Çarşamba, Temmuz 20, 2011

elif şafak- iskender


yeni kitabı çıktığı haberine rastladım sabah.
kitabı araştırırken, sözlükte, yazar hakkında yazılanları okurken buldum kendimi.
üzüldüm...
elif şafak, mahrem'le tanıyıp hayran olduğum; ardından da araf, pinhan, şehrin aynaları, bitpalas, baba ve piç, medcezir, siyah süt, aşk ve firarperest olmak üzere toplamda 10 kitabını okuduğum bir yazar...
her birini de severek okudum. mahrem, araf, pinhan, şehrin aynaları ve aşk'ı çok çok sevdim...
genel olarak, yazdıklarının sıradanlaşma, popülerleşme, yüzeyselleşme yönünde gittiğinin farkındayım ve bu durum hoşuma gitmiyor elbette.

lakin, ne olursa olsun, bu derece "bir kalemde silip atma" tarzı yorumlar acımasızca bence...
engin bilgisine, derin düşünme tarzına haksızlık en başta...

yani bi de şu var; popülerleşmesi veya ticarileşmesi hoşunuza gitmeyebilir (benim de gitmiyor şahsen, sonuçta çok sevdiğiniz bir şeyi kaybediyorsunuz bir anlamda).
ama, bu nedenle,
sadece ünlü biri olduğu için, kendisine bu kadar kızabilme hakkı ve kendisini yönlendirme isteği, hiçbirimize verilmiş değildir bence.
bırakınız...

Salı, Temmuz 19, 2011

tesadüfler- volume 5

ara ara oluyor zaten de, bazen çok üstüste geliyor.
şaşıyorum.
bugün, işyerinde, yeni keşfettiğim güzel ve yararlı blog
http://yolunneresindeyim.blogspot.com/ 'da "murakami" ile tanıştım. ne yalan söyleyeyim, daha önce duymamıştım. yani, duyduysam da dikkatimi çekmemiş. velhasıl, not ettim "imkansızın şarkısı" ve "sahilde kafka" kitaplarını.
iş çıkışı da metroportta pek yakında vizyona girecek filmlere bakarken "imkansızın şarkısı" filmiyle karşılaştım! (5 ağustosta vizyona giriyor)
hoşuma gidiyor böyle tesadüfler...

hayat sokakta!


evde zaman geçirmeyi seven bir insan olmakla beraber, sokakta zaman geçirmeyi de seviyorum. (tüm gelgitlerime rağmen yaşamayı seviyorum galiba:))
dün yekta kopan'la söyleşisinde sezen aksu, sokaktan çok beslendiğini söyledi.
hepimiz için de öyle sanırım.
dışarıda koskoca bir dünya var. hızla akan, yakalanamayan..
yakalayamasak da, en azından değip geçebilmek için evden çıkmalı...
sokak/ dışarısı çok fazla uyaranla dolu. sürekli bir bilgi bombardımanı.
bu fırsatı kaçırmamalı.

herkesin bir derdi var/ durur içerisinde...

çevremizde bizi anlayan, dinleyen, önemseyen "çokyakınlarımız" da olsa

ve

kendimizi güvenle açabilen bir insan olsak da

mutlaka var bir gizimiz...


kimseye diyemediğimiz...

Pazartesi, Temmuz 18, 2011

derinimizdeki özel insanlara...

herkesin bir feride'si vardır bilmez miyim
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim
bir de kimsesizliği

y. odabaşı

@@@

şayet bir gün kızım olursa; adını leyla, feride, cemile, feriha, elif, ayşe, inci gibi manalı ve derin isimlerden seçmek isterim. yeni nesil isimler, ziyadesiyle kasmaca ve uydurmaca geliyor zira. (örnek: alara, ...su , pırıl, enes vs.)

en sevdiklerimden: kadim dostum sevgi (ve izmir)


izmir'de, blogdaşlarımın yoğun isteği üzerine, yıllardır hiç gitmediğim yerde fıstık'a gittim bir akşam.

çok yakınlarımdan sevgi'yle... kendisi yıllardır muhabbetin dibine vura vura keyifli zaman geçirdiğim, uzun yıllardır çok şey paylaştığım dostumdur.

kendisiyle çandarlı'ya da gittik. bir arkadaşın yazlığına. çok da güzel zaman geçirdik. (çandarlı, dikili ilçesine bağlı yazlık beldedir. sakinliği ve denizinin temizliği ve serinliğiyle ünlüdür. daha fazla bilgi için:

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87andarl%C4%B1,_Dikili )

velhasıl kelam, yerde fıstık'ta, "küçük- orta- büyük bira" diye bir sistem uyguluyorlar. o biraz şaşırtabilir ve her zaman 50'lik içenlere orta yetmeyebilir, benden söylemesi :). hemen yanı başındaki seyyar mehmet usta'dan getirttikleri midye dolmalara gerçekten de doyum olmuyor. izmir'e gideceklere -naçizane- tavsiyemdir!

günün özlü sözü son zamanların popüler müzik grubu model'in gitaristi can temiz'den gelsin:

"izmiri özlemek eski sevgiliyi özlemek gibi. özlüyoruz ama bir araya gelince de neden ayrıldığımızı hatırlıyoruz."

Cumartesi, Temmuz 16, 2011

murathan mungan'ın "şairin romanı"ndan önce bi kitabı daha basılmış meğersem


üretkenlikte rakip tanımayan edebiyat ustası murathan mungan'ın şubat ayında "kibrit çöpleri" isimli (kısa) öykü kitabı çıkmış da, ben yeni duyuyorum.
en yakın zamanda edinip, bir solukta okumayı salık veriyorum bizatihi kendime.

ten uyumu; vazgeçilmezdir.

senin dokunuşunu benim için bu kadar özel kılan neydi..
ne demekti tenlerin çekimi, nedendi...
@@@
sevdiğine mi dokunmak isterdi insan
dokunmak istediğini mi severdi
...

Cuma, Temmuz 15, 2011

yaşam her yaşta güzel


"en güzel yaşımda... " ile başlayan bir cümle kurdu 20 yaşında biri...
"sahi öyle mi?" diye düşündüm ben...
evet, gençlik güzel...
peki, kaç yaşında biter o en güzel yaşlar? var mı öyle bir son...
kendime bakıyorum, 25 yaşımdayım (yaşımdayım mı yaşındayım mı?) ve en güzel yaşımda olduğumu düşünüyorum. (okul bitmiş, işim var, özgürüm vs.)
anneme bakıyorum 50 yaşında , o da en güzel yaşlarında olduğunu düşünüyor. (çocukları büyütmüş, ekonomisini toparlamış, kendi için yaşamaya başlamış, artık rahat ediyor vs.)
yaş aldıkça, "her yaşın ayrı güzelliği var" düşüncesine yaklaşıyorum sanırım... yoo, züğürt tesellisi değil bu, gerçekten de inanıyorum.
sanırım, asıl soru; "insan ne zaman yaşlanır?"
ve sanırım cevap da "yaşam enerjisi sönünce"
yaşam enerjimizin hiç bitmediği, amaçlı ve umutlu yaşamlarımız olsun öyleyse...

izmir

istanbul'dayken mütemadiyen bir izmir türküsü var dilimde.
buraya gelince de istanbul tütüyor burnumda...
bitsin bu ikilem artık...
ait olayım birine...
@@@
günün özlüsözü de gelsin: (:))
anne yanında kalmak, ütülü çarşafta yatmak demektir.
ev kıyafetlerinin bile ütülü olmasıdır hatta.