Çarşamba, Şubat 08, 2012

kartopu tatlısı


sevgili izlediğim bloglardan birinde görmüştüm tarifini:
"- 1 kutu krema
- 1 su bardağ pudra şekeri
- 1 su bardağı süt tozu
çırpılıp, buzdolabında 2 saat bekletilir. sonrasında küçük parçalar koparıp yuvarlanarak hindistan cevizine bulanır."
şeklinde oldukça pratik bir tarifti.



dün denemek istedim. lakin, hazırlanan krema, bir türlü top yapılacak kıvama gelmedi, akışkan kaldı.

ben de moralimi bozmadım elbet;)

pasta altı keki sütle ıslatıp üzerine kivi dizdim (krema oldukça tatlıydı çünkü). üzerine kremayı sürdüm. ceviz ve hindistan cevizi ile süsledim. biraz fazla tatlı olmakla beraber, oldukça lezzetli bir tatlı oldu. afiyetle yedik.

fakat, yine de çok sevimli görünen kartopu tatlısından vazgeçmek istemiyorum! bu tatlının başka bir tarifini bilen var mı?
sanırım, içine margarin gibi katılaştırıcı bir şey eklenmeli..
yardımcı olursanız sevinirim;)

Salı, Şubat 07, 2012

tesadüfler- volume 9

bazen, garip bir şekilde, bir şeye aynı gün içinde defalarca rastlıyorum..
bir kitap, bir film ya da herhangi bir şey..
mesela gazetede görüyorum sabah, sonra internette alakasız bir şey ararken o yeniden çıkıyor karşıma, sonra yine alakasız bir sohbet sırasında lafı geçiyor vs.

nasıl oluyor, niye oluyor gerçekten anlamıyorum.
size de oluyor ama, öyle değil mi?


bugün de "the help" filmi öyle oldu. filmi de, kitabı da (duyguların rengi/ yardımcı) ikide bir karşıma çıkıyor. ben de napayım, işaret saydım bunu ve filmi de kitabı da listeme yazdım ;)

Pazartesi, Şubat 06, 2012

bir pazar güzellemesi

istanbul'a döner dönmez, güzel şehir ile hasret gidermek için attım kendimi karaköy'e. hava da mis. tam sahil havası çekmelik, şehrin güzel semtlerini gezmelik...

meşhur "namlı" feci kalabalıktı, biz de yanındaki "çerkezköy şarküteri"ye şans verdik, oldukça da memnun kaldık.



keyifli kahvaltının ardından karaköy'de kısa bir yürüyüş yaparak tophane-i amire'ye (msü güzel sanatlar fakültesi), dali sergisi'ni gezmeye gittik. (sergi ücreti: tam 10, indirimli 5 lira)


ressamın o çok bildiğimiz eserlerini göremiyoruz sergide. toplamda 121 eser var ve 3 bölümden oluşuyor sergi:
gala ile akşam yemeği (12 eser)
sürrealizm izleri (9 eser)
ilahi komedya (100 eser)

en büyük kısmı oluşturan "ilahi komedya", dante'nin eserini okumayanlar için çok anlamlı gelmeyecektir. ara ara anlatan görevli bayan olmasa, resimleri anlamak benim için imkansızdı mesela.

serginin girişinde, ressamın bir röportajının videosu gösteriliyor. dali'nin ne kadar kendine özgü bir insan olduğunu orada rahatlıkla görebiliyoruz.

fakat, sergideki resimlerinde çizim anlamında çok olağanüstü bir şey gördüğümü düşünmüyorum.

sonrasında çukurcuma'dan istiklal'e çıktık, istiklal'i dolaştık. istiklal'e gelmişken, "toplamda hepi topu 5 salonda gösterime giren 'we need to talk about kevin'i izlemeden olmaz" dedik.
gerçekten başarılı, özenle çekilmiş bir film izledik böylelikle..
çocuk oyuncular da dahil olmak üzere, gerçekten çok iyi oyunculuklar izliyoruz filmde (özellikle de, tilda swinton ve ezra miller).


kapanışı da benim ilk defa denediğim arby's ile yaptık. kıvırcık patateslere bayılsam da, jambonumsu etlerden hiç mi hiç hazzetmedim.

oldukça güzel bir kavuşmaydı istanbul ile..
izmir'i mi yoksa istanbul'u mu daha çok sevdiğime hiç karar veremeyeceğim sanırım...

Cuma, Şubat 03, 2012

dedem

dedem bizdeydi dün akşam...
yaklaşık 2 yıl önce anneannemi kaybettik, yalnız yaşıyor dedem.. hep derler ya "kadın kendine bakıyor, yalnız kalan erkek bakamıyor kendine" diye. gerçekten de öyle...

gözlemledim dedemi. yılların getirdiği alışkanlıkları var, nereye gitse onları yaşatmak istiyor.
koltuğunun önüne küçük bir sehpa koyuyor, hep yanında taşıdığı kişisel eşyalarının bulunduğu bir torbası var, onun içinden bulmacasını, ilaçlarını, gözlüklerini çıkarıp o sehpaya diziyor vs.
ayakkabı çekeceğini bile yanında taşıyor!
bulmacasını çözüyor, hayvanlı belgeselleri izliyor.
televizyon çıktı beri komşuluğun öldüğünden bahsediyor sonra (televizyon mu kaldı dede? herkes internette vakit geçirip yalnızlaşıyor artık, televizyonda değil).
geçen sene kömür aldığı kömürcüde "bir alet olduğundan, oraya kart sürtüp para çekildiğinden" hayretle bahsediyor sonra.
artık elektrikli sobaya geçtiğinden, sobanın ikinci çubuğunun yatarken tam ayağına denk geldiğinden bahsediyor.
vs vs..
gülümsüyorum..
acıyorum da biraz..
ne diyim, allah herkese sağlıkla, mutlulukla yaşamak ve yaşlanmak nasip etsin.

Perşembe, Şubat 02, 2012

izmir'de kar coşkusu



(karşıyaka çocuk yuvasının önü)

3 yıldır istanbul'da yaşamama rağmen en soğuk günlerde (sömestra denk geldiğinden) izmirde olduğum için "karlı istanbul"a hasretim.

(annemle savaş:))

neyse ki, bu sabah izmir bir sürpriz yaptı bize ;)

(annem ve ben)

uyanıp karı görünce ne yapacağımızı bilemedik, attık kendimizi sokaklara, tanıdık tanımadık herkese kartopu attık, koştuk, güldük.
çok güzeldi.

(annem ve kuzeni)

Çarşamba, Şubat 01, 2012

güzel şarkı dinleyelim haydi;)

(yeni çıkan müzikleri pek takip edemiyorum uzun yıllardır. genelde aynı (çok sevdiğim) şarkıları dinliyorum ya da yakınlarım keşfediyor, bana dinletiyor, bir süre onlara takıyorum vs.)

bu şarkıya radyoda denk geldim bu sabah ve çok sevdim.
ne zaman çıktı bilmiyorum. ama, tam bir yaz şarkısı bence. bir de çocukluğumdan, 90'lardan gibi..
çok enerjik, olumlu bir şarkı.
insan yaz olsun istiyor... hepimiz güzel olalım, güzel rahat giysilerimizle mutlu olalım, neşeli, enerjik, aşık olalım :)

Salı, Ocak 31, 2012

bertolt brecht'ten..

generalim tankınız ne güçlü

tankınız ne güçlü generalim
siler süpürür bir ormanı
yüz insanı ezer geçer
ama bir kusurcuğu var
ister bir sürücü

bombardıman uçağınız ne güçlü generalim
fırtınadan tez gider, filden zorlu
ama bir kusurcuğu var
insan ister yapacak

insan dediğin nice işler görür, generalim
bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin
ama bir kusurcuğu var
bilir düşünmesini de

(çeviren: asım bezirci)


not: hitler'e yazdığı söylenegelir...

Pazar, Ocak 29, 2012

kibrit çöpleri- murathan mungan

bildiğiniz gibi, murathan mungan'ın yazdıklarını çok severek okurum.

izne izmir'e gelince, ablamın kitaplığında ne zamandır okumak istediğim kibrit çöpleri'ni gördüm ve elimde bir başka kitap olmasına rağmen araya sıkıştırdım.
iyi de yapmışım. bu kitabında da çok güzel tespitlerle ve anlatımlarla dolu 97 sayfalık keyifli bir okuma sunuyor bize m. mungan.
aslında öykü kitaplarını sevmem ben, roman severim. gerçi, öykü değil bunlar; 80 adet "takribi ve vasati kıpkısa öykü" kendi deyimiyle...

bir de, geçenlerde, serrose yıl içinde yeni tanıştığı yazarlarla ilgili yazmıştı:
ben de kendimi bildim bileli, her okuduğum kitabı yazarım, yıl içinde kaç tane okuduğuma bakarım vs. ama hiç o açıdan bakmamıştım. şimdi bakınca, sanırım ben en çok da, sevdiğim yazarlar çevresinde dönüyorum, (murathan mungan, elif şafak, orhan pamuk, zülfü livaneli, yusuf atılgan..) çok fazla yeni yazar tanıma eğiliminde değilim..

geçen yıl tanıdığım yazarlar ise:
onur ünlü
aslı erdoğan
john katzenbach
hakan günday
emma donoghue
j.d. salinger

funny games- m. haneke


haneke'den yine insanı gerim gerim geren, rahatsız eden bir psikolojik gerilim.. bir burjuvazi eleştirisi, modern çağda güvenlik ihtiyacı sorgulaması...
her an "ne oluyor, şimdi ne olacak" diye heyecanla beklenerek izleniyor.

oyuncu seçimi çok iyi:
naomi watts (21 grams'dan hatırlayalım)
tim roth (reservoir dogs ve pulp fiction'dan hatırlayalım)
michael pitt (dreamers'ın taş amerikalısı)
brady corbet ("henüz 19 yaşındayken sergilediği başarılı performansa dikkat" diyorum)

iyi seyirler efendim;)

not: esasen, 1997 yapımı avusturya versiyonu idi izlemek istediğim; ama, bilgisayarımda 2007 yapımı amerikan versiyonunu buldum. yorumlara bakınca, izleyenler 1997 yapımı olanın çok daha başarılı olduğu konusunda hemfikir. bilginize.

Cumartesi, Ocak 28, 2012

bireysel farklılıklarımız

"haftaya nişanım var" dedi kadın,
"heyecanlı görünmüyorsunuz" dedi öteki.
"yani evet, 4,5 yıldır beraberiz zaten, çok bir şey değiştirmeyecek nişan" dedi kadın,
"aaa o kadar yıl neden beklediniz?" diye şaşırdı öteki.
bu tepkiye anlam veremedi kadın...

onları izlerken, olayların nasıl da bakış açısına göre farklı algılanabildiğine tanık oldum bir kez daha...
birinin "yaşamak" olarak gördüğünü bir diğeri "beklemek" olarak görebiliyordu...

@@@
not: daha fazla bilgi için:
akılcı duygusal davranışçı yaklaşım (REBT)
albert ellis
A B C modeli (A: olay, B: olaya ilişkin düşüncemiz/inancımız, C: olaya verdiğimiz duygusal tepkimiz)