyler yedikten sonra dinlenmek üzere hostelimize çekildik. Zira tam 6 saat motorla yol yapmış ve çok yorulmuştuk.

III.Gün
Bugün sabah Mae Sariang’da uyandığımızda planımız yola devam edip Mae Hong Son’da istediğimiz yere varmaktı. Ta ki odadan çıkana kadar. Dışarı çıkınca gördük ki, hava yağışlı. İlk aklımıza gelen dinmesini bekleyip öyle yola çıkmak oldu. Hatta bir gece daha burada kalıp yarın devam edebilirdik pekala. Hemen hava durumunu kontrol ettik, maalesef önümüzdeki 4gün de yağışlıydı. Bugün bir şekilde ulaşsak bile, dönüşte de yağmurda motor kullanmak zorunda kalacaktık. Düşündük taşındık, hem oraya varma yolunu (160km) hem de Chaing Mai’ye dönüş yolunu (400km) yağmurda yapmayı göze alamadık. Yolun buradan sonrasının daha zorlu olduğunu da okumuştuk. En iyisi dönmek diye düşündük, hem ayrıca geldiğimiz yol zaten öyle güzeldi ki, daha güzel ne olabilir tahayyül edemedik.
Biraz bekleyip yağmur diner dinmez yola düştük. Henüz bir saat ilerlemiştik ki, yağmur başladı. Bir benzinliğe girip kahve içerek bekledik. Azalınca yine yola devam ettik. Yarım saat sonra yine başladı, bu sefer durup bekleyebileceğimiz bir yer yoktu ve mecburen devam ettik. Yine #tigerbalm kokulu ormanlardan, muhteşem köylerden geçtik. 2 saat öyle sürdü ve sırılsıklam olduktan sonra nihayet Opluang Milli Parkı’na ulaştık. Yanındaki restorana oturduk, üstümüzü değiştirdik, yağmurluk aldık ve bir şeyler yiyerek dinlendik. 1.5-2 saat sonra yağmur dinmişti. Yeniden yola çıktık. Neyse ki bir daha hiç yağmur yağmadı ve 5 saat sonra yeniden Chiang Mai’de, pek sevdiğimiz yuvamız 84Gallery’deydik. Islakları yıkamaya verip, kendimiz de ılık bir duş alıp hostelin önüne açılan cumartesi pazarında karnımızı doyurduk ve dinlenmeye çekildik. 
Şu 3 günde motor ile öyle çok yorulduk ki, yarın da gün boyu dinlenmeyi planlıyoruz. Motorsever kardeşler nasıl yapıyor bilemedik vallahi. Şehir içi kısa mesafe çok pratik ama şehirlerarası motor meselesi bize göre değilmiş, onu anladık.

Cuma, Kasım 09, 2018

Chiang Mai-Huay Kaew Şelalesi ve Gece Pazarları

Chiang Mai’de üçüncü günümüzde motorsiklet kiraladık. Aslında niyetimiz meşhur #maehongson rotası; ama motorsiklet deneyimimiz Auroville ile sınırlı olduğundan önce bir miktar civarda trafiği, motoru test etmek istedik. Bu niyetle 8-9 km mesafedeki #huaykaew şelalesine doğru yola çıktık. Hostelin bulunduğu bölge şehrin biraz dışındaydı. Huay Kaew’e gitmek için önce şehir merkezinden geçtik ve Chiang Mai’nin aslında büyük, gelişmiş bir şehir olduğunu gözlemledik.
Şelale yolunda #urbanforest arboretum u görünce durduk ve biraz vakit geçirip öyle devam ettik. Biraz sonra yokuş başladı ve sağda şelalenin aktığı dere vardı. Orada durduk; ağaçların, vahşi doğanın içinden yürüyerek şelalenin aktığı noktalardan birine ulaştık. Ağaçlar, kuş sesleri, kelebekler ve su sesi ile muazzam bir yerdi. Burada biraz dinlenip tazelendikten sonra yola devam ettik. İlerleyince şelaleye ulaştık. Girişinde Tayland’ın önemli keşişlerinden Khruba Sri Vichai’nin tapınağı vardı. Biraz yürüyünce muhteşem şelale göründü. Gerçekten çok güzeldi. Buradan en geç 17.00 de ayrılmanız gerekiyor. (Ek Bilgi: Ayrıca parklarda ve ormanlık alanlarda genel olarak sigara ve alkol yasak.) Bu nedenle çok fazla vakit geçiremeden ayrılmak durumunda kaldık. Buradan sonra biraz daha ilerlemek ve devamındaki şelaleri görmek ve Doi Suthep Tapınağı’na ulaşmak mümkün. Biz hem yol yokuşlu ve virajlı olduğundan hem de hava kararmaya başladığından o kısmı yapamadık.


Şelaleden sonra hostele doğru giderken şehir merkezinde bir kapalı pazar yeri gördük, o neymiş keşfedelim dedik. İsmi CMC (The Chiang Mai Complex); içerisinde giyim, kozmetik, bujiteri, elektronik ve elbette yemek standları vardı. Biraz gezdikten sonra Halal Japon yemekleri yapan bir yer bulduk (#sushibento) ve gönül rahatlığıyla lezzetli beef yedik. Sonra yolumuza devam ederken yine bir pazar yeri bulduk. Burada gece pazarları meşhur. Öğleden sonra 4-5’te standlar açılıyor, gece yarısına kadar satış yapıyorlar. Akşam sokaklar geç saate kadar oldukça hareketli bu nedenle. Burada da durduk, ismi #rincomenightbazaar dı. Oldukça ışıklı bir pazardı, çok güzel tekstil ürünleri ve yine yemek standları vardı, ortada da canlı müzik. Bu şehirde bağımlısı oldugumuz waffle’ın incecik hali olan #crepe ten yedik canlı müziği dinleyerek. Sonra hemen yanındaki Maya alışveriş Merkezi’ni gezdik. (Burası şehrin merkezi olduğundan pek çok avm mevcut.) Çok trafik vardı, biraz oyalanmak, yolun açılmasını beklemek istiyorduk çünkü.
Biraz zaman geçirdikten sonra tekrar yola düştük. Oldcity’deki gece pazarına gitmekti planımız. Saat epey ilerlemesine rağmen yol boyunca caddeler son derece hareketliydi. Ploen Ruedee Night Market’e ulaştık ve girişinden itibaren farklı bir havasının olduğunu sezdik. Burada yerel değil batı yemeği ağırlıklı standlar, kokteylleriyle ünlü barlar, dövmeciler, masajcılar, tatlıcılar, mısırcılar, tarot falcıları vb vardı. Çok renkli, çok güzel bir ortamdı. Hemen hemen hiç yerel halktan kişi yoktu, hep batılı turist ya da gezginler vardı. Yine ortada canlı müzik vardı, gruplar değişiyordu ve her biri çok başarılıydı. Orada müzik dinledikten sonra civardaki diğer pasaj (#nightbazaar #kalarenightbazaar) ve standları gezdik. Gece yarısına kadar canlı olan bu sokakları çok sevdik.

Perşembe, Kasım 08, 2018

Tayland’da Fil Bakım Merkezi

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Chiang Mai’deki ikinci günümüzde Fil Rehabilitasyon/ Bakım Merkezi’ne gittik. Turistleri fille gezdirme çok yaygın Güney Asya’da. Bu tip merkezler de, bu filleri kurtarıp bakım veren ve yine böyle turistlerle maddi destek sağlayan kurumlar. Bir gün önceden turu ayarlamıştık kaldığımız hostel aracılığıyla. Kişi başı 1500Baht (50USD) ödedik; bu tip etkinlikler biraz pahalı maalesef. Bizimki yarım günlük turdu, öğlen 12:30’da bir küçük kamyonet hostelden bizi aldı, bizden sonra iki hostele daha uğradı ve toplam 5 kişi olduk. Muhteşem doğa manzaralarından geçerek 1.5 saat sonra Bamboo Elephant Family Care’e ulaştık. Burada 6 kişilik bir fil ailesi yaşıyordu. İlk defa bu kadar yakından ve serbestçe dolaşan fişler görmek çok heyecan vericiydi. Fillerin en iyi gördüğü renk kırmızı olduğundan, hepimize kırmızı üstler giydirildi. İlk önce padthai, meyve ve sudan oluşan öğle yemeği ikram edildi ve tam gün tura katılan grup beklendi. Onlar 8’de yola çıkmış ve öğlene kadar treking ve rafting yapmış. Grup tamamlanınca sıra fillerin karnını doyurmaya geldi. İki sele dolusu muzu onlara yedirmeden önce fillerin yaşamı hakkında genel bilgilendirme yapıldı ve ne dersek bakacağı, ne dersek ağzını açacağı vs öğretildi. Filleri muzla besledikten sonra bambu toplayıp biraz da bambu dalları ile besledik. Ve çok yedikleri için rahatsız oluyorlarmış, hazmı kolaylaştırıcı ilaç hazırladık doğal malzemelerle ve onları yedirdik. Sonra hep beraber tepeye esas yaşadıkları yere çıktık. O dev cüsseleriyle nasıl mahirdiler tırmanmakta, şaştık kaldık. Her ne kadar bir arada yaşasalar da, her birinin kendine özel bir alanı varmış. Mesela bebek olanın oyun parkı vardı ve ağaç dallarıyla yaptığı oyunları izlemeye doyamadık. Sonra hep beraber tekrar aşağı iniyorduk ki, büyükanne fil aniden durdu, meğer bebek yukarıda kalmış. Arkamızı dönmemizle koşarak inen bebek fili gördük ve yolu açmak için kendimizi hemen kenara attık. Aşağıda filler dereye girdi ve isteyenler beraber suya girip filleri yıkayıp fırçaladı. 


Son derece sakin hayvanlar olan bu sevimli devlerin yaşamına bu kadar yakından dahil olmak unutamayacağımız bir deneyim oldu.

Tayland- Chiang Mai

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Tayland’daki 6.günümüzün gecesini trende geçirdik. Metro ile çok rahat ulaşılan Hua Lamphong Tren Garı’ndan 22.00’de kalkması gerekirken yarım saat rötarla başladık yolculuğumuza. Burada trenler rötarlarıyla meşhurmuş. Bizim yerimiz ikinci sınıftı (klima değil vantilatör vardı), iki kişilik koltuklar genişti. Bileti bir gün önce aldığımız için yataklı vagonda yer bulamamıştık. Trende restoran vardı ve ayrıca her istasyonda yemek ve kahve satıcıları binip ihtiyaçları karşılıyordu. Tuvalet temizdi, ama vagonlarda gezen böcekler vardı maalesef... Sabahın ilk ışıklarıyla beraber, geçtiğimiz yerlerin güzelliğini anlamaya başladık. Muhteşem doğanın içinden geçiyor, çok güzel istasyonlarda duruyorduk.   Yolculuğun sabahtan 12.30’a kadar süren gündüz kısmı şahaneydi.


Trenden indikten sonra garda bekleyen kırmızı taksi dolmuş mantığındaki araçlara binerek 30Baht’a hostelimize ulaştık. Hostel temiz ve düzgündü, hep batılı backpackerlar kalıyordu. Biraz dinlenip şehri dolaşmaya çıktık. Dolaşırken, Bangkok’ta büyük şehir keşmekeşinden nasıl sıkılmış olduğumuzu, küçük yerleri özlediğimizi fark ettik. Burası küçük, sakin, çok sevimli bir şehirdi ilk izlenimimize göre; çok yabancı vardı ama turist değil gezginlerdi ve şehir Bangkok’a göre daha uygun geldi bize.


Chaing Mai’de yapılacak şeyler; Old Town, gece pazarları, önemli tapınaklar (Wat Chedi Luang, Wat Phra That Doi Suthep), Bhubing Sarayı, Doi Pui Köyü, Padaung Köyü, meşhur motor rotası Mae Hong Son, treking, fil sevmek, kaplan görmek, rafting, zipline gibi doğa aktiviteleri ve daha pek çok şey.

Biz de ilk gün şehri biraz tanıyıp, sonraki günler için tüm bu etkinliklerden hangilerini yapabileceğimizi planladık.

Çarşamba, Kasım 07, 2018

Tayland-Bangkok

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Bangkok’ta 4 gece evde, 1 gece hostelde olmak üzere 5 gece 6 gün vakit geçirdik. Bu 6 günün yarısında dinlendik, yarısında gezdik. 
Bangkok’a vardığımızda 1ayı aşkın süredir yollardaydık, sürekli çanta açıp kapamış, şehirleri adımlamış, bir yerde uzun kalmamıştık ve biraz yorulmuştuk. Bir süre evde kalıp, notları düzenlemek, temizlenmek, dinlenmek, yemek pişirmek, ayak uzatmak, halıya basmak vs iyi geldi ama tabi evde olunca sosyalleşme, yeni insan tanıma şansı olmuyor. O nedenle yeterince tazelenince hostele geçtik. Hostelde insanlarla muhabbet edince hemen rotamız için harekete geçtik, çok istediğimiz Tayland’ın kuzeyi için tren yolculuğu önerilince hemen gara gidip ertesi geceye biletimizi aldık.
Bangkok’ta gezdiğimiz günlerden birinde pek çok tapınaktan biri olan #yatanbuda (#watpho) yı ziyaret ettik, hem de taaa liseden canım arkadaşım ve eşi ile. Planlasak olmaz dediğimiz cinsten bir şekilde onların uçuşu ve varışı benzer saatlere denk geldi ve hemen ertesi gün buluştuk tabi! Meğer kaderde  #goodjob da kahve içmek, beraber #tuktuk a binmek, #khaosan caddesinde yemek yemek ve yürümek ve buraların olmazsa olmazı #ayakmasajı yaptırmak varmış 😍


Gezdiğimiz diğer günlerde ise parklarda ve pazarlarda zaman geçirdik. Bangkok oldukça kalabalık ve turistik bir şehir. Trafik -kara yolu kullanırsanız- çok yoğun; ama, acayip gelişmiş bir metro ağı var. Böylelikle çok kolaylıkla ulaşım sağlanıyor. Geniş, güzel parklarında her yaştan insan çimlere serilmiş sohbet edip, bir şeyler yiyor (alkol yasak), spor yapıyor. Lumphini Garden’da İzmir fuarı hatırlatıp burnumuzun direğini sızlatan kuğu şeklinde deniz bisikletleri var. Tam duygusal duygusal pedal çeviriyorduk ki, gölde timsah gördük ve duygusallık uçtu gitti🐊
Şehirde parklar kadar pazarlar da çok büyük yer tutuyor. Seyyar satıcılık aşırı yaygın. Özellikle akşamları her yer pazar yerine dönüyor. Sokak yemeği çok meşhur ve çeşitli. İnsanlar yemeklerini (meyve dahil) sokaktan alıp sokakta yiyor. Biz başlarda sadece meyve kısmına cesaret edebildik; kızgın yağda veya ızgarada pişen deniz mahsülleri ve etlere; soslara ve yumurtaya bulanan noodle ve pilavlara yanaşamadık. Sonra streetfood un tadını aldık, çok sevdik. Hindistan’da kokudan rahatsız olduğumuz olmadı; ama, burada yemek tezgahları ve bazen de açık lağım nedeniyle şehrin geneli kötü kokuyor.
Sokak sokak gezerken kendimizi bir anda sandalyelere oturmuş bir örnek giyinmiş kadınların bulunduğu bir yerde bulduk. Başlarında ellerinde katalogla yoldan adam çeviren kadın/adamları da görünce, Tayland deyince akla gelen seks turizmi muhabbetini hatırladık ve nerede olduğumuzu fark ettik. Bize ilginç gelen yerel halkın burayı çok normal bir şekilde kabul edip, sokakta bir yandan da sıradan hayatın sürüyor oluşuydu...

Pazar günü Chatuchak Market’i ziyaret ettik. Burası Pazartesi hariç her gün açık aslında; ancak, her gün sadece bazı bölümler açıkken haftasonu tamamı açık. Envai çeşit ürünün satıldığı dev bir açık pazar burası. Burada oldukça uzun zaman geçirip, yorulunca içindeki kafelerden birinde ya da bizim yaptığımız gibi, çıkışta Chatuchak Park’ta çimlerde dinlenebilirsiniz.

Tayland İlk İzlenimler

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
29 Ekim 2018’de Chennai’den kalkan uçağımız yaklaşık 4 saat sonra Bangkok Don Mueang Havaalanına indi. Burada zaman Hindistan’dan 1.5 saat daha önde. Bu nedenle indiğimizde burada sabaha karşıydı. Pasaport kontrolü sırasına girdik hemen. Tayland’a giriş konusunda korkutan hikayeler okumuştuk internette. İlle dönüş biletini görmek istiyorlar, üzerinde çok nakit bulunmalı, banka hesabının dökümleri yanında olsun vb. Biz karayoluyla komşu ülkelere geçeceğimizden dönüş biletimiz yoktu. Diğer evraklar ve nakit de yoktu yanımızda. Neyse ki, tek bir soru sorulmadan, çok kolaylıkla ve hızla, 30 gün vize ile geçtik pasaport kontrolünden 🙏🏻Tüm gezginlerin böyle kolaylıkla geçmesini, stres yaşamamasını diliyoruz🍀
#Tayland Türk vatandaşlarından önceden alınan bir vize istemiyor. Havayolu ile geldiyseniz, pasaport kontrolünde maksimum 30 gün olmak kaydıyla, ülkede ne kadar kalabileceğinize dair damga basılıyor pasaportunuza.
Pasaport kontrolünden geçtikten sonra, bir miktar USD’yi buranın para birimi bahta çevirdik ve sonra havaalanından ilk otobüs 7’de olduğundan koltuklara uzanıp uyumaya çalıştık 2-3 saat. Saat 7’de kalkan otobüse bindik. Trafikte hiç korna duyulmayışı ve kurallara uyulması ilk dikkatimizi çeken unsur oldu. Burada da Hindistan gibi bize göre tersten akıyor ve yine motor çok yaygın. Çok sıkışıktı trafik, milim milim ilerleyerek metroya ulaştı otobüs ve burada jeton alarak metroya geçtik. Airbnb’den kiraladığımız ev On Nut durağındaydı ve çok durak vardı. Bu uzun yol boyunca insanları gözlemledik. İran ve Hindistan’dan sonra çok içe kapanık ve mesafeli geldiler bize. Herkes telefonu ile oynuyordu. Hindistan’da İngilizce çok rahat iletişim kurarken burada bir de çoğu kişinin İngilizce bilmemesi nedeniyle marketlerde, sokakta vs biraz zorlandık. Hindistan’dan sonra bir miktar da pahalı geldi bize. Zamanla anladık ki yerel gibi yaşarsak ekonomik aslında. Tayland Tai mutfağı ve sokak yemekleri ile ünlü. Özellikle akşamları her yer yemek tezgahı doluyor ve yerel halk da dahil evde pişirmektense herkes sokakta yiyor. Sokakta yemek çok ucuz, restoranlar ise epey pahalı. Biz başta evde kaldığımızdan, kendimiz pişirmeyi tercih ettik, ama sonra streetfood un tadına vardık biz de🤤 Amerikan markaları oldukça pahalı (starbucks, mc donalds vs) ama bizim BİM gibi adım başı olan 7/11 lar uygun ve biz de oradan epey alışveriş yaptık.
İnternet kaldığımız yerlerde ve bazen dışarıda da WiFi kullanıyorduk. Dün uzun bir yola çıktığımızdan, 7günlük AIS sınırsız internet paketi aldık 200bahta.
Bugün tam bir haftamız doldu burada. Henüz Bangkok ve Chiang Mai’yi gördük biz. Ayrıntılı anlatacağız her ikisini de. Bu iki şehir dışında, Ayutthaya (eski başkent, şu an antik kent), Pattaya ve elbette Adalar (Phuket vs) popüler destinasyonlar. Ayrıca meraklısına, çok fazla tapınak var tüm ülkede.


Salı, Kasım 06, 2018

Hindistan’da Tren Yolculuğu


*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*


Bangalore’da Über’den indik ve o hep filmlerde gördüğümüz, yerde yatan insanları ile devasa, kaotik tren garı ile karşılaştık. Hindistan’ın inanılmaz bir tren hattı var ve o kalabalık popülasyon bir yerden bir yere sürekli trenleri kullanıyor🚂 O kalabalıkta ve karmaşada sora sora peronumuzu bulduk ve beklemeye başladık. Son derece eski bir tren geldi, ama çok pis  değildi. Tren kalkana kadar ve sonra da durduğu istasyonlarda pilav biryani satıcıları vagonları dolaşarak satış yapıyor. Biz yerimize oturduk, sleeper almıştık, karşılıklı 2 çift kişilik koltuklar, vagon da epey boş. Tamam bir TCDD değil elbette, ama, “Oh ne güzel yalnızız, uzanır uyuruz” derken, kalkmasına yakın bir anda dolup taştı tren. Bizim koltuklara 3 kişi daha geldi, meğer koltukların üstlerinde iki kat daha varmış. Üç kişi karşılıklı üst üste yatıyormuş. Başta epey tedirgin olsak da, baktık 100 kilo adamlar çekinmeden üçüncü katta uyuyor, biz de rahatladık ve oldukça iyi uyuduk. Sabah Pondicherry’ye vardık. Bu değişik deneyimi yaşadığımız için mutluyduk. Daha da mutluluk veren az sonra bir tuktukla pazarlık yapıp anlaşarak Auroville’ye gidecek olmamızdı. Auroville’de hostelimiz Rusty Rabbit’e yerleştikten sonra, kahvaltı için, pek çok organik, vegan, vejeteryan güzel mekan seçeneğinden Auroville Bakery’yi tercih ettik. Zaten önünden geçip kokulara karşı koymak ne mümkündü! Sonra Auroville köyü, Mantimandir deneyimlerimiz oldu. (Her ikisini de kronolojik sırayı bozarak, güncel olarak paylaşmıştık, 6-7 gönderi öncesine bakabilirsiniz.) Son akşamımızda hostelde #cookingnight tı. Herkes kendi ülkesinden bir şey pişirecekti ve hep beraber yiyecektik. Herkes vejetaryen, bir kısım da vegan olduğundan şakşuka ve cacık yaptık biz. Onlar da sevdi, ama, ahh asıl bize nasıl iyi geldi tanıdık tatlar 🤤🤤🤤 Hep beraber çeşit çeşit yemekleri yiyip film izledik. Ertesi gün Chennai’ye gidecektik. Çünkü önceden alınmış bir uçak biletimiz vardı Chennai’den Bangkok’a. Hostelden anayola yürüyüp bir otobüse atladık ve Chennai’ye, indiğimiz noktadan da metro ile havaalanına ulaştık. Dopdolu ve harikulede Hindistan maceramız burada sona ermişti.



Hindistan- Bangalore

Hindistan’daki ilk uzun yolculuğumuz, Gokarna’dan yataklı otobüse binerek gece yolculuğu şeklinde oldu. Bir şeritte tek kişilik bir şeritte çift kişilik iki katlı yatakların bulunduğu, yatakların her birinin perdeleri, yastık ve örtülerinin olduğu oldukça rahat bir otobüstü. Tabi gece kulübünden bozma dekoru oldukça komikti. Çift kişilik yatakta rahat rahat uyuyarak geçirdiğimiz gecenin sonunda, sabahın erken saatlerinde Bangalore’a vardık. İndiğimiz yerden bir tuktuka binerek kalacağımız hostele geldik. Yol boyunca, buranın şimdiye dek gördüğümüz Hindistan’dan çok farklı, büyük bir şehir olduğunu gözlemledik. Zaten burası Hindistan’ın bilişim başkenti diye biliniyormuş. Hostelimiz Locul Uptown’a varınca da, oldukça derli toplu, sistemli daha bir “şehirli” bir mekan olduğunu fark ettik. Checkin işlemlerinden sonra şehri dolaşmaya çıktık. Yürüyerek ve metrolarla şehri dolaştık. Büyük şehirlerde en sevdiğimiz şey parklardır. Burada da Cubban Park’ta zaman geçirdik. Akşam, buraya gelmemizin asıl sebebi olan, arkadaş buluşmamız vardı. Üç aile oldukça güzel bir mekan olan Hammered’da lezzetli Hint yemekleri yedik. Ertesi gün sabah hostelde kahvaltımızı yaptık (3 çeşit vardı -cornflakes, patates, reçel ekmek- ve 2sini seçebiliyorduk). Ardından yine şehri gezmeye çıktık. Burada görülmeye değer pek çok tarihi ve kültürel yer var; saray ve çeşit çeşit müzeler gibi. Ayrıca özellikle sabah erken saatlerde ziyaret edilmesi makbul olan KR Market (çiçek, yiyecek, baharat çarşısı) de gezginler için çekici noktalardan. Bütün gün gezip yorulduktan sonra hostele gelip toparlanıp hayatımızın ilk #über ini kullanarak gara ulaştık. Bu gece ikinci uzun yolculuğumuzu yapacaktık; fakat bu sefer konforlu otobüs değil, Hindistan’ın meşhur trenlerini kullanacaktık!🚂


Hindistan-Gokarna

Palolem’de geçirdiğimiz harika 5 gün sonrasında halimizden çok memnun olsak da, yeni yerler görme arzusu ile Gokarna’ya gitmek istedik. Hostelimiz Summer’ın önünden bindiğimiz bir otobüs ile Canacona’daki otobüs durağına geldik. Gokarna otobüsünün günde bir defa saat 14:00 da olduğunu öğrenmiştik. Şehirler arası ve 3 saat süren bir yolculuk olacağından bizdeki firmalar gibi konforlu bir otobüs beklerken, yine belediye otobüsüne benzer bir araç geldi. Neyse ki yer bulup oturduk, sırt çantalarımızı da bir yerlere sığdırdık. 
Muhteşem manzaralar eşliğinde süren yolculuğumuz bitti ve artık #Karnataka eyaletindeydik. Gokarna otobüs terminalinden 1km mesafedeki hostelimiz Zostel’e yürüyerek ulaştık. #Zostel, Hindistan’ın ünlü hostel zinciri ve en iyi şubelerinin Gokarna’daki olduğu söyleniyordu. Vardığımızda akşam olmak üzereydi ve yerleşip dinlendikten sonra terasa çıkıp günbatımını ve turnaların süzülüşünü izlerken hakikaten eşsiz bir yerde olduğumuzu fark ettik. Hostelin bahçesindeki Mantra Restoran’da akşam yemeğimizi yedik. O akşam film izleme etkinliği vardı. Hep beraber Inside Out’u izledik keyifle. Ertesi gün civardaki pek çok plajı keşfetmek için köyden aşağı yürüdük. Yolda maymunlar gördük🐵🐒
Plajları yürüyerek ve yüzerek keşfederken Kudle Beach’te deniz anası değmesi neticesinde denize girmeye son verdik. Takı satan kadınlar yardımcı oldular, hemen soğuk su döktük onlarla, dediklerine göre pek çok kişi mağdur olmuş sabahtan beri denizanasından. Gideceklere dikkatli olmalarını öneririz!!! 10 gündür tüm sahillerde savuşturmuşsak da, bu kadar muhabbet neticesinde bir boncuk kolye aldık güneşin alnında çalışan emekçi ablalardan. 
Sonra kumda güneşlenmenin tadını çıkarıyorduk ki, yaşlı bir amca gelip plaj voleybolu oynamak ister miyiz diye sordu. Biz de çok sevdiğimizden hemen kabul ettik tabi. Nereli olduğumuzu sordu, söyledik. İsrailliymiş o, 69 yaşındaymış. Dünyada pek çok yeri gezmiş, Türkiye’ye de defalarca gelmiş farklı şehirlere, çok seviyormuş, gel gör ki son 10 yıldır gelmeye çekinir olmuş...Kudüs’ü de görmek istediğimizi söyleyince iletişim bilgilerini verdi, havaalanından bizi alıp gezdirebileceğini, bizim yaşımızda çocukları olduğunu söyledi. “Bastın ayrımcılık, yaşasın insanlık!” dedik...
3 kişi başladığımız voleybol, görenin katılmasıyla 12 kişiye çıktı. Birleşmiş Milletler gibiydi takımlar, her renk her milletten insan vardı, müthişti! Akşam olunca hostele döndük. Toparlanıp bir tuktuk çağırarak büyük otobüs terminaline gittik. Bu dolunay gecesini yolda geçirecektik.