Pazartesi, Nisan 18, 2016

hatırla ki kainatı yargılamak imkansızdır...

ESKİ BİR TAPINAK YAZITI

"Gürültü-patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayaller başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kırma sakın; o çöl ortasında yeni yeşil bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile hatırla ki, kainatı yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır."
(Xsentus İ.Ö. 9. yy)


Pazar, Nisan 17, 2016

japon balıkçısı



Denizde bir bulutun öldürdüğü 
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.


Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.

Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür...

Badem gözlüm, beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut.

Badem gözlüm beni unut.
Boynuma sarılma, gülüm,
benden sana geçer ölüm.
Badem gözlüm beni unut.

Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
                           Nerdesiniz?

                                                    (1956)

Cuma, Nisan 01, 2016

2016 mart ayı filmler (3)

diriliş (the revenant)
"nefes aldığın sürece dövüş. nefes al, nefes almaya devam et. 
fırtına varken bir ağacın önünde dikilirsen, o ağacın dallarına baktığında düşeceğine yemin edersin. ama ağacın gövdesine baktığında ne kadar sağlam olduğunu görürsün."


filmle ilgili aklımda kalan, beni en çok etkileyen şey hugh glass'ın çöktüğü zamanlarda, artık hayatta olmayan karısının onun hayaline girerek söylediği bu cümleler oldu.

oynamayı seçtiği filmlerle şaşırtmayan oyuncu leonardo dicaprio'nun başrolü üstlendiği film  michael punke'ın 

kitabından beyazperdeye uyarlanmış olup, 19. yüzyılda

amerika sınırında yaşanan destansı hayatta kalma

 mücadelesini konu alıyor, bizleri 1823 amerika’sının 

benzersiz güzelliğine, gizemine ve tehlikesine çekiyor. 

film sadece hayatın değil, onurun, adaletin, inancın, yuvanın ve ailenin içgüdüsünü keşfediyor. 

intkam duygusu, tam intikam alabilme fırsatı eline 

geçtiğinde, ondan vazgeçebilme ve özgürleşme, intikamı 

büyük güce havale edebilme hikayesi aynı zamanda...

annemin yarası
son zamanlarda -mesai saatlerimin değişmesinin de katkısıyla- öğleden sonra tek başıma sinemaya gidip kafa dağıtıp kendime ait iki saat geçirmeye bayıldığımı yazmıştım diye hatırlıyorum.
yine öyle bir günde tek başıma izledim bu filmi.
çok beklentim de olmuyor bu şekilde sinemaya gittiğimde. tek istediğim, keyifli iki saat oluyor.
film bu beklentimi kesinlikle karşıladı. güzel akan, bir hikaye anlatan bir film.


film yugoslavya topraklarında çekilmiş, doğası ve görüntüler baya iyiydi. oyunculara gelince;
okan yalabık var bir kere! bir defa daha hayran oldum kendisine. ,
ozan güven, bana ara ara bülent emin yarar'vari biraz teatral geldi; yine de oldukça başarılıydı. meryem uzerli'ye önyargısız yaklaşamıyor olabilirim:) doğallığını, gülüşünü, sempatikliğini öyle seviyorum ki, ne oynasa izlerim:)
bora akkaş'ı bu filmle tanıdım ve başarılı buldum. 
sabina toziya zaten çok iyiydi. 
ve fakat, belçim bilgin yine şaşırtmadı, a dostlar:) yok, bence bu kadında oyunculuk becerisi yok. 

filmde, yakın tarihte yakın coğrafyadaki korkunç savaşın izlerini taşıyan insanların hikayesine tanık oluyoruz. savaşın ne berbat bir şey olduğunu bir defa daha idrak ediyoruz. iyi insan kim? kötü insan kim? savaşta herkes ne kadar kötü olabilir? bunları düşünüyoruz... 
bir de son sahnede en çok şunu düşünüyoruz sanırım "sevdiğimiz/ aşık olduğunuz insanın geçmişinde yaptığı çok kötü bir şeyi öğrenirsek naparız?" marija'nın haykırdığı gibi "ben şimdi ne yapayım?!"

bir de son sahnelere kadar hep marija ve borislav'ın hayatını arzuladığımı geçirdim içimden...
hayatımdakisevgiliinsan ile başbaşa, çok aşık, doğanın içinde, el becerilerimizle çalıştığımız, üretken ve kesinlikle kentten uzak bir hayat benim hayalim. bir defa daha farkına vardım bunun...


batman v superman: adaletin şafağı
ayın son filmi pek çok kişinin sabırsızlıkla beklediği çifte süper kahramanlı film oldu.


benim her iki süper kahramana da müthiş bir ilgim olmadığından biraz merak duygusuyla izlemek istediğim bir filmdi. haksızlık etmek istemiyorum, belki benim tarzım olmayan bir film olduğundandır, ama pek bir keyif alamadan izledim ben. hollywood klasiği kimilerinin ayılıp bayıldığı aksiyon sahneleri ve büyük bir prodüksiyon olmasının dışında bir özelliği yoktu bana göre...

2016 mart ayı kitaplar (1)

tanrı olmak isteyen otobüs şoförü
istiklal'de bomba patladığı günün sabahında eşim şirkete gidecekti, beni de şirketin yanındaki alışveriş merkezine bırakmıştı. 
lakin, sanılanın aksine, her kadın alışveriş yapmayı sevmez (klişelerinizi de, karikatürize etmelerinizi de alıp gidiniz lütfen)... ben de biraz kendime bir şeyler bakmaya çabalayıp tez zamanda sıkılınca çare olarak kitapçıya attım kendimi. evde yığınla okumadığım kitap dururken, pek fazla para harcamak istemiyorum artık kitaba (bunun da bir çeşit "sahip olmaktan duyulan o haz"za dönüşmeye başladığını fark edeli çok oldu zira). o nedenle indirim reyonuna yönelip 10 liraya satılan kitaplara göz gezdirdim ve adı ile ilgimi çekiveren kitabı alıverdim.


yazarı israilli etgar keret ve çevirmeni bukovski'yi türkçeleştirmekteki başarısıyla bilinen avi pardo olan kitabı bir kafeteryada oturup okumaya başladım. ilk defa israilli bi yazarı okuyacaktım. patlamada hayatını kaybedenlerin kimlikleri öğrenilmeye başlandı bu esnada... israilli turistlerdi... bazı tesadüfler can acıtıcıydı...

eşim şirkette işini bitirip yanıma geldiğinde kitabı yarılamıştım. ertesi gün bir defa daha elime alıp bitiriverdim zaten. coen brothers filmleri tadında kara mizah örneği sayılabilecek 3-4 sayfalık kısacık öyküler. bir tek sonuncu öykü biraz uzun. hiç alışık olmadığım, oldukça özgün hikayelerdi hepsi ve sürükleyici bir anlatıma sahiptiler. normalde öykü sevmememe rağmen severek okudum kitabı.
hem kolay okunan hem farklı bir kitap isteyenlere kesinlikle öneririm.

Salı, Mart 29, 2016

finlandiya 6- joensuu beşinci gün, st petersburg'a varış

kursun beşinci günü (03.04.2015 cuma)
bugün finlandiya'da 7. günümüz ve kursun da beşinci ve son günü. bugün okul gezisi yok, eğitimimizi hotel kimmel'in toplantı salonunda yapıyoruz. 
esa bizlere pisa hakkında bilgi veriyor ve sonrasında da kursun genel değerlendirmesini yapıp, hem finlandiya eğitim sistemi hem de ülke hakkında aklımıza takılan son soruları sorup öğrenmeye çalışıyoruz.

PISA (program of international student assesment)
* her ülkenin farklı bölgelerinden rastgele okullar katılıyor değerlendirmeye.
* 3 yılda bir defa. 2000'de başladı ve türkiye ilk defa 2003'tekine katıldı.
* sınavı oecd ülkeleri hazırlıyor.
* 15 yaşındaki öğrenciler katılıyor.
* finlandiya hep üst sıralarda olsa da, son yıllarda bir miktar düşmüş skorları.
* türkiye'yi ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim...

kursumuz öğlen bitiyor ve biz de pazar akşamı dönmek üzere hotel kimmel'den ayrılıp st petersburg'a doğru yola çıkıyoruz.


bir gün önce otelin karşısındaki tren istasyonundan almış olduğumuz biletlerimiz ile trenimizin saatinde istasyonda oluyoruz ve st petersburg'a gitmek üzere ilk adım olan kouvola trenine biniyoruz.

7 gün boyunca çok fazla şey öğrendik ve deneyimledik. bu tren yolculuğu, bu anıları düşünmek, konuşmak, tartışmak için harika bir fırsat oluyor bizim için. böylelikle finlandiya hakkında temel gözlemlerimizi derleyip toparlamış oluyoruz esasen. bunları sizlerle de paylaşmak istiyorum.

genel/kültürel/toplumsal
* son derece güvenilir bir ülke. çünkü vatandaşlar güvenilir. 7 gün boyunca tek bir polis görmedik. alışveriş merkezlerinde güvenlik görevlisi yok. okulların girişinde güvenlik yok ve hatta okulların bahçe duvarı, sınırı yok.
* finliler utangaç, yardımsever, güleryüzlü ve kibar insanlar. hemen hemen hepsi ingilizce'yi iyi biliyor. dakikler. sportmenler (o soğukta bisiklet süren, koşan insanlara rastladık sürekli).
* hiç taşkınca bir harekete rastlamadık. yüksek ses, koşma, öfkelenme... yok gibi. ne yapıyorlarsa ciddi yapıyorlar.
* lüksten ziyade ihtiyaca yönelik kullanım yaygın (araba, telefon eskiyene kadar...)
* her yer temiz ve steril. tuvaletler çok steril kullanılıyor. yurt dışında yaşanan taharet musluğu sorunu burada yaşanmıyor! bunun için duş başlığı şeklinde bir sistemleri var!
* herkes kendi işini kendi yapıyor. örneğin okullarda her şey self servis.

* tuvaletlerde geri dönüşümlü kağıt havlu sistemi var.
* yüksek binaya rastlamadık, binalar yükseklikte belli bir standartı aşmamış. 
* iç mekanlar hep ılık. yalıtım çok güçlü. bunun için camlar çift, kapılar kalın, petekler ince ve sık. ayrıca yerden ısıtma var çoğu yerde.
* vatandaşlar işlerini iyi yapıyor. sabırlılar. mesela bir dükkanda bir şeyleri hediye paketi yaptırmak istiyorsanız, kasiyer dakikalarca özenle yapıyor. sıradakiler hiç rahatsız olmuyor beklemekten.
* çoğu türkiye'de (antalya) bulunmuş.
* sosyal sınıf ayrımı gözlemlenmiyor- ki zaten bölgeler arası da böyle bir fark yokmuş.
* sokakta alkol çok kati biçimde yasak. kapalı alanda sigara kesinlikle yasak. esrar kullanımı var ama yaygın değil; kullanana ceza yok, satışa bir miktar ceza var. alkol kullanımı fazla.
* kültürlerinin en önemli öğeleri; sauna (haftada bir ailece girme adetleri var), geyik, av, buzda yüzme.
* dindar değiller, çok fazla ateist var (bunda kilisenin aldığı vergilerin de etkili olduğunu söylüyorlar:))
* ağaç endüstrisi çok yaygın.
* trafik cezaları ve vergiler gelire göre.
* trafikte yaya önceliği, diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi...
* avm, restoran ve pek çok yer akşam erken saatte kapanıyor.
* sağlıklı besleniyorlar. somon, çeşit çeşit esmer ekmekler, süt, meyve ağırlıklı. kahvaltı bilirsiniz, yurt dışında zordur hep. ancak burada çeşit çoktu. zeytin yok, peynirleri ve domuz sosisleri bizlere hitap etmiyor ama yoğurt ve sulu kırmızı meyveler, kuruyemişler, meyveler, çeşit çeşit mısır gevrekleri, esmer ekmek+nutella ile oldukça keyifli kahvaltılar yapabildik.


* çocuk yardımı var.
* çeşme suları içiliyor.
*batıda normalde pek rastlanmayan bir misafirperverlikleri var (ilgilenme, ikram, hesap ödemeyi isteme...)
* askerlik erkekler için zorunlu (6-12 ay), kadınlar için gönüllü.

eğitim
* müfettiş son 40 yıldır yok.
* üniforma, kıyafet yönetmeliği yok.(öğrenci ve öğretmen)
* çorap/ patik ile giriliyor okula.
* ilkokul haricinde cep telefonu serbest.
* teneffüs zili yok.
* çok sessizler, kimse bağırmıyor.
* dinlenmek için öğretmenler odası var (rahat koltuk, mutfak vs), ayrıca çalışmak için branşlara göre ofisler var.
* atölyeler ve uygulamalı eğitim. her okulda müzik stüdyosu, drama salonu, spor salonu.


* her okulun iyi olduğu ve öne çıktığı 2-3 alan var.
* sınıflarda lavabo var.
* belediyelerin eğitimde yetkileri çok fazla (müdür seçimi, okul binası, donanımı...). müdürler de çok yetkili ve bağımsız.
* öğretmenlik en çok istenilen meslek, öğretmenler master seviyeli.
* okullarda hemşire, doktor, sosyal çalışmacı, psikolog ve okul danışmanı görev yapıyor.
* bizdeki ram (rehberlik araştırma merkezi) mantığında kurumlar yok. özel eğitim için rehabilitasyon merkezleri gibi kurumlar da yok. öğrencinin akademik ihtiyaçları okulunda gideriliyor. özel sınıfa giden çocuk etiketlenmiyor. zaten her çocuk ihtiyaç duyarsa destek eğitimi alabiliyor.
* devlet okullarının verdiği eğitime güveniliyor. tüm okullarda denk bir eğitim başarısı var.
* temel eğitim zorunlu ve ücretsiz (kitaplar ve öğle yemeği de). lise zorunlu değil ve ücretli.


* okullar çok temiz, atölyelerde iş güvenliği sağlanıyor, ilk yardım dolapları var.


* her sınıfta malzeme dolapları var. her donanım kullanılıyor ve kullanan düzenli olarak bırakıyor.



* okullarda pek çok beceri ve yeterlilik kazanıp mezun olunuyor (dil, sanat, spor...)

*****

iki saatlik yolculuktan sonra kouvola'ya varıyoruz. 


st petersburg trenine 2 saat var. orada bir oyun salonunda bilardo oynayarak oyalanıyoruz. 


tren saatimizde trene binip 2,5 saat yolculuktan sonra st petersburg'a varıyoruz. dostoyevski'nin romanlarının geçtiği o şehir! nasıl bir heyecan!
indiğimiz yerde 1200 rubleye taksi ile anlaşıyoruz ve şehir merkezine varıyoruz. bu kısa yolculukta hemen fark ediyoruz ki, st petersburg istanbul benzeri bir şehir... trafik, gürültü, tarihi binalar... bir haftada alışıverdiğimiz finlandiya sterilliğinden, güvenliliğinden, sakinliğinden eser yok.
merkezde ibis hotel'e yerleşiyoruz (kişi başı 2500 ruble).
akşam yemeği için hemen yakındaki bir alışveriş merkezini tercih ediyoruz. tgi fridays adında bir restoranda kişi başı 500 rubleye güzel bir yemek yiyoruz. alışveriş merkezinde türk giyim markalarını görmek (lcw, koton, colins) yüzümüzü gülümsetiyor...
yemekten sonra otelimize çekiliyoruz. çünkü yarın için dev bir gezi planımız var;)


devam edecek...

finlandiya 5- joensuu dördüncü gün

kursun dördüncü günü (02.04.2015 perşembe)
bugün son okul gezimizi yapacağız. bugün göreceğimiz okul, lise düzeyinde ve mesleki eğitim veren pohjois karjalan ammattiopisto (north karelia colleges).
bizleri ilk olarak meslek liselerinin ulusal koordinatörü elektrik ve bilgisayar mühendisi ara hayrabedian karşılıyor, genel olarak mesleki eğitim hakkında bilgi veriyor.

* bu okul toplam 3 kampüsten oluşuyor ve peltola kampüsünü geziyoruz. 


* mesleki eğitim 3 yıl (120 ders haftası + 20 hafta staj/deneyim) ve bu sürede edinilen bilgiler ve beceriler yüksek öğretim ve üniversiteye gidebilmelerine imkan veriyor.

* okul 15 farklı dalda eğitim veriyor. her bölümde güvenlik eğitimi alıyor öğrenciler ve her atölyede ilk yardım dolabı mevcut.

* öğrenciler için yurt dışı deneyimi imkanı var (international prepatory training).

* bu okulda da öğrenme güçlüğü ya da dikkat eksikliği gibi zorluklar yaşayan öğrenciler için küçük grupla destek eğitimi alabilecekleri small classes var.

* bizim gezdiğimiz bölümler;


small engine bölümü (araba, motor ve tamir)- bu bölüme gerçek müşteriler geliyor ve para ödeyerek hizmet alıyor.
yapı bölümü (boya, badana, tavan, zemin)
elektrik (ev)
elektrik (şantiye)
bilgisayar
sağlık hizmetleri
turizm ve catering (öğle yemeğimizi öğrencilerin pişirip servis yaptığı uygulama restoranında yedik)


* bugünkü okul gezimizde bir defa daha anlıyorum ki; eğitim sisteminde meslekler arası ayrımcılık güdülmüyor. herkesin ne olmak istiyorsa, ne konuda becerikliyse onu iyi öğrenmesine fırsat veriliyor. iyi bir tamirci, iyi bir berber, iyi bir mühendis ya da iyi bir öğretmen... kim ne iş yapacaksa, o işin eğitimini alarak işini iyi yapacak biçimde yetişiyor uygun okullarda. 
ve böylelikle herkes işini severek ve ustalıkla yapıyor. bu da gelişmiş bir toplum olmalarını sağlıyor sanırım...

okul gezimizden sonra, esa bizi yakında bir yere götürüyor. cesareti olanlar bir fin adeti olan ice swimming deneyecek! tesislerde sıcacık duşlar var. ve insanlar sıcak duş alıp, buz gibi suya giriyorlar, çıkıp tekrar saunaya giriyorlar. ben tabi ki, yapmadım böyle bir çılgınlık! ama merak da etmedim değil:)


daha sonra yemek yiyip otelimize döndük. bugün otelde son günümüz. zira yarın kursun son günü ve biz kurstan hemen sonra hafta sonunu geçirmek üzere st petersburg'a gideceğiz.

otelde bu akşam da karaoke organizasyonu var. fark ediyoruz ki, karaokede mikrofonu alan herkes -sesi muhteşem olmasa da- ritimle şarkı söylemeyi biliyor. bir defa daha, okullarında adam gibi müzik eğitimi de aldıklarından her vatandaşın temel müzik bilgisine sahip olduğunu gözlerimizle görmüş oluyoruz... 
bizde ise, eğer kendini yetiştirmiş bir birey olmak istiyorsan, okullar bunu yapmadığından, okul dışındaki saatlerde nasıl da kurstan kursa koşarak yorulmak zorunda kaldığımızı hem kendi okul yıllarımızdan hem de şimdi çevremizdeki çocuklardan biliyoruz sanırım...


devam edecek...

Pazartesi, Mart 28, 2016

finlandiya 4- joensuu üçüncü gün

kursun üçüncü günü (01.04.2015 çarşamba)
kursumuzun üçüncü gününde esa bizi sabah yine otelden alıyor ve bugün istikamet joensuun lyseon peruskoulu. burası temel eğitimin ikinci kademesi (ortaokul) düzeyinde bir okul ve 7.sınıf-9.sınıf düzeyinde eğitim alan 400 öğrencisi var.
bu okulda bizimle okul müdürü ilgileniyor. önce okulu geziyoruz. 

* öğretmenler odası -tıpkı diğer okullardaki gibi- son derece konforlu. sallanan sandalye, mutfak ve rahat koltuklardan oluşuyor.




* burada öğreniyoruz ki, finlandiya'da üniversitelerde öğretmen asistanlığı diye de bir bölüm var. ve buradan mezun olanlar okullarda öğretmenlere destek olmak üzere istihdam edilebiliyorlar.

* bu okulun müdürü özel eğitim öğretmeni. daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, okul müdürlerinin yetkileri çok fazla ve okullar biraz da onlara göre şekilleniyor. sanıyorum bu nedenle bu okul özel eğitim uygulamaları ile öne çıkıyor. okulda özel gereksinimli öğrencilerin eğitim gördüğü 4 adet sınıf var. (special classes ya da small classes)

* buna ek olarak "normal special class" dedikleri bir uygulama var. bizdeki destek eğitim odası mantığına benziyor biraz. normalde kendi sınıflarında eğitim gören öğrenciler, ihtiyaç duydukları derslerde bu sınıflarda ek eğitim alabiliyor.

* özel eğitim sınıflarında öğretmen ve asistan bir arada görev yapıyor. normal sınıfta eğitim gören özel eğitim ihtiyaçlı çocuğun yanında da ona destek için özel eğitim öğretmeni bulunabiliyor. aslında her şey ihtiyaca göre belirleniyor.



* okullarda özel eğitim uygulamalarının nasıl olacağına, okul karar verebiliyor (müdür öğretmenler ile toplantı yaparak kararlar alıyor). yani bizdeki gibi standart-tek tip uygulamalar yok. okullar özerk. ve yaptıkları farklı yararlı uygulamalar ile öne çıkmaya çalışıyorlar.

* üstün zekalılar için okullarda, sınıflarda ne tür uygulamalar olduğunu sorduğumuzda özel bir uygulamalarının olmadığını öğreniyoruz. "biz sadece kimse geride kalmasın derdindeyiz. geride kalanları yukarı çekmeye çalışıyoruz." diye cevap alıyoruz. sanıyorum zaten yeteneklerine göre ilerleme imkanları olduğu için daha da ayrıcalıklı bir şey yapmaya gerek kalmıyor. mesela bu okulda da yeteneklere göre müzik, ingilizce ve spor sınıfları var.



* okul müdürü ile sohbet ederken ülkedeki özel eğitim uygulamaları ile ilgili bilgiler alıyoruz. ağır düzeyde farklı gelişen çocuklar için ailelerinden ayrı kalabilecekleri (sosyal hizmetler gibi) ve bakılabilecekleri kurumlar mevcut.

* bu okula haftada iki defa sosyal çalışmacı, bir defa da doktor geliyor. okulda bulunduğu gün tarama ya da hasta çocuk varsa ilgilenme işini yapıyor. aynı doktor bölgedeki 5 okula bakıyormuş ve her gün bir okulda görev yapıyormuş. doktorlar özel sektörde iyi kazandıklarından çok fazla okulda çalışmayı tercih etmiyorlarmış.

* yine bu sohbet sırasında, hepimizin ağzını açık bırakan bir bilgi öğreniyoruz. tüm finlandiya'da tüm sağlık hizmetleri ücretsizmiş! sosyal devlet olmanın en temel göstergesi, vatandaşların ücretsiz sağlık hizmeti alabilmesi olmalı sanırım... bu noktada, aslında çok vergi ödendiğini ve bu nedenle aslında hiçbir şeyin de ücretsiz olmamış olduğunu söylüyor okul müdürü:) herkes maaşının %20'sini vergi olarak veriyormuş.

* okul danışmanı ile de tanışıyoruz. daha önceki okullardaki gibi, ruhsal/ psikolojik durumlarla ilgilenmediğini, sadece eğitsel ve mesleki rehberlik yaptığını öğreniyoruz.





okulu gezip öğle yemeğimizi yedikten sonra, bir toplantı odasında eğitim sistemi hakkında sohbete devam ediyoruz okul müdürü ile ve bu sohbette öğrendiklerimiz de şu şekilde:


* okullar haziran temmuz ve ağustosun yarısında tatil. ayrıca okul döneminde de noel haricinde bir haftalık tatil daha var. sömestrları/ dönemleri düzenlemek yine belediyenin yetkisinde.


* tatil döneminde öğretmen maaşı değişmiyor. temmuzda bir maaş ikramiye alınıyor.

* özel eğitim öğretmenleri -bizdeki gibi- çok az daha fazla maaş alıyor.

* okullar açılmadan önce 3 günlük hazırlık dönemi var (bizdeki seminer dönemi gibi).

* okul müdürü mottosunun "mutlu öğretmen=mutlu çocuk" olduğunu ve öğretmenlerin tükenmişlik yaşamasının önüne geçmek için motivasyon artırmaya yönelik etkinlikler düzenlediğini dile getiriyor. (spor faaliyetleri, dağ evi...)

bu okulla vedalaşıp, biraz kırsal, dağlık bir alandaki bir okula ziyarete gidiyoruz. 
burası 22 öğrencisi olan temel eğitim düzeyinde (ilkokul+ortaokul) bir okul. okulun devam etmesi için mevcudu en az 15 olmalıymış. 
bu okulda beni en çok etkileyen şey ise şu oldu:
bir köy okulu düşünün. sadece 22 öğrencisi var. ama bu okulun bile piyanosu, diğer müzik aletleri ve spor salonu var... (söylemeyi unutmuş olabilirim. her okulda vardı piyano, stüdyo ve enstrümanlar ve tabi ki spor salonları).


bu okul hakkında da bilgi aldıktan sonra biraz da eğlenmek için koli milli parkı'na gittik. burası prelinen gölü'nü panoromik olarak izleyebileceğiniz dağlık bir alan. 


teleferik ile de güzel bir tur yapabiliyorsunuz. 


biz nisan ayında karda pek bir eğlendik:) 


akşam otelde dans gecesi vardı. oldukça yoğun katılımlı orta yaş ve üstü çiftler çalınan farklı tür müziklerde dans ettiler. her birinin modern dansları böyle güzel yapabiliyor oluşu da eğitim sistemlerinin bir başarısıydı sanırım... bizde kaçımız dans etmeyi biliyoruz sahi? hadi modern dans olmasın, kendi folklörümüzün oyunlarını kaçımız biliyoruz? okullarımızda öğretilemez mi oysa...

dans etmeyi bilmediğimiz için bir süre izleyip, bunca gündür zaman ayıramadığımız sauna/fin hamamını denemeye karar verdik. fince bir kelime olan sauna dünyanın her yerinde bu haliyle kullanılıyormuş. finliler pek önemsiyor saunayı. hemen hemen her evde varmış. çok sağlıklı olduğuna inandıklarından oldukça sık kullanılıyormuş ailece. otelimizde de vardı. gerçekten rahatlamak ve dinlenmek için birebir olduğunu söyleyebilirim! saunadan yenilenmiş hissederek çıktım adeta;)

devam edecek...

Pazar, Mart 20, 2016

finlandiya 3- joensuu ikinci gün

kursun ikinci günü (31.03.2015 salı)
kursumuzun ikinci gününde esa bizi yine otelimizden alıyor. programımızın ilk adımı pataluodon koulu (pataluoto comprehensive school) isminde ortaokul düzeyinde bir okulu ziyaret etmek.
okulda bizimle müdür yardımcısı eli ilgileniyor. öncelikle bir odada okul hakkında genel bilgiler alıyoruz, sonrasında okulu gezerek bilgilerimizi pekiştiriyoruz.


okul hakkında genel bilgiler şu şekilde:
*burası 7.-9. sınıflar arası eğitim veren bir okul, yani öğrenciler 13 ile 15 yaş aralığında.
*okulun önemli özelliklerinden biri finlandiya'da drama eğitimi veren tek okul olması. diğer okullarda da farklı yetenek alanlarına göre oluşturulan farklı sınıflar var (matematik sınıfı, biyoloji sınıfı, sanat sınıfı vb).
*okulda ayrıca spor sınıfı da var. drama ve spor sınıflarına kaydolabilmek için, öğrencilerin bir değerlendirmeden geçmeleri gerekiyor.
*okul ayrıca, özel gereksinimli öğrenciler için oluşturdukları esnek ve öğrenci dostu programlarla ünlü. en fazla 8-10 öğrenciden oluşan özel eğitim sınıfları var. öğretmen hariç, 15 asistan mevcut.
özel eğitim uygulamalarının mümkün olduğunca genel eğitimin içinde devam ettirilmesi uygun görülüyor. ancak ağır zihinsel veya bedensel engelliler için joensuu'da bir okul var.
engelliler 16 yaşında emekli olabiliyor ve imkanlardan yararlanabiliyor.
aile engelli birey için verilen parayı onun aktivitelerine harcamak zorunda, 5 defa aktiviteye gidilmeme durumunda ücret kesilebiliyor.
*okula kaydolan göçmen öğrenciler için hazırlık sınıfı mevcut. okuldaki 480 öğrencinin, %10'u göçmen.


*okulun bir hemşiresi var, ayrıca haftada 1 gün doktor, haftada 2 gün sosyal çalışmacı ve yine haftada 2 gün psikolog ziyaret ediyor. ayrıca okulda zaten öğrenci danışmanı görev yapıyor. öğrenci danışmanı daha çok eğitim ve kariyer danışmanlığı görevini üstlenirken, daha bireysel zorluklarla psikolog ya da sosyal çalışmacı ilgileniyor.
*okulda serbest zamanlar için etkinlikler var, öğrenciler ilgilerine göre katılabiliyorlar. (bizdeki gibi boş derste 40 çocuk sınıfa tıkılıp "kendinize ilgilenecek bir şey bulun, dışarı çıkmayın, ses yapmayın" denmiyor yani:/)
*ayrıca yılda iki defa camping isminde etkinlik düzenleniyor. şehir tiyatrosu, senfoni orkestrası ve müzelerle işbirliği halinde sanat ve kültür etkinlikleri, spor günleri düzenleniyor.
*sınıf mevcutları maksimum 24-25 öğrenci. haftalık ders saati 30. dersler 45 dakika.
*ortaokul zorunlu eğitim kapsamında olduğu için kitapları okul veriyor.
*ayrıca her okulun yemekhanesi var ve zorunlu eğitim düzeyinde öğle yemeği ücretsiz.
*öğrenciler de öğretmenler de okula girdiklerinde ayakkabılarını çıkarıyor ve okulda terlik/çorap ile dolaşıyor. yerden ısıtma sistemi sayesinde yerler sıcacık. giyim elbette serbest! küpeli ve parmak arası terlikli müdürler bizde imkansız olsa da orada çok normal...


*sınıflar branşa göre düzenleniyor ve ders programlarına göre dersin sınıfında alıyor dersi öğrenciler. uygulamalı eğitim sistemleri beni gerçekten çok etkiledi. ev ekonomisi sınıfı (yemek pişiriyorlardı), kimya sınıfı, fizik sınıfı, tekstil sınıfı (dikiş dikiyorlardı), ağaç- metal sınıfı (bildiğin marangozluk eğitimi) ve normal sınıf (dil eğitimine denk geldik) dışında göçmen hazırlık sınıfını, özel eğitim sınıfını ziyaret ettik. 


girdiğimiz her sınıfta öğrenciler son derece sessizdi ve derse ilgi gösteriyordu.


*öğretmenler odasını da ziyaret ettik. öğretmenler odasında mutfak da var. herkes kendi çayını, kahvesini kendi demliyor. (ziyaret ettiğimiz her okulda bunun böyle olduğunu gördük) dikkatimizi çeken bir diğer nokta da öğretmenler odasında ayaklı tahta olması ve haftanın planının yazıyor olması oldu. her pazartesi sabahı tüm öğretmenler toplanıp haftanın planını, önemli etkinlikleri konuşuyorlarmış. böylece kurum içi iletişim sıcak bir biçimde sağlanmış oluyormuş.

okulu gezdikten sonra oradan ayrılıp otele döndük ve otelin toplantı odasında esa bizlere farklı, yeni, güncel okullar ve eğitim projeleri hakkında bir sunum yaptı.
hem ziyaret ettiğimiz 2 okuldaki gözlemlerimi hem de esa'nın  iki gündür bizimle paylaştığı bilgileri düşündüğümde finlandiya eğitim sistemi hakkında kafamda oluşan izlenimleri not almışım defterime:

*ilk gözlemim kendi branşıma yönelik elbette... ülkemizde okullarda görev yapan pdr mezunları (psikolojik danışman ve rehber öğretmen) ne en tepedekiler ne okul idarecileri ne diğer öğretmenler ne veliler ne de öğrenciler tarafından tam olarak tanımlanabilmiş değil. ucu açık ve gücü sonsuzmuş gibi görünen görev tanımının yanı sıra yetkisi küçücük. ortalama 1000 kişilik okullarda tek başına çırpınıp, takdir göremeyip yetersizlik duygularıyla tükenmişlik yaşamakta çoğu meslektaşım. 
finlandiya'daki okullarda ise öğrenci danışmanı olarak tanımlanıp, sadece öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini tespit edip yönlendirme görevi var. öğrencilerin davranış problemleri ile, arkadaşlık problemleri ile, ailevi problemleri ile sosyal çalışmacı ya da psikolog ilgileniyor.
*öğrenci öğretmen ilişkileri son derece sıcak ve hiyerarşisiz. 


*herkes kendi işini kendi yapıyor. örneğin yemekhanede tabak kıran 13 yaşındaki çocuk gidip süpürge faraşı alıp kendi temizleyebiliyor. yine atölyelerde küçücük öğrenciler dikiş makineleri, ocaklar, testereler ile rahatlıkla çalışabiliyor. böylelikle çocuk yaştan yaşam becerileri ve sorumluluk duygusu kazandırılmış oluyor sanırım.



*sıralarını beklemeleri beni inanılmaz etkiledi. bizim kantinlerdeki itiş kakış kesinlikle yok. herkes sıraya girip sakince yemeğini alıyor. öz denetimleri hayranlık uyandırıcı!
*bizde kimi okullarda kapılar, merdivenler bile ayrıştırılırken, finlandiya'da öğrenci ve öğretmenler için ayrı tuvaletler yok.
*5 milyon nüfuslu finlandiya'yı 80 milyonluk türkiye ile karşılaştırmak neresinden baksan uygun değil belki de... velhasıl orada insan az, imkan bol. 
bizde ise tam tersi... belki de bu nedenle, herkes birbirini geçme/ezme derdinde...

devam edecek...