Çarşamba, Şubat 05, 2020

2020 OcakAyı Kitaplar (2) ve Filmler (3), 1 de Dizi

Ocak ayının nasıl geçtiğini anlamadığım gibi, şubat ayının da neredeyse ilk haftası geçti bile. Öyle tembelim ki bu ara... Boş boş oturarak zaman geçiriyorum. Hiç alışkın değil bünyem buna. Suçluluk hissi bırakmıyor yakamı "faydalı" bir şey yaparak geçirilmeyen zamanlarda. "Demek ki şu an buna ihtiyacım var" diyorum sonra. Hem herkes bebek doğduktan sonra dinlenmeli zamanlara hasret kalacağımı söylüyor. Belki de depolamakta fayda vardır:)
Bu tembellikle geçtiğimiz ay neler izlemiş neler okumuşum bakalım:

Togo
Yılın ilk filmi Willem Dafoe'lu Togo oldu. Bir Disney filmi olan Togo yer yer abartılı olsa da sıcak ve keyifli bir hikaye.


Ateş Böceklerinin Mezarı
Isao Takahata’nın 1988 yapımı bol ödüllü animesinden yakın zamanda haberdar olmuştum.

Bir cumartesi akşamı için seçtim ve 1,5 saatlik bu muhteşem anlatıyı göz kırpmadan ve sonlarında gözyaşlarımı tutamadan izledim.
İkinci Dünya Savaşı dönemi Japonya’sında iki kardeşin yaşam mücadelesini anlatan film, savaşın ne düzeyde acı verici bir şey olduğunu yüzümüze çarpıyor...
Çok etkilenerek izledim. YouTube’da Türkçe altyazılı olarak bulunuyor.
Israrla öneririm, pişman olmayacaksınız.



Farewell
Duyduğum andan itibaren çok merak ettiğim ve izlemek istediğim bir filmdi. Yarıyıl tatilinde İzmir'de annem ve ablamla izledik. Başka Sinema kapsamında Karaca Sineması'nda gösterimdeydi. Güzel bir filmdi ama beklentimin biraz altında kaldı. Çin'e dair, geleneklerine, aile ilişkilerine, düğün kültürlerine dair fikir sahibi olmak güzeldi. Ayrıca kanser gibi bir hastalık temelinde gitmekle beraber hiç ajitasyon olmayışı da filmin iyi yanlarından. En etkileyici kısım ise ana fikri olan "Kişiyi öldüren kanser değil, kanser olduğunu (öleceğini) bilmesidir." mesajıydı bence. 
Ben kişinin ölümü yakınsa bilmeye hakkı olduğu, kişiden kesinlikle saklanmaması gerektiği görüşündeydim hep. Ama filmden sonra biraz karıştı açıkçası. Sizin fikriniz nedir? 


Anna with an e- I. sezon
Bu dizi instagramda beğenisine güvendiğim hesaplarda epey karşıma çıkınca merak etmiştim. İlk sezonunu çok severek izledim. İnsana dair temel öğelerin tüm doğallığıyla anlatılmasının hoşluğunun yanı sıra, izlemeye başlarken bilmediğim bir özelliği olan Suffragette hareketinden bahsediyor oluşu ayrı mest etti beni. İzlemeye devam edeceğim.


Arkadaşıma Veda

Yılın ilk kitabı, bir hafta sonu için öğrencimden ödünç aldığım ve hızlıca okuduğum Zülfü Livaneli’nin Arkadaşıma Veda’sı oldu.

Salih Bozok’tan oğluna Atatürk’ü anlattığı bir mektup şeklinde kurgulanan kitap, ilkokul çağlarından vefatına kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını çocuklara uygun bir dille anlatıyor.
Bildiğim anılarını tazelemek, cumhuriyetimizin ne şartlar altında kurulduğunu bir defa daha anımsamak iyi geldi bana.
Sonsuz şükranla.



Nohut Oda

Melisa Kesmez, Bazen Bahar ve Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz’den bu yana okumak istediğim bir yazardı.

Yarıyıl tatilinde İzmir’deyken ablamın kütüphanesinde Nohut Oda’yı görünce de hemen okumaya başladım.
Esasen öykü sevmem ben pek. Ama evim dışında kaldığım ve rutinimin bozulduğu zamanlarda iyi olabiliyor öykü okumak.
Beş hikayeden oluşan bu kitapta en çok sonuncusunu (Kız Kardeşim Handan) ve bir öncekini (Görüşürüz) beğendim. Her ikisi de oldukça oturmuş ve iç sızlatan anlatımlardı.
Annemin Çadırı da güzeldi ama ilk iki öyküyü (Kalanlar, Son Bir Çay) zayıf buldum.
Bütüne bakınca, tema; meskenler, ayrılıklar, kırgınlıklardı.
Akıcı ve kolay okunan bir dili var genel olarak; bununla beraber, sanıyorum yazarın sosyal medyada aşırı övülmesinden kaynaklanan yüksek beklentimi karşılamadı benim.
Tatil kitabı olarak iyi gitti yine de.


Perşembe, Ocak 30, 2020

Medeniyet İyi mi Kötü mü?

Yazmayı oldum bittim çok sevdim de, bazı dönemler oluyor ki zihnimden sürekli bir şeyler geçiyor ve ben hepsini yazıya dökmek için yanıp tutuşuyorum. Bu ara da öyle bir dönemimdeyim.
Instagram'ı daha nadir olarak, gördüğüm güzellikleri çekip paylaşmak için kullanırken, daha çok aklımdan geçenleri paylaşmak için kullanıyorum; önce sözler geliyor, sonra ona uyacak bir fotoğraf arıyorum çoğu zaman galerimden. Biraz da günlerimi, yıllarımı ilerde hatırlamak için her gün bir paylaşım yapmayı seviyorum.
Bu aralar öyle çok ki anlatmak istediklerim, insatgramda hikayelerim pıtır pıtır doluyor, günde bir gönderi yetmez oluyor. 
Derken, dedim ki "Benim bir bloğum vardı! Bir zamanlar içimden gelenleri, anılarımı sık sık paylaştığım... Neden artık sadece aylık ve yıllık değerlendirmeler için kullanayım, neden böyle yoğun zihin akışı dönemlerimde orada yazmayayım?"
Ve zihnime takılan bir meseleyi paylaşmak için eski günlerdeki gibi bilgisayar başına oturdum:)
Bu konuyu paylaşmadan önce, anlatacaklarımın tamamen kişisel fikrim olduğunu, bilimsel verilere dayanmadığını, katkı sağlayacak her türlü görüşe teşekkür edeceğimi belirtmek isterim.
Şöyle ki, yeni akımlar, düşünceler başta benim de ilgimi çekse de, zamanla suyu çıkıyor, trende dönüşüyor ve pazarı oluşup ticarete dökülüyor gibi bir gözlemim var. Bu nedenle de saflığını kaybediyor gibi geliyor ve mesafeli durmaya başlıyorum. Zaten genel olarak, hiçbir fikrin körü körüne savunucusu olmanın doğru olmadığına yürekten inanıyorum.
Modern çağa ait her şeye "tu kaka" deme ve eskinin daha iyi olduğunu savunma modası var malum.
Sapiens'i okurken bu konuda zihnimde bir lamba yanmıştı; bizim hep öyle sandığımız gibi, dünya kötüye falan gitmiyor! 
Kanserler, hastalıklar artmıyor. Hep vardı, tanı bilinmiyordu ya da insanlar yaşlanacak kadar yaşamıyordu bile...
Madem o kadar kötü besleniyoruz ve eskiden çok güzel besleniliyordu, nasıl oluyor da günümüzde daha sağlıklı ve uzun yaşıyoruz artık?
Ya da doktorsuz doğum, evde doğum madem çok iyiydi, neden anne ve bebek ölüm oranları düştü yıllar içerisinde?
Bitkisel yağlar çok iyiydi ve kaliteli kozmetik ürünleri kötü de, nasıl oluyor da eskiden insanlar 40 yaşında yaşlı görünürken genç kız gibi görünüyorlar şimdilerde?
Ablamla bu meseleyi konuştuğumuzda, kimyasal cilt bakım ürünlerinin en azından bilimsel laboratuvarlarda defalarca test edilmiş ürünler olduğunu (hayvanlar üzerinde deney yapan markaları kullanmıyoruz) söylüyor ve ben ikna oluyorum açıkçası:)


Bu "doğal" meselesi ile ilgili çok güzel bir yazı okumuştum, maalesef yazanı hatırlamıyorum şimdi. "Doğal olan her şey iyi gelir"in bir yanılgı olduğunu, bitkilerin kullanımının çok hassas bir konu olduğunu; oranının, hangi bölgesinin hangi döneminde kullanılacağının, kullanım şeklinin vs çok iyi bilinmesi gerektiğini anlatıyordu.

İşte böyleyken böyle. Fikri, bilgisi olanlar paylaşırsa, kaçırdığım noktaları gösterirse çok memnun olurum:)
*Daha geniş bir felsefeden bakıyor ve "medeniyet" adı altındaki her şeyin doğaya, doğal akışa çomak sokmak olduğunu ve insan ırkının yaşam süresini ve kalitesini uzatmak için ilerlerken ekolojik sisteme zarar verdiğini savunanları ayrı tuttuğumu da belirteyim.* 



Pazar, Aralık 29, 2019

2019 Aralık Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (5), 1 de Dizi

Aralık ayı koşarak geçti resmen, gerçekten hiç anlamadım nasıl sonuna geldiğimizi. Sadece ayın değil, koca bir yılın da sonuna gelmiş olduk böylelikle:)
Bu ay nasıl geçmiş diye bakacak olursak, yine açık öğretim sınavlarım vardı:) Bu defa Anadolu Üniversitesi'nde son bir dönemi kalan Sosyal Hizmetler bölümünün vizeleri. Bir haftam ona çalışıp, hafta sonu sınavlara girerek geçti.
Ablam geldi 5 günlüğüne, onunla güzel vakit geçirdik.

Bu ay izlediğim neler okumuş neler izlemişim bakacak olursak...
Önce filmler:

Marriage Story
Son derece gerçekçi ve adeta tiyatro oyununu andıran doğallıkta bir filmdi. Çift terapisti bakışı ile izledim büyük oranda. 'Kişiler nasıl birbirine çekiliyor ve sonra ne oluyor da birbirleri için çekilmez oluyorlar' meselesini özellikle de Adam Driver'ın şahane oyunculuğuyla seyirciye aktaran güzel bir filmdi.


Bozkır
Geçen ayki Parasite vakasını yaşadık yine:) Altın Portakal'da ödüllerin büyük kısmına layık görülen Ali Özel'in ilk filmini izlediğimi sanarak oturdum ekran başına. Zamanla anladık ki Özcan, Mehmet Tanrısever'e ait Bozkır- Kuşlara Bak Kuşlara filmini açmış:) Başlarda gayet güzel giden film, ortalardan sonra tıkanmaya ve gitmemeye başladı... Bir dahaki ay gerçek Bozkır'ı izlemek kısmet olur umarım:)



Silsile
2014 yapımı Silsile filmi Netflix'teki Türk filmleri arasında bir süredir ilgimi çekiyordu. Bir akşam ablamla izledik. Tek bir gecede geçen olaylar örgüsünden oluşan film oldukça gerilimli, heyecanlı ve bence çok başarılıydı.



Parazit
Bu ay çarşamba sinema günlerimi aksattım. 
Çünkü vizyonda ilgimi çeken pek film yoktu.

İlgimi çeken filmler Başka Sinema’da ve bana yakın salon da maalesef yok.
Ablam buradayken bir gün İstiklal’e gidince, programımıza sinema da ekledik. Bu sayede, 1 Kasım’dan bu yana görmeyi çok istediğim Parazit’i izleyebildim.
Beklediğime değdi, çok başarılı bir film hakikaten. 2 saat 15 dk, arasız, pür dikkat izledim.




Capernaum/Kefernahum
Yine bir akşam ablamla evde izledik ne zamandır listemde olan bu filmi. Nadine Labaki'nin yönetmenliğini yaptığı bu Lübnan filmi kurmacadan çok belgesel edasındaydı. Ağır bir dramın içindeki çocukların ve insanların yaşamına tanıklık ettiğimiz filmi neredeyse tamamen götüren çocuk oyuncu Zain Al Rafaea'nın başarısı takdire şayan!



Bu ay izlediğim dizi ise, 3 bölümden oluşan Three Days of Christmas.
Her bir bölümünde aynı ailenin 3 farklı dönemindeki Noel gününü anlatıyor dizi. Anlatılan şey ilişkiler, ailelerdeki sırlar vs. olunca istemeden de olsa mesleki kimliğimin gözüyle izlerken buluyorum kendimi:) 
Aile kavramı, çoğu zaman karmaşık, kaotik; kimi zaman boğucu, engelleyici, örseleyici... "Kutsal Aile" zaten bir mit, bunu artık hepimiz biliyoruz sanırım...
Özellikle evden ayrıldıktan sonra aile evlerindeki toplaşmalar, aile üyelerini özlemle birbirine kavuştururken bir yanıyla da gerginlik verici ve eski travmaları hatırlatıcı niteliğe sahip olabiliyor...
Her şeye rağmen güven duygusunun ilk tesis edildiği, yaşamımızın ilk ve en önemli ilişkilerine sahip yer aile; görüşmesek bile, derinden bağlı olduğumuz kökleri bize veren yapı... 
Dilerim şeffaf, sevgi ve şefkat dolu olsun herkesin ailesi.



Kitaplara gelince:
Öfke Dansı

4-5 yıl önce Çift ve Aile Terapisi eğitimindeyken çok değerli Nevin Dölek Hocam önermişti.

Her nedense yıllardır okunma sırası gelmemişti.
Çift ve Aile Terapisi eğitimi alırken okumak uygun bir eşzamanlılık olurmuş sahiden de.
Ama işte her kitabın bir vakti var ve ancak zamanı gelince okutuyor kendini.
9 bölümden oluşuyor kitap ve -özellikle de kadınların- aile ilişkilerinde, iş yerlerinde ya da diğer önemli ilişkilerinde yaşadıkları sınır ve öfke sorunlarını, nedenlerini anlatıyor ve uygulanabilir kalıcı çözüm yolları sunuyor.


Hem alanda çalışan profesyoneller için hem kendini tanımaya ilgi duyan alan dışı kişiler için anlaşılır, pratik ve önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Kendi okuma listeme de serinin diğer kitapları Kandırma Dansı ile Dans Eden Benlikler’i ekliyorum.




Gizli Bahçe
Bu ayın çocuk kitabı Gizli Bahçe, tıpkı arka kapak yazısındaki şu sözler gibi tatlı hislerle bırakıyor okuyanı:

“Zenginliğin biraz da dünyayı, doğan güneşi tüm güzellikleriyle görebilmek olduğunu anlatan bu kitap;

Yaşam sevincinin biraz zorlanılsa da etrafa yayılabileceğini bir çocuğun yaşantısını anlatarak gösteriyor.
Yaşamınız gizlediğiniz bir bahçe olmasın; bahçenizi başkaları ile paylaşın;)”



Nazar
Yılın son kitabı Nazar, Ortaçağ Avrupası'nda kilise, engizisyon, kadın ve cadı avı konusunda oldukça akıcı ve kendine özgü bir roman. Çok severek okudum ben, zulüm gören tüm kadınlara adanan bu kitabı.


Perşembe, Aralık 05, 2019

2019 Kasım Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (5), 2 de Dizi

Kasım bu sene başladığım AUZEF Çocuk Gelişimi Bölümü vizelerime denk gelen ve zamanımın bir kısmını ders çalışarak geçirdiğim bir aydı. Bu ay başka neler oldu diye düşünecek olursam, annem geldi ziyaretimize ve onunla gezip dolaştık biraz.
Bir de doğum günümün olduğu ay Kasım! Ve doğum günümde instagramda duyurduğum haberi buradan da vermekten imtina etmeyerek söyleyebilirim ki, hamileliğimin de üçüncü ayıydı kasım!!!:)
Biraz bulantılı biraz uyuklamalı günler geçirirken ne izlemiş ne okumuşum bakalım:

Gazap Üzümleri

Gazap Üzümleri 1997’den beri kütüphanemdedir.

5.sınıfta 23 Nisan konulu kompozisyon yarışmasında ilçe ikincisi olunca okul müdürüm hediye etmişti. Bunca yıl öylece durmuştu.
Kasım başında hali hazırda başlamış olduğum 10 kitaba ek olarak birden onu da okumaya başlamıştım:)
(Bir süredir kitaplara başlayıp başlayıp bırakıyorum...)
Ama elimdeki baskıda yazılar öyle küçüktü ki devam edemeyeceğimi anlayınca Yaşar Kemal Kütüphanesi’nden ödünç almıştım.
Şahane bir okumaydı.
1930’larda Amerika’da yaşanan büyük göç ve dramı Steinbeck’in usta dilinden okumak büyük hazdı.
Bunca yıldır kütüphanemde duran bu önemli kitabı okumaya niye bu kadar geç kalmışım diye hayıflandım...


Simyacı

Simyacı büyülü bir kitap.

Can dostum Sevgi ile Simyacı’yı 20 yıl sonra yeniden okumayı konuşup, benim “Kütüphanemde neden/nasıl Simyacı yok” diye şaşırmam ve okul kütüphanesinden ödünç almamdan 5 gün sonra ile

Özcan’a sebepsiz bir sürpriz olarak iş arkadaşından Simyacı hediye geldi!
Artık kütüphanemde Simyacı var:) 

Bu özel kitabı 20 yıl sonra yeniden okumak, altını çizdiğimi anımsadığım cümlelere gülümsemek, kimi ayrıntıları unutmuş olsam da ana fikri ve genel hatlarıyla hikayeyi hatırladığımı fark etmek çok güzeldi.

O zamanki denli etkilemedi elbette ama 30 yıldır kitleleri etkilemeye devam eden bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu:)

Kitabın mesajı açık:
“Bir şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmek için bütün evren işbirliği yapar.”
Konfor alanından çık; hayalinin, hikayenin, hazinenin peşine düş!




Gelelim filmlere:
Aykut Enişte
Bir akşam kafa dağıtmak için beklentisiz biçimde açtık evde ve sandığımızdan çok daha fazla eğlendik. Gerçekten akan ve komik bir senaryo, keyifli vakit geçirilecek bir aile filmi.


Joker
Bu ay çarşamba sinema günlerimden birinde Joker'i izledim.
Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim bir filmdi Joker.

Beklediğim gibiydi. Sert, acıklı...

O karanlık atmosferine rağmen 2 saat hızla aktı gitti.
“V for Vendetta, Fight Club ve hatta Kuzuların Sessizliği karışımı” demişler ekşi sözlükte. İyi bir tanımlama.
‘Bize ne oluyor da olduğumuz kişi oluyoruz, toplumda adalet yoksa anarşi nasıl patlak verir’ meselesi var bu filmde de.
Filmin bunca akıp gitmesinde belki en büyük pay Joaquin Phoenix’in. Teee yıllar önce bir diğer efsane film Quills ile sevmiştik kendisini, bu filmde oyunculuk şovu yapmış adeta. O nasıl oynamaktır!
Son olarak, ben bir ruh sağlığı çalışanı gözüyle izledim filmi ister istemez...
‘İnsan çok canı yandığı için can yakıyor, öfkeli herkes aslında çok kırgın’ bilgisini anımsadım defalarca...
Tüm insanlar için sevgi dolu bir çocukluk ve yaşam diledim can-ı gönülden ...



7. Koğuştaki Mucize
Çarşamba sinema günlerimin bir diğer filmiydi 7. Koğuştaki Mucize. Kore uyarlaması filmin önce orijinalini izlemek istiyordum aslında ama önce bunu izleyebildim. 
Filmlerde zırıl zırıl ağlayan yapımbu filmde de durmadı elbette. 
Eksiklerine rağmen güzel bir filmdi bence.



Yok Artık
Evde izlediğimiz filmlerden Yok Artık sağlam oyuncu kadrosuyla dikkatimizi çekti. Birbirinden farklı bağımsız hikayelerden oluşan film oldukça eğlenceli ve akıcıydı. Kafa dağıtmak için izlenebilecek filmlerden.



Parasyte
Başka Sinema'da oynayan Parasite filmini çok istememe rağmen yakınlarda oynayan salon olmayınca bir türlü gidemedim ve evde izlemeye kalktık bir akşam. Onu bulamayınca bir başka aynı isimli film izledik:)
Pek benim tarzım çıkmadı ve benim aklım hala asıl Parasite'te:)


2 de dizi izlemişim bu ay:
Şahsiyet
İlk yayınlandığı dönem izlemeye başlayıp, hikayeye giremeyince bıraktığım ve sonra yeniden izlemeye devam ettiğim Şahsiyet’in son üç bölümünü izleyerek bitirdim bu ay başında. Ay sonunda da sonuna kadar hak ettiği Emmy ödülünü aldı Haluk Bilginer, ne mutlu bize!

Sarstı geçti dizi...

İnsanı kalbinde yumru ile bırakan, içine baş ağrısı ile uyanmasına sebep olan bir huzursuzluk salan, izlerken değil de ertesi gün ağlatan, etkisinden uzun süre çıkılmayacak bir yapım... Asla vıcık vıcık olmayan; ama insanın içini kanırtan bir ağır dram...
Tam Hakan Günday’a yaraşır türden ...
****İzlemeyenler için spoiler içerir!
Son sahnelerde çalan Reyhan türküsü nasıl sızım sızım...
“Analar kuzusu Reyhan...”
Ah Reyhan ah Nevra...
Çocuklar, genç kızlar, kadınlar... Her birisi anasının kuzusu olan...
Her gün yüzlerce ana kuzusunun gözünün içine bakıyorum, pırıl pırıllar... İncitmeye, kalbini kırmaya kıyamazsınız hiçbirinin.
Sonra düşünüyorum, tecavüzcüler de bir ana kuzusu; böyle pırıl pırıl bakıyorlardı hayatlarının bir döneminde...
Canavara dönüşümlerini anlamakta zorlanıyorum... Çıldıracak gibi oluyorum...




Ramy
Amerika'da yaşayan Mısırlı bir aile ekseninde dönen keyifli bir dizi. Sadece üç bölümünü izledim henüz, kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Bakalım devam edecek miyim öylece bırakacak mıyım:)



Pazar, Kasım 03, 2019

2019 Ekim Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (4), 1 de Dizi ve Müzikal

Bir ay daha hızla gelip geçti yaşamımızdan, hem de mis gibi bir ay, Ekim!
Bu ay iki hafta sonu yoga uzmanlık eğitimlerim vardı. Bir hafta sonu da ablamlar ve annem geldi, onlarla Edirne'ye gittik. Sonra ablamlar döndü, annem bir süre bizle kaldı. Sonra biz onu İzmir'e bırakıp, Turgutlu'ya geçtik 4 günlük tatilde. 
Bunlar dışında mesleki çevirilere biraz zaman ayırdım.
Dolu dolu bir aymış, şöyle bir dönüp bakınca:)
Gelelim neler okumuşum, izlemişim kısmına:

Kavim
Mesleki okumaların arasında bir nefes almak olsun diye, sürükleyici bir roman olarak Ahmet Ümit’in eski romanlarından biri olan Kavim’i tercih etmiştim.
Özellikle yarısından sonrası oldukça akıcıydı.
Ahmet Ümit kitaplarında en sevdiğim şey, romanlarında işlediği alt metin, tarih bilgisi, o konuyla ilgili bolca bilgi vermesi.
Bu kitapta da Süryaniler, Hristiyanlık, Mor Gabriel ve Aziz Pavlus hakkında bolca bilgi sahibi oldum.
Yanılmıyorsam okuduğum beşinci Ahmet Ümit kitabıydı; ve hepsini genel olarak sevdim. Yine de, “bir daha okumam” diye düşünüyorum.
Kendisini çok seviyorum insan olarak, Beylikdüzü’ndeki söyleşilerini her yıl takip ediyorum, sohbetini çok tatlı buluyorum, birikimini çok takdir ediyorum; ama, bununla birlikte, “edebi dilini biraz yavan buluyorum” desem hadsizlik etmiş olmam değil mi?




Eyvah Kitap

Her ay bir çocuk kitabı okuyorum. Ekim ayınınki Mine Soysal’ın Eyvah Kitap’ı oldu. Bence çocuk kitapları en az çocuklar için olduğu kadar anne babalar ve öğretmenler/çocuklarla çalışanlar için de önemli.
Onların duygularını, dünyalarını hatırlamaya ve anlamaya yardımcı.
Eyvah Kitap’ı çocuğu ilkokul ve ortaokul öğrencisi olan anne babalara özellikle tavsiye ediyorum.
Benim için çok keyifli bir okumaydı.




Her Şey Çok Güzel Olacak

Bu filmi üçüncü izleyişim. Ablamlar ve annem bizdeyken bir akşam sinema kanallarından birinde izledik. Aynı tadı aldım yine. En sevdiğim Türk filmlerinden olabilir. Çok güzel çok!



John Q
Bu filmi de annemle evdeki sinema kanallarından birinde izledik. Varlığından bile haberim yoktu. Oysa ne güzel bir filmmiş. Psikolojik olarak geren bir dram; ama ajitasyon değil. 


Dangal
Dangal'ı vizyonda olduğu dönem izlemeyi çok istemiştim, fırsatım olmamıştı. Yine annemle evdeki sinema kanallarından birinde izledik. Evde televizyon açılmıyor normalde. Sinema kanallarımız olduğunu bile bilmiyorduk :) Annemin önceki gelişlerinde fark ettik:) Annem de tam bir filmkoliktir. O bizdeyken ben de bazı filmlere eşlik ediyor, sayesinde bolca film izlemiş oluyorum.
Hint sinemasını da Aamir Khan'ı da severim. Bu filmi de çok sevdim.


Cinayet Süsü

Ay sonunda bir zamanlar neredeyse her hafta yaptığım ve çok keyif aldığım “iş çıkışı tek başıma sinemaya gitme” ritüelimi yeniden gerçekleştirme fırsatım oldu.

Eylül ve ekimde izlemek istediğim ve bir türlü zaman ayıramadığım çok film girdi vizyona. Bazısı hala da oynuyor, Joker mesela. Ama kafa dağıtan, keyifli bir film tercih etmek istedim o gün.

Cinayet Süsü müthiş bir film değil; yönetmen, senarist ve oyuncu kadrosunu çok sevmeme rağmen filmi zayıf buldum. Ama, mühim değil. Sinema çok güzel şey. Kendimize ayırdığımız o iki saat özel ve değerli.
Aylardır sinemaya gidememiştim, çok özlemişim.
Hafta içi her gün bir iş çıkar mı? Çıktı...
Hafta sonunun o kalabalığında film izlemeyi de hiç tercih etmiyorum.
Malum artık sinema bir AVM aktivitesi oldu... Benim semtim canım Beylikdüzü’mde hiç sinema yok mesela. Çoğu semtte de öyle; hatta Beyoğlu ve Kadıköy hariç sineması olan semt yok mu artık...
Ne üzücü...
Çocukluğumda Aliağa Petkim Sineması ve yazları da açık hava sinemasında; lise yıllarımda Deniz Sineması’nda, üniversite yıllarımda DESEM ve Karaca Sineması’nda film izlerdim. Ne güzeldi...




Şahsiyet
Şahsiyet'e ilk zamanlarında başlamıştım ama sarmayan bir yanı vardı benim için ve bırakmıştım. Sonra Emmy Ödülleri nedeniyle yeniden popüler olunca tekrar şans vermek istedim ve kaldığım yerden 6 bölüm daha izledim. Hala tam içine girmemi engelleyen bir yanı var ama bir miktar daha akıcı gidiyor benim için.



Alice
Bu ayın en güzel akşamlarından biri Alice gecesiydi. Geçen sene bilet bulamadığım Alice'e bu sene neredeyse iki ay öncesinden bilet alıp heyecanla beklemeye başladım.

Beklediğime değdi.

Dev bir prodüksiyon, gerçekten çok büyük bir iş. Final (basketbol) sahnesi artık işin doruğu.
Çok etkilendim ben. Uyarlama müthiş, çağa ve kültüre uygun öğeler sıcak kılmış, kolayca akıyor.
Mesaj açık; sevgi! Sevme kapasitesi, sevebilmek !!!
En çok etkilendiğim ise Serenay oldu.
Duruşu ile, tavrı ile uzun zamandır takdirle izlediğim Serenay'a bir defa daha hayran oldum.



Çok güzel kadın, bunu bir de benim söylememe gerek yok; ama, bunun yanında çalışkanlığı, başarısı, yeteneği (o nasıl güzel şarkı söylemektir o), sesi, dansı her şeyiyle bütüncül olarak öyle güzel ki, aslolan da bu.
Ne zaman böyle başarılı bir kadın görsem gözlerim dolar gururdan, o gece de öyle oldu.

Sanat ne güzel şey yahu!