Çarşamba, Kasım 07, 2018

Tayland İlk İzlenimler

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
29 Ekim 2018’de Chennai’den kalkan uçağımız yaklaşık 4 saat sonra Bangkok Don Mueang Havaalanına indi. Burada zaman Hindistan’dan 1.5 saat daha önde. Bu nedenle indiğimizde burada sabaha karşıydı. Pasaport kontrolü sırasına girdik hemen. Tayland’a giriş konusunda korkutan hikayeler okumuştuk internette. İlle dönüş biletini görmek istiyorlar, üzerinde çok nakit bulunmalı, banka hesabının dökümleri yanında olsun vb. Biz karayoluyla komşu ülkelere geçeceğimizden dönüş biletimiz yoktu. Diğer evraklar ve nakit de yoktu yanımızda. Neyse ki, tek bir soru sorulmadan, çok kolaylıkla ve hızla, 30 gün vize ile geçtik pasaport kontrolünden 🙏🏻Tüm gezginlerin böyle kolaylıkla geçmesini, stres yaşamamasını diliyoruz🍀
#Tayland Türk vatandaşlarından önceden alınan bir vize istemiyor. Havayolu ile geldiyseniz, pasaport kontrolünde maksimum 30 gün olmak kaydıyla, ülkede ne kadar kalabileceğinize dair damga basılıyor pasaportunuza.
Pasaport kontrolünden geçtikten sonra, bir miktar USD’yi buranın para birimi bahta çevirdik ve sonra havaalanından ilk otobüs 7’de olduğundan koltuklara uzanıp uyumaya çalıştık 2-3 saat. Saat 7’de kalkan otobüse bindik. Trafikte hiç korna duyulmayışı ve kurallara uyulması ilk dikkatimizi çeken unsur oldu. Burada da Hindistan gibi bize göre tersten akıyor ve yine motor çok yaygın. Çok sıkışıktı trafik, milim milim ilerleyerek metroya ulaştı otobüs ve burada jeton alarak metroya geçtik. Airbnb’den kiraladığımız ev On Nut durağındaydı ve çok durak vardı. Bu uzun yol boyunca insanları gözlemledik. İran ve Hindistan’dan sonra çok içe kapanık ve mesafeli geldiler bize. Herkes telefonu ile oynuyordu. Hindistan’da İngilizce çok rahat iletişim kurarken burada bir de çoğu kişinin İngilizce bilmemesi nedeniyle marketlerde, sokakta vs biraz zorlandık. Hindistan’dan sonra bir miktar da pahalı geldi bize. Zamanla anladık ki yerel gibi yaşarsak ekonomik aslında. Tayland Tai mutfağı ve sokak yemekleri ile ünlü. Özellikle akşamları her yer yemek tezgahı doluyor ve yerel halk da dahil evde pişirmektense herkes sokakta yiyor. Sokakta yemek çok ucuz, restoranlar ise epey pahalı. Biz başta evde kaldığımızdan, kendimiz pişirmeyi tercih ettik, ama sonra streetfood un tadına vardık biz de🤤 Amerikan markaları oldukça pahalı (starbucks, mc donalds vs) ama bizim BİM gibi adım başı olan 7/11 lar uygun ve biz de oradan epey alışveriş yaptık.
İnternet kaldığımız yerlerde ve bazen dışarıda da WiFi kullanıyorduk. Dün uzun bir yola çıktığımızdan, 7günlük AIS sınırsız internet paketi aldık 200bahta.
Bugün tam bir haftamız doldu burada. Henüz Bangkok ve Chiang Mai’yi gördük biz. Ayrıntılı anlatacağız her ikisini de. Bu iki şehir dışında, Ayutthaya (eski başkent, şu an antik kent), Pattaya ve elbette Adalar (Phuket vs) popüler destinasyonlar. Ayrıca meraklısına, çok fazla tapınak var tüm ülkede.


Salı, Kasım 06, 2018

Hindistan’da Tren Yolculuğu


*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*


Bangalore’da Über’den indik ve o hep filmlerde gördüğümüz, yerde yatan insanları ile devasa, kaotik tren garı ile karşılaştık. Hindistan’ın inanılmaz bir tren hattı var ve o kalabalık popülasyon bir yerden bir yere sürekli trenleri kullanıyor🚂 O kalabalıkta ve karmaşada sora sora peronumuzu bulduk ve beklemeye başladık. Son derece eski bir tren geldi, ama çok pis  değildi. Tren kalkana kadar ve sonra da durduğu istasyonlarda pilav biryani satıcıları vagonları dolaşarak satış yapıyor. Biz yerimize oturduk, sleeper almıştık, karşılıklı 2 çift kişilik koltuklar, vagon da epey boş. Tamam bir TCDD değil elbette, ama, “Oh ne güzel yalnızız, uzanır uyuruz” derken, kalkmasına yakın bir anda dolup taştı tren. Bizim koltuklara 3 kişi daha geldi, meğer koltukların üstlerinde iki kat daha varmış. Üç kişi karşılıklı üst üste yatıyormuş. Başta epey tedirgin olsak da, baktık 100 kilo adamlar çekinmeden üçüncü katta uyuyor, biz de rahatladık ve oldukça iyi uyuduk. Sabah Pondicherry’ye vardık. Bu değişik deneyimi yaşadığımız için mutluyduk. Daha da mutluluk veren az sonra bir tuktukla pazarlık yapıp anlaşarak Auroville’ye gidecek olmamızdı. Auroville’de hostelimiz Rusty Rabbit’e yerleştikten sonra, kahvaltı için, pek çok organik, vegan, vejeteryan güzel mekan seçeneğinden Auroville Bakery’yi tercih ettik. Zaten önünden geçip kokulara karşı koymak ne mümkündü! Sonra Auroville köyü, Mantimandir deneyimlerimiz oldu. (Her ikisini de kronolojik sırayı bozarak, güncel olarak paylaşmıştık, 6-7 gönderi öncesine bakabilirsiniz.) Son akşamımızda hostelde #cookingnight tı. Herkes kendi ülkesinden bir şey pişirecekti ve hep beraber yiyecektik. Herkes vejetaryen, bir kısım da vegan olduğundan şakşuka ve cacık yaptık biz. Onlar da sevdi, ama, ahh asıl bize nasıl iyi geldi tanıdık tatlar 🤤🤤🤤 Hep beraber çeşit çeşit yemekleri yiyip film izledik. Ertesi gün Chennai’ye gidecektik. Çünkü önceden alınmış bir uçak biletimiz vardı Chennai’den Bangkok’a. Hostelden anayola yürüyüp bir otobüse atladık ve Chennai’ye, indiğimiz noktadan da metro ile havaalanına ulaştık. Dopdolu ve harikulede Hindistan maceramız burada sona ermişti.



Hindistan- Bangalore

Hindistan’daki ilk uzun yolculuğumuz, Gokarna’dan yataklı otobüse binerek gece yolculuğu şeklinde oldu. Bir şeritte tek kişilik bir şeritte çift kişilik iki katlı yatakların bulunduğu, yatakların her birinin perdeleri, yastık ve örtülerinin olduğu oldukça rahat bir otobüstü. Tabi gece kulübünden bozma dekoru oldukça komikti. Çift kişilik yatakta rahat rahat uyuyarak geçirdiğimiz gecenin sonunda, sabahın erken saatlerinde Bangalore’a vardık. İndiğimiz yerden bir tuktuka binerek kalacağımız hostele geldik. Yol boyunca, buranın şimdiye dek gördüğümüz Hindistan’dan çok farklı, büyük bir şehir olduğunu gözlemledik. Zaten burası Hindistan’ın bilişim başkenti diye biliniyormuş. Hostelimiz Locul Uptown’a varınca da, oldukça derli toplu, sistemli daha bir “şehirli” bir mekan olduğunu fark ettik. Checkin işlemlerinden sonra şehri dolaşmaya çıktık. Yürüyerek ve metrolarla şehri dolaştık. Büyük şehirlerde en sevdiğimiz şey parklardır. Burada da Cubban Park’ta zaman geçirdik. Akşam, buraya gelmemizin asıl sebebi olan, arkadaş buluşmamız vardı. Üç aile oldukça güzel bir mekan olan Hammered’da lezzetli Hint yemekleri yedik. Ertesi gün sabah hostelde kahvaltımızı yaptık (3 çeşit vardı -cornflakes, patates, reçel ekmek- ve 2sini seçebiliyorduk). Ardından yine şehri gezmeye çıktık. Burada görülmeye değer pek çok tarihi ve kültürel yer var; saray ve çeşit çeşit müzeler gibi. Ayrıca özellikle sabah erken saatlerde ziyaret edilmesi makbul olan KR Market (çiçek, yiyecek, baharat çarşısı) de gezginler için çekici noktalardan. Bütün gün gezip yorulduktan sonra hostele gelip toparlanıp hayatımızın ilk #über ini kullanarak gara ulaştık. Bu gece ikinci uzun yolculuğumuzu yapacaktık; fakat bu sefer konforlu otobüs değil, Hindistan’ın meşhur trenlerini kullanacaktık!🚂


Hindistan-Gokarna

Palolem’de geçirdiğimiz harika 5 gün sonrasında halimizden çok memnun olsak da, yeni yerler görme arzusu ile Gokarna’ya gitmek istedik. Hostelimiz Summer’ın önünden bindiğimiz bir otobüs ile Canacona’daki otobüs durağına geldik. Gokarna otobüsünün günde bir defa saat 14:00 da olduğunu öğrenmiştik. Şehirler arası ve 3 saat süren bir yolculuk olacağından bizdeki firmalar gibi konforlu bir otobüs beklerken, yine belediye otobüsüne benzer bir araç geldi. Neyse ki yer bulup oturduk, sırt çantalarımızı da bir yerlere sığdırdık. 
Muhteşem manzaralar eşliğinde süren yolculuğumuz bitti ve artık #Karnataka eyaletindeydik. Gokarna otobüs terminalinden 1km mesafedeki hostelimiz Zostel’e yürüyerek ulaştık. #Zostel, Hindistan’ın ünlü hostel zinciri ve en iyi şubelerinin Gokarna’daki olduğu söyleniyordu. Vardığımızda akşam olmak üzereydi ve yerleşip dinlendikten sonra terasa çıkıp günbatımını ve turnaların süzülüşünü izlerken hakikaten eşsiz bir yerde olduğumuzu fark ettik. Hostelin bahçesindeki Mantra Restoran’da akşam yemeğimizi yedik. O akşam film izleme etkinliği vardı. Hep beraber Inside Out’u izledik keyifle. Ertesi gün civardaki pek çok plajı keşfetmek için köyden aşağı yürüdük. Yolda maymunlar gördük🐵🐒
Plajları yürüyerek ve yüzerek keşfederken Kudle Beach’te deniz anası değmesi neticesinde denize girmeye son verdik. Takı satan kadınlar yardımcı oldular, hemen soğuk su döktük onlarla, dediklerine göre pek çok kişi mağdur olmuş sabahtan beri denizanasından. Gideceklere dikkatli olmalarını öneririz!!! 10 gündür tüm sahillerde savuşturmuşsak da, bu kadar muhabbet neticesinde bir boncuk kolye aldık güneşin alnında çalışan emekçi ablalardan. 
Sonra kumda güneşlenmenin tadını çıkarıyorduk ki, yaşlı bir amca gelip plaj voleybolu oynamak ister miyiz diye sordu. Biz de çok sevdiğimizden hemen kabul ettik tabi. Nereli olduğumuzu sordu, söyledik. İsrailliymiş o, 69 yaşındaymış. Dünyada pek çok yeri gezmiş, Türkiye’ye de defalarca gelmiş farklı şehirlere, çok seviyormuş, gel gör ki son 10 yıldır gelmeye çekinir olmuş...Kudüs’ü de görmek istediğimizi söyleyince iletişim bilgilerini verdi, havaalanından bizi alıp gezdirebileceğini, bizim yaşımızda çocukları olduğunu söyledi. “Bastın ayrımcılık, yaşasın insanlık!” dedik...
3 kişi başladığımız voleybol, görenin katılmasıyla 12 kişiye çıktı. Birleşmiş Milletler gibiydi takımlar, her renk her milletten insan vardı, müthişti! Akşam olunca hostele döndük. Toparlanıp bir tuktuk çağırarak büyük otobüs terminaline gittik. Bu dolunay gecesini yolda geçirecektik.


Cumartesi, Kasım 03, 2018

Hindistan- Goa- Palolem

Calangute’daki 3 güzel gün ve gecenin ardından, 4.sabah, buradan da güzel olduğunu duydugumuz Palolem’e doğru yola çıktık. Palolem 120 km güneydeydi. Motor ya da otobüs ile gidilebilirdi. Biz, hostelde aynı odayı paylaştığımız Hintli arkadaşlarımız ile plan yaptığımız için, şoförlü araç kiraladık ve 4 kişi araba ile 2 saatte Palolem’e ulaştık.
Hostellerde kalmanın en sevdiğimiz yanı, bu sosyalleşme imkanı👌🏻 Palolem’de de bir gün önceden hostel ayarlamıştık. Summer bir önceki kaldığımız yere göre daha büyük, ferah ve sistemliydi. Dünyanın her yerinden gezginler, burada uzun uzun konaklıyordu. Sahibi Bee de İngiliz bir genç kadındı. Sağlıklı atıştırmalıklarla dolu bir kafesi, kamelyalı ortak alanı vardı, terasında da sabah-akşam gönüllü yoga dersleri. Daha ne olsun! Burayı gerçekten çok sevdik, gideceklere kesinlikle tavsiye ederiz. İlk akşamımızda terasta free beer gecesine denk geldik şansımıza, diğer akşamlar da bir mekanın açılış partisine beraberce katılma, oyun gecesi gibi eğlenceli ve konaklayanlar arasında iletişimi güçlendiren etkinlikler oluyordu. Burada kaldığımız 5 gün boyunca pek çok gezginle tanıştık, rotamız için fikirler aldık, biz onların rotalarına katkıda bulunduk. Kısacası ortamı oldukça rahat ve keyifliydi.
Palolem’de her gün -hostelin ikisi de pek güzel olan iki kahvaltı çeşidinden birini aldıktan sonra- plaja indik. Hava burada çok güzeldi ve deniz muhteşemdi. Ilık, açık mavi, bitimsiz ve denizden karaya baktığında harikulade bir doğa! Manzara karşısında her gün yeniden büyülendik!
Akşamları da hostelle sahil arasında çok fazla güzel restoran ve mekan seçeneği var. Biz en çok Nireas’ı sevdik, Avocado Garden da güzeldi.


Goa’da en çok hoşumuza giden şeylerden biri de, upuzun sahil hattında tek bir otel olmayışı ve mekanların da denizin başlangıcı ile 50 metre mesafede oluşu. Böylelikle, plajlar herkese ait; herkes istediği yere yatıp güneşlenebiliyor, istediği yerde yüzebiliyor. Ama tamamen ıssız, tesissiz de değil. Eğer şezlong, şemsiye, tuvalet, yeme içme ihtiyacınız olursa da mekanlar hemen yakınınızda.
Sahil boyunca, genelde mevsimlik işçi olarak buraya gelen, kumaş, kıyafet ve elyapımı takı satmaya çalışan Hintli kadınlarla karşılaştık her gün. Yabancı gördüler mi hemen “Hi Madam! Where are you from?” diye muhabbete girip, ürünlerini göstermeye başlıyorlar.
Palolem’de bir gün de, yürüyerek yarım saat mesafedeki #Canacona ’ya gittik. Burası daha da sakin, bazı bölgelerinde kimsenin olmadığı kayalıklı bir doğa harikası! Aslında bir yarımada denebilir buraya. Vahşi ağaçlar ve kayalar el verdiğince çevresini dönmeye çalıştık ama muvaffak olamadık. Yine de kimsenin olmadığı denizlerde yüzmek muhteşem bir histi💙


Cuma, Kasım 02, 2018

Hindistan- Goa- Calangute

Hindistan devasa bir ülke! Yönetim 28 eyalete bölünmüş; her birinin iklimi, kültürü, vatandaşların etnisitesi, dini farklı. Ülkenin resmi dilleri olan İngilizce ve Hintçe’ye ek olarak 21 yerel dil de resmi olarak kabul ediliyor. Ülkede o kadar farklı dil var ki, farklı bölgelerden gelenler kendi aralarında İngilizce konuşuyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bizim burada paylaştıklarımız, gezip gördüğümüz güneyine dair bilgiler olup, Hindistan’ın tamamını yansıtmayacaktır elbette.
Hindistan’da ilk durağımız Goa oldu. Goa ülkenin güney batısında Umman Denizi’ne kıyısı olan tropik bir eyalet. Hindistan cevizi ağaçları ile süslü muhteşem görüntülere sahip bir bölge. Aslında tam “gerçek hindistan” değil, çok turistik bir bölge ve ayrıca yerleşmiş batılı da çok fazla. Uzun süre Portekiz himayesinde kaldığından Hristiyan ve Latin kültürünün izlerini taşıyor. Çok fazla kilise ve Hristiyan okulu var. 


Aslında burası 68 kuşağının, hippilerin uğrak yeriymiş. Buraya arınmaya ve aydınlanmaya geliyorlarmış. Partiler yapıp, denize çıplak giriyorlarmış. Tabi sonra keşfedildikçe kalabalıklaşmış.  40-50 yıl önce kim bilir nasıldır vahşi doğası. Upuzun sahil şeridi ve biyoçeşitliliği şimdi bile muazzam.  Sezon Kasım-Mart olarak söyleniyor; özellikle yılbaşında çok güzel oluyormuş. Ama, o dönem çok kişi tarafından  tercih edildiğinden elbette her şey çok daha pahalıymış.
Calangute da #hashtagrooms da kaldık. Oldukça sakin ve temizdi. Sahibi Piyush ve eşi hostelin her şeyiyle kendileri ilgileniyor ve konaklayanlarla çok samimi bir diyalog kuruyor.
Biz vardığımızda ekim ortasıydı, sezon yeni yeni başlıyordu. Hatta sahillerdeki beachshackler onarılıyor, yenileniyordu. Hava biraz kapalıydı ve deniz dalgalıydı. O nedenle yüzmedik. Sahilde uzun uzun yürüyüşler ve yoga yaptık, Prince of Tides da lezzetli Hint yemekleri yedik ve her akşam huşu içinde günbatımını izledik. 
Bir gün yürüyerek Candolim e bir gün de Baga ya gittik. Candolim sakindi; ama, Baga çok kalabalıktı. Zaten tam sezonda büyük partiler Baga’da oluyormuş. Bir de kuzeydeki Anjuna da. Biz oraya gitmedik, çünkü orası için motor gerekiyordu. Hindistan’daki ilk günlerimizde motor kiralamaya cesaret edemedik. 
Goa su sporları bakımından oldukça elverişli bir bölge. Tekne turu, yunus izleme, dalma, sörf, parasailing vb.
Denizin bunca güzel ve uçsuz bucaksız olduğu bu bölge elbette Denizürünü sevenler için bir cennet. Çeşit çeşit balıklar, karidesler, yengeçler, kalamarlar... Goa sadece, denizle ilgili güzellikler  sunmuyor aslında. Kültürel gezi sevenler için Antik Goa ve tapınaklar, doğa gezisi sevenler için de Dudhsagar Şelalesi görülecek yerler arasında.

Salı, Ekim 30, 2018

Auroville- Matri Mandir


Bir yıl önce @gezginyogini nin blogunda görüp dikkatimi çekmişti. 
Şöyle yazıyordu:
“Auroville; Sri Aurobindo’nun en gözde öğrencilerinden biri olan  
The Mother’ın hayalini kurduğu bir şehir. The Mother Mısırlı bir anne ve Türk bir babanın 1878 yılında Paris’te doğan kızı. 1910 yılında Pondicherry’de Sri Aurobindo ile tanışıyor ve yıllar içerisinde onun öğrencisi oluyor. 1930 yıllarında the Mother’ın aklına tüm insanlığın birlikte kardeşçe yaşayacağı evrensel şehir hayali düşüyor ve  1960’lı yıllarda Sri Aurobindo topluluğu Auroville projesini ortaya atıyor, UNESCO da bu projeyi destekliyor. 28 Şubat 1968’te 124 farklı milletten 5000 kişi Auroville’in ortasındaki banyan ağacının etrafında bu şehrin temellerini atıyor. 124 milletin temsilcilerin kendi ülkelerinden getirdikleri topraklar beyaz mermerle kalpı lotus şeklindeki bir kabın içerisinde karışıtırılarak saklanıyor. Şu anda da Anfi Tiyatro’nun ortasında bulunuyor bu kupa.”
Çok merak ettik bu yeri! Nasıl etkileyiciydi “Dünyada tüm milliyetlerin ötesinde herkese ait bir yer olmalı” fikri!
Ve Cumartesi günü gelip gördük bu yeri🙏🏻 Şu an 3000e yakın sakini ve dünyanın her yerinden belli periyotlarla eşlik eden gönüllüleri ile devam ediyor bu çevreci, hümanist ve evrensel oluşum. 50 yıl içinde bitimsiz gönüllü çalışmalarla geliştirilmiş. Çorak arazi ağaçlandırılmış, organik tarım yapılıyor, sürdürülebilir enerji kaynakları kullanılıyor, her şeyde geridönüşüm sağlanıyor, hatta tuvaletler öyle tasarlanmış ki, insan dışkısı bile gübreye dönüştürülüyor. Ayrıca her gün pek çok etkinlik, pek çok atölye yapılıyor; yoga, dans, tarım, müzik vb. Kişilerin tüm kimliklerinden sıyrılıp sadece insan olarak var olduğu bu komüniteyi çok sevdik ve daha sonra, bu sefer gönüllü olarak gelmeyi yazdık #bucketlist imize😉


#Auroville nin sembolü olan #matrimandir küresi sessizlik meditasyonu alanı. Biz Cumartesi günü ziyaret ettiğimizde o alana girebilmek için adımızı yazdırdık, pazar doluydu, Pazartesi 08.45 için bir bilet verdiler. (Her gün 10-11 ve 14-15 saatleri arası isim yazdırma saatleri). Ücretsiz olan bilet, ömürlük; yani, bundan sonra istediğimizde gelip meditasyon yapabiliriz burada😌

29 Ekim 2018 Pazartesi 8.45’te geldik Auroville’ye. Önce 15’dk lık bir video izletildi ve ardından shuttle servislerle kürenin yakınına geldik. Burada üzerimizdeki her şeyi emanete bıraktık ve bir görevli tarafından içerisi hakkında bilgilendirildik. Ardından kürenin içine girdik ayakkabılarımızı çıkarıp. Beyaz, sade ve sessizdi. Farklı bölümlerini dolaştık; su sesi vardı bir bölümde, bir bölümde ışık. Farklı din, dil ve ülkeden 50-60 kişi çember olup oturduk meditasyona. Yaklaşık bir saat sonra küreden çıktık ve yeniden bilgilendirildik buraya özgü ağacın altında. Hayatım boyunca unutamayacağım anlardı🙏🏻

Pazartesi, Ekim 29, 2018

Hindistan Mutfağı

Hindistan’da yemekle ilgili göze çarpan ilk şey #Vegetaryan beslenmenin yaygınlığı.Sadece veg menüye sahip mekanların yanısıra tüm restoranların mutlaka #veg ve #vegan menüsü var. #Nonveg menülerde tavuk,balık ve deniz ürünü (deniz ürününün en iyisi  Goa’daymış) oluyor genelde.Keçiye bir yerde rastladık şimdiye kadar. #Danaeti meselesine gelince, “inekleretapıyorlar” demek doğru olmaz ama geleneksel olarak kutsal sayıyorlar ve Hindular asla yemiyorlar.Nasıl bizde kedi,köpek sokak hayvanı ise,inekler de orada sokak hayvanı gibi özgürce dolaşıyor,kimse karışmıyor onlara.Trafik duruyor kimi zaman,inekler geçiyor rahatça. Söylediklerine göre yemek yasak değilmiş artık esasen.Ama biz ne restoranlarda ne de marketlerin kasap reyonlarında #beef e hiç rastlamadık.Bizdeki #domuzeti gibi sanırım;yasak değil ama yemek isteyen olursa aleni biçimde bulması pek de kolay olmuyor.Süt de #ineksütü yaygın değil ama bulunuyor; hayvansal olarak #keçisütü bulunabiliyor.Bitkisel olarak ise pekçok şeyin sütünü bulabilirsiniz; #soyasütü #bademsütü #hindistancevizisütü..Yoğurt olarak kendi yoğurtları var,bizimkine daha benzer #greekyogurt da her markette satılıyor.



Biz dışarıda yediğimizde çoğunlukla pirinç ve noodle yedik.Yediğimiz her şey oldukla acı,yağlı,sarımsaklı,baharatlı ve karışıktı.Biz acı sevdiğimiz için genelde bayıla bayıla yedik.Tavuk ve balığı kebap,tandır,pilavı büryan şeklinde pişirmeleri Türk mutfağı ile benzer yanı.Kişniş çok fazla kullanılıyor baharat olarak,ve elbette bir baharat karışımı olan ve farklı türleri bulunan #masala yı pek çok besinin içinde bulabiliyorsunuz.Restoranlarda Tali diye bir seçenek var, #vegtali ve #fishtali denedik biz. Çıtır bir çeşit ekmek olan aşırı lezzetli #paparam (#pappad da deniyor) ve bir kase pilav ile 3-4 tabak farklı sebze/balığın sunulduğu geniş bir tabak #tali Pekçok çeşit sunması bakımından zengin bir öğün seçeneği.Genel olarak porsiyonlar çok büyük zaten.Ekmeklerden #naan #çapata #pratha denedik,çok lezzetli.Hele bir de bir restoranda #butternan geldi ki,o an #karadenizpidesi zevki yaşattı bize🤤
Pazarları, marketleri gezdik epey; sebze, meyve envai çeşit. Yollarda da manavlara rastlanıyor sıklıkla; fiyatlar bizdeki gibi denebilir. Egzotik meyvelerin çoğunu denedik; #papaya #mango #guava #cumcordapple #passionfruit #coconutsuyu ...
#Kahvaltı meselesine gelince; gerçekten #türkmutfağı nın en güçlü kalesi peynir, zeytin çeşitleri içeren kahvaltısı ve insan yurtdışında çok özlüyor. Burada kahvaltıda #dosa dedikleri bir çeşit krepin içine soğan ya da patates koyarak yanına da #sambar dedikleri bir sosla yiyorlar. Ayrıca #idly ya da #Samosa gibi hamur işi çeşitleri olabiliyor. Kahvaltıda  #whitetea denilen sütlü, baharatlı çay içiliyor.
Suyu hep kapalı tükettik. Bizdeki gibi küçük su görmedik, hep 1-1,5 ya da 2 litre. Hava o kadar nemli ve o kadar çok terleniyor ki, ancak öyle içmek kesiyor insanı. Restoranlarda bile su isteyince 1litre geliyor. Bizdeki gibi dalga geçercesine 330ml gelmiyor ;)
Ve evet çatal-kaşık pek kullanmıyorlar; sulu yemekleri ekmekle, pilavı elle yiyorlar.



Cumartesi, Ekim 20, 2018

İran’da Couchsurfing

10.10.2018
Tebriz, Siahkel, Rasht, Lahijan ve Tahran’daki günlerimizden sonra şimdi Isfahan’a doğru giden bir otobüsteyiz.
Daha önceki seyahatlerimizde kalabalık grup olduğumuz için ev kiralıyorduk. İlk defa deneyimlediğimiz Couchsurfing -1 ya da 2 kişiyseniz- harika bir seçenek! Bu sayede 4 tane şahane aile tanıdık🙏🏻



Ücretsiz konaklama sağlaması ile daha uzun gezmenize yardımcı olması ilk hedef gibi görünebilir.



Ama aslında çok daha fazlası couchsurfing.



Turist gibi gezmek değil bir şehri, o şehrin insanlarını günlük yaşamda tanımak. Evlerini, yaşayış biçimlerini, fikirlerini öğrenmek, sofralarına konuk olmak. Dünyanın her yerinde insan’ın nüanslarıyla güzel, ve fakat, aynı zamanda nasıl benzer olduğunu tekrar tekrar fark etmek...


Ve en önemlisi, dünyanın farklı şehirlerinde dostlar kazanmak 💛

Çarşamba, Ekim 17, 2018

İran Yemekleri


Yemeklerin ve çorbaların geneli sebze, et ve hububatın bir arada kullanılmasıyla pişiriliyor.. Bizimkinden farkı kırmızı değil biraz daha kahverengi olması. Bir de elbette İran mutfağının vazgeçilmezi #safran! Başlarda garipsediğimiz bu tada kısa sürede alıştık. Çorbadan ana yemeğe, çaydan tatlıya her şeyin içine eklediklerini söyleyebiliriz. Yemeğin yanında sofrada ortada her zaman kocaman bir pilav oluyor. Onun da safranlı olduğunu söylememize gerek yok herhalde 😄 Pirinçler uzun ince. 
Sebzelerden patlıcan (#bademjan) çok kullanılıyor. Bizim favorimiz #kashkobademjoon oldu (erimiş peynirli, karamelize soğanlı kızarmış patlıcan)🤤
Ekmek olarak, lavaş türevleri ve Ramazan pidesi gibi çeşitler mevcut.
Ceviz yemeklerde sıklıkla kullanılıyor. Yoğurt, turşu bizimki gibi. Ayran sodalı, naneli ve daha az kıvamlı. 
Kuzu, dana ve tavuk eti dışında #deveeti de var mutfaklarında (denemediğimiz için nasıl tadı var bilmiyoruz).
Balık çeşitleri fazla ve bizimkilerden farklı kırmızı bir balık çok meşhur kuzey bölgesinde, ayrıca kurutulmuş balık da tüketiliyor. 
Meyveler bizimkilerle çok benzer, Türkiye’de ne varsa aynı lezzette burada da var. Küçücük çok lezzetli karpuzları var.
Suları buzlu ya da dolaptan çok soğuk olarak içiyorlar. Çeşme suları içiliyor.

Öğle ve akşam yemeklerinin zenginliğinden farklı olarak kahvaltıları bize göre oldukça sade. Lavaş, peynir, bal, reçelden oluşuyor, bazen de yumurta ekleniyor. Kahvaltıda servis tabağı kullanılmaması ve çatal yerine kaşık kullanılması dikkatimizi çeken farklılıklardandı.