Pazartesi, Şubat 20, 2012

iyi haftalar ;)

Cumartesi, Şubat 18, 2012

bir şeyler bir şeyler... bıt bıt bıt..


"birisini sevmekle gelen o inanılmaz hoşgörünün gücü azaldığında, ayrıntılar bile batar insana."
diye yazıyordu kumral ada mavi tuna'da...

sanırım en zoru;
bir zaman sonra,
birlikte olabilecek kadar çok sevmeyip
ayrı olabilecek kadar da az sevmemek...

tam tatmin olamasak da, yaşanan onca güzelliğin hatırına kalmak...

Cuma, Şubat 17, 2012

dünya kedi günü


sevgili izlediğim bloglardan öğrendiğime göre, dünya kedi günüymüş bugün.
albümümün nadide parçalarını paylaşmanın zamanıdır o halde;)


bizim büyük çaresizliğimiz- seyfi teoman


film hoş.
filmin uyarlandığı barış bıçakçı'nın aynı isimli romanını da okuma isteği uyandırdı ziyadesiyle.
sözlükte yapılan bir yoruma aynen katılıyor ve sizlerle paylaşıyorum:

"iyilik dolu bir film.
hiç bir gerilim yok, çok dingin.
keyifle izletti kendisini. "


taner birsel az görünüyor ama öz görünüyor. sonlara yakın yine bir rakı sofrasında kurduğu cümleler çok etkiledi beni:

"şimdi gülüyoruz da; o zamanlar 'hata yaptım beceremedim' duygusu çok kötüydü ya...
aslında bir hata varsa o da neydi biliyor musunuz? hata, bu kadar ağır bir şeyin altından kalkabileceğini düşünmek...
yani, anneni babanı kaybetmişsin, daha çocuksun...
bakıyorsun, 'aa, yaşıyorum' diyorsun, 'demek ki kaldırabiliyorum, ayaktayım, bir işim var, çetin iyi kötü okuyor, bir felaket bekliyordum ama olmadı' diyorsun...
oysa, zamanla oluyor ne oluyorsa yahu... insan fark etmeden, sen anlamadan.
çetin şimdiki çetin oluyor mesela, ben de böyle bir murat..."

Perşembe, Şubat 16, 2012

blog'u tweeter'laştırmak-7

@ aöf ikinci üniversite harçların 2 taksidi son ödeme tarihi: 29 şubat! kaçırmayalım;)

@ bahçelievler ilçe emniyet müdürlüğü yaşam hastanesi'nin dibindeki o müthiş yerinden taşınmış! ehliyetimi teslim almak için gittiğimde, ben mağdur oldum, siz olmayın;)

@ işten eve dönerken havanın kararmamış olması, mutluluk sebebi! kışı uğurluyoruz;)

@ kitapçı gezdim dün. yine bir sürü yeni kitap çıkmış. çıldırıcam!!
çok sevdiğim 3 yazarın da yeni kitaplarını gördüm hem de:

ece temelkuran- kayda geçsin
murathan mungan- doğu sarayı
sunay akın- bir çift ayakkabı

ah ah, nasıl aklım kaldı..

@ sunay akın demişken, haftasonu oyuncak müzesi'ne gittik biz. tavsiye ederim;)

@ o halde, sunay akın'dan bir kuple ile sonlandıralım yazımızı:

"sen bana mı soruyorsun 'yalnızlığı sever misin' diye
ben ki çayı bile iki şekerli içerim, birlikte erisinler diye"

Çarşamba, Şubat 15, 2012

orhan veli'den...

bayrak

ey bir muharebe meydanında
avuçları kanımla dolu
kafası gövdemin altında
bacağı kolumun üstünde
cansız uyuyan insan kardeşim!

ne adını biliyorum
ne günahını.
ihtimal aynı ordunun neferleriyiz
ihtimal düşman.
belki de tanırsın beni.
ben İstanbul' da şarkı söyleyen
tayyareyle Hamburg' a düşen
majino' da yaralanan
atina' da açlıktan ölen
singapur' da esir edilenim.

alınyazımı kendim yazmadım
bununla beraber biliyorum,
o yazıyı yazanlar kadar olsun,
çiçekli dondurmanın tadını
cazbant sesindeki sevinci,
meşhur olmanın azametini.
sen de nimetler tanırsın biliyorum;
çaydan, simitten,
kalınca bir paltodan gayrı.
zeytinyağlı enginar, kremalı keklik
bir kadeh black and white viski,
kıl pranga kızıl çengi bir esvap.

yirmi yıllık çalışmanın
bir kurşunluk hükmü varmış,
hayata harkof bölgesinde atılmakmış nasip;
aldırma.

biz bir bayrak getirdik buraya kadar;
onu da ileriye götürürler;
şu dünyada topu topu
iki milyar kişiyiz,
birbirimizi biliriz.

Salı, Şubat 14, 2012

başucumda müzik- kürşat başar

yazdığım gibi, yeni kitap arayışım için ev arkadaşımın kitaplığına başvurmuştum. ve böyle rahatça okunan, akıp giden bir kitap isteyince, bu kitabı önermişti arkadaşım.
dün gece bitirdim kitabı.
gerçekten de, keyifle okunan bir kitap.
1950'lerden 60'lara uzanan demokrat parti iktidarı dönemi konjonktüründe bir aşk hikayesi konu ediliyor romana. zaman zaman insana "yok artık" dedirten tesadüflerle gelişen, "bu kadarı zaten ancak romanlarda olur" dedirtecek kadar büyük bir aşk...



güzel sözler söylemiş kürşat başar, güzel tespitlerde bulunmuş. işte bunlardan bazıları:

* gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk/hiçbir yere gitmiyor. (e. cansever)

* birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın.

* politika bana göre bu ülke için bir şeyler yapmaktan çok kendileri için çalışa, kendi aralarındaki oyunlarla uğraşan ve bunun için pek çok şeyi göze alanlara göreydi. ben politikacıların iyi bir şey yapacağına hiçbir zaman inanmadım.

* bu oyunun bir kerelik olması ve bütün acemiliğimize rağmen bir şans daha verilmemesi beni hep incitir...
büyük bir haksızlık değil mi bu?
karşımıza çıkan her yol ayrımında bir seçim yapmak, bir inden vazgeçmek, birilerinden ayrılmak, ötekini seçersek ne olacağını hiç bilmeden, yalnızca düşünerek ya da içimizden gelen sesi dinleyerek (çoğu zaman o da başkalarının sesi tabi) sağa değil de sola gidivermemiz, bu sıradan seçimlerle bütün hayatımızı belirlememiz tam bir saçmalık değil mi?

* insan kendisi için yılların geçtiğini kolay kolay anlamıyor. yaşlanmanın, ölümün başkaları için olduğunu sanıyor.
sanki beyaz bir kağıda çizilmiş resmimizin üzerine sürekli ince şeffaf bir kağıtla bir yenisi konuluyor, her ince yaprakta belki küçük bir çizgi, belli belirsiz bir kıvrım var ama öylesine yavaş yavaş değişiyor ki, yılların geçtiğini, o yüzün değiştiğini fark edemiyor insan.

* ne olursa olsun hayatını durdurma! durup hayata bakmaya başladığın zaman yaşamak zordur.

* hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, doğruları bilip yanlışları seçmek istemesi midir?
belki ondan da kötüsü, yanlışları seçmek istediği halde doğruları seçmek zorunda kalmasıdır.

* insan hayatında sözcüklerden çok kullanılan ne var?
onun için sözcükler eskidir, yıpranmıştır, kirlidir.
içleri hep, yüzyıllar boyu ortak anlamlar oluşturan şeylerle doldurulmuştur.
onları alıp yeniden, sizinle bir başkası arasında, yalnız ikinize ait çağrışımlarla dolu, yalnız ikinizin tam olarak ne anlama geldiğini bildiğiniz sözcüklere dönüştürmek neredeyse imkansızdır.

* aslında her şeye anlam veren zamandır.
eğer zamanı çabucak geçirebilmeyi ya da istediğimiz kadar uzatmayı başarabilseydik hayat eşsiz olurdu.

* tembel, umursamaz, zamanın geçişine aldırmadan, zamanın henüz, her an, ne yaparsak yapalım kaybedilen ve bir daha asla geri getirilemeyen bir şey olduğunun, dünyadaki en değerli şey olduğunun farkında bile değilken, hiçbir şeyi tasarlamaya, karar vermeye, düşünmeye, kaygılanmaya gerek yokken, akşam uykularının derin uyunduğu, gerçekle düşün henüz birbirinden ayrılmadığı, sabahları uyandığımızda bir bardak sıcak taze sütün kokusunu duyduğumuz ve aynı o süte benzeyen denizin ışıklı örtüsüne baktığımız günler....

Pazartesi, Şubat 13, 2012

faşizan zihniyet her yerde- volume 2


"herkes kendi zenci'sini yaratıyor ve o şekilde mutlu oluyor." dedi bir arkadaşım...
haklıydı...
kendimizi, diğerlerinden farklı/ üstün görmeye pek meraklıyız hepimiz... puan veriyoruz, değer biçiyoruz insanlara kafamızdan... kendimizden yukarıda gördüklerimiz var, aşağıda gördüklerimiz var...

en çok da feysbuk'ta görüyoruz bunun tezahürünü... saçmasapan gruplaşmalar, klikleşmeler ve öteki'ni daha küçük görmeler.
izmir mesela... (bir izmirli olarak, insanların "salt izmirli olmak"tan ötürü kendilerini "üstinsan" olarak görmelerinden ne denli tiksindiğimi bilenler bilir)
ve daha pekçok örnek...
insanların içindeki faşist nasıl çıkıverdi , şaşkınlıkla seyrediyorum.

Çarşamba, Şubat 08, 2012

kartopu tatlısı


sevgili izlediğim bloglardan birinde görmüştüm tarifini:
"- 1 kutu krema
- 1 su bardağ pudra şekeri
- 1 su bardağı süt tozu
çırpılıp, buzdolabında 2 saat bekletilir. sonrasında küçük parçalar koparıp yuvarlanarak hindistan cevizine bulanır."
şeklinde oldukça pratik bir tarifti.



dün denemek istedim. lakin, hazırlanan krema, bir türlü top yapılacak kıvama gelmedi, akışkan kaldı.

ben de moralimi bozmadım elbet;)

pasta altı keki sütle ıslatıp üzerine kivi dizdim (krema oldukça tatlıydı çünkü). üzerine kremayı sürdüm. ceviz ve hindistan cevizi ile süsledim. biraz fazla tatlı olmakla beraber, oldukça lezzetli bir tatlı oldu. afiyetle yedik.

fakat, yine de çok sevimli görünen kartopu tatlısından vazgeçmek istemiyorum! bu tatlının başka bir tarifini bilen var mı?
sanırım, içine margarin gibi katılaştırıcı bir şey eklenmeli..
yardımcı olursanız sevinirim;)

Salı, Şubat 07, 2012

tesadüfler- volume 9

bazen, garip bir şekilde, bir şeye aynı gün içinde defalarca rastlıyorum..
bir kitap, bir film ya da herhangi bir şey..
mesela gazetede görüyorum sabah, sonra internette alakasız bir şey ararken o yeniden çıkıyor karşıma, sonra yine alakasız bir sohbet sırasında lafı geçiyor vs.

nasıl oluyor, niye oluyor gerçekten anlamıyorum.
size de oluyor ama, öyle değil mi?


bugün de "the help" filmi öyle oldu. filmi de, kitabı da (duyguların rengi/ yardımcı) ikide bir karşıma çıkıyor. ben de napayım, işaret saydım bunu ve filmi de kitabı da listeme yazdım ;)