Cuma, Mart 23, 2018

Perşembe, Mart 22, 2018

Farklı Rüyalar Gibi...



"Zaman hep senin yanında 
Sıcak bir donukluk kanında 
Onunla gelmiştin bana 
Gözlerin hep uzaklarda 
İlk kez gibi buluştunuz 
Son kez gibi seviştiniz 
Sen istersen sonu gelir 
Hayatına bir yön verir 
Farklı rüyalar gibi 
Farklı dünyalar gibi 



Mutsuzluğun ortasındasın 
Ne yapsan da kurtulamazsın 
Delirdi sen gittin diye 
Bana ağladı , sordu yine 
Cevapları hiç bulamadın 
Neden, nasıl soramadın 
Gerçeklerin arkasında 
Çelişkiler var sonunda"


Pazartesi, Mart 19, 2018

Yeni Müzik Keşfi- Tülay German



"Mecnunum Leylamı gördüm 
Bir kerece baktı geçti 
Ne sordum ne de söyledi 
Kaşlarını yıktı geçti 

Soramadım bir çift sözü 
Ay mıydı gün müydü yüzü 
Sandım ki zühre yıldızı 
Şavkı beni yaktı geçti 

Ateşinden duramadım 
Ben bu sırra eremedim 


Seher vakti göremedim 
Yıldız gibi aktı geçti 

Bilmem hangi burç yıldızı 
Bu dertler yareler bizi 
Gamze okun bazı bazı 
Yar sineme çaktı geçti 

İzzet-i der ne hikmet iş 
Uyur iken gördüm bir düş 
Zülüflerin kemend etmiş 
Yar boynuma taktı geçti"

Cumartesi, Mart 17, 2018

Dünyadaki Çok Güzel Şeylerden Biri Olarak, Shpongle.

10 yılı aşkın zaman öncesi, üniversite yılları...
Kalabalık öğrenci evleri, herkesin arkadaşını getirdiği hani, çok farklı yapıların bir araya geldiği... Çılgınca üst üste film izlenen geceler (vcd-dvd-divx vardı o zaman:))... Kandaki alkol ile demlenen muhabbetler... 
"Özgürlük" tutkunu olduğumuz zamanlar. "Farklı" olmak istediğimiz, uçlarda gezindiğimiz, her şeyi denemek istediğimiz...  Farklı müzikler, trans müzikleri... İlla ki, dünyayı gezip görme arzusu, takı yapıp satarak belki; kaçıp gitme hayalleri, Hindistan'a elbette en çok da...
Güzeldi.
Öyle çok dinledim ki bir dönem bu şarkıyı... Şimdilerde de ara ara açıp dinlemek iyi geliyor.
İlk kez dinleyenler sabırlı olsun, 5. dakikaya yaklaşırken çok keyif veren bir vokal giriyor ve 7.dakikaya yaklaşırken bir sürpriz var;)



Pazartesi, Mart 12, 2018

Adamlar- Hepinize El Salladım

Yıllardır aynı şarkıları dinliyorum. Çok sevdiklerim var, döndürüp döndürüp dinliyorum, yenilere pek şans vermiyorum.
Gel gör ki, bu aralar çok severek dinlediğim yeni bir grup var. İlk olarak çalıştığım okuldaki 12-13 yaşındaki çocuklardan duyduğum Adamlar grubunu, ablamın da çok sevdiğini öğrendim yaz tatilinde görüştüğümüzde... Bir albümünü müzik klasörüme atmıştı. Şimdilerde karışık dinlerken denk gele gele pek hoşuma giden bir şarkılarını paylaşmak istiyorum sizlerle de. Umarım siz de aynı keyifle dinlersiniz;)



"Zor zamanlar olur
Nasıl çıkarsan içinden omurgan öyle şekillenir..."

Cumartesi, Mart 03, 2018

2018 Şubat Ayı Filmler (4) ve Kitaplar (4) , 4 Farklı Dizi

Kısacık şubat ayının okuma-izleme bilançosu nasılmış bir bakalım.
3'ü Türk sinemasından olmak üzere, 4 film izlemişim bu ay:

Limonata
Ali Atay'ın bu ay vizyona giren ikinci filmini izlemeden önce, ilk filmini izlemek iyi olur diye düşündüm. Bir akşam evde izledik. Keyifle izlenen ve orijinal bir yol filmi. İlk kez bu film ile tanıdığım Ertan Saban'ın oyunculuğunu çok başarılı buldum.


Ölümlü Dünya
Limonata'yı izledikten sonra Ölümlü Dünya'ya gittim sinemada. Pek eğlendim ben. Tüm eksiklerine rağmen, heyecanlı ve keyifli bir kara komedi olmuş.
Bir de şöyle düşünüyorum. Her filmden çok şey beklememek gerek, iki saat seni alıp başka bir dünyaya götürsün; eğlendirsin/ güldürsün/ düşündürtsün/ ağlatsın... Tamam işte. Daha ne olacak ki?


Cebimdeki Yabancı
Zor bir iş gününün ardından kafa dağıtmak için bu filme girdim sinemada. Bol diyaloglu, tek bir mekanda geçen, 7 kişilik bir film. İtalyan bir filmin Serra Yılmaz yönetmenliğinde yeniden yapımı. Aynı zamanda Plan Be'de tiyatro oyunu da (Mutluyduk Belki Bugüne Kadar) oynuyor. Cep telefonlarımızın içinde tüm hayatımızı ve özelimizi taşıdığımız ve en yakınlarımızdan bile neleri sakladığımızı konu ediniyor film. Baştan sona tempo düşmüyor ve keyifle izleniyor. Tüm oyuncular son derece başarılıydı. Gayet güzel bir film olmuş bence.


Mucize- Wonder
Geçen sene okuyup çok etkilendiğim ve tüm çocuklara okutma arzusu duyduğum mucize kitabı nın filmini gördüğümde çok heyecanlanmış ve izlemeyi çok istemiştim ama vizyonda kısa kaldığından ayarlayıp da izleyememiştim. Evde izlemeyi denemiştim sonra, ama alt yazısını bulamıyordum. Nihayet ayın son günlerinde aklıma geldi tekrardan bu film ve "bir defa daha şansımı deneyeyim" dedim. Nihayet alt yazılı halini bulabildim internette.
Bilirsiniz, kitap uyarlamaları genelde yetersiz ve zayıf kalır; ama, bu film çok güzeldi. Kitaptaki duyguyu seyirciye geçirmeyi başarmıştı. Çok keyif alarak izledim ve mutlaka izleyin derim!!!


Bu ay evde bol bol dizi izlemişiz hayatımdakisevgiliinsan ile:

Black Mirror- 2.sezon-1. bölüm
The National Anthem, Fifteen Million Merits, The Entire History of You isimli 3 bölümden oluşan birinci sezonu, üç bölümü de epey aralıklarla da olsa izleyerek tamamlamıştık. Her biri de çok etkileyiciydi.
İkinci sezona devam edelim dedik ve Be Right Back ismindeki ilk bölümünü izledik (kaldı 3 bölüm). Yine son derece düşündüren, sorgulatan ve geren bir bölümdü.


Fi- Çi 8-9
Sonlandırılma kararı alınan Çi'nin 8 ve 9. bölümlerini yayınlanır yayınlanmaz izledim. 8.bölüm tüm bölümler arasında belki de en iyisiydi. Çok güzeldi. Ancak 9.bölüm sona yaklaşırken hızlandırma telaşı hissettirdi bana, çok sevemedim.


This Is Us- 1.sezon-1-5. bölüm
Bir de yeni bir diziye başladık bu ay. Beğenilerine güvendiğim sosyal medya hesaplarında pek övüldüğüne tanık olduğum This Is Us merak uyandırmıştı bende de. Şu an ikinci sezonun 15. bölümünde (18 bölüme tamamlanacak). İlk sezon da 18 bölüm. 5 bölüm izledik biz. İlk bölüm çok hoşuma gitti. Sıcak ve hüzünlü aile hikayelerini, aile ilişkilerini konu alan filmleri izlemeyi her zaman severim. Sonraki bölümlerde, serim-düğüm-çözümün çok hızlı olması beğenimi biraz azalttı. Eh, bu Amerikalılar hız seviyor, yapacak bir şey yok, hemen çözülsün istiyorlar en ağır sorunlar bile.
Kolay ve keyifle izlenen bir dizi sonuç olarak. Devam edeceğiz gibi görünüyor.


7 Yüz-7. bölüm
Uyku tutmadığı bir akşam, bir şey izleyeyim ki uykum gelsin diye bilgisayar başına oturup Blu TV'yi açınca, 7 Yüz dizisinin sadece son bölümünün kaldığını fark ettim ve "eksik kalmış işler zihni yorar" bilgisi ile diziyi tamamlamaya karar verdim;) Biyolojik Saat isimli bu bölümde aniden baba olmaya karar veren bir eski çapkının hikayesini izliyoruz. Güzel bir bölümdü. Biyolojik saat baskısını yavaştan hissetmeye başlarken; aslolanın çocuk değil, aşk, sevgi ve mutluluk olduğunu bir kez daha anımsamış oldum...


Gelelim kitaplara... 2'si çocuk kitabı olmak üzere 4 kitap okumuşum:

Babam Süt Peşinde
Çalıştığım okulda Neil Gaiman çok seven 5. sınıf bir öğrencimin okumamı isteyip ödünç vermesi üzerine okudum:) Hep merak ettiğim bir yazardı, tanışmış oldum. Bir gece uyumadan önce okuyup bitireyim dedim; bir anda kendimi deniz kızları, vampirler, dinozorlar, uzaylılar, yanardağlar arasında bir hikayede buldum:)
Bu kitabı benim için elbette fazla çocuksuydu; ama yetişkinlere de hitap eden fantastik kitaplarından okumak isterim. Hatta varsa öneriniz alırım;)


Ben Bir Hayaletim
Bu kitap bana instagramda bir çekilişten hediye geldi. Kitap çekilişlerinde çok şanslıyım, bu 4. hediye  kitap kazanışım:)
Otizmli bir küçük kızın kendi ağzından hikayesini dinliyoruz bu kitapta. Severek okudum ben, çocukların da severek okuyacağını ve farkındalık kazanmalarında etkili olacağını düşünüyorum.



Beni Ödülle Cezalandırma

Bu ay okuduğum tek mesleki kitap.
Okulumuzda bir proje yaptık ve bu proje kapsamında öğretmenler odasında bir kütüphane oluşturduk. Kendi bağışlarımız ile kendi oluşturduğumuz listedeki kitapları aldık. Bu kütüphaneden okumak istediğim ilk kitap, çıktığından beri merak ettiğim Beni Ödülle Cezalandırma oldu. Araştırmalara dayalı verilerin paylaşıldığı kitabın ilk bölümünde ödülün neden işe yaramayan ve çocuklara zarar veren bir eğitim yaklaşımı olduğu anlatılıyor ve ikinci bölümde de çocuk eğitiminde kullanabileceğimiz, çocukların gelişimini ve öğrenmelerini destekleyen yaklaşımlardan bahsediliyor. Tüm anne baba ve öğretmenlerin okumasını istediğim bir kitap. Ben çok şey öğrendim, unuttuklarımı hatırladım...



Huzursuzluk
Yine öğretmenler odası kitaplığımızdan, bu sefer mesleki değil de kurgu bölümünden okuduğum bir kitap.
Zülfü Livaneli kitaplarını severim. Hem çok akıcıdır hem de hep yeni bir şeyler öğretir insana. Favorim Serenad'dır.
Bu kitabında da Mardin ve Ezidilik hakkında pek çok şey öğrenirken, çok acılı bir hikayeye tanıklık ediyoruz. Kitapta da geçtiği gibi, hüzün ve bu coğrafya bir bütün olmuş durumda... Nereyi kazsan acı fışkırıyor...


Çok kolay okunan, etkileyici bir kısa roman. Sevenlerine tavsiye olunur efendim.

Pazar, Şubat 25, 2018

FOMO- Bir Şey Kaçırıyor muyum???

Son 10 yılda, sosyal medya kavramının yaşamımıza girmesi, hızla tam ortasına oturması ve mobile iner inmez de telefonlarımızın bir uzvumuz gibi olması gelişmelerini yaşadık adım adım.
Artısını eksisini tartışmak için artık çok geç. Yeni nesil bu teknolojinin içine doğdu, onların normali bu; 90-80-70-60 ve hatta 50'lerde 40'larda doğmuş olanlar da hızla adapte oldu. Artık sosyal medyasız bir hayatın tahayyülü bile zor.
Ama biliyoruz ki, tüm pratikliğinin, öğrenmelerimize olan katkılarının, haberleşmeyi hızlandırmasının ve keyifliliğinin yanı sıra çok şey alıp götürüyor her birimizden.


Her şeyden önce çok zamanımızı alıyor. Ailemizle, arkadaşlarımızla, kendimizle geçireceğimiz zamandan çalıyor. Önlenemez bir merak ve arzu ile kaydırıyoruz ekranları ne olmuş diye bakmak için. Sinema, uyku, duş, toplantı gibi telefonumuzdaki bildirimleri kontrol edemediğimiz zamanlarda, telefonumuza yeniden kavuşunca, çılgınca bir biz bakamadığımız zaman neler paylaşılmış hepsini öğrenme, yani bir şeyler kaçırmamış olma isteği duyuyoruz.
Yani, huzursuz kılıyor bizi... Gereksiz bir gerginlik var çoğumuzun üzerinde... (Bir yandan da sürekli herkesin çok iyi yaşadığı ve hep geride kaldığımız hissini bırakıyor üzerimizde. Bu da mutsuz ediyor elbette bizi.)


Bu huzursuzluğa bir isim de bulmuş hatta uzmanlar; FOMO (Fear Of Missing Out).
Bu kavramı ilk defa Bahar Eriş'in bir yazısında duymuştum 3 yıl önce. Sizlerin de o yazıyı mutlaka okumasını ister, sağlıklı düzeyde sosyal medya kullandığımız ve sosyal medyada gördüğümüz her şeye inanmadığımız güzel günler dilerim.

Cuma, Şubat 23, 2018

Göksel- Yalnız Kuş

Göksel'i ilk zamanlarından bu yana çok severim; hem müziğini hem naif karakterini.
Dönem dönem farklı farklı şarkılarını daha çok severim.
Bu günlerde de hep bunu dinliyorum. Keyifle dinlemeniz dileğiyle;)


Salı, Şubat 13, 2018

Sezen'in En Güzel Eskilerinden...

"Beni yor hasretinle sevginle yor
Sevgisizlik ayrılıktan daha zor
Dilediğin kadar acıt canımı
Varlığın da yokluğun da yetmiyor
Varlığın da yokluğun da yetmiyor"



Cuma, Şubat 02, 2018

2018 Ocak Ayı Filmler (5) ve Kitaplar (2) , 2 Bölüm de Dizi (Fi-Çi)

Yılın ilk ayı geldi de geçti bitti. Hem çok uzun hem çok hızlıydı.
Öncelikle 2018'in ilk ve en önemli gelişmesi girdi hayatıma. Yoga Eğitmenlik Eğitimi'ne başladım! 7 ve 14 ocakta tam gün eğitimim vardı. Eğitim öncesi sonrası derken, ayın ilk iki haftası yoğun biçimde bu eğitime konsantreydim.


Ayrıca yine ayın ilk iki haftası Açık Öğretim finallerine çalışmakla geçti zamanımın çoğu.

Sonra sömestr için seyahat hazırlıklarım başladı. 19'unda okullar kapanır kapanmaz İzmir'e attım kendimi ve ayı İzmir'de kapattım. 
Bu sefer, her zamanki gibi keyifli bir kavuşma değildi ne yazık ki... Aile içi zor bir sürece destek olmak amacıyla, gidebildiğim en erken biçimde memleketime ulaştım bu yarıyıl tatilinde. İzmir'de kaldığım 12 günün ilk haftası ağır hastaydım ayrıca, iki kutu antibiyotik tükettim ve neyse ki son 5 gün ayağa kalkabildim. Aile içindeki sıkıntılar da biraz yatışınca, son 5 gün memleketimde gezebilme, eski arkadaşlarımı ziyaret edebilme, sinemaya gidebilme vs fırsatım oldu.

Tüm bu yoğunluk içinde, yılın bu ilk ayında neler okumuş, neler izlemişim bir göz atalım;)

5 film izlemişim.
I, Daniel Blake
Sosyal medyada güvendiğim hesaplarda övüldüğüne şahit olduğum bu festival filmini evde izledim. 
Çok beğendim. Bürokrasinin saçmalığının, sosyal devletin yetersizliğinin bize özgü olmadığını hem şaşırarak hem korkarak izledim filmde... "Üzerinde güneş batmayan imparatorluk"ta bile durumlar böyle felaketse, insanlık baya zor bir durumda diye düşündüm... Baş roldeki Dave Johns'un oyunculuğu çok gerçekçiydi. Ciddi bir dram aslında film, ama öyle kanırtıp sömürmeyen cinsten. Bulun izleyin efem; şiddetle tavsiyemdir.


Daha
Bu ay izlediğim tek Türk filmi. İstanbul'da çok az -ve hepsi bana uzak olan- salonda  oynadığından çok istememe rağmen, fırsat bulup izleyememiştim. Neyse ki, İzmir'de hala oynadığı salonlar vardı ve izleme fırsatım oldu.
Film, Hakan Günday'ın aynı adlı romanından uyarlama. Hakan Günday okuduysanız tarzını bilirsiniz. Sert, çok serttir. Hayatın bir köşesine itilmiş, toplumun görmediği hayatları tüm şiddeti ile anlatır. Ben Daha'yı okumamıştım (Az ile Kinyas ve Kayra'yı okudum sadece) ve hikayesini bilmiyordum.
Okuyanlar, filme yansıtılmayan nice sert ayrıntılar olduğunu dile getiriyor. Bu haliyle bile yeterince sertti bence. Bir yanda mültecilerin insanlıktan utandıran halleri bir yanda Gaza'nın içinden çıkamadığı girdabı... Gaza gibilerin iyi olma ihtimali var mı sahi... Ne kadar değiştirebilir insan kaderini... Bir çocuk sadece şiddet görür ise ne olur ona büyüdüğünde... 
Gerçekten çok güzel filmdi ve Gaza'yı canlandıran Hayat Van Eck çok çok iyiydi. 


Savaş Vadisi
Ablamlarda sinema kanallarından birinde ailece izledik. Açıkçası daha önce duymamıştım, meğer baya ödüllü ve  yüksek puanlı bir filmmiş.
Aksiyon filmi sevmesem de savaş filmlerini severek izlerim. Bu filmin en etkileyici yanı, gerçek bir hikayeden uyarlama olması.
Çatışma sahneleri ile duygusallığın dengeli olduğu başarılı bir filmdi.


17'nin Kıyısında
Bu filmi de annemin seçimi (Blu TV'den) üzerine annemde izledik. Büyüme hikayeleri filmlerini sevdiğimi defalarca dile getirdim sanırım.
Bu filmi de sevdim. İnsanın ne yapıyorsa sevilmek için yaptığını, ve ne oluyorsa sevgisizlikten olduğunu hissettirdi bana...


Loving Vincent
Tıpkı Daha gibi, vizyona girdiğinden beri izlemeyi çok istediğim bir filmdi. Ve yine, İstanbul'da çok az -ve hepsi bana uzak olan- salonda  oynadığından çok istememe rağmen, fırsat bulup izleyememiştim. Neyse ki, İzmir'de hala oynadığı salonlar vardı ve izleme fırsatım oldu.
Van Gogh'un hayatını yıllardır merak eder, hakkında okurum. Yine de, filmi izlerken, unuttuğum detaylar olduğunu fark ettim ve hatırlamak hoşuma gitti.
Teknik açıdan da, sanat eseri gibiydi. 100'den fazla ressamın çalıştığı filmde, tüm kareler yağlı boya ile ve Van Gogh tarzında resmedilmiş. İzlemek haz vericiydi.


Fi Çi 6-7. Bölüm
6. bölümü İzmir'de ablamla izledim bir defa da. Çünkü o izlememişti ve 7'yi de beraber izlemek istiyorduk. 
7. bölüm nihayet gizemin biraz çözüldüğü bir bölüm olmuş ve son sahnesi (Eti) oldukça cesur olmuş.


Gelelim kitaplara:
Aslında elimde 4 kitap dolaştı İstanbul'dayken ama hepsi yarım kaldı (devam edilecek). İzmir'deyken de ancak 2 ince kitap bitirebildim. Ama ikisi de oldukça önemli kitaplar.

Genç Werther'in Acıları
Bu kitabı, yaklaşık 10 yıl önce İstanbul'a ilk geldiğimde Asmalımescit'te kocaman bir arkadaş grubu ile otururken yeni tanıştığım birinden duyduğumu ve not ettiğimi hatırlıyorum. Üzerinden yıllar geçti, 2-3 ay önce henüz edinebildim kitabı ve iki günde okudum. İlk kısmı çok beğendim, ama, ikinci kısım o kadar iyi değildi bana kalırsa.
Beni en çok etkileyen 250 yıl önce yazılmış olan bu kitapta, günümüz insanının benzer dertlerine, düşüncelerine rastlamak oldu. O kadar bugünün insanına aşina cümleler vardı ki satır satır altını çizdiğim... Şaşırıp kaldım. 
Sümerler'i düşündüm sonra, ya da Antik Yunan'ı... Hala onların 6000 ya da 3000 yıl önce keşfettikleri, düşündükleri meselelerle boğuştuğumuzu hissettiğim çok olur... İnsanlığın çok da ilerleyemediğini, aynı döngülerde saplanıp kaldığını düşünürüm.


Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Geçen sene tanışmıştım Stefan Zweig'la ve psikolojik tahlillerine hayran olmuştum. Bu kitabı da ablamın kütüphanesinden okudum. 55 sayfalık çok akıcı ve zengin bir hikaye. Ben yine Zweig'ın dilinden çok keyif alarak okudum.