Cuma, Şubat 14, 2020

Evren Yasaları

1.) YUKARIDA NASILSA, AŞAĞIDA DA ÖYLEDİR
Kendinize ya da Yaradan’ın yarattığı diğer varlıklara şefkatle yaklaştığınızda, evren size sevgi duyar. Karşınızda coşku dolu biri olduğunda motive olur, harekete geçmeye hazır hale gelirsiniz. Evren’in enerjisi de benzer bir yaklaşım sergiler. Tutkunuzu destekleyecektir. Birileri size inanıyorsa, o inancı boşa çıkarmamaya çabalarsınız. Yaradan’a inandığımızda, inancımıza karşılık verecektir. Yaradan da bizim gibi cömertliğin karşılığını mutlaka verir. İnsanın kalbine dokunan şeyler Yaradan’ın da kalbine dokunur.

2.) İÇERİDE NASILSA, DIŞARIDA DA ÖYLEDİR
Dünya bir eğitim alanıdır. Burada derslerimiz bize sunulurken, dış dünyamız iç dünyamızın kusursuz bir yansıması olarak şekillenir. İçten içe öfkeliyseniz, öfkenizi kendinizin bile farkına varamayacağı kadar derine gömmüş olsanız bile, hayatınızda öfkeli insanlar olacaktır. Onların işlevi reddettiğiniz öfkenizi size yansıtmaktır.
Kendini güvende, sevgi dolu, koruma altında ve mutlu hisseden bir kişinin etrafını onu seven insanlar çevreleyerek, onun güvende, koruma altında ve mutlu bir yaşam sürmesini sağlarlar. Siz bu özelliklere ne kadar sahipseniz, hayatınıza giren insanlar da o kadar yaratıcı, cömert kalpli, dürüst ya da alçakgönüllü olacaktır.
Evren size inandığınız şeyi getirmek için kendini yeniden düzenler.

3.) İSTEK YASASI
Spiritüel yasalara göre yardım istiyorsanız bunu belirtmeniz gerekir. Yardım istemeye hazır olduğunuzda, yardım almaya da hazır olursunuz. Durumun içinde barındırdığı bilgeliği kabullenmeye hazır olursunuz. Böylece yüksek güçler size yardımcı olmak üzere harekete geçebilirler.
Spiritüel yolda kararlılıkla ilerleyen bir insan, cevaplar almak üzere kendi içine yönelir. Daha fazla bilgi edinmeye hazır olduğunuzda, size o bilgiyi verecek bir öğretmen hayatınıza girecektir. Bu öğretmen bir kitap, bir insan ya da bir televizyon programı olarak karşınıza çıkabilir. Sorunuzu açık ve kesin bir biçimde ifade etmeye hazır olduğunuzda, cevabı öğrenmeye de hazır hale gelirsiniz. Evren size yardım etmeyi bekliyor. Tek yapmanız gereken yardım istemektir.

4.) ÇEKİM YASASI
İçinizdeki hisler dış dünyadaki karşılıklarının size doğru çekilmelerine yol açar. Dış dünyada bir şeyler istediğiniz gibi gitmiyorsa, içinize yönelip kendiniz hakkındaki hislerinizi değiştirin. Böylece farklı insanları ve tecrübeleri hayatınıza çekebilirsiniz.
Örneğin sadık bir hayat arkadaşı bulmak istiyorsanız, kendinizi ne kadar sadakatle sevdiğinizi gözden geçirin. Kendinizi gerçekten sadakatle sevdiğiniz anda, dış dünyada sizi sadakatle sevecek birini hayatınıza çekmenize olanak verecek şekilde değişecektir.
Olumlu, aydınlık enerjiler yayın ve bir mucizenin hayatınıza girmesini bekleyin. Siz bir mıknatıssınız: Size benzeyen şeyleri kendinize çekersiniz.

5.) DİRENÇ YASASI
Direndiğiniz şeye dönüşürsünüz. Direndiğiniz her neyse, sizin onunla mücadele ederken harcadığınız enerjiyi kullanarak hayatınızda kalmayı sürdürür.
Bir düşünceyi ya da ifadeyi yeterli sıklıkta tekrar ederseniz, o sizin bilinçaltınıza işleyecektir. Bilinçaltınıza “sağlıklıyım” komutunu göndermek sağlığı hayatınıza çekecektir. “Kendime uygun bir eşi hakkediyorum” diye düşünmek o kişiyi size yaklaştırır.
Direnmeyi bırakın. Hayattan ne istediğinize karar verin ve olumlu gelişmeleri kendinize çekmek üzere Evren’e çekici, coşkulu, hevesli enerjiler göndermeye başlayın.

6.) YANSIMA YASASI
Hayatınızdaki tüm insanlar ve durumlar bir özelliğinize ayna tutmaktadır. Her şey yansımadan ibarettir.
Su elementi duygularınızı ya da ruh halinizi yansıtır. Bastırdığınız duygularınız varsa, damlayan musluklar ve su akıtan radyatörlerle karşılaşabilirsiniz. Arabanızın frenlerinin bozulması yaptığınız bir şeye son vermeniz konusunda bir uyarı olabilir. Farlarınız bozuk. Hayatta hangi yöne gittiğinizi görebiliyor musunuz?
Yaşamınıza giren her ne olursa olsun, aynaya bakıp size ne öğretmeyi amaçladığını görün. Asla size yansıttığı bir şey yüzünden başka birini değiştirmeye çabalamayın. Kendi içinize yönelip kendinizi değiştirin.

7.) YANSITMA YASASI
Dünyada, kendi özelliklerimiz bize geri yansıtılır. “Sen” ya da “o” kelimelerini her söylediğinizde, kendi özelliklerinizi başka birine yansıtırsınız. “Sen tuhafsın” dediğinizde, bilincinde olmadan karşınızdaki insanda kendi tuhaflığınızı görürsünüz. “O aptal” dediğinizde, kendi aptallığınızı o kişiye yansıtırsınız. Ya da kendi muhteşemliğinizi karşınızdaki kişide gördüğünüz için “Sen muhteşemsin” diyebilirsiniz.
Hiç kimsenin ne hissettiğini ya da nasıl olduğunu bilmiyorsunuz. Başka birinde gördüğünüz her şey içinizdeki bir özelliğinizin yansımasıdır.

8.) BAĞLILIK YASASI
Hayatta istediğiniz her şeye sahip olabilirsiniz fakat kendinize verdiğiniz değer ya da mutluluğunuz ona sahip olmaya bağlıysa, ona bağlısınız demektir
Bir üstat bağımsızdır. Statülerden, maddiyattan ya da duygusal ihtiyaçlardan bağımsızdır. Özgür ve son derece güçlüdür.
Birini sevebilmek için onun belirli bir biçimde davranmasına gereksinim duyuyorsanız, hissettiğiniz şey sevgi değildir. Bu bağlılıktır. Kişileri oldukları gibi kabul ettiğimizde muhteşem yönlerini bizimle paylaşırlar. Bu sevgidir.
Özgür olmayı diliyorsanız, herkesle ve her şeyle aranızdaki bağlardan sıyrılın. Bu aydınlanmanın önkoşullarından biridir.

YARATILIŞIN YASALARI
9.) DİKKAT YASASI
Dikkatinizi verdiğiniz her şey gerçekleşir. Bilgeler her zaman “inanmak görmektir” der. Kendi gerçekliğimizi kendimiz yaratırız. Dikkatinizi bir endişe ya da korku üzerinde yoğunlaştırırsanız, onu harekete geçirerek gerçeğe dönüşmesine yol açarsınız. Olumlu düşünceler olumsuz düşüncelerden daha etkilidir.
Olumlu durumlara odaklanın. Düşünceleriniz ve konuşmalarınızda olumlu durumlara yönelin. Niyetiniz karşısında olumlu bir yaklaşım benimserseniz hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Dikkatinizi istediğiniz şeye odaklarsanız, onu elde edersiniz.

10.) AKIŞ YASASI
Bir nehir akarken arada hiçbir boşluk kalmaz. Akışı engellenirse sonunda taşar. Su duyguları temsil eder. Duygular engellendiğinde durgunlaşarak ilişkilerin tıkanmasına ve yapmacık bir hal almasına yol açar. Bu yüzden duygularınızın akışına dikkat edin.
Akış Yasası hayatın her alanını yönetmektedir. Yaratıcı enerjiniz akıyor mu, yoksa baskı altında mı? Ağzına kadar dolu olan bir dolaba, yeni eşyalar koymak imkansızdır. Artık yaşamınızda ihtiyaç duymadığınız inançları ve anıları serbest bıraktığınızda, yenilerinin yaşamınıza girmesi için kapıları açmış olursunuz.
Akışa ayak uydurursanız, kaynağa ulaşırsınız.

11.) BEREKET YASASI
Sevgi, keyif, mutluluk, zenginlik, başarı, canlılık, neşe, cömertlik ve yaşamın tüm güzel yönleriyle akmak berekettir. Bereketin akışı size doğru yönelmiş olmasına rağmen, düşünceleriniz, inançlarınız, anılarınız ve kendinize biçtiğiniz değer, onu kabul etmenize engel olur.

Dünyadaki akıllı ebeveynler, size istediğiniz şeyi hazır olduğunuzu düşündükleri zaman verirler. Aynı şey Yaradan katında da geçerlidir. İstediğiniz berekete ulaşmak için ne kadar yaygara kopartırsanız kopartın, onu kabul etmeye hazır olduğunuzu kanıtlayana dek Evren onu size getirmeyecektir.
Bereket, doğuştan kazandığınız bir haktır. Onu kabul etmeye açık olun.

12.) NETLIK YASASI
Net bir karar verdiğiniz anda başınızın üzerinde bir ışık yanar. Evren’deki Yüce Güçler bu ışığı görerek hayalinizi gerçekleştirmeniz için sizi desteklemeye başlarlar.
Doğruluk, dürüstlük, içtenlik ve tutarlılık, netliğin özellikleridir. Diğer insanlar bu özelliklerin varlığını sezip, size güvendikleri için güzel tutumlar sergilerler. Net düşünceler ve niyetler Evren’den istediğiniz şeyleri hayatınıza çekmenizi sağlar. Asla unutmayın. Siz bir üstatsınız. İhtiyaç duyduğunuz şeyleri sipariş etmek ve siparişin size ulaşacağını ummak hakkınızdır.

13.) NIYET YASASI
Niyetler, istekler, dilekler ve umutlardan çok daha etkilidir. Niyetleriniz asil ve onurlu olduğunda, planınız gerçekleşmese bile ideallerinizin saflığı için ödüllendirilirsiniz.
Bir projenin ya da fikrin doğruluğunu ya da yanlışlığını belirleyen şey niyetimizdir. Niyetinizin egonuzdan değil, herkes için en iyisini istemenizden kaynaklandığından emin olun. Evrensel enerji niyetinizi destekler. Tezahürün temeli budur.

14.) REFAH YASASI
En yüksek spiritüel değerlerden biri zengin olmak ve bu zenginliği akıllıca ve sevgiyle kullanmaktır. Yoksulluk bilincinin altında büyük bir korku yatar. Para yüzünden endişelenmek spiritüel bir davranış değildir. Açgözlülük, finansal hazımsızlıktır. Bir açık büfeye davet edildiğinizde tabağınızı karnınızı doyurmaya yetecek miktardan çok daha fazla yemekle doldurmaktan bir farkı yoktur. Sizi hasta eder ve bir şekilde enerjinizi tüketir.
Yüce gönüllü, açık fikirli ve cömert insanlar her zaman kanaatkar ve mutludurlar. Refahtan öğrenmemiz gereken ders, zenginliği bilgelikle kullanabilmektir. Refah içindeymişsiniz gibi düşünür, konuşur ve davranırsanız Evren’i size daha fazlasını göndermesi için teşvik edersiniz.

15.) TEZAHÜR YASASI
Tezahür ettirme becerisi yüce bir güçtür ve bunu başarmak ancak herkesin iyiliğini gözetmekle mümkündür. Tezahür Yasası’nı harekete geçirmek için atılması gereken adımların sıralaması şöyledir:
-Sakin olun ve dinleyin.
-Ne istediğiniz konusunda son derece net olun.
-Rahatlayıp istediğiniz şeyin size ulaştığını imgeleyin.
-Titreşiminizi tezahür etmesini istediğiniz şeyle uyumlu hale getirin.
-Onun size doğru yola çıktığına yönelik mutlak bir inanç besleyin.
-Hayalinizden vazgeçmeyin ve tezahür etmesi için “Om” deyin. “Om” arındıran, yatıştıran ve tezahür ettiren bir sestir. Bunu yapmanız hayalinizin tezahür etmesini hızlandıracaktır.
-Gerekli durumlarda harekete geçin.

16.) BAŞARI YASASI
Spiritüel bakış açısıyla başarı, kendimize inanmak, elimizden geleni yapmak ve herkes için en iyi sonucu elde etmektir. İyilik yaparken başarıya ulaşmak, ruhunuzun yükselişe doğru yaptığı yolculuğunu hızlandırır. Başarı sizde yarattığı memnuniyet ve tatmin duygusuyla ölçülür. Hedefinize işbirliği yaparak ve başkalarına yardımcı olarak ulaştıysanız, başarılı olmuşsunuz demektir.
Titreşimiz arzu ettiğiniz sonucun titreşimiyle uyumlu olduğunda başarıya ulaşırsınız.
Diana Cooper’in “Spiritüel Yasalar”-Nilgün Alantar paylaşımıdır.

Cumartesi, Şubat 08, 2020

Biraz terapiden ama en çok Cem'den...

Terapiden hafiflemiş ve mutlu hissederek çıkmış, eve gelmiş, yılın ilk karını izlemenin keyfini çıkarıyordum. "Cem Adrian- Kar"ı dinlemek istedim. Açtım, dinledim. 
Aslında çok hoştu her şey... 
Üstüne eskilerden çok sevdiğim "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti"yi dinledim. 2007'ye ışınlandım birden... O Ezgi'yi buldum oracıkta... Acıdım ona... 
Sonra "Bana Ne Yaptın" geldi... Akmaya teşne gözyaşlarım varsa, bir dozu yeterli olmuştur her zaman. Tam zamanıydı.
Psikoterapi sürecinde her şey iyiye gidecek sanırız çoğumuz; eninde sonunda iyiye gider sahiden de. 
Ama süreç boyunca çok yara açılır yine yeniden. Unuttuğunu, hiç yaşamadığını sandıkların bile... Ballı börek değil, acılı ve zorludur o nedenle terapinden geçmek... 
Ama sular bulanmadan durulmaz ve altında kalırız üstümüzü örttüğümüz her şeyin. Bu nedenle geçmişi, yaşadıklarımızı ilmek ilmek geri açıp daha sağlıklı örmek büyütür bizi.


"Kestim! Akıttım! Damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları!

(Acımıyor bileklerim)

Olmadı!
(Acımıyor hiç)
Sildim! Çıkardım! Yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları!
(Acımıyor ellerim avuçlarım)
Olmadı!
(Acıtmıyor hiçbirşey)
Kustum! Tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları!
(Acımıyor tenim, ve acımıyor)
Olmadı!
(Dokunduğun yerler)

Söktün! Defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı!

(Acımıyor artık kalbim)

Olmadı!

(Kalbim)
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
(Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.)
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk!
(Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.)
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
(Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.)
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk!
(Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.)
Göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk!
(Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.)
Anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk!"

Çarşamba, Şubat 05, 2020

2020 OcakAyı Kitaplar (2) ve Filmler (3), 1 de Dizi

Ocak ayının nasıl geçtiğini anlamadığım gibi, şubat ayının da neredeyse ilk haftası geçti bile. Öyle tembelim ki bu ara... Boş boş oturarak zaman geçiriyorum. Hiç alışkın değil bünyem buna. Suçluluk hissi bırakmıyor yakamı "faydalı" bir şey yaparak geçirilmeyen zamanlarda. "Demek ki şu an buna ihtiyacım var" diyorum sonra. Hem herkes bebek doğduktan sonra dinlenmeli zamanlara hasret kalacağımı söylüyor. Belki de depolamakta fayda vardır:)
Bu tembellikle geçtiğimiz ay neler izlemiş neler okumuşum bakalım:

Togo
Yılın ilk filmi Willem Dafoe'lu Togo oldu. Bir Disney filmi olan Togo yer yer abartılı olsa da sıcak ve keyifli bir hikaye.


Ateş Böceklerinin Mezarı
Isao Takahata’nın 1988 yapımı bol ödüllü animesinden yakın zamanda haberdar olmuştum.

Bir cumartesi akşamı için seçtim ve 1,5 saatlik bu muhteşem anlatıyı göz kırpmadan ve sonlarında gözyaşlarımı tutamadan izledim.
İkinci Dünya Savaşı dönemi Japonya’sında iki kardeşin yaşam mücadelesini anlatan film, savaşın ne düzeyde acı verici bir şey olduğunu yüzümüze çarpıyor...
Çok etkilenerek izledim. YouTube’da Türkçe altyazılı olarak bulunuyor.
Israrla öneririm, pişman olmayacaksınız.



Farewell
Duyduğum andan itibaren çok merak ettiğim ve izlemek istediğim bir filmdi. Yarıyıl tatilinde İzmir'de annem ve ablamla izledik. Başka Sinema kapsamında Karaca Sineması'nda gösterimdeydi. Güzel bir filmdi ama beklentimin biraz altında kaldı. Çin'e dair, geleneklerine, aile ilişkilerine, düğün kültürlerine dair fikir sahibi olmak güzeldi. Ayrıca kanser gibi bir hastalık temelinde gitmekle beraber hiç ajitasyon olmayışı da filmin iyi yanlarından. En etkileyici kısım ise ana fikri olan "Kişiyi öldüren kanser değil, kanser olduğunu (öleceğini) bilmesidir." mesajıydı bence. 
Ben kişinin ölümü yakınsa bilmeye hakkı olduğu, kişiden kesinlikle saklanmaması gerektiği görüşündeydim hep. Ama filmden sonra biraz karıştı açıkçası. Sizin fikriniz nedir? 


Anna with an e- I. sezon
Bu dizi instagramda beğenisine güvendiğim hesaplarda epey karşıma çıkınca merak etmiştim. İlk sezonunu çok severek izledim. İnsana dair temel öğelerin tüm doğallığıyla anlatılmasının hoşluğunun yanı sıra, izlemeye başlarken bilmediğim bir özelliği olan Suffragette hareketinden bahsediyor oluşu ayrı mest etti beni. İzlemeye devam edeceğim.


Arkadaşıma Veda

Yılın ilk kitabı, bir hafta sonu için öğrencimden ödünç aldığım ve hızlıca okuduğum Zülfü Livaneli’nin Arkadaşıma Veda’sı oldu.

Salih Bozok’tan oğluna Atatürk’ü anlattığı bir mektup şeklinde kurgulanan kitap, ilkokul çağlarından vefatına kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını çocuklara uygun bir dille anlatıyor.
Bildiğim anılarını tazelemek, cumhuriyetimizin ne şartlar altında kurulduğunu bir defa daha anımsamak iyi geldi bana.
Sonsuz şükranla.



Nohut Oda

Melisa Kesmez, Bazen Bahar ve Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz’den bu yana okumak istediğim bir yazardı.

Yarıyıl tatilinde İzmir’deyken ablamın kütüphanesinde Nohut Oda’yı görünce de hemen okumaya başladım.
Esasen öykü sevmem ben pek. Ama evim dışında kaldığım ve rutinimin bozulduğu zamanlarda iyi olabiliyor öykü okumak.
Beş hikayeden oluşan bu kitapta en çok sonuncusunu (Kız Kardeşim Handan) ve bir öncekini (Görüşürüz) beğendim. Her ikisi de oldukça oturmuş ve iç sızlatan anlatımlardı.
Annemin Çadırı da güzeldi ama ilk iki öyküyü (Kalanlar, Son Bir Çay) zayıf buldum.
Bütüne bakınca, tema; meskenler, ayrılıklar, kırgınlıklardı.
Akıcı ve kolay okunan bir dili var genel olarak; bununla beraber, sanıyorum yazarın sosyal medyada aşırı övülmesinden kaynaklanan yüksek beklentimi karşılamadı benim.
Tatil kitabı olarak iyi gitti yine de.


Perşembe, Ocak 30, 2020

Medeniyet İyi mi Kötü mü?

Yazmayı oldum bittim çok sevdim de, bazı dönemler oluyor ki zihnimden sürekli bir şeyler geçiyor ve ben hepsini yazıya dökmek için yanıp tutuşuyorum. Bu ara da öyle bir dönemimdeyim.
Instagram'ı daha nadir olarak, gördüğüm güzellikleri çekip paylaşmak için kullanırken, daha çok aklımdan geçenleri paylaşmak için kullanıyorum; önce sözler geliyor, sonra ona uyacak bir fotoğraf arıyorum çoğu zaman galerimden. Biraz da günlerimi, yıllarımı ilerde hatırlamak için her gün bir paylaşım yapmayı seviyorum.
Bu aralar öyle çok ki anlatmak istediklerim, insatgramda hikayelerim pıtır pıtır doluyor, günde bir gönderi yetmez oluyor. 
Derken, dedim ki "Benim bir bloğum vardı! Bir zamanlar içimden gelenleri, anılarımı sık sık paylaştığım... Neden artık sadece aylık ve yıllık değerlendirmeler için kullanayım, neden böyle yoğun zihin akışı dönemlerimde orada yazmayayım?"
Ve zihnime takılan bir meseleyi paylaşmak için eski günlerdeki gibi bilgisayar başına oturdum:)
Bu konuyu paylaşmadan önce, anlatacaklarımın tamamen kişisel fikrim olduğunu, bilimsel verilere dayanmadığını, katkı sağlayacak her türlü görüşe teşekkür edeceğimi belirtmek isterim.
Şöyle ki, yeni akımlar, düşünceler başta benim de ilgimi çekse de, zamanla suyu çıkıyor, trende dönüşüyor ve pazarı oluşup ticarete dökülüyor gibi bir gözlemim var. Bu nedenle de saflığını kaybediyor gibi geliyor ve mesafeli durmaya başlıyorum. Zaten genel olarak, hiçbir fikrin körü körüne savunucusu olmanın doğru olmadığına yürekten inanıyorum.
Modern çağa ait her şeye "tu kaka" deme ve eskinin daha iyi olduğunu savunma modası var malum.
Sapiens'i okurken bu konuda zihnimde bir lamba yanmıştı; bizim hep öyle sandığımız gibi, dünya kötüye falan gitmiyor! 
Kanserler, hastalıklar artmıyor. Hep vardı, tanı bilinmiyordu ya da insanlar yaşlanacak kadar yaşamıyordu bile...
Madem o kadar kötü besleniyoruz ve eskiden çok güzel besleniliyordu, nasıl oluyor da günümüzde daha sağlıklı ve uzun yaşıyoruz artık?
Ya da doktorsuz doğum, evde doğum madem çok iyiydi, neden anne ve bebek ölüm oranları düştü yıllar içerisinde?
Bitkisel yağlar çok iyiydi ve kaliteli kozmetik ürünleri kötü de, nasıl oluyor da eskiden insanlar 40 yaşında yaşlı görünürken genç kız gibi görünüyorlar şimdilerde?
Ablamla bu meseleyi konuştuğumuzda, kimyasal cilt bakım ürünlerinin en azından bilimsel laboratuvarlarda defalarca test edilmiş ürünler olduğunu (hayvanlar üzerinde deney yapan markaları kullanmıyoruz) söylüyor ve ben ikna oluyorum açıkçası:)


Bu "doğal" meselesi ile ilgili çok güzel bir yazı okumuştum, maalesef yazanı hatırlamıyorum şimdi. "Doğal olan her şey iyi gelir"in bir yanılgı olduğunu, bitkilerin kullanımının çok hassas bir konu olduğunu; oranının, hangi bölgesinin hangi döneminde kullanılacağının, kullanım şeklinin vs çok iyi bilinmesi gerektiğini anlatıyordu.

İşte böyleyken böyle. Fikri, bilgisi olanlar paylaşırsa, kaçırdığım noktaları gösterirse çok memnun olurum:)
*Daha geniş bir felsefeden bakıyor ve "medeniyet" adı altındaki her şeyin doğaya, doğal akışa çomak sokmak olduğunu ve insan ırkının yaşam süresini ve kalitesini uzatmak için ilerlerken ekolojik sisteme zarar verdiğini savunanları ayrı tuttuğumu da belirteyim.* 



Pazar, Aralık 29, 2019

2019 Aralık Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (5), 1 de Dizi

Aralık ayı koşarak geçti resmen, gerçekten hiç anlamadım nasıl sonuna geldiğimizi. Sadece ayın değil, koca bir yılın da sonuna gelmiş olduk böylelikle:)
Bu ay nasıl geçmiş diye bakacak olursak, yine açık öğretim sınavlarım vardı:) Bu defa Anadolu Üniversitesi'nde son bir dönemi kalan Sosyal Hizmetler bölümünün vizeleri. Bir haftam ona çalışıp, hafta sonu sınavlara girerek geçti.
Ablam geldi 5 günlüğüne, onunla güzel vakit geçirdik.

Bu ay izlediğim neler okumuş neler izlemişim bakacak olursak...
Önce filmler:

Marriage Story
Son derece gerçekçi ve adeta tiyatro oyununu andıran doğallıkta bir filmdi. Çift terapisti bakışı ile izledim büyük oranda. 'Kişiler nasıl birbirine çekiliyor ve sonra ne oluyor da birbirleri için çekilmez oluyorlar' meselesini özellikle de Adam Driver'ın şahane oyunculuğuyla seyirciye aktaran güzel bir filmdi.


Bozkır
Geçen ayki Parasite vakasını yaşadık yine:) Altın Portakal'da ödüllerin büyük kısmına layık görülen Ali Özel'in ilk filmini izlediğimi sanarak oturdum ekran başına. Zamanla anladık ki Özcan, Mehmet Tanrısever'e ait Bozkır- Kuşlara Bak Kuşlara filmini açmış:) Başlarda gayet güzel giden film, ortalardan sonra tıkanmaya ve gitmemeye başladı... Bir dahaki ay gerçek Bozkır'ı izlemek kısmet olur umarım:)



Silsile
2014 yapımı Silsile filmi Netflix'teki Türk filmleri arasında bir süredir ilgimi çekiyordu. Bir akşam ablamla izledik. Tek bir gecede geçen olaylar örgüsünden oluşan film oldukça gerilimli, heyecanlı ve bence çok başarılıydı.



Parazit
Bu ay çarşamba sinema günlerimi aksattım. 
Çünkü vizyonda ilgimi çeken pek film yoktu.

İlgimi çeken filmler Başka Sinema’da ve bana yakın salon da maalesef yok.
Ablam buradayken bir gün İstiklal’e gidince, programımıza sinema da ekledik. Bu sayede, 1 Kasım’dan bu yana görmeyi çok istediğim Parazit’i izleyebildim.
Beklediğime değdi, çok başarılı bir film hakikaten. 2 saat 15 dk, arasız, pür dikkat izledim.




Capernaum/Kefernahum
Yine bir akşam ablamla evde izledik ne zamandır listemde olan bu filmi. Nadine Labaki'nin yönetmenliğini yaptığı bu Lübnan filmi kurmacadan çok belgesel edasındaydı. Ağır bir dramın içindeki çocukların ve insanların yaşamına tanıklık ettiğimiz filmi neredeyse tamamen götüren çocuk oyuncu Zain Al Rafaea'nın başarısı takdire şayan!



Bu ay izlediğim dizi ise, 3 bölümden oluşan Three Days of Christmas.
Her bir bölümünde aynı ailenin 3 farklı dönemindeki Noel gününü anlatıyor dizi. Anlatılan şey ilişkiler, ailelerdeki sırlar vs. olunca istemeden de olsa mesleki kimliğimin gözüyle izlerken buluyorum kendimi:) 
Aile kavramı, çoğu zaman karmaşık, kaotik; kimi zaman boğucu, engelleyici, örseleyici... "Kutsal Aile" zaten bir mit, bunu artık hepimiz biliyoruz sanırım...
Özellikle evden ayrıldıktan sonra aile evlerindeki toplaşmalar, aile üyelerini özlemle birbirine kavuştururken bir yanıyla da gerginlik verici ve eski travmaları hatırlatıcı niteliğe sahip olabiliyor...
Her şeye rağmen güven duygusunun ilk tesis edildiği, yaşamımızın ilk ve en önemli ilişkilerine sahip yer aile; görüşmesek bile, derinden bağlı olduğumuz kökleri bize veren yapı... 
Dilerim şeffaf, sevgi ve şefkat dolu olsun herkesin ailesi.



Kitaplara gelince:
Öfke Dansı

4-5 yıl önce Çift ve Aile Terapisi eğitimindeyken çok değerli Nevin Dölek Hocam önermişti.

Her nedense yıllardır okunma sırası gelmemişti.
Çift ve Aile Terapisi eğitimi alırken okumak uygun bir eşzamanlılık olurmuş sahiden de.
Ama işte her kitabın bir vakti var ve ancak zamanı gelince okutuyor kendini.
9 bölümden oluşuyor kitap ve -özellikle de kadınların- aile ilişkilerinde, iş yerlerinde ya da diğer önemli ilişkilerinde yaşadıkları sınır ve öfke sorunlarını, nedenlerini anlatıyor ve uygulanabilir kalıcı çözüm yolları sunuyor.


Hem alanda çalışan profesyoneller için hem kendini tanımaya ilgi duyan alan dışı kişiler için anlaşılır, pratik ve önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Kendi okuma listeme de serinin diğer kitapları Kandırma Dansı ile Dans Eden Benlikler’i ekliyorum.




Gizli Bahçe
Bu ayın çocuk kitabı Gizli Bahçe, tıpkı arka kapak yazısındaki şu sözler gibi tatlı hislerle bırakıyor okuyanı:

“Zenginliğin biraz da dünyayı, doğan güneşi tüm güzellikleriyle görebilmek olduğunu anlatan bu kitap;

Yaşam sevincinin biraz zorlanılsa da etrafa yayılabileceğini bir çocuğun yaşantısını anlatarak gösteriyor.
Yaşamınız gizlediğiniz bir bahçe olmasın; bahçenizi başkaları ile paylaşın;)”



Nazar
Yılın son kitabı Nazar, Ortaçağ Avrupası'nda kilise, engizisyon, kadın ve cadı avı konusunda oldukça akıcı ve kendine özgü bir roman. Çok severek okudum ben, zulüm gören tüm kadınlara adanan bu kitabı.


Perşembe, Aralık 05, 2019

2019 Kasım Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (5), 2 de Dizi

Kasım bu sene başladığım AUZEF Çocuk Gelişimi Bölümü vizelerime denk gelen ve zamanımın bir kısmını ders çalışarak geçirdiğim bir aydı. Bu ay başka neler oldu diye düşünecek olursam, annem geldi ziyaretimize ve onunla gezip dolaştık biraz.
Bir de doğum günümün olduğu ay Kasım! Ve doğum günümde instagramda duyurduğum haberi buradan da vermekten imtina etmeyerek söyleyebilirim ki, hamileliğimin de üçüncü ayıydı kasım!!!:)
Biraz bulantılı biraz uyuklamalı günler geçirirken ne izlemiş ne okumuşum bakalım:

Gazap Üzümleri

Gazap Üzümleri 1997’den beri kütüphanemdedir.

5.sınıfta 23 Nisan konulu kompozisyon yarışmasında ilçe ikincisi olunca okul müdürüm hediye etmişti. Bunca yıl öylece durmuştu.
Kasım başında hali hazırda başlamış olduğum 10 kitaba ek olarak birden onu da okumaya başlamıştım:)
(Bir süredir kitaplara başlayıp başlayıp bırakıyorum...)
Ama elimdeki baskıda yazılar öyle küçüktü ki devam edemeyeceğimi anlayınca Yaşar Kemal Kütüphanesi’nden ödünç almıştım.
Şahane bir okumaydı.
1930’larda Amerika’da yaşanan büyük göç ve dramı Steinbeck’in usta dilinden okumak büyük hazdı.
Bunca yıldır kütüphanemde duran bu önemli kitabı okumaya niye bu kadar geç kalmışım diye hayıflandım...


Simyacı

Simyacı büyülü bir kitap.

Can dostum Sevgi ile Simyacı’yı 20 yıl sonra yeniden okumayı konuşup, benim “Kütüphanemde neden/nasıl Simyacı yok” diye şaşırmam ve okul kütüphanesinden ödünç almamdan 5 gün sonra ile

Özcan’a sebepsiz bir sürpriz olarak iş arkadaşından Simyacı hediye geldi!
Artık kütüphanemde Simyacı var:) 

Bu özel kitabı 20 yıl sonra yeniden okumak, altını çizdiğimi anımsadığım cümlelere gülümsemek, kimi ayrıntıları unutmuş olsam da ana fikri ve genel hatlarıyla hikayeyi hatırladığımı fark etmek çok güzeldi.

O zamanki denli etkilemedi elbette ama 30 yıldır kitleleri etkilemeye devam eden bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu:)

Kitabın mesajı açık:
“Bir şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmek için bütün evren işbirliği yapar.”
Konfor alanından çık; hayalinin, hikayenin, hazinenin peşine düş!




Gelelim filmlere:
Aykut Enişte
Bir akşam kafa dağıtmak için beklentisiz biçimde açtık evde ve sandığımızdan çok daha fazla eğlendik. Gerçekten akan ve komik bir senaryo, keyifli vakit geçirilecek bir aile filmi.


Joker
Bu ay çarşamba sinema günlerimden birinde Joker'i izledim.
Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim bir filmdi Joker.

Beklediğim gibiydi. Sert, acıklı...

O karanlık atmosferine rağmen 2 saat hızla aktı gitti.
“V for Vendetta, Fight Club ve hatta Kuzuların Sessizliği karışımı” demişler ekşi sözlükte. İyi bir tanımlama.
‘Bize ne oluyor da olduğumuz kişi oluyoruz, toplumda adalet yoksa anarşi nasıl patlak verir’ meselesi var bu filmde de.
Filmin bunca akıp gitmesinde belki en büyük pay Joaquin Phoenix’in. Teee yıllar önce bir diğer efsane film Quills ile sevmiştik kendisini, bu filmde oyunculuk şovu yapmış adeta. O nasıl oynamaktır!
Son olarak, ben bir ruh sağlığı çalışanı gözüyle izledim filmi ister istemez...
‘İnsan çok canı yandığı için can yakıyor, öfkeli herkes aslında çok kırgın’ bilgisini anımsadım defalarca...
Tüm insanlar için sevgi dolu bir çocukluk ve yaşam diledim can-ı gönülden ...



7. Koğuştaki Mucize
Çarşamba sinema günlerimin bir diğer filmiydi 7. Koğuştaki Mucize. Kore uyarlaması filmin önce orijinalini izlemek istiyordum aslında ama önce bunu izleyebildim. 
Filmlerde zırıl zırıl ağlayan yapımbu filmde de durmadı elbette. 
Eksiklerine rağmen güzel bir filmdi bence.



Yok Artık
Evde izlediğimiz filmlerden Yok Artık sağlam oyuncu kadrosuyla dikkatimizi çekti. Birbirinden farklı bağımsız hikayelerden oluşan film oldukça eğlenceli ve akıcıydı. Kafa dağıtmak için izlenebilecek filmlerden.



Parasyte
Başka Sinema'da oynayan Parasite filmini çok istememe rağmen yakınlarda oynayan salon olmayınca bir türlü gidemedim ve evde izlemeye kalktık bir akşam. Onu bulamayınca bir başka aynı isimli film izledik:)
Pek benim tarzım çıkmadı ve benim aklım hala asıl Parasite'te:)


2 de dizi izlemişim bu ay:
Şahsiyet
İlk yayınlandığı dönem izlemeye başlayıp, hikayeye giremeyince bıraktığım ve sonra yeniden izlemeye devam ettiğim Şahsiyet’in son üç bölümünü izleyerek bitirdim bu ay başında. Ay sonunda da sonuna kadar hak ettiği Emmy ödülünü aldı Haluk Bilginer, ne mutlu bize!

Sarstı geçti dizi...

İnsanı kalbinde yumru ile bırakan, içine baş ağrısı ile uyanmasına sebep olan bir huzursuzluk salan, izlerken değil de ertesi gün ağlatan, etkisinden uzun süre çıkılmayacak bir yapım... Asla vıcık vıcık olmayan; ama insanın içini kanırtan bir ağır dram...
Tam Hakan Günday’a yaraşır türden ...
****İzlemeyenler için spoiler içerir!
Son sahnelerde çalan Reyhan türküsü nasıl sızım sızım...
“Analar kuzusu Reyhan...”
Ah Reyhan ah Nevra...
Çocuklar, genç kızlar, kadınlar... Her birisi anasının kuzusu olan...
Her gün yüzlerce ana kuzusunun gözünün içine bakıyorum, pırıl pırıllar... İncitmeye, kalbini kırmaya kıyamazsınız hiçbirinin.
Sonra düşünüyorum, tecavüzcüler de bir ana kuzusu; böyle pırıl pırıl bakıyorlardı hayatlarının bir döneminde...
Canavara dönüşümlerini anlamakta zorlanıyorum... Çıldıracak gibi oluyorum...




Ramy
Amerika'da yaşayan Mısırlı bir aile ekseninde dönen keyifli bir dizi. Sadece üç bölümünü izledim henüz, kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Bakalım devam edecek miyim öylece bırakacak mıyım:)