Cuma, Ekim 08, 2010

"yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek"

dediği gibi çok sevdiğim muhterem şairin;
ben de ölmesem de bayılıp kalacağım birgün telaşımdan...
aklıma sığmayan küçüklü büyüklü "yapılacaklar" listemden...
hep "tamam"lamaya çalışmaktan...
bir türlü "tamam"layamamaktan...
bitmemiş işler'ime saplanıp kalmaktan...

dünyayı güzellik kurtaracak



Ada

Bir kıyıdan baktım dünyaya
Ellerimde tuz avucumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti yüreğime vuruyor
Nerede nerede insanlar

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

0 üzüntü birden gelir
Yağmurlu havalarda
Yeniden kurarım dünyayı ben kederlerle
Kimseler aşık değil mi bu şehirde

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

Hava, martılar ışıklı şehir
Sarhoş ediyor beni yosun kokusu
Hilesiz kucaklamak istiyorum
Dünyayı, şehri ve seni

Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey

Perşembe, Ekim 07, 2010

bağlanmasak hiçbişiciklere...

en kötüsü de sıkıntılı, sorunlu, yavaş internet.
bir dönem hiç yoktu, kafamız rahattı.
kendimizi hayatın nice başka aktiviteleriyle/ yönleriyle oyalayıp yaşayıp gidiyorduk.
şimdiyse var ama, safi sinir stres.
aç sayfayı, bekle dur, ümit et, hayal kırıklığı yaşa, beklediğini alamayınca kız, "zamanım boşa geçti" diye üzül...
ilişkiler gibi biraz.
beklenti olmayınca, acı da yok aslında...

bi de müzik/ video koyabilmeyi öğrensem şu bloguma (tesadüfler-3)


"şebnem paker- dinle"yi dinlemek geldi dün içimden. yazdım youtube'a, dinledim.

sonra, bundan 13 yıl önce, o şarkıya eurrovision gecesinden sonra, bir kez daha ulaşmanın ne kadar zor olduğu geldi hatırıma.

epey çabalamıştık ablamla, şarkıyı bir kez daha dinlemek istiyorduk, sözlerini öğrenmek, şarkı ve solisti hakkında bilgi edinmek...

gel gör ki, istediğin an istediğin bilgiyi/ veriyi önüne getiren bir kaynak vardıysa da halktan uzaktı henüz.
-yazıyı klişeleştirmek isteseydim, tam da bu noktada "analog ve dijital fotoğraflar" üzerine düşünce paylaşımıyla devam ederdim. iyi giderdi belki.
fakat, niyetim o değil.-

niyetim yine, tesadüflerin insanı olduğumu göstermek.
bugün, bir öğrencim için istanbul'daki güzel sanatlar liselerini araştırırken, kadıköy avni akyol anadolu güzel sanatlar lisesi müzik bölümü öğretmenlerinden birinin şebnem paker olduğunu öğrendim.


Çarşamba, Ekim 06, 2010

jadore koklayıp mutlu olmak

gün içinde arada yapıyorum bunu, başlarda bilinçsizceydi, birden fark ettim.
çok fazla sıkmaya kıyamıyorum, koklayarak mutlu oluyorum.
bir de bu kıyamama hadisesi çorap konusunda da var, sabahları kendimi çorap çekmecemi açmış 5 dakikadır çorap seçmeye çalışırken yakalıyorum.
en çok sevdiklerimi işe değil de, mesela, arkadaşımın evine giderken giymek istiyorum. işe giyersem boşa harcanmışlar gibi gelecek sanki, hak ettikleri değeri alamamışlar gibi.
amma küçük hesapların insanıymışım ben ya.

atilla ilhan

MAHUR BESTE

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız

O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

Geceler uzar hazırlık sonbahara

gezmek tozmak görmek eğlenmek istiyorum!


tüm şehirleri görmek istiyorum ben, hepsini merak ediyorum.

gördüklerim 10 adet henüz.

daha çok yolum var.

neyse ki, gencim ben daha!

Pazar, Eylül 26, 2010

istanbul'da 2. yıl

burda bazı şeyleri benimseyemedim bir türlü.
"artık izmir'de yaşamadığımı" kabul edemedim belki ben hala...
giysilerimi izmir'deki terziye götürüyorum mesela, saçımı izmir'de kestiriyorum...
sonra mesela, dün feribotta "izmir'e gitsem de bi vapura binsem" dedim.
istanbul'da vapur yokmuş gibi...
bu şehirde hiç vapura binmiyorum ben. "vapur" demek, "izmir" demek benim için hala.
denize hasretim hatta istanbul’da...
bir büyükçekmece var çok sevdiğim, orası da istanbul gibi değil zaten... huzurlu ve sakin, izmir gibi.

my best friend's wedding!



İlk defa yakın bir arkadaşım evlendi cumartesi akşamı. Düğüne gittim bursa’ya.

Güzeldi, duyguluydu benim için. Lakin, düğün hadisesinin saçmalığını anladım bir kez daha. Gel gör ki, anne babaların gözleri ışıl ışıldı. Sanırım değerdi...

Yolculuk ise, yine maceralıydı az da olsa.

Üniversiteyi ailemden uzakta okumamış olsam da üniversite ile beraber, ortalama her ay bir defa şehirlerarası yolculuk yapmaya başladım.

Tüm bu yolculuklarımda cam kenarında ya da koridorda oturmak çok da mühim olmadı benim için aslında. Ama alışkanlıktan ötürü öyle alıyorum bileti. Bilmeden yerime oturmuş numarası yapanlarla karşılaşıyorum sonra. Bu seferki bombaydı ama, akli dengesi yerinde olmayan bir teyzecikti, pekçok koltuk gezdi 3 saatte.

Yolculuk konusunda bir diğer alışkanlığım da; nilüfer turizm. Çok memnun olduğumdan değil, yine alıştığımdan seyahatlerimi ordan tercih ediyorum. Bilenler bilir; nilüfer turizmle seyahat etmek demek sibel can çantada keklik klibini izlemek ve izlemesek de hot rod tam gaz diye bir filmin varlığından haberdar olmak demektir. İkram kısmına hiç girmiyorum; zira, yine, bilenler bilir!

Cuma, Eylül 24, 2010

yaşar kurt- kara

(dinleyin, dinletin!)


Gitmek gelir içimden
Gitmek uzaklara
Çekip alır bir deli rüzgar
Tutar kara


Kumda kayar ayaklarım
Yüreğim soluk soluğa
Martılar can atar
Ben ekmek atarım onlara


Gemiler bensiz gider
Hayali uzak limanlar
Avucumda tütün sarısı
Birde yaşanmamış zamanlar


Kumda kayar ayaklarım
Yüreğim soluk soluğa
Martılar can atar
Ben ekmek atarım onlara