Perşembe, Kasım 17, 2011

moderninsan dertleri


zaman önemli... ölümlüyüz zira... yani, zaman'ımız kısıtlı.
lakin, sanıyorum ki, "modern zaman"da değeri iyice arttı zaman'ın...
istisnasız herkes koşuşturuyor, bir şeylere yetişmeye çalışıyor.
teknolojik gelişmeler, dönemimizin nimetleri bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, bir yandan da başka yükler getiriyor... insanoğlundan beklenenler artıyor. bir şey olmak yetmiyor, çok şey olmak gerekiyor...
her şey daha ulaşılabilir, bu nedenle her şeye el atmak, her şeyi denemek istiyoruz sanırım.. hiçbir şeyi kaçırmamak..


@@@
tüm bu her şeyi yakalama telaşının yanısıra, buna engel olan fiziksel yorgunluk var bir de... işe gidip çalışmak yoruyor tek başına. işyerinde gün boyunca "çıkışta şuraya uğrayayım, bunu yapayım" diye planlar yapıyorum mesela, ama işten sonra tek isteğim bir an önce eve gidip rahatlamak oluyor, hiçbir şeye halim kalmıyor. saat 5'te hava kararıveriyor zaten, gün bitmiş gibi oluyor güneş olmayınca...

velhasıl, bol güneş, bol enerji, bol zaman diliyorum cümlemize!

not: kitap fuarı da kaçtı:(

Salı, Kasım 15, 2011

Pazar, Kasım 13, 2011

25 yaşta 35 numara ayak dramı- volume 2


yazımdan da hatırlayabileceğiniz gibi, küçük ayaklarımla başım dertte.
şehir fırsatı sitelerinden gelen bir e-posta sayesinde bu konuya çözüm olabilecek bir site keşfettim.
lakin, internetten kitap vs. almaya oldukça alışkın olan ben, denemeden giysi ya da ayakkabı almaya henüz sıcak bakmıyorum. bu nedenle çok güzel modeller olmasına rağmen, cesaret edemedim.
deneyeniniz var mı acaba?

Cumartesi, Kasım 12, 2011

izmir desem sineması

şimdi, bilmeyenler için bir güzellik yapıp, güzel izmir'in sahip olduğu bir güzellikten bahsedeceğim;)
pasaport iskelesinin çok yakınında , alsancak'ın göbeğinde bulunan desem sineması'ndan.

desem sineması, 9 eylül üniversitesi rektörlük binasının içinde üniversitenin sürekli eğitim merkezi'ne bağlı olarak uzun yıllardır kesintisiz (bazı yazlar hariç) hizmet veren sinematektir.


benim keşfim lise yıllarımda, popüler filmlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi sinema zevkimi oluşturmaya başladığım zamanlara tekabül eder.
desem, im juli, wilbur wants to kill himself, italian, solino, dogville, edukators, good bye lenin gibi avrupa filmlerini izleme, öğrenme şansını bana tanıyarak sinema zevkimin gelişmesine hatırı sayılır bir katkıda bulunmuştur.
üniversite yıllarım boyunca da elimden geldiğince programı takip edip, orada pekçok önemli filmi izledim.
izmir'de sinema salonlarında, gişe kaygısıyla çoğu yapımın -maalesef- gösterime girmeyişi, beni oldukça üzerken, üzerinden 3-5 ay geçtikten sonra desem'de izleme şansım olduğunu bilmek gerçekten rahatlatıcıydı...
hem de en uygun sinema salonunun yarı fiyatına!
şimdi istanbul'da izmir'e dair en çok özlediğim şeylerden biri, kesinlikle desem.
izmir'de yaşayanların bu nimeti iyi değerlendirmelerini -naçizane- öneririm!
bu da, ekim-aralık programı:
incelediğinizde, bana hak vereceksiniz.

Perşembe, Kasım 10, 2011

çoksevilmegereksinimim- volume onbinkırk

sanırım en çok bu konuda yazıyorum.
bu konuda değilmiş gibi görünenlerin altında da ekseriya bu tarz duygular var.
bugün bi anda fark ettim de, yeni değilmiş bu özelliğim. zira, bi anı geldi buldu beni 17-18 yıl öncesinden...
anlatayım, siz de görün;




bizim evde öğlen ve akşam babam geldiğinde "ona kapıyı açmak ve terliklerini getirmek" ablam ve benim çok önemsediğimiz bir şeydi. yarışırdık adeta.
bir öğlen, yine babam geldi yemeğe. tam hatırlayamıyorum, sıra bendeydi de ablam mı bozmuştu ne. kapıyı o açmıştı babama, babam da teşekkür etmişti ona...
o kadar üzüldüm ve ablama o kadar kinlendim ki, babam gidince, ilk işim yeni alınan barbibebeklerimizden ablama ait olanın zarif ayakkabısını koparmak oldu.
öcümü almıştım...

Çarşamba, Kasım 09, 2011

savaşma; seviş




şarkı da sezen aksu'dan gelsin:
http://www.youtube.com/watch?v=R9VlCY9yw_w

annecikler


her birey biriciktir ve özeldir, elbet.
bunu, her şeyden önce mesleğim gereği, kabul etmiş&benimsemiş bir insanım.
lakin, bazı annelerin çocuklarını bunca abartmalarına, çocuklarının eşsiz-benzersiz ve olağanüstü varlıklar olduğunu sanmalarına katlanamıyorum çoğunlukla...
hep onları anlatmalarına, sıradan hikayelerini çok orijinal sanmalarına sinir oluyorum...
yüzleştiriveresim geliyor.

@ bu arada, feysbuk hesabımı dondurdum. 3 yıl sonunda.. anlamlı bi nedeni yok dondurmamın, açık olmasının da olmadığı gibi..
hep gıcık olurdum bi açıp bi kapayanlara, "biz de seni takip ediyoduk, pek üzüldük gitmene" diye dalga geçer kıs kıs gülerdim. siz de beni bu şekilde ezebilirsiniz; serbestsiniz.
o değil de, kısacası, artık feysbukta geçirdiğim zamanı da blogumda geçireceğim. bilginize;)

Pazartesi, Kasım 07, 2011

hayaller hayaller... (volume 3)


avrupa'ya gel benle
uyuruz köprülerde
beatles, van gogh, don quijote
bir şarap şişesinde...

Pazar, Kasım 06, 2011

öğrendim ve paylaştım


geçenlerde kitapçıda görünce "aa hüsnü arkan kitap yazmış!" diye şaşırdım. müziğine ve karakterine son derece saygı duyan biri olarak kitabı çok da merak ettim.
lakin cezalı olduğum için (elimdekiler bitene kadar kitap almama uygulaması) alamadım.
sonra eve gelip internette araştırınca fark ettim ki, 5. kitabıymış!!!

bi de erkin koray'ın "meçhul singles&rarities" isimli yeni albümü çıkmış. "dinlemeli" derim.
çok çok sevdiğim şarkısı "meçhul"u dinleyelim o halde:

Cumartesi, Kasım 05, 2011

huzur


izmir'in dağlarında çiçekler açar
altın güneş orda sırmalar saçar


mutlu bayramlar!