Cuma, Temmuz 22, 2016

beni siz delirttiniz

ayıptır söylemesi, ilk defa henüz az önce dinledim!
ama bu hemencik çok sevivermeme engel değil elbette;)
eyvallah ayça şen başkan! eyvallah radyo karavan!




"Beni siz delirttiniz evet, evet,evet, siz, siz 
Kırmızı ışıkta geçen şoförler ve boşverli türküler 
Sahil yolundaki kazalar, denize düşen şu uçak 
Beyaz camda hayvanlar ve reklamlar, 
Yeşilçam'da baldır bacak 

Beni siz delirttiniz evet, evet, evet siz delirttiniz beni 
Uçaklar, rüşvetler ve mobilyalar ve ahlak üstüne nutuklar 
Günden güne ufalan ekmekler pasta yesin efendiler ama 
Gaz tenekesi ile su kuyrukları ve bir başbuğun buyrukları 

Beni siz delirttiniz evet, evet, evet 
Siz delirttiniz beni hiç kuşkum yok bundan eminim 
Darılmaca yok ben bir deliyim ama beni siz delirttiniz 
Gelin katılın sizde bize, bizde herkese yer var 
Dostlarım hep Napolyon hepsi Sezar 
Bol miktarda Hitler de çıkar"

Cuma, Temmuz 15, 2016

bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir...


"yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler

ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!"


Perşembe, Temmuz 14, 2016

2016 haziran ayı filmler (2)

nisan ve mayıs ayını hiç film izlemeden geçirsem de, haziran biraz daha verimli bir ay oldu diyebilirim.
okulların son haftası olunca sınıflarla film izleme etkinlikleri yapma fırsatım oldu.
çocuklarla izlediğim iki film:

maleficent


the little prince


her ikisi de şahane olmasa da keyifle izlenen filmler. 
bir de ben galiba baya baya seviyorum çocuklarla film izlemeyi.
meslek icabı başladım; ama, alışkanlık oldu galiba:)

Salı, Temmuz 12, 2016

2016 haziran ayı kitaplar (4)

nisan ayında "rehberlik servisimizi kitaplandıryoruz" diye bir proje başlattık okulda. kitap bağışları aldık ve bir sürü kitabımız oldu. öğrenciler ve veliler ödünç kitap alabiliyor ya da sınıflarda okuma saatleri yapabiliyoruz böylelikle. 
bu sayede, ben de, nisan- mayıs- haziran boyunca pek çok kitap araştırdım liste oluşturmak için, elime geçtikçe de karıştırdım her birini. kitaplarla pek hemhal olarak geçti bu üç ay, e değmeyin mutluluğuma:) 
haziran boyunca okuyup bitirdiklerimse:

sevdalı bulut masalı
nazım hikmet'in çocuklar için yazdığı iyilik-kötülük temalı masal kitabı. belki de aslında tüm insanlığadır...
bu arada masal oyunlaştırılmış. benim haberim yoktu. belki izleme fırsatımız da olur, ne dersiniz?


aritmetik iyi kuşlar pekiyi
cemal süreya'nın çocuklar için yazdığı 12 yazının derlendiği tadından yenmez bir kitap.





canım aliye ruhum filiz
her kitap nasıl da zamanını bekliyor... iki yıl önce edinilmiş kitabı aniden alıp sular seller gibi bir günde okudum. dönemin aşkı ve zorluklarına tanıklık ettim... içim sızım sızım.



yavaş ebeveynlik
klinik psikolog pınar mermer'in en çok da kendi annelik deneyiminden yola çıkarak kaleme aldığı kısa yazılardan oluşan kitap, pek çok önemli noktaya temas eden ve günümüz anne babalarını rahatlatabilecek cinsten.




Perşembe, Haziran 30, 2016

kadınlar! tacize alışmayın!

sabah işe giderken bir sokağa girdim, baktım ki sokağın sonunda iki genç adam var. geri çıkıp paralelindeki bir başka sokağa girerek devam ettirdim yolumu.
sonra düşündüm ki, bunu ne kadar sık ve artık o kadar alışmış bir biçimde yapıyoruz biz kadınlar! ne kadar temkinli ve tedbirliyiz...
tam bunu düşünürken yanımdan geçen bir araç durdu, içindeki genç adam bana baktı. ben de durdum tedirgin olup. bir süre rahatsız edici bir biçimde baktı. ben de baktım kıpırdamadan. bastı gitti sonra. şirket aracıydı, şirketin adını ve plakayı aldım hemen.
aklımdan ilk geçen otomatik düşünce; ne giydiğimdi,.. son derece sadeydim oysa ben bugün. hatta kendimi çok özensiz ve çirkin hissederek çıkmak durumunda kalmıştım evden alelacele.
bakın, bu çok anlamlı...
çünkü, oysa ben, her taciz olayında "o da mini giymeseymiş, o saatte orada ne işi varmış"çılardan tiksinmiyor muydum?
ama bakın, nasıl da zihnimi bozmuşlar, allah kahretsin bu zihniyeti!

twitter'dan şirketi ifşa etmek geldi önce aklıma. sonra bu, şirkete haksızlık olabilir, diye düşündüm, önce şirketi arayıp bildirmeye ve tavırlarına göre hareket etmeye karar verdim. 
fakat, durumu öncelikle eşimle paylaşmak ve fikrini almak istedim. ama, söylerken öyle korktum ki "bir şey yapmamış ya, abartma" diyecek diye... 
zira üniversite yıllarımda bir gece karşıyaka çarşı'da laf attılar diye biber gazı sıkmışlığım vardı iki hanzoya. kim duysa "abartmışsın" tepkisini almıştım...

neyse ki, tabi ki, yine yanımdaydı eşim. şirketle görüştük ve şirket de son derece olumlu bir tavır sergiledi. bizzat patron aradı, kendisini tespit edip işine son vereceklerini söyledi.

şimdi ben bunu niye anlattım???
başta kendimde olmak üzere, fark ediyorum ki, tacizi kanıksamış durumdayız. bir erkek grubunun önünden geçerken mahçup oluyor, kafamızı eğiyoruz, onlar bizi süzüyor, gülüşüyor, laf atıyorlar. biz susuyoruz.
toplu taşımada değiyorlar, abanıyorlar; yerimizi değiştirmekle yetiniyoruz.
utanması gereken onlarken biz utanıyoruz...


kadınlar!
lütfen tacize alışmayın!
susmayın!
tecavüze uğramayı beklemeyin!
cüretlerini kırın!
hadlerini bildirin!

bir insanı, sadece kadın olduğu için, durup dururken rahatsız etmeye cesaret edemesinler, buna hakları olmadığını öğrensinler!

*ingiltere'de benzer bir olayın mahkemede nasıl da güzel ceza alabildiği konusundaki gerçek hikayeyi bilen çoktur belki; ama, ben yine de yazımın altına iliştirivermek istedim:

"İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama, 7 yıl, 7 gün hapis cezası verince şaşıran gazeteciler sormuş: "Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladı. Bu ceza çok değil mi?" Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydeydi: "Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır."

Pazar, Haziran 19, 2016

babalar günü

nasıl baş ettiğimi ben de bilmiyorum...
15 yaşındaydım...
30 yaşında evli barklı kadınım şimdi.
bir şekilde geçti gitti 15 yıl...

bildiğim tek şey;
çok sevdiğin birini bir daha göremeyecek olmanın üzüntüsü ya da yaşanmış güzel anılara özlem duymaktan çok daha fazla bir şey bir çocuğun babasının ölmesi...
bitmeyen yarımlık, eksiklik hissi...
garip bir utanç, eziklik duygusu...
yalnız kalan anneye destek olma çabası ile zamansız büyüyüverme...
acımasınlar diye kuyruğu hep dik tutma çabası...
bir yük sırtında... ağır bir yük...
...
velhasıl, dilerim, allah hiçbir çocuğa anasızlığı, babasızlığı yaşatmasın...

Pazar, Haziran 05, 2016

2016 mayıs ayı kitaplar (1)

mahur beste
taa 2010 yılında, internetten uyguna kitap almayı keşfettiğim ve çılgınlar gibi kitap siparişi verdiğim dönemde edindiğim iki ahmet hamdi eserinden biriydi mahur beste (diğeri, elbette, saatleri ayarlama enstitüsü. ve fakat, kendisi henüz/hala okunmadı). 


önemli eserleri kütüphanemde bulundurma kararı almıştım zira. okumaksa 6 yıl sonra mümkün oldu.
cumhuriyet sonrası dönem edebiyatının tadını seviyorum. (gerçi bu kitap, osmanlı'nın son dönemlerinde  geçiyor.) uzun betimlemeleri, karakter tahlillerini... mahur beste de, çok akıcı değilse de, keyif alarak okuduğum bir eser oldu.
çok fazla eski kelime barındırdığından ve ben de kelimeleri çok sevdiğimden, ilk başlarda her sözcüğün anlamına baka baka okuyordum. ama sonra baktım, amacımdan sapıyor, kelimelerin peşinden koşarken kitaptan kopuyorum; dedim,"boşver, cümle içinde anlam kazansın kelimeler..."
böylelikle, insana dair hayata dair isabetli tespitlerin altını çize çize okuyup bitirdim kitabı.
eski dönem romanlarını sevenlere tavsiye ederim.

bu ay aslında, elimde iki kitap daha dolaştı. ama ikisi de yarım henüz.
ikisi de çalıştığım okulda oluşturmaya başladığımız kütüphaneden; öğretmenim mori'yle salı buluşmaları ve yavaş ebeveynlik.


ikisi de pek güzel gidiyor.


sanırım haziranda bitirmiş olurum ikisini de. ama bu yeni bir kitaba başlamayacağım anlamına gelmez:) yine okulda oluşturmaya başladığımız kütüphaneden yıllardır çok merak ettiğim bir kitap olan, küçük ağacın eğitimi'ne başlamayı düşünüyorum yarın;)


Perşembe, Mayıs 26, 2016

piraye için yazılmış saat 21-22 şiirleri

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
                                            seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
                    kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
                                                             sıcak
                                                                koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
                                                        kendisi değil
                                                                   edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
                                                            bir çekmece
                                                                        bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
             fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
                                sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken... 




27 Ekim 1945
Bir elmanın yarısı biz
                                yarısı bu koskoca dünya.
Bir elmanın yarısı biz
                                yarısı insanlarımız.
Bir elmanın yarısı sen
                                yarısı ben 

                                          ikimiz... 

28 Ekim 1945
Itır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

Sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
Bana öyle gelir ki
                 belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
Ama biz hâlâ
                 güneşin altında el ele yalnayak koşan
                                                                        hayran gözlü çocuklarız...
  

Perşembe, Mayıs 19, 2016

aşkı ilahi saydık cihanda...

aklıma düştü bi anda bu şarkı.
"off ne çok severdim. 20 yıl öncenin şarkısı" dedim 
hayatımdakisevgiliinsana...
"o haaa! 20 yıl önce sevdiğin şarkı mı vardı?" dedi
"ne sandın" dedim. "yaşlandık..."
sever miydiniz siz de?
filmi izleyip etkilenmiş miydiniz?


"önce kuş olduk
uçtuk semaya
sonra vurulduk
düştük sevdaya

yandık ateşten
korlar misali
öyle derindi
vardık mihraba

aşkı ilahi
saydık cihanda
özden buluştuk
fani mekanda

ayrılsa yollar
güller savrulsa
susmaz ki aşka
aşık gönüller"