Böyle yaşıyor o/ Ne kimseye gösteriş olsun diye ne birisini etkilesin diye/ Nasıl da içtenlikle seviyor yaşamı ve güzellikleri...
Salı, Temmuz 10, 2012
Cumartesi, Temmuz 07, 2012
düğün müzikleri
her kültür özeldir ve hayat farklılıklarla güzeldir elbet.
ve fakat, insanın kendi kültürü kendine bi ayrı güzel imiş.
geçen hafta öğrendim bunu.
toplumumuzda kültürümüzün nadide yansıması düğünlerimizdir, bildiğiniz üzere.
ve ben sanırdım ki, tüm düğünler bizim macır (muhacir) düğünleri gibi.
öyle değilmiş meğer..
herkese iyi eğlenceler efendim, ne diyeyim.
amma ve lakin, diyin bana
bir mahallenin güzeli sezen'siz;
bir gamzeli yarim'siz;
bir tepecikli mi kuruçaylı mı'sız;
ve elbet, ata demirer sağ olsun, abe kaynana'sız;
düğün olur mu yahu :) ;)
ve fakat, insanın kendi kültürü kendine bi ayrı güzel imiş.
geçen hafta öğrendim bunu.
toplumumuzda kültürümüzün nadide yansıması düğünlerimizdir, bildiğiniz üzere.
ve ben sanırdım ki, tüm düğünler bizim macır (muhacir) düğünleri gibi.
öyle değilmiş meğer..
herkese iyi eğlenceler efendim, ne diyeyim.
amma ve lakin, diyin bana
bir mahallenin güzeli sezen'siz;
bir gamzeli yarim'siz;
bir tepecikli mi kuruçaylı mı'sız;
ve elbet, ata demirer sağ olsun, abe kaynana'sız;
düğün olur mu yahu :) ;)
Çarşamba, Temmuz 04, 2012
hayatımdakisevgiliinsan'ın teatral yeteneğini görmek isteyen herkes davetlidir;)
Lc Waikiki Tiyatro Kulübü, 12-14-17 Temmuz 2012 tarihlerinde Niel Simon'un, Rus yazar Anton Cehov'un hikaye ve karakterlerinden esinlenerek yazdığı 'Sevgili Doktor' oyununu Halkalı Kültür Merkezi'nde sergileyecek.
Yaklaşık 7 ay boyunca çalışma saatleri sonrasında tiyatro kulübünde oyun hazırlıkları yapan Lc Waikiki çalışanları, 12-14-17 Temmuz 2012 tarihlerinde Halkalı Kültür Merkezi'nde seyirciyle buluşacak.
Dekor, kostüm ve aksesuarlara kadar tüm süreçlerin Lc Waikiki çalışanları tarafından hazırlandığı oyunun yönetmenliğini Lc Waikiki Uluslararası Mağazacılık Eğitim ve Geliştirme Uzmanı Mustafa Delen yaptı."
Salı, Temmuz 03, 2012
geçmişe özlem
youtube'un olmadığı, şarkı indirmek diye bir şeyin hiç olmadığı zamanlar vardı..
çocukken biz..
radyoda çok sevdiğimiz şarkının çıkmasını beklediğimiz yıllar...
güzeldi..
günümüzde de, twitter, facebook ya da e-posta ile radyodan istek şarkıda bulunuluyor hala.
ilginç geliyor bana.
"bizatihi kendisi internete ulaşım halindeyken, açıp dinlesin istediği yerden" diye düşünüyorum.
öyle değil mi ama?
Cumartesi, Haziran 30, 2012
yalnız yaşamak üzerine- vol 2
bilmezler yalnız yaşamayanlar
nasıl korku verir sessizlik insana
insan nasıl konuşur kendisiyle
nasıl koşar aynalara
bir cana hasret
bilmezler..
orhan veli
http://pinkket.blogspot.com/2011/09/yuzlesme.html
nasıl korku verir sessizlik insana
insan nasıl konuşur kendisiyle
nasıl koşar aynalara
bir cana hasret
bilmezler..
orhan veli
http://pinkket.blogspot.com/2011/09/yuzlesme.html
Çarşamba, Haziran 27, 2012
çengelköy- çınaraltı
geçtiğimiz haftalarda, bir cumartesi, çengelköy- çınaraltı'na gittik otistikler derneği ile. güzelce, huzurla kahvaltı yapalım, dinlenelim diye..
5-6 yıl önce gitmiştim ben ve çok çok sevmiştim. dingin ve sakin bir yerdi..
gel gör ki, bu gidişimizde hiç keyif alamadım maalesef..
evet, kalabalık ve biraz da gürültülü bir gruptuk, kabul ediyorum ama, tüm garsonlar bizden rahatsız olduklarını o kadar çok belli ettiler ki, biz de hiç rahat edemedik..
oysa ki, fethi paşa korusu'ndan, cevahir'e pek çok mekana gitmişliğimiz vardır ve çalışanlarla oldukça olumlu iletişim kurmuşuzdur hep...
zaten, sanırım, o tavırları yalnızca bize değildi. genel olarak sevimsiz ve özensizdi ortam.. çok telaş vardı, çok kalabalıktı, dışarıda yer bulmak neredeyse imkansızdı, garsonlar sürekli koşturuyor, siparişleri bile alelacele alıyordu...
önceden sevdiğim, aklımda iyi kalan bir mekanın bozulmuş olduğunu görmek üzdü beni.. belki de, bana o zaman çok güzel gelmişti bilemiyorum..
siz gittiniz mi yakın zamanda, sizin fikirlerinizi merak ediyorum???
ismek 15. genel sergi ve festivali
geçtiğimiz haftalarda ismek'in geleneksel yıl sonu sergisi vardı.
(http://ismek.ibb.gov.tr/ism/haberler.asp?HaberReg=2354)
(http://ismek.ibb.gov.tr/ism/haberler.asp?HaberReg=2354)
bildiğiniz üzere, ben de resim kursuna katılmıştım 1 yıl boyunca.
(hocamızın öğrencilerinin resimlerinden oluşan sunum- tersane konulu)
bu nedenle, elbette, sergiyi de kaçırmak olmazdı;)
son gününde yetiştim bu sergiye de!
oldukça profesyonel, bir fuar gibi, özenli ve kursları iyi tanıtan, başarılı bir sergiydi. umarım gezmeye gelenleriniz olmuştur.
gelemeyenler için, telefonumla çekebildiğim kadarıyla, fotoğrafları paylaşayım:
(bu da benim eserim:))
Pazar, Haziran 24, 2012
son zamanlarda izlediklerim
filmler:
a film with me in it:
dün akşam evde izledim. oldukça komik, beklenmedik ve eğlenceli bir kara komedi.
moonrise kingdom:
http://pinkket.blogspot.com/2012/06/moonrise-kingdom.html yazımı yazdıktan 3-5 gün sonra izledim hemen. ve çok çok sevdim. naif, son derece özenli ama bir o kadar sade.. çocuksu, nostaljik, doğal, gerçek.. çocuk oyuncular çok iyi. hele ki başroldekiler:
özellikle de erkek oyuncu, geleceğin natalie portman'ı bence. hatırlarsanız henüz 12 yaşındayken leon the professional'da nasıl bir performans sergilemişti...
pek sevgili tilda swinton var bir de filmde, ufacık rolü de olsa..
aşk tesadüfleri sever:
filmini izledim bir de ne hikmetse.. vizyona girdiği dönem nasıl bir klişe yumağı olduğunu anlamıştım ve hiç dikkatimi çekmemişti zira.. ön yargımda ne denli haklı olduğumu kanıtladı film bana izleyince.. çok basit, çok özensiz ve yoğun bir duygu sömürüsüne sahip (bunca sevmememe rağmen son sahnede ağladım mesela)..
intouchables:
çok keyifli, biraz hüzünlü, sade ve çok başarılı bir yapım.
oyunlar:
ekmek parası- oyunbaz:
ikinci kat'ta "yalnızlar kulübü" nü izleyip pek bir sevdikten sonra, (http://pinkket.blogspot.com/2012/05/yalnzlar-kulubu-ikinci-kat.html) orada oynayan bir başka oyuna gitmeye karar verdik.
geçtiğimiz hafta, alman yazar gesine danckwart'ın ekmek parası'nı izledik:
yine modern insan ve sorunlarına odaklanan, 5 farklı birey ve 5 farklı hayat üzerinden akan bir oyun. fakat, bazı şeyler havada kalmış, tam oturmamış gibi geldi bana...
parti- ekip tiyatrosu:
ve bu akşam da mecidiyeköy sahne hal'de cem uslu'nun yazıp yönettiği "parti" oyununu izledik.
temposu çok yüksek, 8 kişilik ve 2,5 saatlik 2 perde bir oyun! çoğu zaman komik, pek çok yerde insana dair tespitleri güçlü, başarılı bir oyun bence. lakin, çok çok uzun be azizim, el insaf!!
zaten, bildiğiniz üzere, "modern" tiaytrolar genelde, basık, havasız ve rahatsız sahnelerde icra ediliyor. çıkışta benim başım ağrıyordu sıcaktan ve oksijensizlikten, "uyarmadı" demeyin;)
Cumartesi, Haziran 23, 2012
günaydın sayın seyirciler:)
sizlerle bu ara, her nedense, sıklıkla aklıma gelen bir çocukluk anımı paylaşmak istiyorum.
ablam ve ben küçükken bir kuşumuz vardı. adı da "mavican"dı, annem "tony" derdi, biz de "anne o köpek değil, kuş" derdik. cevap olarak "o zaman tüylücan diyim" derdi, yine "tony" demeye devam ederdi :)
neyse,
işbu ismi meçhul kuşumuz son derece evcildi, kafesinin kapısını hiç kapatmazdık, canı ne zaman isterse çıkar uçardı evde, hafta sonları aile kahvaltılarımıza eşlik ederdi masada, omzumuzda takılırdı saatlerce vs vs.
aaa, tabi bir de elbette konuşurdu! "canım, tony, mavikuş, kuşum" gibi kelimelerin yanı sıra en çok da ve en güzel şekilde "ezgi" derdi.
fakat kuşun ablamı daha çok sevdiğine dair çeşitli bulgular söz konusuydu.
misal, kendimizce bulduğumuz bir oyun vardı:
kuşu sandıklı divanın sandığının tam ortasına bırakır, ablamla ikimiz de divanın bir kenarına geçer kuşu öpücüklerle çağırırdık. o da her zaman ablama doğru koşardı:)
tüm bu ilginç anıların içinde en saçma olanı ise şuydu:
ablam kuşun kendisini daha çok sevmesine rağmen, kendi ismini söylememesine bozulur "bence beni ezgi sanıyor" diye yorum yapardı :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













