Salı, Aralık 10, 2013

evliliğe doğru...

özel hayatıma dair çok fazla paylaşımda -özellikle de kişisel fotoğraf paylaşımı- bulunmayı tercih etmediğimi artık biliyor ya da tahmin ediyorsunuzdur. kişisel rahatlama yazılarım dışında (onlar olmazsa nefes alamam!), hayatıma dair bir şeyler paylaşırken hep süzgeçten geçirmeye gayret ediyorum. gerekli mi, neye hizmet edecek, okuyana ne yararı olacak… gibi. 
bu nedenle, genelde ilgililer için,  kitap, film, sanatsal etkinlik ya da mekan vs hakkında yazıyorum. 
ama, bu sefer, özel hayatımla ilgili bir gelişmeyi ayrıntılı bir biçimde paylaşmak istiyorum. zira, bu süreçte öyle çok internet araştırmasına ihtiyaç duydum ve insanların paylaşımlarından öyle çok yararlandım ki; adeta bir borç biliyorum ben de deneyimlerimi anlatmayı.
“yararlı olabilmek dileğiyle” diyip “isteme-söz nişan üçlüsü” olarak adlandırdığım geceyi anlatmaya başlıyorum:

az çok bildiğiniz üzere 5 yıllık bir ilişki bizimkisi, yaşımız da neredeyse 30. sonra efendime söyleyeyim, biz ailelerle görüşüyoruz sürekli, aileler de birbirini tanıyor.
dolayısıyla evlilik kararı bizim için, çok sürpriz ya da çok heyecanlı bir süreç olmaktan öte, zaten yaşadığımızı topluma tescillendirmek gibi…

bununla birlikte, ne kadar sadeliğe çekmeye çalışsak da, belli ritüelleri gerçekleştirmekten kurtulamadık. iki hafta önce hayatımdakisevgiliinsan’ın ailesi yakın akrabaları ile birlikte bize geldi ve beni istedi :D

ben gerekli olmayan hiçbir şey istemiyordum başta; ama, aileler o kadar istekli ki, “madem yapacaksınız bari benim zevkime göre olsun”a getirdiler resmen beni.
işte, başta karşı olup sonra havaya girip keyif ala ala seçtiğim/ planladığım nişan olmazsa olmazları;)

bohçam:)


pastamız:)


kahvede en büyük destekçim ablam:)


kuşlu makas
kuşlu tepsi 
ve
yüzükler



 üzerinde ismimizin yazdığı sabun keseleri:)



veee bostanlı sahildeki çekimden kareler:)






Cumartesi, Aralık 07, 2013

başucu şarkılarından...

yakın zamanda da yazmıştım.
gerçekten de adını hak ediyor bu albümdeki her bir şarkı. dinle dinle doyulmuyor...
bu ara dilime takılan da:

Perşembe, Aralık 05, 2013

ali ile ramazan

ilk defa, geçtiğimiz ay, arkadaşımın tiyatroya davet etmesiyle haberdar oldum ali ile ramazan'dan...
oyunu izlemeden önce kitabı okuyayım istedim; ama olmadı.
oyunu izledim önce. 
değişikti, oyuncular iyiydi; ama ne bileyim, o kadar da etkilenmemiştim.



sonra dün gece başladım kitabı okumaya... bugün de bitirdim... son 50 sayfasında ağlaya ağlaya...
tamam; kitaplarda, filmlerde ağlamaya alışkın bir insanım ama; ne zamandır bir şey okurken izlerken böylesine içim ezilmemişti...
en fenası da, kurgu değildi okuduklarım... gerçekti... 


tıpkı kitabın arkasında yazdığı gibi:

"toplumun ittiği, itelediği iki genç erkek...
yoksulluk ve istanbul onları tüketirken, kendine gazetelerin üçüncü sayfasından başka gidecek yer bulamayan derin bir aşk!...

ali ile ramazan
kısa ama acı yaşadılar
ve sonuna kadar gerçekti yaşadıkları"

biliyorum ki, her allahın günü benzer hadiseler oluyor ve yine biliyorum ki hepimiz suçluyuz....
hep söylüyorum "en temizlerimiz bile kirli aslında" diye... ve "tüm yoksulların sebebi yoksul olmayanlar" diye...
velhasıl, hepimiz mesuluz...

ve, ramazan'ın güzel sözleriyle bitirmek istiyorum:

"kullanma o kelimeyi.
ibne mibne değiliz oğlum. 
sevgiliyiz biz. 
tamam mı; aşık olduk işte."

Pazartesi, Aralık 02, 2013

sürprizli dönüş:)

vaaayyy! neredeyse bir aydır yazamamışım. 
ama, ne yalan söyleyeyim; yokluğumun hissedilmesi hoşuma gitti. sevgili deeptone halimi hatırımı sorunca, dedim "ezgi, zorla şartları, yaz artık yeniden."
şimdiiiii, şu yazımda da bahsettiğim üzere, hayatımdakisevgiliinsan ile nişanlanmaya karar vermiştik. eeee nişan hazırlıkları, izmir'e gidiş geliş derken yoğunluktan yazamadım. bir de üstüne "tutkuyla bağlı olduğum bilgisayarım" bozulup da ben kahrolunca yazamaz oldum... şimdi bilgisayarım serviste ve ben yabancı bir bilgisayardan zorlana zorlana yazıyorum...

o nedenle kısa kesip, sizleri evimin yeni ferdi ile tanıştıracağım. ve yazmayalı beri biriktirdiğim, paylaşmak istediklerimi, şimdi değil de daha sonra yavaş yavaş anlatacağım.

işte karşınızda, dün itibariyle ev arkadaşı olduğum sarı kuşum!
evet onun henüz bir adı yok:) belki sizin önerileriniz işe yarayabilir!


ne zamandır çok istiyordum, istiyordum istemesine ama yine de bunca mutlu olup ısınacağımı tahmin etmemiştim. 
bugün işten eve nasıl bir koşa koşa gelişim var anlatamam:)
sonracığıma, sıkılmasın diye televizyonu açık bırakıp işe gitmeler, ötmeyi öğrensin diye videolar açmalar:)
bir de hep çocuğunu düşünüp anlatan annelere gıcık olurdum ben! ahh ahh anneciğim der, "insan kınadığı başına gelmeden ölmezmiş." :D


velhasıl kuşumla aşk yaşıyorum ve çok mutluyum. umarım o da mutludur yeni evinde...

Pazartesi, Kasım 04, 2013

kitaplar ve filmler

 ”ince memed”i  okuyorum nihayet! sahaf festivali'nde almıştım hani...



son kitapçı ziyaretimde, bu sefer kendimi tutamayıp, yıllardır listemde duran “şahbaz’ın harikulade yılı 1979”u aldım. ilk mine söğüt kitabım, umarım severim;) 
siz okumuş muydunuz?  
"deli kadın hikayeleri" de var listemde; ve fakat, biliyorsunuz, ben öykü sevmiyorum...


bir de jehan barbur’u çok seven hayatımdakisevgiliinsan için, sanatçının yeni çıkan kitabı “çatıdaki çimenler”i aldım.


iyi okumalar herkese!

ve filmler... son günlerde pek çok film vardı izlemek istediğim hatırlarsanız.
sadece "benim dünyam"ı izleyebildim. 
türk filmlerini annem çok seviyor, ben de onu götürmeye gayret ediyorum (kaç yaşından sonra, anne babalar çocuklarını götürmez de, çocuklar anne babalarını götürür bir yerlere?...).
ben de seviyorum zaten, genelde içimde bir yerlere değiyor türk dram filmleri. ve maalesef baya baya ağlıyorum; hatta evde izliyorsam durdurup ağlayıp ağlayıp devam ediyorum:D


"benim dünyam"a gelince, çok sevmiş olduğum black filminin "remake"i olan bu filmi de sevdim ben. her şeyden önce, farklılıklara sahip bireyleri konu alan filmlerin toplumda farkındalık yaratabileceğini düşünüyor ve bu anlamda yararlı buluyorum. oyunculuklar konusunda beren saat ve ailesi oldukça iyi, hele ela'nın küçüklüğünü oynayan kız müthiş! uğur yücel'in çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. fondaki acıklı müzikse gereksiz ve rahatsız edici olabiliyor zaman zaman.
onun dışında filmin "remake" oluşu amma çok eleştirildi yahu! bana kalırsa, bir insan bir filmi izleyip beğenebilir ve yasal zeminini oluşturduktan sonra o filmi yeniden çekmek isteyebilir, ticari kaygı da güdüyor olabilir. bu, son derece normal ve sadece bu nedenle eleştirmek gereksiz bence...



bir de "breaking bad" izliyorum! ikinci sezondayım. aman allahım ya, o nasıl güzel bir dizi! biz oturup "arka sokaklar" izlerken, adamların dizi diye izlediğine bak! sinema kalitesinde resmen her bölüm. 
babasını kanserden kaybetmiş bir insan olarak, beni zaman zaman duygusal olarak zorlasa da, izlemekten çok keyif alıyorum ve hepinize tavsiye ediyorum;)

Perşembe, Ekim 31, 2013

yaşar kemal, kitaplar ve daha bir sürü şey :)

2013 bitmeden yaşar kemal okumaya ahdım vardı (ne ayıp; utanıyorum söylemeye, yaşar kemal okumadan bu yaşa kadar nasıl geldin sen ezgi? ah ah, ne söylediler hem de ortaokulda, lisede; dinlemedik nedense...). 
hatırlarsanız sahaf festivalinde "ince memed"'i almıştım. ve fakat araya leyla erbil girdi. sonra da tam "ince memed"e başlayacaktım ki, yky kültür'ün bir etkinliğinden haberdar oldum. dedim "önce tek kanatlı bir kuş'u okuyayım". derken salı akşamı oturup "tek kanatlı bir kuş"u okudum, çarşamba akşamı da nebil özgentürk'ten yaşar kemal'i ve -1970'lerde yazılan ama henüz basılan- son kitabını dinledim. çok güzeldi. kitabın güzel bir değerlendirmesini de şuradan okuyabilirsiniz.


şimdi, bu yıl bitmeden okumak istediğim kitaplarım; ince memed, kinyas ve kayra, gizli ajans ve ali ile ramazan.
elimde dağ dağ kitaplar mevcut olmasına rağmen, bir yandan da kitapçıları ziyaret etmeye devam ediyorum. son ziyaretimde dikkatimi çeken yeni çıkan kitaplar:




bir de, oldum bittim hastasıyım ben bu dünyaların... her kırtasiye gezişimde eller, döndürürüm.


çok sevdiğim arizona dream'de geçiyordu; kadın adama küçük bir dünya maketi hediye ediyordu ve ona şöyle diyordu:
"çünkü dünya senin olmalı"...
doğum günüm yaklaşırken hediye düşünenlere de benden jest olsun bu ;)

bu arada, dikkatimi çeken kitaplardan biri de "dokunma dersleri"ydi, ve fakat ben öykü sevmem. o nedenle de listeme almamıştım.


ancak, şimdi baktım da, yky kültür'ün bir sonraki etkinliği bu kitapla ilgili. bu bir işaret mi, ne dersiniz? ;)

Salı, Ekim 29, 2013

cumhuriyetimizin 90. yılı kutlu olsun!

öyle yoğun kutuplaşmaların yaşandığı bir dönemde ki bu coğrafya, biri çıkıp "kemalist", "ulusalcı" olarak itham edecek diye atatürk'ü anmaktan, takdir etmekten çekinir olduk.


ne kemalistim ne ulusalcıyım efendim; 
ama, dönemine göre son derece ileri görüşlü olan ve bu toprakları içinde bulunduğu çöküşten çıkararak, her şeyden önce bağımsızlığını kazanmasına önderlik eden ve pek çok boyutuyla çok daha ileriye taşıyan mustafa kemal atatürk'ü her zaman saygıyla anıyorum.
ek olarak, "eleştirilemez" bulmuyorum elbette, ama konjonktürden bağımsız biçimde eleştirilmesini doğru bulmuyorum.


Pazartesi, Ekim 28, 2013

leyla erbil'e öykünerek (ne haddime!!!) bilinç akışlı yazı (naçizane)...

büyüdüğümü anladığım anlardan biri de, hafta sonları planımın olmayışına sevindiğimi fark ettiğim anlardır:)
2-3 yıl önce öyle miydi ya? aman allah'ım her hafta sonu için yoğunluk ötesi programlarım olurdu, hasbelkader yoksa da olmaması rahatsız ederdi, hemen bir plan yapmaya çalışırdım. 
şimdilerdeyse "ohh bu cumartesi pazar  hiçbir şey yok, geç uyanabilirim, saatlerce kahvaltı- gazete keyfi yapabilirim, akşam üstü canım isterse dışarı çıkarım sinemaya giderim" şeklinde düşünüyorum.
hele de böyle hafta sonu üstü 1,5 gün tatil olacaktı da ben onu hemen 4 güne bağlayıp, ne bileyim mudanya'ya, mürefte'ye, maşukiye'ye gitme planları yapmayacaktım! görülecek şey değildi:)


ama bu tatilde mesela hiiiç öyle olmadı. ben gayet "oooh dinlenmek için uzun zaman oldu" modunda dolanıyorum, bu durumdan çok da mutluyum:)
hayat yormuş sanırım beni biraz, ya da istanbul belki de... bir de gerçekten o "saldırırcasına yaşamak" arzusu yok sanki artık. aşk gibiydi belki istanbul başta, şimdi sevgiye dönüştü. böyle bir cümle sarf ettim, oysa klişeleri de hiç sevmezdim... gerçi klişe sevmemek de bir klişe artık... epimenides'in "tüm girirtliler yalancıdır" önermesi gibi bir şey...



belki de ölüm kaygım azalıyordur, zira, "saldırırcasına yaşam arzusu" ölüm korkusuna gönderme yapar bence...
velhasıl sakinleşiyorsam da büyüyorumdur belki de...

tabi, bu dönemde zamanın çoğu evde geçince  "blue jasmin"i hala izleyememiş oldum, ona yanıyorum... bu haftaki filmlerden de black uyarlaması "benim dünyam"ı da izlemek istiyorum, bir de arada kalan'ı ve başka söze gerek yok'u. bir yandan da istanbul'a başka sinema harikası geliyor, takip etmeli!

büyüdüğümü anladığım bir başka olay daha cereyan ediyor aslında bu ara hayatımda. kültürümüzde evliliğe atılacak ilk adımın toplum nezdinde göstergesi olan "isteme-yüzük takma" hadisesine giriyoruz. 
korkmayın, minicik bir tören olacak, sonraki aşama da direkt nikah, allah'ın izniyle;)



ülke gündemine gelince;
bugün çok severek dinlediğim ahmet kaya'nın doğumgünü ve o bugün gecikmiş bir ödülün sahibi oldu. "birilerinin değerinin ölünce anlaşılması" da bir klişeydi değil mi yalnızvegüzelülkemde... 
pek çoğumuz gibi pek çok şarkısı var pek çok sevdiğim... bana sorarsanız "pek çok" bitişik yazılmalıdır...


bugün için bunu seçtim:


"ne sen leylasın/ ne ben mecnun

kederli bir akşam/ içmişiz sarhoşuz hepsi bu..."




rock müzik üstadı lou reed ölmüş bir de, onu da analım:


                                                   sevgiyle kalalım...

Perşembe, Ekim 24, 2013

leyla erbil-kalan

bayram tatilinde bir cadı masalı' şipşak bitirip kalan almıştım hatırlarsanız.
leyla erbil, okumamış olduğum için hayıflandığım değerli türk yazarlardandı bir süredir. 
nereden başlasam, neyi okusam kararsızlığını yaşarken, yakın zamanda oluşturduğumuz "okuma grubu"mda "kalan"ı okuma fikri çıkınca başlama noktamı bulmuş oldum.


bir haftada okudum kitabı, ama, aslında akıp giderdi bir gecede... 
bense sindirerek, pek çok sayfanın defalarca üstünden geçerek okumayı tercih ettim. gerçek bir edebiyat hazzı yaşattı zira bana. 

belki kimilerine karışık gelebilir ama bilinçakışı yöntemini çok seviyorum ben. çağrışımları severim... gündelik hayatımda da zihnimin bir yerden başlayıp bambaşka bir düşünceye atlamasını gülümseyerek karşılarım hep...


leyla erbil'in bu romanını 80 yaşındayken yazmış olması, ekstra etkileyici bence.

bu arada, ben çok beğendiği şeyleri pek iyi anlatamayanlardanım sanırım. ama sizi duygularıma tercüman olan iki anlatımla başbaşa bırakabilirim;)

Perşembe, Ekim 17, 2013

her şeyden biraz kalır- turgut uyar

'insan en çok sabahları arar sevdiği kadını'
diyor birileri, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sayılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız.

(...)


'her şeyden biraz kalır' 

diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı
insanda biraz mutluluk.
ama en geçerli söz
'insan en çok sabahları arar sevdiği kadını'
türkiye'de ve dünyada.