Cuma, Şubat 03, 2012

dedem

dedem bizdeydi dün akşam...
yaklaşık 2 yıl önce anneannemi kaybettik, yalnız yaşıyor dedem.. hep derler ya "kadın kendine bakıyor, yalnız kalan erkek bakamıyor kendine" diye. gerçekten de öyle...

gözlemledim dedemi. yılların getirdiği alışkanlıkları var, nereye gitse onları yaşatmak istiyor.
koltuğunun önüne küçük bir sehpa koyuyor, hep yanında taşıdığı kişisel eşyalarının bulunduğu bir torbası var, onun içinden bulmacasını, ilaçlarını, gözlüklerini çıkarıp o sehpaya diziyor vs.
ayakkabı çekeceğini bile yanında taşıyor!
bulmacasını çözüyor, hayvanlı belgeselleri izliyor.
televizyon çıktı beri komşuluğun öldüğünden bahsediyor sonra (televizyon mu kaldı dede? herkes internette vakit geçirip yalnızlaşıyor artık, televizyonda değil).
geçen sene kömür aldığı kömürcüde "bir alet olduğundan, oraya kart sürtüp para çekildiğinden" hayretle bahsediyor sonra.
artık elektrikli sobaya geçtiğinden, sobanın ikinci çubuğunun yatarken tam ayağına denk geldiğinden bahsediyor.
vs vs..
gülümsüyorum..
acıyorum da biraz..
ne diyim, allah herkese sağlıkla, mutlulukla yaşamak ve yaşlanmak nasip etsin.

Perşembe, Şubat 02, 2012

izmir'de kar coşkusu



(karşıyaka çocuk yuvasının önü)

3 yıldır istanbul'da yaşamama rağmen en soğuk günlerde (sömestra denk geldiğinden) izmirde olduğum için "karlı istanbul"a hasretim.

(annemle savaş:))

neyse ki, bu sabah izmir bir sürpriz yaptı bize ;)

(annem ve ben)

uyanıp karı görünce ne yapacağımızı bilemedik, attık kendimizi sokaklara, tanıdık tanımadık herkese kartopu attık, koştuk, güldük.
çok güzeldi.

(annem ve kuzeni)

Çarşamba, Şubat 01, 2012

güzel şarkı dinleyelim haydi;)

(yeni çıkan müzikleri pek takip edemiyorum uzun yıllardır. genelde aynı (çok sevdiğim) şarkıları dinliyorum ya da yakınlarım keşfediyor, bana dinletiyor, bir süre onlara takıyorum vs.)

bu şarkıya radyoda denk geldim bu sabah ve çok sevdim.
ne zaman çıktı bilmiyorum. ama, tam bir yaz şarkısı bence. bir de çocukluğumdan, 90'lardan gibi..
çok enerjik, olumlu bir şarkı.
insan yaz olsun istiyor... hepimiz güzel olalım, güzel rahat giysilerimizle mutlu olalım, neşeli, enerjik, aşık olalım :)

Salı, Ocak 31, 2012

bertolt brecht'ten..

generalim tankınız ne güçlü

tankınız ne güçlü generalim
siler süpürür bir ormanı
yüz insanı ezer geçer
ama bir kusurcuğu var
ister bir sürücü

bombardıman uçağınız ne güçlü generalim
fırtınadan tez gider, filden zorlu
ama bir kusurcuğu var
insan ister yapacak

insan dediğin nice işler görür, generalim
bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin
ama bir kusurcuğu var
bilir düşünmesini de

(çeviren: asım bezirci)


not: hitler'e yazdığı söylenegelir...

Pazar, Ocak 29, 2012

kibrit çöpleri- murathan mungan

bildiğiniz gibi, murathan mungan'ın yazdıklarını çok severek okurum.

izne izmir'e gelince, ablamın kitaplığında ne zamandır okumak istediğim kibrit çöpleri'ni gördüm ve elimde bir başka kitap olmasına rağmen araya sıkıştırdım.
iyi de yapmışım. bu kitabında da çok güzel tespitlerle ve anlatımlarla dolu 97 sayfalık keyifli bir okuma sunuyor bize m. mungan.
aslında öykü kitaplarını sevmem ben, roman severim. gerçi, öykü değil bunlar; 80 adet "takribi ve vasati kıpkısa öykü" kendi deyimiyle...

bir de, geçenlerde, serrose yıl içinde yeni tanıştığı yazarlarla ilgili yazmıştı:
ben de kendimi bildim bileli, her okuduğum kitabı yazarım, yıl içinde kaç tane okuduğuma bakarım vs. ama hiç o açıdan bakmamıştım. şimdi bakınca, sanırım ben en çok da, sevdiğim yazarlar çevresinde dönüyorum, (murathan mungan, elif şafak, orhan pamuk, zülfü livaneli, yusuf atılgan..) çok fazla yeni yazar tanıma eğiliminde değilim..

geçen yıl tanıdığım yazarlar ise:
onur ünlü
aslı erdoğan
john katzenbach
hakan günday
emma donoghue
j.d. salinger

funny games- m. haneke


haneke'den yine insanı gerim gerim geren, rahatsız eden bir psikolojik gerilim.. bir burjuvazi eleştirisi, modern çağda güvenlik ihtiyacı sorgulaması...
her an "ne oluyor, şimdi ne olacak" diye heyecanla beklenerek izleniyor.

oyuncu seçimi çok iyi:
naomi watts (21 grams'dan hatırlayalım)
tim roth (reservoir dogs ve pulp fiction'dan hatırlayalım)
michael pitt (dreamers'ın taş amerikalısı)
brady corbet ("henüz 19 yaşındayken sergilediği başarılı performansa dikkat" diyorum)

iyi seyirler efendim;)

not: esasen, 1997 yapımı avusturya versiyonu idi izlemek istediğim; ama, bilgisayarımda 2007 yapımı amerikan versiyonunu buldum. yorumlara bakınca, izleyenler 1997 yapımı olanın çok daha başarılı olduğu konusunda hemfikir. bilginize.

Cumartesi, Ocak 28, 2012

bireysel farklılıklarımız

"haftaya nişanım var" dedi kadın,
"heyecanlı görünmüyorsunuz" dedi öteki.
"yani evet, 4,5 yıldır beraberiz zaten, çok bir şey değiştirmeyecek nişan" dedi kadın,
"aaa o kadar yıl neden beklediniz?" diye şaşırdı öteki.
bu tepkiye anlam veremedi kadın...

onları izlerken, olayların nasıl da bakış açısına göre farklı algılanabildiğine tanık oldum bir kez daha...
birinin "yaşamak" olarak gördüğünü bir diğeri "beklemek" olarak görebiliyordu...

@@@
not: daha fazla bilgi için:
akılcı duygusal davranışçı yaklaşım (REBT)
albert ellis
A B C modeli (A: olay, B: olaya ilişkin düşüncemiz/inancımız, C: olaya verdiğimiz duygusal tepkimiz)

Perşembe, Ocak 26, 2012

bir evim olsun


"sömestr'sız olmaz" dedim ve yıllık iznimi kullanarak izmir'e geldim. dile kolay, 19 yıllık alışkanlık :) ablam da benden özenip, iznini kullanmaya karar verdi.
3 gündür, birlikte karşıyaka'mı gezdikten sonra, bugün evde oturup en sevdiğim şeylerden birini yapıyoruz: örgü örmek!
yalnızken hiç öresim gelmiyor, ama ne vakit annemi görsem canım istiyor.

ve, tahmin edeceğiniz gibi, ben yine izmir- istanbul ikilemindeyim :)
o değil de, sanırım "düzen" özlemindeyim ben. artık bir "yer"e "evim" diyeyim, gönlümce dekore edeyim vs..
en çok da, kitaplarımın yarısını annemin evinde öyle eğreti bir şekilde dururken görünce içim acıyor. benim evdekiler de benzer şekilde; sığmaya çalışıyorlar bir küçük dolaba..
her odasının bana ait olduğu ve birinin güzel bir kütüphaneyle çalışma odası olarak kullanıldığı güzel bir ev istiyorum ben...
kendimi ait hissettiğim, kendime ait hissettiğim..

Salı, Ocak 24, 2012

değerliyiz biz, her birimiz.


'kendine iyi bak' deme/ denmez, saçma
kendime bakarım elbet / sen hiç korkma
kendine kalıyor insan eninde sonunda...

dediği gibi sevgili candan erçetin'in, "biz" varız esasen; her şeyden ve herkesten önce...
her şey biz'le anlamlı...

üstün dökmen'in benim de hak veridğim bir düşüncesi vardı. o geldi aklıma bu şarkıda. sizinle de paylaşayım:

her şeyden bağımsız olarak varoluşumuz "1" dir, onun yanına ekleyeceğimiz özelliklerimizin her biri de "0"dır.
yani ben 1'im. benim anne oluşum ile 1'in yanına bir "0" ekleriz ve 10 olurum. benim öğretmen oluşum için bir "0" ekleriz ve 100 olurum. vs. vs.
ama ben (yani 1) olmazsam hiçbiri olmaz...


gülmece güldürmece :)