Salı, Haziran 14, 2011

güzel günlere...

dün işimiz bu yaşamak'ta şiir paylaşımı görünce benim de aklıma bu güzel şiir geldi:

inadına

inadına mı güzelsin,
akşamüstleri
demir parmaklıktan gördüğüm deniz?
inadına mı fiyakan
yan yan gidişin
tombul kıçlı gemi?

(cahit ırgat)

bozcaada için öneriler bekliyoreeee;)


bozcaada'ya gitmek de "hepyapmakistediklerim" listemde...
bir türlü kısmet olmayanlardan...
en yakın zamanda bir haftasonu ayarlayıp gitmeyi planlamaktayım.
küçük çapta bir araştırma yaptım; ama, ulaşım (istanbul'dan - otobüsle) ve konaklama konusunda fikirlerinize ihtiyaç duymaktayım.
şimdiden teşekkürler.



Pazar, Haziran 12, 2011

hava kapalı. yine de çok güzel cumartesi!

haftada bir istiklal'e gitmezsem eksik hissediyorum artık. nasıl, ne zaman bunca bağımlısı oldum, bilmiyorum. (belki hatırlarsınız, 8-9 ay önce arkadaşımın arkadaşının bıçaklanarak öldürülmesiyle epey soğumuştum. ne ara yeniden ısındım...)
"ne var bu kadar burda?" diyorum her seferinde. ama, her gidişimde de daha bir seviyorum. pasajlar, sokak müzisyenleri, galata, cremario milano dondurması, kitapçılar, sokaklara taşan ezgiler, her telden insanlar, tarihi yapılar, sanat galerileri ile cezbediyor beni...
istiklal'de geceleri değil de gündüz gezmeyi seviyorum bir de ben.
dün akşam üzeri de hayatımdakisevgiliinsan'la buluşup gittik. (uzun ilişkilerde genelde evden beraber çıkılmaya başlanır bir süre sonra. anladım ki, dışarda buluşmanın keyfi apayrı! resmen heyecanlandım:))
şişhane/ tünel'den başladık gezimize. karnımızı manoburger'de doyurduk. ilk gidişimdi. sözlük'te artık çok bozduğundan bahsedilse de, kocaman leziz köftesi ve ekmeğiyle, soslu patatesiyle çok lezzetli bir menüydü benim için. ortamın mcdonalds ve türevleri gibi yağ kokmayışı da bir artı. daha önceden mano bistro vardı, yine tünel'e doğru. acayip güzel mekandı, bir kere gitmek nasip oldu, kapandı sonra. sanıyorum, aynı kişiler tarafından açılmış burası da.
karnımızı doyurduktan sonra, üzerine türk kahvesiyle keyif yapmak için -bu hafta yeni öğrendiğim- mandabatmaz'a gittik. türk kahvesi severler için yoğun homojen kıvamı ve uygun fiyatıyla (3 tl) ideal bir mekan.
sonra, o arada bir sahne olduğunu fark ettik. adı; ikinci kat. akşam 17:31 diye bir oyun vardı, merak ettik. ama maalesef yer yoktu.
sonra meydana doğru geze geze yürüdük ve tabi ki mephisto'ya uğradık. elimdekileriokuyanakadarkitapsatınalmamayasağım'ı kırıp;
cevdet bey ve oğulları- orhan pamuk (yıllardır okumak isterim)
oda- emma donoghue (birkaç seferdir dergilerde karşıma çıkıyor. dikkatmi çekmişti, not almıştım)
hava kurşun gibi ağır- hıfzı topuz (nazım'ı anlatan mayıs ayında çıkan kitap. ölüm yıldönümünde onu aslında tanımadığımı fark edip üzülmüştüm)
kitaplarını aldım.
bir de 18. yılını kutlayan ve karayolları atlası hediye eden atlas dergisini.
içimde kalanlar ise;
ne kitapsız ne kedisiz- bilge karasu
kediler krallara bakabilir- enis batur
ikinci yarısı- ece temelkuran (yeni çıkmış, ilk defa gördüm dün)
iyi okumalar diliyorum kendime:)

daha fazlası için:
www.ikincikat.org

Cumartesi, Haziran 11, 2011

eneee! bunu da yaşadık

dün akşam merter köprü üzerinde evlenme teklifi afişi sarkıtan bir grup genç gördüyseniz, evet, o bizdik.
ya da eşofman üstü duvak takılan gelin adayı, merter shell'in önünde şampanya patlatan, konfetti atan topluluk...
hepsi bizdik:)
arkadaşıma erkek arkadaşının sürpriziydi.
çok keyifli bir geceydi.

bu ne? noliyyy yaaa:)


her gün facebook'ta istisnasız bir söz/ nişan/ nikah/ düğün haberi almam yetmezmişçesine, izlediğim bloglarda da pekçok kişinin düğün hazırlıklarında oluşu?
bir de, yaz boyu her haftasonum bir düğüne katılarak geçecek sanırım:)
yaş gereği olsagerek.
3- 5 yıla kalmaz, bebek ziyaretlerim de başlar.

Cuma, Haziran 10, 2011

halet-i ruhiyem...


yazıp yazıp siliyorum... anlatamıyorum bir türlü... aklım, içim karmakarışık...
tatminsizlik aldı gidiyor yine beni... ara ara oluyor böyle... sebepsiz öfke, kırılganlıklar, ağlamalar... "sebepsiz" dediğime de bakmayın, elbet vardır bir sebebi, bilinçaltı süreçlerde vs...
"karşı cins tarafından sevilebilir biri olmak/ olmamak"la ilgili sıkıntım var mesela... hayatıma giren adamlar mı böyle yaptı beni... aldatılmış olduğumdan mı...
korumaya alıyorum kendimi ben de.. hayatımın merkezine almamaya çalışıyorum ilişkimi, "olsa da olur olmasa da" havalarına girmeye çalışıyorum, daha az iletişimde olmaya zorluyorum vs. gerçekten soğumaktan korkuyorum sonra da... oynadığım oyunu sürdüremiyorum ya da...
bu yaş da zormuş meğer... 10- 15 yıldır hayalini kurduğum yerde olduğumu sanıyorum oysa:
çalışan- genç- bekar- özgür- yalnız yaşayan kadın!
okulunu bitirmiş, iş olayını halletmiş, sevgilisi ve arkadaş grubu olan bir genç kadın...
ama hep arayışta... aklı hep yaşayamadıklarında...
not: yok yok, ben anlatamıyorum bugün...

Perşembe, Haziran 09, 2011

hayat, gülleden ağır...

sene başında, altıncı sınıflardan bir öğrencimiz trafik kazasında hem annesini hem babasını kaybetmişti, sekizinci sınıf öğrencimiz olan abisi de yoğun bakıma alınmıştı (hatırlarsınız TEM'deki minibüs- tır çarpışması). yakın zamanda abiyi de kaybettik...
2-3 gün önce de birinci sınıflardan bir öğrencimiz babasını kaybetti... kendisinin, 5 yaşındaki kardeşinin ve annelerinin gözü önünde kalp krizi geçirip hastaneye kaldırılmış... orada hayatını kaybetmiş baba. ama çocukların haberi yok... rehber öğretmenin/ rehber öğretmen eşliğinde annenin söylemesi, uygun olan... nasıl söylenir... ne denir...
ne demeli? büyük, çok büyük bir acı...
14 yaşındaydım ben de babamı kaybettiğimde... biliyorum..
çocuklar böyle büyük acılar yaşamasın istiyorum... onarılmaz yaralar açılmasın kalplerinde...

Çarşamba, Haziran 08, 2011

kedisever


kedileri çok seviyorum.
hem estetik açıdan çok beğeniyorum hem bağımsız ve bireysel tarzlarını çok seviyorum.
yıllarca, annemden ayrı bir evim olur olmaz, bir kedim olacak sandım.
kendi evim olunca fikrim değişti sonra.
önce "yapabilir miyim? gerekli sevgi, ilgi ve özeni verebilecek miyim? ona iyi bakabilecek miyim?" gibi etik kaygılar başladı.
sonra daha önce hiç aklıma gelmemiş olan bir başka düşünce düştü aklıma:
"bi dakika, tamam ben kedi alıcam diyelim, onu evime getiricem, beraber yaşamaya başlıycaz vs. ama, acaba kedicik bunu isteyecek mi?"
hayvanları "satın alma"ın ne zamandan beri insanlara bir hak olarak görüldüğünü, onların hayatında nasıl olup da bunca karar verici olabildiğimizi sorguladım durdum...
vazgeçtim...


öğrencilere göre, psikolojik öğretmen. babaanneme göre, hem doktor hem öğretmen:)

arkadaş ortamlarında, yeni tanışmalarda, kuaförde vs. "nerede çalışıyorsun?" diye sorulduğunda, "okulda" demez hiçbir öğretmen. mesleğini söyler, "öğretmenim" der...
okul bir "iş yeri" değildir zira...
bizim durumsa biraz karışık olduğundan "bir devlet okulunda psikolojik danışmanlık yapıyorum" gibi uzun cevaplar verilir genelde. yetmez hatta, daha da açıklanır...
biraz da, iş durumumu ve mesleğimi netleştirebilmek için, "değişiklik iyidir" dedim ve tayin istedim. okulda değil rehberlik araştırma merkezinde çalışacağım artık.
vatana millete hayırlı olsun;)

Pazar, Haziran 05, 2011

ben çocukken çok bilmemneymişim


@ "ütmeli" kelimesinin anlamını bilmediğim çocukluk günlerimde, akşamları sıklıkla misafirliğe gelen aile dostumuzun oğluyla taso oynuyorduk. oyuna başlamadan sordu bana "ütmeli mi ütmesiz mi?". anlamadığımızı/ bilmediğimizi belli etmek istediğimiz anlardan biriydi sanırım. kısa bir düşünmeden sonra "ütmeli" cevabını verdim. oyunu kaybettim sonra. tasolarımı hunharca toplayıp güldü oğlançocuğu. ben de bir kızçocuğuna yaraşır şeklide anne babaların yanına gidip ağlayarak şikayet ettim. oğlançocuğunun "kendi kabul etti ütmeli oyunu" savunmaları işe yaramadı. ailesi tasolarımı geri verdirtti. "ütmeli"nin ne demek olduğunu öğrendim ben de...

@ ilkokul 3. sınıfta, öğretmenimiz birgün, "uslu durursak" son ders bir sürprizi olduğunu söylemişti sınıfa. "uslu durarak" merakla son dersi bekledik. son ders büyük sürpriz gerçekleşti: öğretmenimizin bizden 4 yaş büyük olan ve hepimizin çok sevdiği kızı gülsen bizi ziyarete gelmişti. hepimiz çok mutlu olmuştuk. şarkı öğretti bize gülsen. "samsun'dan güneş gibi doğdun sen Atatürk/ yurdumdan düşmanı kovdun sen Atatürk" şarkısı. şarkı ile ilgili sorular sordu sonra bize. "neden 'samsun'dan güneş gibi doğdun' denmiş olabilir?" diye sorduğunda hemen parmağı havaya fırlayan ezgi, durur mu, hemen yapıştırmış cevabı: "samsun'da doğduğu için!!!"
hatırladıkça kendimden utanırım hala...

@ yine 3. ya da 4. sınıfta arkeoloji müzelerini ziyarete gitmiştik sınıfça. ziyaret sırasında şımarmış, arkadaşlarımla konuşup gülüşmüş ve müzeden hiçbir şey anlamadan geri dönmüştüm. öğretmenimin sevdiği öğrencisi olarak onu hayal kırıklığına uğratmıştım. ertesi gün bana ceza vermek istemiş olmalı ki, ilk ders "ezgi anlat bakalım dünkü heykelleri" demişti. ben de kafamdan ata ata, mantık yürütmeye çalışa çalışa nasıl yaptıklarını anlatmıştım (kil, kireç ile...). bu anımı da hatırladıkça kısa bi an soğurum kendimden:)