Cuma, Aralık 19, 2014

psikolojik danışmanlık her zaman toz pembe değildir!

bir meslek düşünün ki; 
insanın kendini tanımasına yardımcı oluyor
insanın kendisi, çocukluğu, aile dinamikleri, iletişim becerileri, güçlülükleri ve zayıflıkları hakkında farkındalık kazanmasında etkili oluyor 
sürekli gelişim gerektiriyor, alınacak eğitimleri hiç bitmiyor 
insanları anlamaya ve onlara yardımcı olmaya yarıyor...
çok şanslıyım sanırımJ
yoo yoo! sevgili blogcuanne elif doğan’ın annelik üzerine dediği gibi, psikolojik danışmanlık da "her zaman toz pembe değildir". bilakis dünyada ve özellikle de ülkemizde yeni bir alan olduğundan oturmayan yanları çok fazla. meslek odasının olmaması, meslek tanımının ve standardizasyonun belirsizliği, diğer mesleklerle ayırt edilememesi en temel sorunlarımız mesela.
ama yine de keyif ala ala lisans eğitimimi tamamladığım ve çoğu zaman keyif alarak 6 yıldır icra ettiğim bir meslek.

geçtiğimiz hafta aile terapisi eğitimine başladım. bir etkinlik yaptık eğitimde. geçmişimizden bu yana ailemizden (hem eş hem anne-baba-kardeş) bize açık ya da kapalı olarak  gelen “yap” ve “yapma” mesajlarını düşünüp yazdık. 
şimdilerde en çok aldığım mesaj: 
“yeter artık, dur biraz, bu kadar koşturma, kendini bu kadar yorma, kendini mesleğine adama, bu kadar çok kendini geliştirip ne yapacaksın, biraz otur dinlen”. 
sonra geçmişi düşündüm:
ders çalış”? ı ııı, değil. annemin ya da babamın bana hiç öyle bir şey dediğini hatırlamıyorum. 
“odanı topla” ? ı ıııı zaten derli topluydum hep. 
ne derlerdi bana ne derlerdi??? 
hahh buldum: 
“sosyal ol, faal ol, girişken ol”.

etkinlik için küçük kağıtlara yazdım bunları . ve yazar yazmaz, ayan beyan gözüme çarptı o an! 
ben şimdi bu kadar faalsem, mimarı annem ve babammış meğersem!

Pazar, Aralık 14, 2014

atanamayanlar- başar öztürk

kitabı hızla okuyup bitirdim. kolay ve keyifle okunan bir kitap. 
çok sevdiğim alper canıgüz'ü anımsattı bana. 
edebiyatçılar ne diyor bilmiyorum; ama son yıllarda, yeni bir tarz gelişti sanırım; daha çağa uygun ve samimi.
bizden hikayeler, 90'larda çocuk olup yeni yeni yetişkin olan kuşağa hitap eden...
pek çok altını çizdiğim cümle var; yerinde tespitler ve estetik anlatıların olduğu. ve fakat sadece ilk iki sayfadan bir kuple paylaşmakla yetineceğim. 
gerisini kendiniz okuyunuz, seveceksiniz:)


onun dışında, malum haftasonu... 
cumadan başladı bizimki. 
çok yakın arkadaşlarımız geldi cuma akşamı.
hava soğuktu, kapalıydı, sorduk kendimize "gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?" 
cevap olarak, sıcak şarap yaptık ve tatil hayalleri kurduk. 
geceyi "yazık yaşanmış sayacaklar/ aşksız, şarapsız geçmiş bir ömrü" dizeleriyle kapattık.

güzel bir şarkıyla bitirmek istiyorum yazımı. ve fakat, bitirmeden önce, şarkının hikayesini anlatmak istiyorum.
atanamayanlar'da geçen bir grup olarak moody blues'u merak edip bir yere not etmiştim dün. sonra bugün, beşiktaş'ta kaset bistro'ya yılbaşı programlarını sordum ve can gox'u ayarlamaya çalıştıklarını söylediler. "o kimdi ya?" dedim, "kaybedenler kulübü'ndeki" dediler, "haa dedim, my woman'ı söyleyen adam".
sonra eve geldim, canım çekti, "my woman'ı dinleyim youtube'tan" dedim, ve yanda öneri olarak çıkan şarkı ahanda buydu!


Çarşamba, Aralık 10, 2014

hafta sonu- çalışan insanın oksijeni

cumartesi günü birkaç parça mevsimlik ihtiyacımız için bir alışveriş merkezine gitme gafletinde bulunduk hayatımdakisevgiliinsan'la. malum, hava yağışlı. dış mekan aktiviteleri hava muhalefeti nedeniyle kısıtlı, e alınması gerekenler de var... ve fakat, aman allahım! bir saat bile geçmeden kendimizi nasıl dışarı atacağımızı bilemedik. yoğun ışık, ses, havasızlık ve kalabalık... 
bir zaruret halinde bile tahammül edemezken, onca ses ve ışık bombardımanı altında insanların nasıl keyif ala ala saatlerce gezebildiğini anlamakta gerçekten zorlanıyorum. ben alışveriş merkezlerinde çoğu zaman beynime tecavüz ediliyor gibi hissediyorum! 

verimsiz bir cumartesiden sonra, pazar günü, otistikler derneği'nin organize ettiği "sivil toplum duyarlılığı sempozyumu"na katıldım mimar sinan üniversitesi'nde. sosyal medyadan takip ettiğim sedef erken'i ve irem afşin'i tanımak çok memnun etti beni. notlar aldım onlar ve diğerleri konuştukça. 



bir kez daha, gelişmiş bir ülke için en çok da yüksek ahlaklı vatandaşlara gereksinim olduğunu ayrımsadım. ahlaklı; yani, kendinden öteye geçebilen, herkes için demokratik ve iyi olanı düşünebilen, kendi dışına çıkarak bir başkasına yardım edebilen evrensel ahlak ilkelerine sahip vatandaşlar... 
"hangi sivil toplum kuruluşunda gönüllüsünüz?"ün cevabının her vatandaş için olduğu bir ülke... ve tabi, sosyal devlet anlayışı gereği, herkesi farklılıklarıyla sarabilen bir devlet ihtiyacını duyumsadım yine. metrobüs köprülerinde dilenmemeliydi bedensel engelliler, halkın verdiği 3 kuruş sadaka ile değil, hijyenik ortamlarda devletin bakımıyla yaşamını sürdürebilmeliydi!
....
sıkıntıları çözmeye tek başımıza gücümüzün yetemeyeceğini ve ancak, bir araya gelirsek sesimizi duyurabileceğimizi tekrardan anladığım, hem öfkelenip hem umutlandığım güzel bir gündü...

velhasıl, bir hafta sonu daha yaklaşırken, size benden öneri:
hava kötü diye kendimizi alışveriş merkezi denen o boğucu ve yorucu yerlere sıkıştırmayalım. onun yerine sergi veya müze gezelim, şehrimizde hala yıkılmamış olan sinema salonlarında film izleyelim, sıcak evimizde yayılıp kitap okuyalım, arkadaşlarımızla evlerde toplaşalım, mesleğimiz ya da kişisel gelişimimizle ilgili etkinliklere katılalım mesela.

benim gezmek istediğim sergiler:
100 yıllık aşk- istanbul modern
işte benim zeki müren- yapı kredi kültür
miro- sakıp sabancı müzesi
şimdiki zamanların güncesi- galeri eksen
borusan contemporary- perili köşk

izlemek istediğim vizyondaki filmler ise:
interstaller- christopher nolan
the cut- fatih akın
miss julie- liv ullman
yağmur kıyamet çiçeği- onur aydın

bunlar da yeni aldığım sevgili kitaplarım:


Cumartesi, Aralık 06, 2014

benim istediğim ne ağaca benzer ne de buluta...

"başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava
..."


ne denli çok sevsem de şehr-i istanbul'u, çekip gitme isteğim dorukta son zamanlarda...
gitmek ve izmir foça, çandarlı, özdere gibi bir yere yerleşmek.
aslında hepimizin hayalinden farklı değil benimki de.
doğaya, doğama dönmek!


bahçeli bir ev; bahçede hayvanlar, ağaçlar; evde çiçekler, kitaplar ve sevdiğim adam!
az çalışmak, az kazanmak, bol okumak, bol yüzmek, bol yürümek. hepsi bu!
çok mu?

Pazar, Kasım 23, 2014

kitaplar filmler son günler

yoğun zamanlardan geçiyorum. uzun zamandır hayatım bir "koşturmaca" zaten; ama, bu sıralar doruktayım. 
iş epey zamanımı alıyor zaten. iş dışında mesleki 3 eğitim sürecim var...


bir yandan da bitmek bilmeyen ev toplaşmaları, gezme, görme, okuma, izleme isteklerim... gel gör ki bu arzularıma biraz gem vurmuş durumdayım son günlerde.


hiçbir zaman aynı anda 1'den fazla kitap okuyabilen biri olmamakla beraber; şu sıralar elimden bir sürü kitap geçiyor ve hepsi yarım kalıyor.


1.duygusal zeka- goleman (sahaf festivali'nden aldığımdan beri ara ara karıştırıyorum; ama masa başında ve notlar alarak okumak istediğimden pek ilerleyemiyorum.)
2.varoluşçu psikoterapi- yalom (5-6 yıldır ara ara karıştırdığım ama okumayı başaramadığım bir kitap. benzer şekilde, notlar alarak ders çalışırcasına okumak istediğimden ilerleyemiyorum biraz da)
3.hz. musa ve tektanrıcılık- freud (içindeki nota göre 2006 izmir kitap fuarında almışım... bu ara yine elimde; bakalım)
4.psikanaliz ve sonrası- engin geçtan (epey önce alınmış ve ara ara karıştırılan ama bitirilemeyen bir kitap daha)
5. kutsal fahişeden bakire meryem'e toprak ve kadın- emre caner (tam başlamıştım ki; araya suzan defter girdi, sonra da çoluk çocuk.)
6.çoluk çocuk- patti smith (sahaf festivali'nde almıştım bunu da. ama bir yandan yukarıdaki kitapları karıştırdığımdan, ancak bitirebildim.)
7.yazmakta olduğum proje için özel yetenekli çocuklar hakkında her nevi makale, kitap, araştırma okuyorum bir yandan da...

dün gündüzümü okumaya ayırmak istedim ve çoluk çocuk'u bitirdim. ama ne bitirmek... ağla ağla ağla... otobiyografilere bayılmasam da, böyle romansı hayatlar olunca gayet sevebiliyorum.
ardından şehrimizde devam eden 26. istanbul uluslararası kısa film festivali'nde biraz film izlemek üzere fransız kültür merkezi'ne gittik hayatımdakisevgiliinsan'la. 8 kısa film izledik:

1.gülümse- saim güveloğlu
2.bücür- sophie galibert
3.real honey- slawomir witek
4.neon lights- barbara s. mueller
5.clean- şevket onur cihan
6.baba- santiago bou grasso
7.polistan-çiğdem gülçiçek, yakup tekintanğaç
8. karpuz cenneti- gülistan acet 
hepsi iyi olmasa da, festival filmi izlemek hep iyi gelir bana. bir sürü farklı dünyaya girmek...


kapanışı çok sevdiğimiz taksim my house'da bir şeyler yiyerek yaptık. ne zamandır baş başa çık(a)madığımızı fark ettik ve iyi geldi. naçizane tavsiye olunur efem;)


son söz olarak, geçen sene bu yıl evliliğe adım atmıştık biz; iyi ki de atmışız. darısı tüm isteyenlerin başına;)

Pazar, Kasım 09, 2014

yaşar!

yaşar'ı oldum bittim çok severim.
günümüzde türkçe müziği en kaliteli, en kendine özgü biçimde icra edenlerdendir bence o. hem iyi bir müzisyen hem de iyi bir söz yazarı o, belki de şair hatta!
dönem dönem bazı şarkılarını takıntılı bir biçimde dinlerim, en sevdiğim şarkısının hangisi olduğuna bir türlü karar veremem.
cd de pek kalmadı ya, arabam olunca, tüm albümlerini arşivleyip yolculuklarımda dinleme hayalim var;)
o hayale biraz var, en iyisi şimdi sabah sabah bir kuple dinleyelim:)


"bana divane diyorlar
yok artık uslandım yar"

"söylemeliyim içimde tutamam yar
tutamam yar, unutamam yar
ölüm var dünyada!"

Cuma, Kasım 07, 2014

bazı adamlar...

"bazı adamlar, incitmeden sevemezdi
kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırdı arkalarında
bazı adamlarsa, tüm geçmişi unutturur, parmak uçlarından öperdi."


cemal süreya ile lisede tanıştım, 2002'de sanırım, sevda sözleri ile.
o günden beri de ara ara okur, kendimden geçerim adeta.
bu belgesel ile bugün karşılaştım henüz, 5 yıl olmuş oysa...

http://vimeo.com/5678659

Cumartesi, Kasım 01, 2014

gizli bir kaynaktır içim/ taşar içimden ruhum!

baharı çok seviyorum. 
ilkbaharı da sonbaharı da.
her ikisi de "yenilenme"yi çağrıştırıyor.
aşık, duygulu, coşkulu, cesur ve en çok da kendilerinden güç alan kadınlara gelsin:)


"damarlarımda yine aşk var
gözlerim yine bir manalı
başladı güneşli yağmurlar
ıslandı umudumun saçları
kırılan dallar gibiyim
ben her bahar dirilirim
gizli bir kaynaktır içim
kendime bir yol bulurum
ben her bahar aşık olurum
rüzgar olur yağmur olur
filizlenir anılarda gururum
taşar içimden ruhum

damarlarımda yine aşk var
gözlerim yine bir manalı
başladı güneşli yağmurlar
ıslandı umudumun saçları
gönlümde sönen ateşin 
küllerini savururum
kalbimdeki acelenin 
peşinde ben kaybolurum
ben her bahar aşık olurum
rüzgar olur yağmur olur
filizlenir anılarda gururum
taşar içimden ruhum"

Perşembe, Ekim 30, 2014

gönlümce bir ıssız ada bulmuşum...


"susamış suların akışı gibi
çaresiz gözlerin bakışı gibi
kapının ansızın çalışı gibi
akrebin ateşte yanışı gibi
vazgeçip uzaktan senin yanında
kendime cevapsız soru sormuşum
kaybolup giderken fırtınalarda
gönlümce bir ıssız ada bulmuşum
fark etmeden fark etmeden fark etmeden
senin olmuşum

güneşin gölgede kalışı gibi
uykunun düşlere dalışı gibi
kalbimin nabzımda atışı gibi
bir yolun bir yere varışı gibi
vazgeçip uzaktan senin yanında
kendime cevapsız soru sormuşum
kaybolup giderken fırtınalarda
gönlümce bir ıssız ada bulmuşum
fark etmeden fark etmeden fark etmeden
senin olmuşum"


Çarşamba, Ekim 29, 2014

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı


bugün, işgal altındaki bir devletin düşman işgalinden kurtulduktan sonra; yeniden doğuşunun, siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan değişiminin en büyük ve en kıymetli adımının 91. yıl dönümü!
ne acı ki, artık gelenekselleşen iş kazaları nedeniyle, buruk, üzgün ve öfkeli de olsak kutlu olsun büyük bayramımız!