blu tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blu tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 03, 2020

2020 Nisan Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (5), 6 da Dizi

Nisan, en sevdiğim aylardandır; mis gibi bahardır, parklar, bahçeler, ormanlara gidip doğayı izlemek büyük keyiftir. Her nisan ayında İzmir'e gider, baharla bir de memleketimde buluşurdum.
Ama 2020'nin nisan ayı yaşadığım(ız) en tuhaf nisandı... 
Türkiye'de vakaların artmasıyla, havaların ısınmasının insanları dışarıda vakit geçirmeye motive edeceği düşünülerek 11-12, 18-19,  25-26 nisana denk gelen haftasonları ve ayrıca resmi tatil olan 23 nisan ile cumaya bağlanan 24 nisan günleri ülkede sokağa çıkma kısıtlaması ilan edildi... Balkonlarımızdan izledik baharı, güneşli havaları...
Peki evde geçirdiğim bu 30 günde neler yaptım, bakalım:
*Ayın ilk günü hastaneye gidip doktorumu bile görmeden, hızlıca, resmi birimden evaklarımı alarak 32.hafta nedeniyle doğum iznime ayrıldım. Her ne kadar okula gitmesek de, evden çalışmak açıkçası daha zor olduğundan ve yeterince kaygılı, tuhaf süreçlerden geçerken zihnimi, odağımı iş ile bölmek istemediğimden izne çıkmak ve doğuma kadar dikkatimi yoğun olarak bebeğime vermek istedim.
*Dışarı çıkmak için giyinemesek de, kışlık kıyafetlerimi kaldırıp baharlık ve yazlıklarımı çıkardım. Bir umut;)
*Malum kuaför ve berberler de kapalı bir süredir. Eşimin iyice uzayan saçlarını 3'e vurdum:) Bundan bir buçuk yıl önce dünyayı gezerken de traş etmiştim kendisini. O zaman evimizden kilometrelerce uzaktayız diyeydi, şimdi ise evimizden çıkamıyoruz diye:)
*Evde yalnız ya da annemle yoga yaptım.
*Thetahealing'in bir tekniği olan Kas Testi'ni deneyimledim.
*Balkonda çiçeklerimin saksılarını, topraklarını değiştirdim.
*Annemle bolca yürüyüş yaptık bahçede. Her çıkışımızda ağaçları inceledik, 2-3 gün içinde yaşadıkları değişimleri gözlemledik, hayran olduk doğaya. Şükrettik bahçe imkanımıza.
*Hamur işi akımına kayıtsız kalamadık:) Bolca krep, kek, poaça, börek, çörek pişti bizim evde de.
*5 nisanda tüm dünya ile beraber sabah 5:45'te toplu dua/ meditasyon çemberine katıldım. Muhteşemdi...
*Normalde telefonla normal konuşmayı bile hiç sevmesem de; bu süreçte oldukça özlediğim ablamla ve arkadaşlarımla görüntülü görüşmeler yaptım bolca. İyi geldi.
*Yine mesafeli durduğum bir başka şey olan uzaktan eğitimler dahil oldu yaşantıma bu ay. Her cumartesi sevgili Sanem Hocam'ın nefes ve gevşeme seansına katıldım zoom üzerinden, online yoga derslerine katıldım. 
*Yine online çalışmalardan İlkgün'ün Yeni Ay kadın çemberine katıldım 23 nisanda. İpek Turan'ın Bebekle Bağ Kurma Çalışmasına, Pozitif Gebe Akademisi'nin Emzirme ve Bebek Bakımı eğitimine katıldım.
*23 Nisan demişken, 100. yıl kutlamalarına balkonumuzdan coşkuyla katıldık biz de. Çok güzel tablolara şahitlik edildi tüm Türkiye'de.
*Akabinde ilk sahur geldi. Bir ramazan ayına daha erişmeye şükrettik. 

Bu ay okuduklarım:
Masallarla Yola Çık
40 haftadır her hafta bir masal okuyarak ilerlediğim kitap nisan ayında bitti. Bazı masallar gerçekten çok güzel, çok etkileyiciydi. Her bir masalın mesajı anlamlıydı, masalları okurken güzel tesadüfler yaşadım.


Bilinçli Bebek
Anne baba adaylarının muhakkak okumalarını istediğim bir kitap. Ben çok şey öğrendim, çok severek okudum.


Hamilelik Enerjisi
Sadece hamile kalmak isteyen ya da bebek bekleyenler için değil, aslında pek çok durumla ilgili çok güzel olumlamalar barındıran ve elimin altında olmasından çok keyif aldığım bir kitap oldu.


İzlediğim filmler:
Bizi Hatırla
Çağan Irmak'a göre zayıf ve biraz klişelerle dolu bir film olsa da, hoş duygular bırakan ailece izlenebilecek, yormayan bir film.


Birdbox
Tam günümüze uygun, salgın hastalıkla ilgili bir psikolojik gerilim filmi. Çok sevdim.


Kum Fırtınası

Güney İsrail'de yaşayan Bedevilerin hayatından bir kesiti anlatan film Orta Doğu'da kadının halini gözler önüne seriyor.



Aşk Şarkısı
Offf, aşırı kötü bir film. Televizyonda denk geldi ve anneme eşlik ettim öylece kalıp. Her yıl bunca kötü film neden çekiliyor gerçekten anlamıyorum... Bir filmi film yapan hiçbir öğeye sahip olmayan, skeç/sitcom tadında hikayeleri anlatmaya hiçbir oyuncu, yapımcı karşı çıkmıyor mu...



Jojo Rabbit
İkinci Dünya Savaşı ve Naziler hakkında yapılmış filmleri genel olarak severim. Jojo Rabbit şimdiye kadar izlediklerim arasında en orijinaliydi. Ilık duygular hissettirerek, gülümseterek o günlere dair bir hikaye anlatmak kolay olmasagerek ve bu film bunu başarmıştı.



İzlediğim Diziler:
Anne with an e
2.ve 3. sezonunu izleyip bitirdiğim ve bitince ağlamaklı olduğum çok çok çok sevdiğim dizi. Mutlaka kitabını da okuyacağım.


Freud
Şans vereyim diye 3. bölümüne kadar gelebildiğim ama daha fazla dayanamadığım dizi. Baya kötü.


Alef
Blu TV'nin yeni dizisi. Türk polisiye, henüz 4 bölüm yayınlandı, mevlevilikle ilgili öğeler barındırıyor. Şimdilik severek izliyoruz bakalım.


The Kominsky Method
Kısacık bölümlerden oluşan henüz 2 sezonu yayınlanmış olan dizi. İki yaşlı arkadaşın hikayesi. Çok tatlı dizi, ajitasyonsuz dram. Alan Arkın'ı izlemek başlı başına bir zevk.


La Casa de Papel
Ahh Berlin ahh Profesör. Yayınlanır yayınlanmaz hızla tükettik, 5. sezonu bekliyoruz;)


Unorthodox
Amerika'da yaşayan aşırı uç bir Yahudi ailesinin yaşantısını, geleneklerini anlatan 4 bölümlük mini dizi. Kitap uyarlaması. Çok severek ve uç inançlar nedeniyle yok sayılan tüm kadın ve adamlara üzülerek izledik...


Perşembe, Aralık 05, 2019

2019 Kasım Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (5), 2 de Dizi

Kasım bu sene başladığım AUZEF Çocuk Gelişimi Bölümü vizelerime denk gelen ve zamanımın bir kısmını ders çalışarak geçirdiğim bir aydı. Bu ay başka neler oldu diye düşünecek olursam, annem geldi ziyaretimize ve onunla gezip dolaştık biraz.
Bir de doğum günümün olduğu ay Kasım! Ve doğum günümde instagramda duyurduğum haberi buradan da vermekten imtina etmeyerek söyleyebilirim ki, hamileliğimin de üçüncü ayıydı kasım!!!:)
Biraz bulantılı biraz uyuklamalı günler geçirirken ne izlemiş ne okumuşum bakalım:

Gazap Üzümleri

Gazap Üzümleri 1997’den beri kütüphanemdedir.

5.sınıfta 23 Nisan konulu kompozisyon yarışmasında ilçe ikincisi olunca okul müdürüm hediye etmişti. Bunca yıl öylece durmuştu.
Kasım başında hali hazırda başlamış olduğum 10 kitaba ek olarak birden onu da okumaya başlamıştım:)
(Bir süredir kitaplara başlayıp başlayıp bırakıyorum...)
Ama elimdeki baskıda yazılar öyle küçüktü ki devam edemeyeceğimi anlayınca Yaşar Kemal Kütüphanesi’nden ödünç almıştım.
Şahane bir okumaydı.
1930’larda Amerika’da yaşanan büyük göç ve dramı Steinbeck’in usta dilinden okumak büyük hazdı.
Bunca yıldır kütüphanemde duran bu önemli kitabı okumaya niye bu kadar geç kalmışım diye hayıflandım...


Simyacı

Simyacı büyülü bir kitap.

Can dostum Sevgi ile Simyacı’yı 20 yıl sonra yeniden okumayı konuşup, benim “Kütüphanemde neden/nasıl Simyacı yok” diye şaşırmam ve okul kütüphanesinden ödünç almamdan 5 gün sonra ile

Özcan’a sebepsiz bir sürpriz olarak iş arkadaşından Simyacı hediye geldi!
Artık kütüphanemde Simyacı var:) 

Bu özel kitabı 20 yıl sonra yeniden okumak, altını çizdiğimi anımsadığım cümlelere gülümsemek, kimi ayrıntıları unutmuş olsam da ana fikri ve genel hatlarıyla hikayeyi hatırladığımı fark etmek çok güzeldi.

O zamanki denli etkilemedi elbette ama 30 yıldır kitleleri etkilemeye devam eden bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu:)

Kitabın mesajı açık:
“Bir şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmek için bütün evren işbirliği yapar.”
Konfor alanından çık; hayalinin, hikayenin, hazinenin peşine düş!




Gelelim filmlere:
Aykut Enişte
Bir akşam kafa dağıtmak için beklentisiz biçimde açtık evde ve sandığımızdan çok daha fazla eğlendik. Gerçekten akan ve komik bir senaryo, keyifli vakit geçirilecek bir aile filmi.


Joker
Bu ay çarşamba sinema günlerimden birinde Joker'i izledim.
Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim bir filmdi Joker.

Beklediğim gibiydi. Sert, acıklı...

O karanlık atmosferine rağmen 2 saat hızla aktı gitti.
“V for Vendetta, Fight Club ve hatta Kuzuların Sessizliği karışımı” demişler ekşi sözlükte. İyi bir tanımlama.
‘Bize ne oluyor da olduğumuz kişi oluyoruz, toplumda adalet yoksa anarşi nasıl patlak verir’ meselesi var bu filmde de.
Filmin bunca akıp gitmesinde belki en büyük pay Joaquin Phoenix’in. Teee yıllar önce bir diğer efsane film Quills ile sevmiştik kendisini, bu filmde oyunculuk şovu yapmış adeta. O nasıl oynamaktır!
Son olarak, ben bir ruh sağlığı çalışanı gözüyle izledim filmi ister istemez...
‘İnsan çok canı yandığı için can yakıyor, öfkeli herkes aslında çok kırgın’ bilgisini anımsadım defalarca...
Tüm insanlar için sevgi dolu bir çocukluk ve yaşam diledim can-ı gönülden ...



7. Koğuştaki Mucize
Çarşamba sinema günlerimin bir diğer filmiydi 7. Koğuştaki Mucize. Kore uyarlaması filmin önce orijinalini izlemek istiyordum aslında ama önce bunu izleyebildim. 
Filmlerde zırıl zırıl ağlayan yapımbu filmde de durmadı elbette. 
Eksiklerine rağmen güzel bir filmdi bence.



Yok Artık
Evde izlediğimiz filmlerden Yok Artık sağlam oyuncu kadrosuyla dikkatimizi çekti. Birbirinden farklı bağımsız hikayelerden oluşan film oldukça eğlenceli ve akıcıydı. Kafa dağıtmak için izlenebilecek filmlerden.



Parasyte
Başka Sinema'da oynayan Parasite filmini çok istememe rağmen yakınlarda oynayan salon olmayınca bir türlü gidemedim ve evde izlemeye kalktık bir akşam. Onu bulamayınca bir başka aynı isimli film izledik:)
Pek benim tarzım çıkmadı ve benim aklım hala asıl Parasite'te:)


2 de dizi izlemişim bu ay:
Şahsiyet
İlk yayınlandığı dönem izlemeye başlayıp, hikayeye giremeyince bıraktığım ve sonra yeniden izlemeye devam ettiğim Şahsiyet’in son üç bölümünü izleyerek bitirdim bu ay başında. Ay sonunda da sonuna kadar hak ettiği Emmy ödülünü aldı Haluk Bilginer, ne mutlu bize!

Sarstı geçti dizi...

İnsanı kalbinde yumru ile bırakan, içine baş ağrısı ile uyanmasına sebep olan bir huzursuzluk salan, izlerken değil de ertesi gün ağlatan, etkisinden uzun süre çıkılmayacak bir yapım... Asla vıcık vıcık olmayan; ama insanın içini kanırtan bir ağır dram...
Tam Hakan Günday’a yaraşır türden ...
****İzlemeyenler için spoiler içerir!
Son sahnelerde çalan Reyhan türküsü nasıl sızım sızım...
“Analar kuzusu Reyhan...”
Ah Reyhan ah Nevra...
Çocuklar, genç kızlar, kadınlar... Her birisi anasının kuzusu olan...
Her gün yüzlerce ana kuzusunun gözünün içine bakıyorum, pırıl pırıllar... İncitmeye, kalbini kırmaya kıyamazsınız hiçbirinin.
Sonra düşünüyorum, tecavüzcüler de bir ana kuzusu; böyle pırıl pırıl bakıyorlardı hayatlarının bir döneminde...
Canavara dönüşümlerini anlamakta zorlanıyorum... Çıldıracak gibi oluyorum...




Ramy
Amerika'da yaşayan Mısırlı bir aile ekseninde dönen keyifli bir dizi. Sadece üç bölümünü izledim henüz, kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Bakalım devam edecek miyim öylece bırakacak mıyım:)



Pazartesi, Eylül 30, 2019

2019 Eylül Ayı Kitaplar (1) ve Filmler (3), 4 de Dizi

Eylül hem çok sevdiğim hem de okulların açılması ile yoğun bir tempoya girdiğim bir ay. Bu ay sürpriz bir haber ile karşılaştım ve genelde o habere konsantreydim. Sadece bir kitap bitirebildim.

Kaplanı Uyandırmak
Travma ve bedene etkileri bizim alanda son yıllarda en yoğun araştırılan konulardan biri. Benim de oldukça ilgimi çekiyor. Travma neden ve nasıl oluşur ve nasıl iyileşir konusunu işleyen Kaplanı Uyandırmak kitabı da bu konuda temel kaynaklardan. Meraklılarına öneririm.
Kitaptan bir alıntı:

“Tehditle karşı karşıya kaldığında organizma, Kaçma, Savaşma ya da Donma tepkisi verir.

Kaçma ve Savaşma tepkilerini ortaya koymak mümkün olmadığında, organizma büzülerek son seçeneği ortaya koyar; bu Donma tepkisidir.
Kaçma ya da Savaşma stratejileri uygulandığında boşalma fırsatı bulan enerji, organizma büzüldüğünde ise büyüyerek sinir sisteminde sıkışır.
Meydana gelen bu hassas ve endişeli durumda, engellenmiş olan Savaşma tepkisi ÖFKEye dönüşür, yine aynı şekilde engellenen Kaçma tepkisi ise ÇARESİZLİKe yol açar.
Eğer organizma kaçarak ya da kendini savunarak enerjiyi boşaltabilirse tehdide çözüm getirmiş olur ve dolayısıyla travma meydana gelmez.
*
Bir diğer olası senaryo da, sıkışmanın öfke, dehşet ve çaresizlik oluşuncaya kadar sürmesi ve bu bunalımın sinir sistemini aktive edecek düzeye ulaşması halidir.
Bu noktada hareketsizlik görevi devralır ve kişi donar ya da çöker.
Bundan sonra meydana gelecek olan ise, enerjinin boşalmak yerine donarak yoğunlaşması ve aşırı aktive olmuş olan bunaltıcı dehşet öfke ve çaresizlik haline bağlanmasıdır.”




Hiçbirinden çok etkilenmediğim 3 film izledim bu ay. Pek film beğenemez oldum son zamanlarda...

Annie Hall
Woody Allen'ın yeni filmi vizyona girince gidip izlemek istedim. Sonra fark ettim ki, herhangi bir zaman aralığına sıkıştıramayacağım sinemayı... İyisi mi, dedim, eskilerinden, izlemediklerimden bir filmini açıp izleyeyim evde... Önemli filmlerinden biri olan Annie Hall'ü izledim. Klasik bir Woody Allen filmi, keyifle izlenen bir romantik ilişki kesiti.


Hektor and Search for Happiness
Bu filmi güvendiğim biri önermişti ve pek bir hevesle izlemeye başladım. Ne yazık ki, beklediğimi bulamadım. Fikir güzel; ama, konunun işlenişini ve  senaryonun ilerleyişini pek beğenmedim ben.


Victoria and Abdul
Bu filmi de güvendiğim biri önermişti ve pek bir hevesle izlemeye başladım yine... Gel gör ki, yine sığ bir işleniş vardı. Gerçek bir hikayeden uyarlamaymış; ama, o his pek geçmiyor gibi insana...
Sadece sonundaki Mevlana'nın anıldığı kısım çok hoştu.
"Dinle küçük damla
Bütün pişmanlıklarından arın
Karşılığında okyanusa kavuşacaksın
Kendini güvende olacağın büyük denize bırak."


Gelelim dizilere:
Behzat Ç
Behzat Ç'nin 4. sezonu bitti, 5. sezonunu bekliyoruz. 5. sezonda bölümlerin 15 dk daha uzun olacağı müjdesi verildi, mutluyuz:)

Bu ay 3 yeni dizinin tadına baktım; ama hepsinden 1-2 bölüm izledim sadece ve devam edemedim. 
La Casa De Papel'in profesörünün yeni dizisi The Pier,
Lost'u özleyenler için bir benzeri (hiç Lost'un yerini tutabilir mi?) The I-Land,
Tarantino'nun son filmi Bir Zamanlar Hollywood'da'yı daha iyi anlamak için önerilen Mindhunter.
Eğer önümüzdeki aylarda devam edersem yazarım haklarında, şimdilik beni çok çekmediklerini söyleyebilirim (en ağır basan Mindhunter).

Pazar, Eylül 01, 2019

2019 Ağustos Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (2), 4 de Dizi


En güzel aylardan biri Eylül geldi, en estetik mevsimlerden sonbahar. Ne mutlu.
Eylül, adeta yılbaşıdır benim için; ve biliyorum ki, çoğumuz için.
Yeni kararlar, yeni başlangıçlar alırız bu dönem. Hepsi kolaylıkla ve mutlulukla olsun.
Ve bakalım artık doyduğumuz yazı uğurlarken, ağustosta, neler okumuş, neler izlemişim.

La Casa De Papel- 3.sezon
Heyecanla beklememe rağmen, temmuzda izleme fırsatım olmadı, ağustosun ilk günlerine sarktı.
24 saat içinde izledim 8 bölümü de.
Zeka ve isyan içeren işleri seviyorum.
Bu sezonda erke karşı mücadele sadece mülkiyet, kurumlar ve devlete karşı değil; patriyarkaya da karşı. Altı çizilen bir cinsiyetçilik ve erkek egemenlik karşıtlığı var. Eh ne diyebilirim, iyice gönlüme taht kurdu.




The Handmaid's Tale- 3.sezon

İlk sezonunda hayran olmuştum bu diziye, 2017 yazıydı. Herkese bahsediyordum, herkesin izlemesini istiyordum. Sonra geçen yaz merakla beklediğim 2.sezonda temponun düştüğünü hissettim ve ilk sezonun tadını alamadım. Bu yaz 3.sezon da benzer şekilde devam ediyordu ki 10 ve 11.bölümler yeniden aşkımı tazeledi diziye karşı. 11. ve 12. bölümünü Türk asıllı kadın yönetmen Deniz Gamze Ergüven'in yönetmiş olması da ayrı bir güzellik;) 
4.sezonu merakla bekliyoruz şimdilerde!



Acayip Hikayeler
Galip Tekin'in çizgi romanlarından uyarlanan 11 bağımsız bölümden oluşan 2012 yapımı Türk dizisi. 4 bölüm izledik, hepsi beklenmedik, farklı işler. Gözlük bölümünü hiç sevmedim izlediklerimden; 1-2-3 güzeldi.



Heal
Son yıllarda şifa konusuna ilgi duyuyorum. Yogayı, meditasyonu, nefes çalışmalarını, şamanik ritüelleri hayatıma dahil ediyorum, bu konularda kitaplar okuyorum.
Hastalıkların bedenin bir mesajı olduğuna ve iyileşme gücünün içimizde olduğuna inanıyorum.
Pek çok farklı yöntemi kullanan şifacılara ve fayda görmüş hastalara yer veren bu belgeseli de severek izledim.




Behzat Ç.

2015 yazında başlamıştım Behzat Ç.'ye, üç sezonunu bitirememiştim ama hikayeyi anlamış, Behzat'ı çok sevmiştim. Yeni sezonu yayınlanıp biraz birikince hemen izledim.
0. bölüm var önce. Unutanlar ya da izlemeyenler için önceki sezonların özeti nitelliğinde. Onu izledikten sonra, 6 bölümü izledim.
Türk dizi tarihinin önemli yapımlarından olduğunu düşünüyor ve çok seviyorum.



Green Book- Yeşil Rehber
2019 Oscar ödüllerini toplayan filmi ne zamandır izlemek istiyordum. Ayın son günü izledim. Klişeler ve tahmin edilebilir "Amerikan filmi enstantaneleri" barındırsa da, insanda hoş hisler bırakan, keyifle izlenen güzel bir yol filmi. 
Başrollerde Moonlight'tan tanıdığımız Mahershala Ali ve Captain Fantastic ve pek çok önemli yapımdan yeteneğine hayran olduğumuz Viggo Mortensen rol alıyor. Ve her ikisi de çok başarılı.
Filmle ilgili en önemli bilgilerden biri de, gerçek hayattan uyarlama oluşu. Filme adını veren “Yeşil Rehber” ırkçılığın korkunç derecede hissedildiği 1960’lar ABD'sinde ülkenin (daha da faşist olan) güneyine seyahat etmek isteyen Afro-Amerikanlar için hazırlanmış bir kitapçık.



Işığın Yolu
Ağustos ayının ilk kitabı geçen yaz okumaya niyetlendiğim Işığın Yolu oldu.


Psikolog Nilüfer Devecigil kurgunun içine ruh sağlığına dair pek çok bilgiyi yedirerek bir bağlanma hikayesi anlatmış kitabında.

Özünde “İlişkilerde incinir, ilişkilerde iyileşiriz” i anlatıyor, bebeklikten itibaren ilişkilerin önemini vurgulayarak.

Hepimizin yaraları var geçmişten getirdiği ve bugünümüzü etkileyen...

Yüzleştiğimizde özgürleşiyoruz.

Ve, Mevlana’nın dediği gibi;

“Yaralarımız, ışığın içeri girdiği yerdir.”

Geçmiş ancak onu anlayıp üzerinde çalışınca özgür kılıyor bugünü ve çocuğumuz büyürken her yaşında kendi o yaşımızı bir defa daha yaşıyoruz bilinçdışı biçimde. 
Onu çocukluğumuzun zorluklarıyla en az düzeyde etkilemek için kendi çocukluğumuzla yüzleşmek öyle önemli ki anne baba olmadan önce...
Bu nedenle, ruh sağlığı çalışanlarının yanısıra, anne babalara, anne baba olmaya hazırlananlara ve kendini tanımaya, kendi geçmişine bakmaya ilgi duyan herkese öneririm.


Altını çizdiklerimi mesleki instagram hesabım @iyihissediyorum_psikolojide hikayede sabitledim. Kitap hakkında fikir vermesi açısından bakabilirsiniz.



Sumerli Ludingirra
“Sumerli Ludingirra, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulunan ve Sumer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış 74.000 çiviyazılı belge üzerinde 33 yıl çalışan, araştırmalarını bugün de sürdüren Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın bir ömür verdiği çalışmalarının özüdür.”
(Arka kapaktan)
Varlığından hiç haberdar olmadığım bu kitabı canım arkadaşım Sevgi hediye etmişti geçen yaz. Ben bu yaz okuma fırsatı buldum. Mesleki kitapların arasında, tatilde çok iyi gitti.
Mezopotamya’da bundan 4000 yıl önce yaşamış olan Sumerlerin hayatı hakkında oldukça ilginç bilgiler veren kitabı gülümseyerek ve şaşırarak okudum. 
Ludingirra, Sumerli bir öğretmen ve şair, en büyük korkusu Sumerler’in unutulması. Bunun için yazıyla kayıt almaya çok önem vermiş.
23 tablet bulunmuş yazdıklarından.
Muazzez İlmiye Çığ da bu tabletlere biraz kurgu ekleyerek bize ulaştırmış.
İnsanın binlerce yıl önce de şu ankine oldukça benzer dertlerinin, düşüncelerinin ve yaşayışlarının olması hayret verici...
Benim için ufuk açıcı bir okumaydı.
En yakın zamanda Arkeoloji Müzeleri’ne giderek tabletleri görmek istiyorum.




Cumartesi, Ağustos 03, 2019

2019 Temmuz Ayı Kitaplar (1) ve Filmler (1), 2 de Dizi

Çoğumuz gibi ben de, instagram ve diğer sosyal medya mecraları ile beraber blog yazmaya eskisi gibi zaman ayırmıyorum.
Yine de her ayın değerlendirmesini yaparak en azından ayda bir yazı yazmaya özen gösteriyorum.
Hem okuduklarımı, izlediklerimi hem de genel olarak o ayı nasıl geçirdiğimi anlatıyorum aylık yazılarımda.
***
Temmuz ayı MEB çalışanları için iki aylık tatilin başladığı zamandır. Benim için branşım itibariyle öyle olmadı, temmuz ayının ilk iki haftasında lise tercihlerinde öğrencilere danışmanlık hizmeti vermekle görevliydim. "Nasılsa tatil başlamadı" diyerek akşamları da İngilizce mesleki okumalara ve çevirilere vakit ayırdım.
İki hafta daha çalıştıktan sonra İzmir'e, annemle ablamın yanına gittim. Orada geçirdiğim 3-4 günden sonra yoga, nefes, dans, doğa ve meditasyon içeren Mutluluk Kampı'na katıldım Kazdağları'nda ablamla beraber. Muhteşem bir 4 gün geçirdim.
Ardından yeniden İzmir'e döndüm ve instagram çekilişi ile kazandığım "Nefesin Gücüne Uyanış" seansına katıldım. Sonrasında da annem ve ablamla tatil yapmak üzere Çeşme'ye gittik. 
Temmuz sonunda yeniden İstanbul'a döndüm ve tam "evime, düzenime kavuştum" diyordum ki, eşimin anneannesinin vefat ettiği haberini alıp Mersin'e doğru yola çıktık apar topar.
Her şeyde iyi bir yan gören bir Pollyanna olarak, bu olayın yaşamıma katkısını da şöyle yorumluyorum; uzun yolda araba kullanmayı deneyimlemem ve tam gün batımında Tuz Gölü'nün eşsiz manzarasına denk gelişimiz.
***
Gelelim bu ay heybeme kattığım film ve kitaplara.
Tüm bu koşturmacada pek bir şey okuyup izleyememişim.
Hiç sinemaya gitmedim bu ay ve evde de sadece bir belgesel film izledim Netflix'ten. 


Maris: Genç Bir Yoga Eğitmeninin Portresi

Maris Degener'in erken çocukluk döneminden başlayan ruhsal acıları, farklılığı ve ergenliğe doğru başlayan anoreksiyası... Ardından yoga ile kendini keşfediş süreci ve yaşam yolculuğu yaklaşık bir saatlik bir belgesel ile kendisinin ve ailesinin, yakınlarının dilinden içtenlikle anlatılmakta. Daimi bir Yoga Öğrencisi olmayı arzu etiğim bu dönemimde yoganın dönüştürücülüğünü ve şifasını görmek bana iyi geldi. İlgililerine önerilir;)




Kendi evimde geçirebildiğim ilk iki haftada Chernobyl dizisini tamamladık. 
Uzun süre etkisinden çıkılamayan bir yapım. Kurgu değil gerçek olması en çok etkileyen yanı...
Öyle acı ki birkaç adamın dünyanın kaderini böylesine etkileyebilmesi...
İzlemeyen kalmamalı!!!


En sevdiğim dizim olan The Handmaid's Tale'ın 3.sezonunun da evde bulunduğum süreç içerisinde yayınlanan 7 ve 8. bölümlerini de izledim. 9-10-11'i de en yakın zamanda izleyeceğim.


Kitaplara gelince sadece bir kitap okudum. Alanımızın duayeni Doğan Cüceloğlu'nun Gerçek Özgürlük'ünü. Kitap ablamın, iki yazdır bendeydi ve okuyamıyordum, "Artık okuyayım ve iade edeyim" diye başladım ve çok sevdim.
Lise yıllarımda okuyup çok etkilendiğim Savaşçı’yı anımsattı bana.


“Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!” temalı çok akıcı bir kitaptı yine.

İletişim, varoluşçuluk ve sosyal psikoloji alanında kuram olabilecek nitelikte önermeleri var kıymetli hocamızın bu kitabında.
Çok şey öğrenerek ve bildiklerimi anımsayarak okudum.
Mesleki instagram hesabım @iyihissediyorum_psikoloji de hikaye kısmında etkilendiğim bazı yerleri sabitledim.
Daha fazlası için ısrarla tavsiye ederim kitabı. Birkaç alıntı paylaşacak olursam:


"Kendi yolculuğumuzu yapmak için buradayız. Bu yolculukta kendimiz olabilme cesaretini bulmamız kolay değildir; ama, kendimiz olmadan yaşamımızdaki hiçbir şey anlamını bulamaz.”
“Kendi özüyle ilişkisi olmayanın gerçek anlamda kimseyle ilişkisi olmaz.”

“En temel özgürlük, insanın kendisi olarak yaşamında var olabilmesi ve kendi bütünlüğünü yaşayabilmesidir; dürüst insan özgürdür.”

“Bir insanı değerlendirmek için nelere sahip olmadığına değil, sahip olduklarıyla neler yaptığına bak.”