sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 12, 2016

türk filmi- çağdaş erçelik

galeri eksen, nişantaşı'na gitme sebeplerimden:)
semt, normal şartlar altında, ilgimin dışında. istanbul'a taşındığımdan beri 3 defa gittim. ilki galeri merkür'de bir arkadaşımın da resimlerinin olduğu bir sergiyi ziyaret amaçlı idi.

sonra 2014'te "Dostoyevski" sergisinden haberdar oldum, hemen sergilendiği galeri eksen'e koştum. 


geçtiğimiz haftalarda da yine aynı sanatçının "Türk Filmi" sergisi vardı, yine galeri eksen'de . 3. defa nişantaşı'na gittim böylelikle.


"Türk Filmi" sergisini tıpkı iki yıl önce aynı tarzdaki "Dostoyevski" sergisinde olduğu gibi hayranlıkla gezdim. her bir heykel müthiş bir emeğin eseri. türk filmi sever biri olarak çok etkilendim.
genç ve yetenekli bir sanatçı olan çağdaş erçelik'in bundan sonraki çalışmalarını da izlemeye kararlıyım!

*bu arada galeri eksen, balat'ta yeni bir galeri ve sanatçı evi açmış! bir daha nişantaşı'na gitmeme gerek kalmayabilir;)

Pazartesi, Kasım 09, 2015

sanat beylikdüzü'nde:)

neredeyse tüm çevremizin "durun yapmayın" "ayy çok uzaaak" "orası istanbul değil ki" vb tepkilerine rağmen 6 ay önce beylikdüzü'ne taşındık. korkutulduğumuz gibi kötü de olmadı. burada yaşamaktan genel olarak memnunduk. ta ki, bugüne kadar. bugünse ben burada yaşadığım için çok mutlu oldum! çünkü 6 yıl gidemediğim tüyap kitap fuarı'na, istanbul'daki 7. yılımda, bugün gidebildim!
ben kiii, ilkokuldan bu yana izmir'de her sene gitmişimdir kitap fuarına. ve hatta, istanbul'a taşındığımdan beri de hala her nisan ayında ayarlayıp gidiyorum izmir'e! sonra beyoğlu sahaf festivali, üsküdar sahaf festivali... çok severim. 
ama tüyap'a bir türlü gidememiştim işte. makus talihi bugün değiştirdim neyse ki:)
hem de erkenden, henüz çok kalabalık olmadan gittim. gider gitmez ne göreyim. alanın yarısında da "geçmişe tanıklık" temalı sanat fuarı var! mutluluğum ikiye katlandı!


koca fuar alanının tamamını hakkını vererek gezemesem de, çok etkilendiğim resim ve heykeller oldu. bedri rahmi eyüboğlu, fikret otyam, nuri iyem, burhan doğançay gibi önemli ressamların eserlerinin yanı sıra çağdaş pek çok ressamın eserlerini de görme imkanı bulmuş oldum.




alanın bir bölümü "tantana" adıyla çizer dostlarının çizimiyle tan oral'a ayrılmıştı. 
bir bölümü de "ömrüne sığmayan adam aziz nesin 1915-2015" ismiyle aziz nesin'e. 
bir başka bölümde 2008, 2010, 2012, 2014 tarihlerinde gerçekleştirilen çanakkale bienali'nden bazı eserler sergileniyordu. 


bir de "kendine ait bir oda" vardı.





onun dışında etkilendiğim pek çok eserden bazıları:









"kitap fuarı diye geldim bu güzel sürprizin içinde kendimi kaybettim" diye dürttüm kendimi bir süre sonra. "kalabalık artmadan kitap fuarı kısmına geçeyim" dedim. kırmızı kedi, yky, iletişim, metis, sel, can gibi sevdiğim yayın evlerini gezdim. kırmızı kedi'den kendine ait bir oda'yı aldım, bir de 2016 ajandası. 2012'den bu yana metis'inkini kullanıyordum, 2016 için ufak bir değişiklik yapmış oldum;)
sahafları gezdim sonra. hiç hasan ali toptaş okumadım ben. başlangıç için heba'yı arıyordum esasen, ama, sonsuzluğa nokta'yı bulabildim. 
psikeart'ın standını görünce yazın bir türlü alamadığım, sonrasında da bulamadığım "tercih" konulu sayısını aldım.
mutlu, doymuş, tarifsiz bir huzura ermiş biçimde ayrıldım fuardan.


Perşembe, Ocak 29, 2015

miro, sarıyer, rakı ve dostluk

şehr-i istanbul'a gelen önemli sergileri kaçırmamaya özen gösteriyorum. dün de şubata kadar devam edeceğini bildiğim miro sergisine gittim koştur koştur. meğer 8 marta kadar uzatılmış.
neyse güzel bir istanbul akşamında istanbul'un en sevdiğim semtlerinde yürüme fırsatım oldu böylelikle. hem de çok yakınlarımdan sevgi'yle...

sakıp sabancı müzesi'nin bahçesinden adımımı atar atmaz; her gelişimde hissettiğim o tanıdık huzuru hissettim yine. ve şaşırdım kendime "böyle güzel bir yere niye daha sık gelmiyorum ki ben?!" sergi gezmek için olmasına da gerek yok aslında; o bahçede oturmak, kitap okumak için bile olsa daha sık gelmeye söz verdim kendime.




serginin tam adı; Joan Miro. Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar. 
miro'ya sıradan vatandaş olarak benim yorumum, çizgi film tadında, canlı renkli ve biraz soyut resimlerinin, sıradışı heykellerinin görülmeye, üzerinde düşünmeye, anlamaya çalışmaya değer olduğu... 
sergi çıkışında demet akbağ ile karşılaşmak da günün sürprizi oldu;) sonra, rumelihisarı yönüne yürüdük. yağmur sonrası şehir öyle güzeldi ki! deniz, fatih sultan mehmet köprüsü, ışıklar, görüntüler, hisar... 


birlikte geçirilmiş bir ergenlik, ilk gençlik ve yetişkinliğe geçişten sonra 30'a merdiven dayamış iki dosttuk... 
"olmak" üzerine düşündüğümüz zamanlardayız şimdilerde... olduk mu biz, olabildik mi kaygıları... bu kaygılardan sıkılmak sonra, düzgün ve kontrollü olmaktan yorulmak, aysel gürel'e bağlamak için 50 yaşı beklememe arzusu...
mesela bir kere bile hesabı ve eve dönüşü düşünmeden, canımızın çektiği saatte canımızın istediği bir mekana oturup demlenememek... hep bir sonraki adımı da hesaplamak...
bunları konuştukça konuştukça, karşımıza ilk çıkan salaş balıkçıya atıverdik kendimizi sonunda; çapa restaurant. hafta içi  hafta içi olmaz ama, iki tek attık yine de. bilirsiniz "bira işetir/ rakı söyletir" :) konuştukça konuştuk, coştuk da coştuk biz de.
kendiliğindenlik ve akışa bırakmak gibisi yok, anladık yine.

Pazar, Aralık 21, 2014

hafta sonu- sergiler

bu hafta sonu, hem gezmek istediğim sergilerden birini gezebildim hem de piyangodan çıkmışçasına bir başka sergiyi gezdim. 
plansızca çıktık dışarı dün sabah. henüz kalabalıklaşmamış o güzel haliyle gezdik istiklal’i. 
istiklal dediysem, galatasaray lisesi'nden tünel'e kadar olan kısmı seviyoruz sadece ve o kısmı geziyoruz genellikle.
ara sokakları gezdik önce. sonra, eski markiz pastanesi'nin bozulmamış mimarisinde şimdilerde yemek kulübü olarak hizmet veren sevdiğimiz mekanda kahvaltımızı yaptık. 
yol üstünde salt beyoğlu vardı. o an öğrendim ki, hayatımdakisevgiliinsan galerinin terasına çıkmamış hiç!


ona orayı göstermek isteyince, lübnan'lı sanatçı akram zaatari'nin sergisini de gezmiş olduk." anlamadığımız şeylere postmodern sanat diyoruz" diyen hayatımdakisevgiliinsan'a katılmamak güç doğrusu:) bienal tadındaki sergiyi anlamak zor olsa da vizyonumuzu geliştiriyor ve yine de gezmekte yarar var diye düşünüyorum.


oradan çıkıp yky kültür merkezi’nde başladığı günden beri çok istediğim "işte benim zeki müren" sergisine gittik. türkiye'nin yetiştirdiği şüphesiz en kıymetli sanatçılardan olan zeki müren'in doğumundan ölümüne gerek özel gerek sanat hayatından fotoğraflarının, yazılarının, resimlerinin, kıyafetlerinin sergilendiği sergi mutlaka görülmeye değer. sergi 31 aralığa kadar uzatıldı, şu on gün içinde zaman ayırmaya gayret edin, derim.
bu arada, sergide öğrendiğime göre; bizlerin rakı sofralarının vazgeçilmez eşlikçisi zeki müren'in en sevmediği içki rakı imiş!


Çarşamba, Aralık 10, 2014

hafta sonu- çalışan insanın oksijeni

cumartesi günü birkaç parça mevsimlik ihtiyacımız için bir alışveriş merkezine gitme gafletinde bulunduk hayatımdakisevgiliinsan'la. malum, hava yağışlı. dış mekan aktiviteleri hava muhalefeti nedeniyle kısıtlı, e alınması gerekenler de var... ve fakat, aman allahım! bir saat bile geçmeden kendimizi nasıl dışarı atacağımızı bilemedik. yoğun ışık, ses, havasızlık ve kalabalık... 
bir zaruret halinde bile tahammül edemezken, onca ses ve ışık bombardımanı altında insanların nasıl keyif ala ala saatlerce gezebildiğini anlamakta gerçekten zorlanıyorum. ben alışveriş merkezlerinde çoğu zaman beynime tecavüz ediliyor gibi hissediyorum! 

verimsiz bir cumartesiden sonra, pazar günü, otistikler derneği'nin organize ettiği "sivil toplum duyarlılığı sempozyumu"na katıldım mimar sinan üniversitesi'nde. sosyal medyadan takip ettiğim sedef erken'i ve irem afşin'i tanımak çok memnun etti beni. notlar aldım onlar ve diğerleri konuştukça. 



bir kez daha, gelişmiş bir ülke için en çok da yüksek ahlaklı vatandaşlara gereksinim olduğunu ayrımsadım. ahlaklı; yani, kendinden öteye geçebilen, herkes için demokratik ve iyi olanı düşünebilen, kendi dışına çıkarak bir başkasına yardım edebilen evrensel ahlak ilkelerine sahip vatandaşlar... 
"hangi sivil toplum kuruluşunda gönüllüsünüz?"ün cevabının her vatandaş için olduğu bir ülke... ve tabi, sosyal devlet anlayışı gereği, herkesi farklılıklarıyla sarabilen bir devlet ihtiyacını duyumsadım yine. metrobüs köprülerinde dilenmemeliydi bedensel engelliler, halkın verdiği 3 kuruş sadaka ile değil, hijyenik ortamlarda devletin bakımıyla yaşamını sürdürebilmeliydi!
....
sıkıntıları çözmeye tek başımıza gücümüzün yetemeyeceğini ve ancak, bir araya gelirsek sesimizi duyurabileceğimizi tekrardan anladığım, hem öfkelenip hem umutlandığım güzel bir gündü...

velhasıl, bir hafta sonu daha yaklaşırken, size benden öneri:
hava kötü diye kendimizi alışveriş merkezi denen o boğucu ve yorucu yerlere sıkıştırmayalım. onun yerine sergi veya müze gezelim, şehrimizde hala yıkılmamış olan sinema salonlarında film izleyelim, sıcak evimizde yayılıp kitap okuyalım, arkadaşlarımızla evlerde toplaşalım, mesleğimiz ya da kişisel gelişimimizle ilgili etkinliklere katılalım mesela.

benim gezmek istediğim sergiler:
100 yıllık aşk- istanbul modern
işte benim zeki müren- yapı kredi kültür
miro- sakıp sabancı müzesi
şimdiki zamanların güncesi- galeri eksen
borusan contemporary- perili köşk

izlemek istediğim vizyondaki filmler ise:
interstaller- christopher nolan
the cut- fatih akın
miss julie- liv ullman
yağmur kıyamet çiçeği- onur aydın

bunlar da yeni aldığım sevgili kitaplarım:


Çarşamba, Nisan 23, 2014

sergiler;)

picasso sergisi'ne gidemedik sonuç olarak:)
onun yerine jadore'a gittik ve salt beyoğlu'nu gezdik. 



salt beyoğlu'nun terasındaki bahçeyi gezmiş miydiniz;)


asıl anlatmak istediğim iki sergi var.
ilki, nişantaşı galeri eksen'deki çağdaş erçelik'e ait, dostoyevski eserlerindeki karakter ve sahnelerden oluşan müthiş heykel sergisi:





gerçekten etkileyiciydi!
benim için üzücü olansa, ne kadar az dostoyevski eseri okumuş olmamla yüzleşmekti....
neredeyse yaşıtım olan adam bunca eseri okumuş, anlamış, çözümlemiş, bir de sanatı ile karakterleri, somutlaştırıp sergiliyordu... ne diyim, takdire şayan!

ikincisi ise vialand'in içindeki alive museum/canlı müze. ilginçtir ki, ben hiç duymamıştım. (beni tanıyanlar bilir, gitmeseeemmm de görmeseemmm de şehirdeki pek çok aktiviteden çoğu zaman haberdarımdır. lisede ajanda taşıyan bir çocuktum zaar:))
velhasıl, ablam izmir'de duymuş ve buraya gelmişken muhakkak görmek istiyordu. ben de seve seve bir öğleden sonramızı bu etkinliğe ayırmaya karar verdim. iyi ki de gitmişiz. belki de yarım gün değil, tam bir gün bile ayrılabilirmiş.
bizim çekilirken çok keyif aldığımız fotoğraflardan bakarken sizin de keyif almanız dileğiyle;)







Çarşamba, Haziran 27, 2012

ismek 15. genel sergi ve festivali



 geçtiğimiz haftalarda ismek'in geleneksel yıl sonu sergisi vardı.
(http://ismek.ibb.gov.tr/ism/haberler.asp?HaberReg=2354)

bildiğiniz üzere, ben de resim kursuna katılmıştım 1 yıl boyunca.

(hocamızın öğrencilerinin resimlerinden oluşan sunum- tersane konulu)

bu nedenle, elbette, sergiyi de kaçırmak olmazdı;)
son gününde yetiştim bu sergiye de!
oldukça profesyonel, bir fuar gibi, özenli ve kursları iyi tanıtan, başarılı bir sergiydi. umarım gezmeye gelenleriniz olmuştur.
gelemeyenler için, telefonumla çekebildiğim kadarıyla, fotoğrafları paylaşayım:






(bu da benim eserim:))






Pazartesi, Şubat 06, 2012

bir pazar güzellemesi

istanbul'a döner dönmez, güzel şehir ile hasret gidermek için attım kendimi karaköy'e. hava da mis. tam sahil havası çekmelik, şehrin güzel semtlerini gezmelik...

meşhur "namlı" feci kalabalıktı, biz de yanındaki "çerkezköy şarküteri"ye şans verdik, oldukça da memnun kaldık.



keyifli kahvaltının ardından karaköy'de kısa bir yürüyüş yaparak tophane-i amire'ye (msü güzel sanatlar fakültesi), dali sergisi'ni gezmeye gittik. (sergi ücreti: tam 10, indirimli 5 lira)


ressamın o çok bildiğimiz eserlerini göremiyoruz sergide. toplamda 121 eser var ve 3 bölümden oluşuyor sergi:
gala ile akşam yemeği (12 eser)
sürrealizm izleri (9 eser)
ilahi komedya (100 eser)

en büyük kısmı oluşturan "ilahi komedya", dante'nin eserini okumayanlar için çok anlamlı gelmeyecektir. ara ara anlatan görevli bayan olmasa, resimleri anlamak benim için imkansızdı mesela.

serginin girişinde, ressamın bir röportajının videosu gösteriliyor. dali'nin ne kadar kendine özgü bir insan olduğunu orada rahatlıkla görebiliyoruz.

fakat, sergideki resimlerinde çizim anlamında çok olağanüstü bir şey gördüğümü düşünmüyorum.

sonrasında çukurcuma'dan istiklal'e çıktık, istiklal'i dolaştık. istiklal'e gelmişken, "toplamda hepi topu 5 salonda gösterime giren 'we need to talk about kevin'i izlemeden olmaz" dedik.
gerçekten başarılı, özenle çekilmiş bir film izledik böylelikle..
çocuk oyuncular da dahil olmak üzere, gerçekten çok iyi oyunculuklar izliyoruz filmde (özellikle de, tilda swinton ve ezra miller).


kapanışı da benim ilk defa denediğim arby's ile yaptık. kıvırcık patateslere bayılsam da, jambonumsu etlerden hiç mi hiç hazzetmedim.

oldukça güzel bir kavuşmaydı istanbul ile..
izmir'i mi yoksa istanbul'u mu daha çok sevdiğime hiç karar veremeyeceğim sanırım...