Salı, Aralık 06, 2011

mim-2

mim'lere pek karışmadan yazan bir blog yazarı olarak, sevgili gugukkuşu http://gugukusu.blogspot.com/2011/12/odul-mimi.html ve sevgili milena http://ajivakas.blogspot.com/2011/12/cok-yonlu-blogger-odullerine.html beni değişik bir konuda mimleyince kayıtsız kalamadım. her ikisine de beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum;)
bakıyorum da, kısa sürede epey yayılmış ve oldukça güzel yazılar ortaya çıkarmış başarılı bir mim olmuş.

mim şu şekilde:
öncelikle seni mimleyen bloga teşekkür ederek link paylaşılacak.
sonra, kendinle ilgili 7 gerçek yazılacak.
ve sonra da, çok yönlü bulduğun 10 bloga bu mim ödül verilerek kendisine haber verilecek.

benim aklıma gelen kendimle ilgili 7 gerçeğe gelince:
1) bloguma yeni yazı yazdıkça eskiler aşağıda kalıyor ve unutuluyor diye üzülüyorum :)
2) izmir’i de istanbul’u da çok seviyorum. ve izmire ailemin yanına dönmekle burada hayatımdakisevgiliinsan'ın yanında kalmak konusunda karar veremiyorum.
3) herhangi bir yeteneğim yok (ya da henüz keşfetmedim:)) ve bu beni üzüyor. oysa ben, iyi resim yapmayı, iyi şarkı söylemeyi ya da iyi dans etmeyi öyle isterdim ki…
4) uysalım, tepkilerim kontrollüdür. biraz daha baskın, cevval ve iş halleden biri olmayı çok isterdim.
5) devlet memuru olmaktan nefret ediyorum. yine de, alternatif bulamadığım için, istifa edecek cesaretim yok. hala mesleğimle ilgili yön çizebilmiş değilim. bu beni üzüyor. ama, bir gün iyi yerlere geleceğime dair bir inanç da içimde bir yerlerde öylece duruyor.
6) beni en çok öfkelendiren şeylerden biri, insanların fütursuz davranışları. katlanamıyorum. çok yüksek seste ve nedense hep saçmasapan müzik açan komşu, kaba davranışlar, yere çöp atanlar, patavatsızca konuşanlar vs... ben, biri herhangi bir davranışımdan/ sözümden rahatsız olur mu diye kendimi bunca kontrol ederken, diğerlerini rahatsız etme hakkını kendinde görenleri anlamakta zorlanıyorum.
7) mükemmel gitmiyor, biliyorum; yine de kendimi ve hayatımı çok seviyorum.
şairin dediği gibi, "yaşadığım iyi kötü günleri değişmem hiçbir cennet masalına". :)


unutmadan,
bir de kedileri çok seviyorum;)

*dediğim gibi, bu mim benim izlediğim bloglarda öylesine yaygın ki, sanırım mimlenmeyen kalmadı:) yine de bilin ki, hepinizi seviyorum&beğeniyorum.

Pazartesi, Aralık 05, 2011

biraz da gülmece

genco erkal, nereye gidiyoruz?- azizlikler

cuma akşamı istiklal'deki muammer karaca tiyatrosunda oyun izledim ilk defa.
genco erkal'ın aziz nesin'in yazılarından uyarlayarak yazıp/ yönetip/ oynadığı "nereye gidiyoruz?- azizlikler" oyunu.

oyun sırasında ve oyundan çıkınca garip hissettim.
nasıl desem...
genco erkal bu, benim eleştirmem ne haddime elbet...
lakin, söylemeden edemeyeceğim, eksikti...
yani nasıl desem, sanırım salondaki genç azınlıktandık ve bizim için "demode" gibiydi oyun...
gerek teknik, gerek anlatılanlar... etkilenmedim ben...
oyundan etkilenmememden etkilendim sonra...
düşündüm ki, umudumuz yok çünkü en başta...
kabullenmiş durumdayız olan biteni...
daha önce de yazmıştım ya...
vatanını sevmek, vatanı için çalışmak vs. kalmadı artık...
giderek bireyselleşen ve kapitalistleşen dünyada herkes gününü ve kendini kurtarma derdinde...

25 yaşında genç bir insanım ben. çoğu izmirli gibi "sosyal demokrat" bir ailede büyüdüm...
hatırlıyorum da, hükümete tepki verilirdi o zamanlar (geçtiğimiz aylardaki "zam" mevzuunu hatırlatırım burda), halk tartışırdı, halkın aleyhine olan her gelişmede tepki verirdi basın, 11 yaşındaydım her akşam 9'da ışıkları söndürürken (dönemin adalet bakanı şevket kazan'ın yorumundaki cürreti de hatırlayalım!)..
sonra noldu, nasıl oldu...
çok uzun zaman değil, bilinçli olarak hatırladığım hepi topu 15 yılda korkunç hızlı bir değişim yaşandı yurdumda....
anlamakta zorlanıyorum... çözemiyorum ben... şaşkınım...
noldu?
ne zaman elim havada kalmaya başladı abdesti bozulmasın diye karşımdaki adamın?
ve ben şimdilerde en çok çocuğum "ülkende tüm bunlar olurken sen naptın anne?" diye sorduğunda cevap verememekten korkuyorum...
.....

yılmaz güney'den yazıya yaraşır bir şiirle bitirmek düştü bana şimdi:

"arkadaşlar!
dışarda bir şeyler oluyor farkında mısınız?
uykuda olanları sarsın, uyandırın herkese söyleyin
yakında ışıklar kesilebilir
karanlıkta ne yapacaksınız?"

(meraklılarına oyunun tanıtım yazısı ve ilgili linkler şu şekilde:
"usta oyuncu genco erkal; ölümünün 15. yılı nedeniyle aziz nesin’in öykü, şiir, masal ve taşlamalarından uyarlayarak sahneye koyduğu tek kişilik yeni oyunu “nereye gidiyoruz?” ile sahnede! dostlar tiyatrosu’nun, prömiyeri 3 mart’ta gerçekleştirilen yeni oyunu, bugünlerde herkesin birbirine sorduğu “nereye gidiyoruz?” sorusuna yanıt arıyor.


ülkesinin her derdini kendi derdi bilen, tüm yaşamı boyunca düşünceleri uğruna yılmadan mücadele veren bir aydının,
aziz nesin’in gözünden ülkesini ve insanlarını tanımayı hedefleyen “nereye gidiyoruz?”; ölümünün 15. yılında bu büyük gülmece ustasının gözünden ülkenin fotoğrafını çekiyor. oyunla aynı zamanda; tüm yazılarında karagöz, ortaoyunu, meddah gibi geleneksel gösteri sanatlarımızı, masallarımızı, anlatı geleneğimizle çağdaş sanatın sentezinin en etkileyici örneklerini veren aziz nesin’in, genç kuşaklara da tanıtılması amaçlanıyor.
genco erkal; okuma alışkanlığının giderek azaldığı günümüzde
aziz nesin’i tiyatro sanatı ile izleyiciye aktararak, izleyicileri, yazarı daha yakından tanımaya özendirmeyi de hedefliyor.

“nereye gidiyoruz?”, içinde yaşadığımız toplumun çelişkilerini ve çıkmazlarını vurucu bir dille yansıtıyor. kendine has tarzıyla izleyenleri çok güldürecek olan bu çağdaş meddah gösterisi, bir yandan da sorunlara tuttuğu ışıkla düşündürecek. aziz nesin’in yıllar önce kaleme aldığı metinlerin güncelliği izleyenleri şaşırtırken, büyük yazarın gözlem ve değerlendirme başarısını bir kez daha ortaya koyuyor.

“nereye gidiyoruz?”un yönetmenliğini ve sahne tasarımını da genco erkal üstlenirken; oyunun müzikleri türkiye'nin ilk özgün film müziği sanatçılarından, mimar, müzisyen, tiyatro-sinema oyuncusu arif erkin tarafından hazırlanıyor. özlem kaya’nın giysi tasarımını, hakan özipek’in ışık tasarımını üstlendiği oyunda karagöz tasvirleri haluk yüce tarafından yapılıyor."

Cumartesi, Aralık 03, 2011

livaneli- son ada


elimdekiler bitene kadar kitap satın almayı kendime yasaklamış olabilirim ama, hayatımdakisevgiliinsan'a kitap almak (erken kaybedenler- emrah serbes) ve onun bana kitap alması (istanbul'da ölmeden önce yapmanız gereken 101 şey- aydoğan özkan) yasak değil ki bence.
bir de, her yere taşıyabilmek için cep kitabı almak da kuralı bozmaz (son ada- livaneli- remzi kitabevi), üstelik bu kitap 6,90 lira ise.

:)

livaneli'nin 2008'de basılan romanını yeni gördüm ben. yukarıda da dediğim gibi minicik ve oldukça uygun fiyatlı olunca da "kaçırmayayım" dedim. 2009 orhan kemal roman armağanı kazanan kitap oldukça sürükleyici, 2-3 oturuşta rahatlıkla bitirilebilir.
livaneli, bu kitabında, bilinçli olarak, oldukça sade ve hatta basit bir dil ve anlatımı tercih etmiş. zaten, kitabın kurgusu gereği, hikayeyi bir yazar değil de sıradan bir insan anlatıyor.
hikaye de kısaca şöyle:
"düşsel bir ada"da , doğadan kopmadan, "medeniyet" diye adlandırdığımız pek çok şeyden uzak (zira ihtiyaç duymayarak) huzur ve mutlulukla yaşayan 40 hanenin halkı... küçük ve paylaşımcı/ dayanışmacı bir topluluk... bir gün adalarına gelip yerleşen eski bir diktatörle alt üst olan düzenleri, hayatları... üstelik bu diktatör, düzensizlikten dem vurarak düzen ve medeniyet getirmek için ve "demokrasi" kisvesi altında yapıyor tüm istediklerini. ikna, aldatma ve tehdit ile kabul ettirerek... "mülkiyet" kavramını sokuyor akıllarına, doğayı değiştirmek için mücadele başlatıyor... nihayetinde doğaya yenik düşüyor elbet. lakin, adanın tüm güzelliği de yok olup gidiyor bu süreçte...

kitap, çok yalın bir şekilde, insanların göz boyama ve azıcık da korkuyla nasıl uyuşturulabildiklerini gözümüze sokuyor. ve bu uyutulmuş, kandırılmış insanların sahip olduğu sözde "demokrasi"nin nasıl tehlikeli bir şeye dönüşebildiğini de...

bu arada,
hikaye tanıdık geldi mi?

belirli günler/haftalar/aylar/yıllar ve tarık zafer tunaya

ilkokul 3. sınıfta "belirli günler ve haftalar" kitabı aldırmıştı öğretmenimiz. küçük ve de incecik bir kitaptı. neden bilmem, yazarını da hiç unutmam hatta; ali sencer.
orada taş çatlasa 20-30 "belirli gün/hafta" vardı.
15-20 yılda ne oldu nasıl olduysa, şimdilerde gün geçmiyor ki bir şeyi anmayalım, kutlamayalım.
bugün de dünya engelliler günü!
(ben 5 aydır engellilerle çalışıyorum. okulda görev yaparken kendi isteğimle bunu istedim. en çok da onları tanımak, önyargılarımı ve kaygılarımı aşmak için sanırım. önceden, engellilerde beni endişelendiren bir şey vardı, nasıl davranacağımı bilemezdim ve bu duygum beni çok rahatsız ediyordu. şimdi, kısa bir süre olmasına rağmen oldukça rahatım engellilerle iletişime geçerken...
yapılması gereken çok şey var engelliler ve aileleri için...
ve fakat bu konuyu daha geniş bir zamana bırakıyor ve olumlu gelişmelerin olması dileğimle konuyu noktalıyorum.)

aynı zamanda 6. rakı haftası da bugün itibariyle başlamış durumda (3-10 aralık). http://www.dunyarakihaftasi.com/index.php
5 aralık da dünya gönüllüler günü.

sizin için, meb'de 2005 yılı itibariyle geçerli olan işbu listeyi buldum:
biraz incelerseniz "etik günü", "nüfus günü" gibi enterasan günlere rastlayacaksınız;)


bir de, bu ay tarık zafer tunaya'da nuri bilge ceylan filmleri (kasaba, mayıs sıkıntısı, uzak, bir zamanlar anadolu'da) ve kako si? gösterimde.
bilginize efenim;)
şahsen ben, vizyondayken fırsat bulamadığım kako si? ve bir zamanlar anadolu'da gösterimlerini kaçırmamayı düşünüyorum. sizlere de iyi seyirler.

Çarşamba, Kasım 30, 2011

şişman domuz (fat pig) - neil labute


çok keyifli, bol kahkahalı, eğlenceli bir oyun.
4 oyuncu (nurhayat atasoy, erol ozan ayhan, serkan öz, dilara yalçın). 4'ü de çok başarılı!

bu sezon da oynamaya devam ediyor. "kaçırmayın!" derim;)



oyun hakkında bilgi için:

Pazar, Kasım 27, 2011

dedemin insanları


çağan ırmak filmlerini severek izlerim- prensesin uykusu hariç-.
yönetmenin en sevdiğim yanı, samimiyetidir. yani, büyük bütçelere dayanmadan kendi yakın tarihimizi, en iyi bildiği&ait olduğu yerleri ve olayları anlatışı hoşuma gider.
ve bence çağan ırmak'ın filmlerindeki en güçlü yönlerden biri, insan'ı çok iyi tanıyor ve anlatıyor oluşudur, insana dair çarpıcı gözlemleridir. sanırım, bu nedenle böylesine değiyor duygularımıza, içimize...
izmirli ve dolayısıyla muhacir (macır) olmamın da büyük etkisiyle yeni filmini merakla bekliyordum. zira, anneannesi girit, dedesi üsküp, babaannesi ve diğer dedesi ise selanik'ten göç eden mübadil bir aileden geliyorum ben. (hatırlarsınız geçen yaz, köklerime yolculuk yapmıştım: http://pinkket.blogspot.com/2011/07/balkan-gezisi-fotograflar-sevgili-nilin_27.html)

film vizyona girer girmez izledim. oyuncuların bir kısmı yine çağan ırmak'ın vazgeçilmezlerinden oluşuyor. çetin tekindor büyük oyunculuğunu yine sonuna kadar sergiliyor. hümeyra, yiğit özşener, gökçe bahadır, sacide taşaner, ezgi mola ve diğerleri de başarılı. yalnızca, ushan çakır dış ses olarak pek oturmamış gibi geldi bana.
film bitince insanda güzel bir tad bırakıyor. izlerken de güzel akıyor da, filmin eksiği kanımca şudur:
çok fazla şeyi bir arada anlatma çabası, bir filme sığamayacak kadar çok şeye sadece değinip geçme ve yarım bırakma.
yani, bu temelde bir mübadele filmiyse eğer;
bunun yanısıra, kıbrıs barış harekatı, 12 eylül, darbe günleri, ayrımcılık, faili meçhul anarşist ve dağılan karısı, eşcinsellik, dede- torun ilişkisi ve daha bir bir sürü şeyi de anlatmaya kalkışmak filmi biraz dağıtmış gibi geldi bana.
yine de, belki mübadil olduğumdan, içime değen ve gülümsetip& hüzünlendiren bir film oldu benim için.

Shivaree - Goodnight Moon

Cumartesi, Kasım 26, 2011

psiko analist


"bu tip kitaplar tarzım değil" diye diye macera& fiction okuyan insan oldum.
john katzenbach'ın 2002'de yazdığı, ülkemizde 2010'da basılan kitap sürükleyici, merak uyandırıcı.
bu tarz sevenler için tavsiye edilebilir. lakin, elbet, edebi değeri yüksek bir kitap değil kanımca.

pucca






blog olayının taş çatlasa 3 yıldır farkında olan ve 1,5 yıldır blog yazan biri olarak, ünlü "pucca"yı da öğrenmem çok eskilere dayanmamaktadır.
hatırlıyorum da, adını duyunca üzülmüştüm biraz.

çünkü, beni daha öncelerde, uzakdoğululara benzeyişim ve sevgimi saklayamayışım&coşkuyla gösterişim nedeniyle pucca'ya benzetenler çok olmuştur.

şimdi, tabi pucca bu kadar ünlüyken, gel de inandır:)