Salı, Temmuz 12, 2011

kronik obur

öncesi ve sonrasında en az 2 saat açlık gerektiren kansızlık ilacımı kullanamıyorum!!!
çünkü, bu ilacı içmek, 4 saat bir şey yiyip içmemek demek oluyor.
fekat, hayatımda öyle bir 4 saat pek olmadı!!!
sabah erken uyanıp kahvaltıdan önce ilacı içemiyorum.
kahvaltı, kahve, atıştırma, derken "neyse öğleden sonra içerim" diyorum.
öğleden sonra da benzer tablo olunca...
gece yatmadan 2 saat önce yemeyi kesebilmişsem, uyumadan içebiliyorum anca...

Pazar, Temmuz 10, 2011

hayatımdakisevgiliinsan'ı anlatıyorum gözlerim kapalı...

hayatımdakisevgiliinsan'dan öğreneceğim çok şey var...
onu hiç ama hiç "stresli" ya da "telaşlı" görmedim mesela... hep sakin ve rahat...
en sevdiği söz "du bakalım"...
benim gibi panikleri, kaygıları ve korkuları yok hiç...
aaa ama 2 konuda korkusu var onun da; unutmuşum.
biri, denizde açılmam :)
diğeri de, esenler'e bilet bulmaya gitmem :)

ondan öğrenmem gereken bir diğer şey de, çok güvenli oluşu. yani, güven duygusu çok gelişmiş. ne desem, ardını aramaz, "acaba" demez, "ne demek istedi şimdi" diye kendini yemez...
bu özelliği, direkt soramayıp/ söyleyemeyip kendisinin anlamasını beklediğim durumlarda beni çıldırtabiliyor gerçi.
son derece ince ve düşünceli biri olmasına rağmen, dolandırarak sorduğum sorulardan hiç beklediğim cevapları alamıyorum.
örnek gerekirse, 2-3 ay önce yaşanan bir diyalogumuz:
"hayatta en çok ne istersin?"
"senin gibi 9-3 çalışmak."

evim evim güzel evim...


evim'e geldim...
huzur bulmaya...
sevinç depolamaya...

Perşembe, Temmuz 07, 2011

hayatta zorlanıyorum ben...


ben, sadece, her şey yolunda gitsin istiyorum...
biraz da zorlamadan, tırmalamadan... kendiliğinden hani...
her zaman ille bir zorluk çıkmadan, su gibi...
bir seferinde de kolaylıkla, şansla olsun mesela...

yanlış seçimler mi yapıyorum...
yanlış yollarda mı yürüyorum...
neden tıkır tıkır gitmiyor...

Salı, Temmuz 05, 2011

gereksiz tespit. arayıp da buldum- volume 3

dergilerde, gazetelerde rastlıyorum da; mesleğinde öne çıkmış, belli başarıyı yakalamış kişiler şöyle anlatıyorlar hep:
"çocukken bile oyunlarda bilmemneyden mikrofon yapar, şarkıcı olurdum." (şimdi şarkıcı olmuş mesela)
ya da
"küçükken bebeklerime giysiler dikerdim." (şimdi tasarımcı olmuş mesela)
vesaire, vesaire...
bense bunu desem mesela:
"küçükken oyunlarda insanları dinler, anlar, kendilerini anlamalarına yardımcı olurdum"...
...
ya da, yine başarı hikayelerinde, şöyle oluyor:
"aslında 5 yıl psikoloji/ işletme/ mühendislik eğitimi aldım. ama mesleğimi hiç yapmadım/ sadece 2 yıl yaptım. bana göre olmadığını anladım. sonra yeteneğimi fark ettim/ pastacılık kursuna gittim." (şimdi ünlü pastacı olmuş mesela)

az bilinen, oysa, çok sevilmeyi hak eden şarkı

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

klişesevenkadın-bir şeyin değeri kaybedince anlaşılır

(alakasız fotoğraf)

-ayrıldıktan tam da bir hafta sonra-
şimdi düşünüyorum da,
okulda çalışmanın en güzel yanlarından biri,
(şu an tatilde olmanın dışında)
sık aralıklarla, muhtelif nedenlerle, öğretmenler odasına yığılan ikramlarmış...
çocukluğumda annemle gittiğim "gün"lerden sonra, yeniden çeşit çeşit tatlı-tuzlu yemeyi nasip eden tüm veli ve öğretmen arkadaşlara teşekkürü borç bilirim (:
bi de bi hizmetlimiz vardı. odaya gelip camımızı açardı. "2 bilgisayar var, çok radyasyon olur" derdi. camdan radyosyonun hızla odayı terk edişini izlerdik (:
bi de son zamanlarda, artık öğrenciler gelmez- ders işlenmezken, tüm öğretmenler çocuklarını da getirirdi. öyle tatlı öyle şirindiler ki, oracıkta doğurasım gelirdi. o yumuş tenlerine temas etmek mutluluk yayardı...
güzeldi be.

Pazar, Temmuz 03, 2011

feysbuk zırvalıkları- volume 2

şayet,
bir ademoğlu/kızı facebook hesabını dondurmuş yahut yeniden aktive etmiş ise,
bilin ki;
işbu kimsenin ilişki durumunda bi değişim sözkonusudur.

Cumartesi, Temmuz 02, 2011

özgür kadın özgür toplum


(fotoğrafı nereden aldığımı hatırlamadığım için, kaynak belirtemiyorum maalesef.)

kadınların straplezle, mini etekle rahatça dolaşabileceği yerdir, yaşamak istediğim yer...
yooo, hiç de sığ değilim.
çağdaşlığı, kadının özgürlüğünü, kadının "açık" giyinebilmesinden ya da istediğiyle sevişebilmesinden ibaret görenlere de kızmışımdır hep.
ama, aslında, çok alakalı bi yerde.
asırlardır, pekçok kültürde baskılanmış olan "kadın"ın özgürce, istediği gibi yaşayabiliyor olması, o yerin havasını epey bir değiştiriyor sanki...

Cuma, Temmuz 01, 2011

ölmeseydik ne iyiydi...



"bütün mülksüzler, sahipsizler, yoksullar, en temelinde doymak bilmeyen iştahın mağdurlarıdır. "


radikal'in internet sayfasından bir yazı.

etkileyici, acıtıcı...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1054483&Date=29.06.2011&CategoryID=78