Pazartesi, Kasım 04, 2013

kitaplar ve filmler

 ”ince memed”i  okuyorum nihayet! sahaf festivali'nde almıştım hani...



son kitapçı ziyaretimde, bu sefer kendimi tutamayıp, yıllardır listemde duran “şahbaz’ın harikulade yılı 1979”u aldım. ilk mine söğüt kitabım, umarım severim;) 
siz okumuş muydunuz?  
"deli kadın hikayeleri" de var listemde; ve fakat, biliyorsunuz, ben öykü sevmiyorum...


bir de jehan barbur’u çok seven hayatımdakisevgiliinsan için, sanatçının yeni çıkan kitabı “çatıdaki çimenler”i aldım.


iyi okumalar herkese!

ve filmler... son günlerde pek çok film vardı izlemek istediğim hatırlarsanız.
sadece "benim dünyam"ı izleyebildim. 
türk filmlerini annem çok seviyor, ben de onu götürmeye gayret ediyorum (kaç yaşından sonra, anne babalar çocuklarını götürmez de, çocuklar anne babalarını götürür bir yerlere?...).
ben de seviyorum zaten, genelde içimde bir yerlere değiyor türk dram filmleri. ve maalesef baya baya ağlıyorum; hatta evde izliyorsam durdurup ağlayıp ağlayıp devam ediyorum:D


"benim dünyam"a gelince, çok sevmiş olduğum black filminin "remake"i olan bu filmi de sevdim ben. her şeyden önce, farklılıklara sahip bireyleri konu alan filmlerin toplumda farkındalık yaratabileceğini düşünüyor ve bu anlamda yararlı buluyorum. oyunculuklar konusunda beren saat ve ailesi oldukça iyi, hele ela'nın küçüklüğünü oynayan kız müthiş! uğur yücel'in çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. fondaki acıklı müzikse gereksiz ve rahatsız edici olabiliyor zaman zaman.
onun dışında filmin "remake" oluşu amma çok eleştirildi yahu! bana kalırsa, bir insan bir filmi izleyip beğenebilir ve yasal zeminini oluşturduktan sonra o filmi yeniden çekmek isteyebilir, ticari kaygı da güdüyor olabilir. bu, son derece normal ve sadece bu nedenle eleştirmek gereksiz bence...



bir de "breaking bad" izliyorum! ikinci sezondayım. aman allahım ya, o nasıl güzel bir dizi! biz oturup "arka sokaklar" izlerken, adamların dizi diye izlediğine bak! sinema kalitesinde resmen her bölüm. 
babasını kanserden kaybetmiş bir insan olarak, beni zaman zaman duygusal olarak zorlasa da, izlemekten çok keyif alıyorum ve hepinize tavsiye ediyorum;)

Perşembe, Ekim 31, 2013

yaşar kemal, kitaplar ve daha bir sürü şey :)

2013 bitmeden yaşar kemal okumaya ahdım vardı (ne ayıp; utanıyorum söylemeye, yaşar kemal okumadan bu yaşa kadar nasıl geldin sen ezgi? ah ah, ne söylediler hem de ortaokulda, lisede; dinlemedik nedense...). 
hatırlarsanız sahaf festivalinde "ince memed"'i almıştım. ve fakat araya leyla erbil girdi. sonra da tam "ince memed"e başlayacaktım ki, yky kültür'ün bir etkinliğinden haberdar oldum. dedim "önce tek kanatlı bir kuş'u okuyayım". derken salı akşamı oturup "tek kanatlı bir kuş"u okudum, çarşamba akşamı da nebil özgentürk'ten yaşar kemal'i ve -1970'lerde yazılan ama henüz basılan- son kitabını dinledim. çok güzeldi. kitabın güzel bir değerlendirmesini de şuradan okuyabilirsiniz.


şimdi, bu yıl bitmeden okumak istediğim kitaplarım; ince memed, kinyas ve kayra, gizli ajans ve ali ile ramazan.
elimde dağ dağ kitaplar mevcut olmasına rağmen, bir yandan da kitapçıları ziyaret etmeye devam ediyorum. son ziyaretimde dikkatimi çeken yeni çıkan kitaplar:




bir de, oldum bittim hastasıyım ben bu dünyaların... her kırtasiye gezişimde eller, döndürürüm.


çok sevdiğim arizona dream'de geçiyordu; kadın adama küçük bir dünya maketi hediye ediyordu ve ona şöyle diyordu:
"çünkü dünya senin olmalı"...
doğum günüm yaklaşırken hediye düşünenlere de benden jest olsun bu ;)

bu arada, dikkatimi çeken kitaplardan biri de "dokunma dersleri"ydi, ve fakat ben öykü sevmem. o nedenle de listeme almamıştım.


ancak, şimdi baktım da, yky kültür'ün bir sonraki etkinliği bu kitapla ilgili. bu bir işaret mi, ne dersiniz? ;)

Salı, Ekim 29, 2013

cumhuriyetimizin 90. yılı kutlu olsun!

öyle yoğun kutuplaşmaların yaşandığı bir dönemde ki bu coğrafya, biri çıkıp "kemalist", "ulusalcı" olarak itham edecek diye atatürk'ü anmaktan, takdir etmekten çekinir olduk.


ne kemalistim ne ulusalcıyım efendim; 
ama, dönemine göre son derece ileri görüşlü olan ve bu toprakları içinde bulunduğu çöküşten çıkararak, her şeyden önce bağımsızlığını kazanmasına önderlik eden ve pek çok boyutuyla çok daha ileriye taşıyan mustafa kemal atatürk'ü her zaman saygıyla anıyorum.
ek olarak, "eleştirilemez" bulmuyorum elbette, ama konjonktürden bağımsız biçimde eleştirilmesini doğru bulmuyorum.


Pazartesi, Ekim 28, 2013

leyla erbil'e öykünerek (ne haddime!!!) bilinç akışlı yazı (naçizane)...

büyüdüğümü anladığım anlardan biri de, hafta sonları planımın olmayışına sevindiğimi fark ettiğim anlardır:)
2-3 yıl önce öyle miydi ya? aman allah'ım her hafta sonu için yoğunluk ötesi programlarım olurdu, hasbelkader yoksa da olmaması rahatsız ederdi, hemen bir plan yapmaya çalışırdım. 
şimdilerdeyse "ohh bu cumartesi pazar  hiçbir şey yok, geç uyanabilirim, saatlerce kahvaltı- gazete keyfi yapabilirim, akşam üstü canım isterse dışarı çıkarım sinemaya giderim" şeklinde düşünüyorum.
hele de böyle hafta sonu üstü 1,5 gün tatil olacaktı da ben onu hemen 4 güne bağlayıp, ne bileyim mudanya'ya, mürefte'ye, maşukiye'ye gitme planları yapmayacaktım! görülecek şey değildi:)


ama bu tatilde mesela hiiiç öyle olmadı. ben gayet "oooh dinlenmek için uzun zaman oldu" modunda dolanıyorum, bu durumdan çok da mutluyum:)
hayat yormuş sanırım beni biraz, ya da istanbul belki de... bir de gerçekten o "saldırırcasına yaşamak" arzusu yok sanki artık. aşk gibiydi belki istanbul başta, şimdi sevgiye dönüştü. böyle bir cümle sarf ettim, oysa klişeleri de hiç sevmezdim... gerçi klişe sevmemek de bir klişe artık... epimenides'in "tüm girirtliler yalancıdır" önermesi gibi bir şey...



belki de ölüm kaygım azalıyordur, zira, "saldırırcasına yaşam arzusu" ölüm korkusuna gönderme yapar bence...
velhasıl sakinleşiyorsam da büyüyorumdur belki de...

tabi, bu dönemde zamanın çoğu evde geçince  "blue jasmin"i hala izleyememiş oldum, ona yanıyorum... bu haftaki filmlerden de black uyarlaması "benim dünyam"ı da izlemek istiyorum, bir de arada kalan'ı ve başka söze gerek yok'u. bir yandan da istanbul'a başka sinema harikası geliyor, takip etmeli!

büyüdüğümü anladığım bir başka olay daha cereyan ediyor aslında bu ara hayatımda. kültürümüzde evliliğe atılacak ilk adımın toplum nezdinde göstergesi olan "isteme-yüzük takma" hadisesine giriyoruz. 
korkmayın, minicik bir tören olacak, sonraki aşama da direkt nikah, allah'ın izniyle;)



ülke gündemine gelince;
bugün çok severek dinlediğim ahmet kaya'nın doğumgünü ve o bugün gecikmiş bir ödülün sahibi oldu. "birilerinin değerinin ölünce anlaşılması" da bir klişeydi değil mi yalnızvegüzelülkemde... 
pek çoğumuz gibi pek çok şarkısı var pek çok sevdiğim... bana sorarsanız "pek çok" bitişik yazılmalıdır...


bugün için bunu seçtim:


"ne sen leylasın/ ne ben mecnun

kederli bir akşam/ içmişiz sarhoşuz hepsi bu..."




rock müzik üstadı lou reed ölmüş bir de, onu da analım:


                                                   sevgiyle kalalım...

Perşembe, Ekim 24, 2013

leyla erbil-kalan

bayram tatilinde bir cadı masalı' şipşak bitirip kalan almıştım hatırlarsanız.
leyla erbil, okumamış olduğum için hayıflandığım değerli türk yazarlardandı bir süredir. 
nereden başlasam, neyi okusam kararsızlığını yaşarken, yakın zamanda oluşturduğumuz "okuma grubu"mda "kalan"ı okuma fikri çıkınca başlama noktamı bulmuş oldum.


bir haftada okudum kitabı, ama, aslında akıp giderdi bir gecede... 
bense sindirerek, pek çok sayfanın defalarca üstünden geçerek okumayı tercih ettim. gerçek bir edebiyat hazzı yaşattı zira bana. 

belki kimilerine karışık gelebilir ama bilinçakışı yöntemini çok seviyorum ben. çağrışımları severim... gündelik hayatımda da zihnimin bir yerden başlayıp bambaşka bir düşünceye atlamasını gülümseyerek karşılarım hep...


leyla erbil'in bu romanını 80 yaşındayken yazmış olması, ekstra etkileyici bence.

bu arada, ben çok beğendiği şeyleri pek iyi anlatamayanlardanım sanırım. ama sizi duygularıma tercüman olan iki anlatımla başbaşa bırakabilirim;)

Perşembe, Ekim 17, 2013

her şeyden biraz kalır- turgut uyar

'insan en çok sabahları arar sevdiği kadını'
diyor birileri, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sayılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız.

(...)


'her şeyden biraz kalır' 

diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı
insanda biraz mutluluk.
ama en geçerli söz
'insan en çok sabahları arar sevdiği kadını'
türkiye'de ve dünyada.

Çarşamba, Ekim 16, 2013

charlotte gainsbourg- in the end

teeee the science of sleep'te karizması ile dikkatimi celbeden işbu hatunu sonrasında pekçok kere izlemiş ve takdir etmiş idim.
bugün de öğrendim ki -türkiye'de vizyona girip girmeyeceği meçhul olan- yeni bir filmi var imiş (bknz:nymphomaniac). 
yine kafası değişik yönetmen lars von trier'in çalışması hem de. 
film epey uzun ve oldukça erotik olsa da, burada da vizyona girmesini isteriz elbette...

şimdilik, babası misali çirkin ama çok çekici olan charlotte'nun güzel şarkılarından birini paylaşmakla yetinelim:


bu arada pür yakışıklı adamları değil de, serge gainsbourg misali arıza adamları beğenen kaç kişiyiz? 

bayram tatili- izmir

zaman geçtikçe istanbul'a bağlanıyorum, 2 günü aşan uzaklaşmalarda zorlanıyorum esasen.
buna rağmen, çok güzel elbette izmir'de ve tatilde olmak.
blogumu eskiden beri okuyanlar izmir- istanbul sevdası noktasında geçirdiğim dönüşüme tanıktırlar.
ne ara kendimi bunca ait hissettim istanbul'a, ayrılmakta bunca zorlandım bilmiyorum.
bir de şu var aslında, istanbul'u izmir'i yaşadığımdan daha fazla yaşıyorum ben.
izmir'de iken belki de aile yanında olduğumdan çok fazla gezme, keşfetme faaliyetlerim olmuyordu. 
hala bilmediğim pek çok yeri var izmir'in. 
oysa, istanbul öyle mi ya? 
5. yılım istanbul'da; ilk zamanlarki kadar abartılı gezmesem de, hala sürekli turist merakında yaşıyorum istanbul'da...

velhasıl, istanbul hayatsa, coşkuysa, yaşam telaşıysa; izmir, koşturmadan uzaklaşıp dinlenmek, huzur bulmak ve demlenmek demek artık...


serde egelilik var; deniz, balık, rakı olmadan da olmaz elbet:)

(balıklıova- garip'in yeri)

kurban bayramına gelince, asıl düşüncem şu olsa da




yine de kurban verilir allah'a (elbette çağa uygun biçimde!!!) .

zira, bana kalırsa, dini yaşayış biçimi, inançtan ziyade gelenekseldir; nasıl gördüysen öyledir yani...

Pazartesi, Ekim 14, 2013

ahh kalbim...


"...
uzanıp sereserpe
salkım söğüt perde
sevişmek dört nala
bu yasak seferde...
ahh kalbim ahh kalbim
sen benim yegane efendimsin
ahh kalbim ahh kalbim
kağıdım kalemim defterimsin
..."

Pazar, Ekim 13, 2013

bilginize...




                                         bay                       bayan
                                         bey                       hanım
                                         beyefendi              hanımefendi
                                         oğlan                    kız
                                         erkek                    dişi
                                         adam                    kadın
                                         koca                     karı